# Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.: 565)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bülent Arınç (AK Parti, Manisa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim
- **Tarih:** 7 Aralık 2010
- **Gündem:** TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.: 565)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bulent-arinc-23-2010-12-07-turk-ceza-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-s-s-565

> Bülent Arınç (AK Parti), 7 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.: 565)); konuşma 1.139 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinize saygılar sunuyorum, iyi akşamlar diliyorum.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Veysi Kaynak’ın teklifini görüşüyoruz. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifidir.

Teklifin tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunu temsilen Sayın Ünlütepe, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunu temsilen Sayın Yalçın, -BDP’ye birden ne diyeceğimi bilemedim, çok özür diliyorum- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına…

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – “Barış” deyin Başkan, yeterli.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – “Bağımsız” diye geldi aklıma da çok özür diliyorum. Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına…

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Biz bağımsızız, özgürüz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) - …Sayın Geylani ve AK PARTİ Grubu adına Sayın Köylü’nün konuşmalarını dinledim, notlarımı aldım, şahsı adına konuşmalarda da Sayın Şandır’ın konuşmalarını dikkatle takip ettim.

Teknik olarak sadece birkaç konu üzerinde bilgi sunmak istiyorum, bu yüzden söz aldım, vaktinizi de fazla almayacağım. Öncelikle, görüşlerini ifade eden tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Bir kanun teklifidir. İç Tüzük’ümüz gereğince bütün milletvekillerimizin herhangi bir konuda teklif vermesi ve bunun yasalaşması mümkündür, bunun örnekleri de çok görülmüştür. Dolayısıyla olaya ön yargılı yaklaşmak yerine, teknik detayları üzerinde durmak ve şüphesiz, bu kanun teklifiyle ilgili başka bağlantılar varsa onları da burada konuşmak mümkündür.

Ben, özellikle şuna teşekkür ediyorum: Yolsuzluk konusu üzerinde bütün arkadaşlarımız durdular. Yolsuzluk bir felakettir, bir kanserdir, bir toplumu batırabilir, buna karşı olmak da her yurttaşın, özellikle her siyasetçinin de görevidir. Dolayısıyla ben şahsım adına şöyle düşünüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi yolsuzluğa düşmandır, yolsuzlukla mücadele eder ve etmesi gerekir, buna saygı duyuyorum. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak yolsuzlukla mücadele edilmesi gerektiğini söylüyorlar, buna gönülden inanıyorum. Bu da bizim bir hayat görüşümüzdür, dünya görüşümüzdür, bir yaşam biçimimizdir. Yolsuzluğa karşı olmamak mümkün değildir. Ben, Barış ve Demokrasi Partisi Grubundan da aynı hassasiyeti yaşadıklarını çok iyi biliyorum. Ama sayın milletvekillerimiz, şuna da emin olun ki: Temsil ettiğim Hükûmetim ve Grubum adına da, AK PARTİ yolsuzluklarla mücadeleyi esas ve ilke edinmiş bir siyasi partidir, kuruluşundan bu yana, yolsuzluk, yasaklar ve yokluklar konusunda mücadeleyi esas almış bir siyasi partidir. Eleştirebilirsiniz, her şeyi söyleyebilirsiniz ama tüm partileri kapsayacak bir biçimde, inanıyorum ki her vatandaşımızın, her yurttaşımızın, vicdan sahibi, ahlak sahibi olan herkesin ve özellikle siyasetçilerin yolsuzluk karşısında duyarlı olması ve onunla mücadele için bütün argümanlarını kullanması gerekir. Ben, buradaki konuşmalarda buna dikkat çekilmesine özellikle teşekkür ediyorum ve arkadaşlarımı kutluyorum.

Şimdi, Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde yer alan bir hususu yeniden düzenliyoruz. “Örtülü af” denildi, “Ayıplı bir teklif” denildi. Bunun değerlendirilmesini Genel Kurula bırakıyorum ama yaptığımız iş bugüne kadar yaptıklarımızdan farklı değildir. Şu anlamda: Yani yasayı yapıyoruz, millet adına bu yetkiyi kullanıyoruz. Sayın Şandır gayet güzel söylediler: “2005’te bu Ceza Kanunu’nun tümü değiştirilirken keşke bugün savunulan veya teklife konu olan hususlar da dikkate alınsaydı. Madem almadınız, şimdi hangi sebepler ortaya çıktı da bunu değiştiriyorsunuz?” Bunun mutlaka makul bir cevabı olmalı ama yaptığımız iş, bir kanunun bir maddesinde değişikliğe gitmektir. Biz üç şey yapabiliriz. Ya o maddeyi tamamen ortadan kaldırabiliriz, 257’nin karşısında “mülga” diye yazabilir –bazı kanunlarda yaptığımız gibi- bazen değiştirebiliriz, değişiklik işlenir, bazen de cezaları artırabiliriz veya eksiltebiliriz. Yani bütün bunları yapmak yasama organı olarak bizim görevimizdir, bunun dışına da çıkmadığımızı düşünüyorum.

Şimdi, hepimiz, en azından avukatlık yapan arkadaşlarım çok iyi bilir ki mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun bazı maddeleri, görevi ihmal, görevi kötüye kullanmak gibi unsurları içinde taşıyordu. Türk Ceza Kanunu’nun -mülga olanı kastediyorum- 230’uncu maddesi görevi ihmal idi. Yani o zaman memurlar için, yeni kanunda da kamu görevlileri için tayin edilmiş bazı maddeler vardı. Bunlardan birisi 230, ihmal, yani daha hafif. İkincisi, 240’ıncı madde idi, görevi kötüye kullanmak veya suistimal. Bir de 228’inci madde vardı -tam başlığı doğru okuyabilmek için notuma bakıyorum- kişilere karşı keyfî ve sert muamele. Bir de 212’nci maddenin birinci fıkrasında, basit rüşvet alma suçları tanımlanıyordu. Yeni kanunumuzun, yani 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun bu 257’nci maddesi, bu hemen hemen dört maddeyi içeren ortak bir tanımlamaya gitti. Şimdi bu tanımlamada birincisi, kazanç mı, menfaat mi, onda bir değişikliğe gidiyoruz; ikincisi, birinci, ikinci, üçüncü fıkralardaki ceza hadleri konusunda da bir değişiklik yapmaya çalışıyoruz. Bunun şu veya bu şahısla ilintili olduğu, şu veya bu şahısları korumak amacına yöneldiği söylenebilir şüphesiz ama -sorular kısmında soracağınızı tahmin ettiğim için cevaplarını masamda bıraktım ama not şudur önümde- bütün kamu görevlileri, Kanun’un sanıyorum 6’ncı veya 7’nci maddesinde tadat edilirken çok geniş bir anlama kavuşturulmuş. Diyelim ki şu anda 2 milyon kamu görevlisi var, yani tam rakamı size 1 milyon 800 gibi falan ifade edemeyeceğim. Baktım, 2008 sonu itibarıyla 257’nci maddeye aykırılıktan açılan dava sayısı 11 bin civarında. Ondan önce 10 bin, belki sonra 12 bin civarında olmuş. Yani 2 milyon kamu görevlisi için açılan dava sayısı 10 bin, 12 bin, diyelim ki 15 bin civarında ise... Yani yaptığımız düzenleme, en azından, binleri ilgilendirecek bir düzenlemedir. Dolayısıyla, belli bir şahsa odaklanarak “O kişi hakkında özel bir kanun çıkarılıyor.” demek çok haklı sayılmaz kanaatimi ifade ediyorum.

Şimdi, burada yaptığımız nedir? Bir defa, bir: “Menfaat” ve “kazanç” sözcüğünde değişikliğe gidiyoruz. O da Yargıtayın bazı içtihatlarından kaynaklanıyor. “Menfaat”i daha geniş anlamda kabul eden Yargıtay kararları var, “kazanç”ı hapseden Yargıtay kararları var. Aslında, yaptığımız değişiklikle, kanunun uygulanmasında biraz daha genişleme ifade ederek, maddi karşılık olmasa bile menfaat sayılabilecek şeylerin de bu suçu oluşturabileceği konusuna geliyoruz.

İkincisi: Burada, şüphesiz, maddelerdeki ceza hadlerinde değişiklikler var.

Değerli arkadaşlarım, bu af niteliğinde olsa herkesi belki sonuçları itibarıyla kurtarmış olacak veya suçu artık cezasız bırakmış olacak. Hâlbuki, biz, bunların, üçüncü fıkra hariç diğer fıkralarında ceza hadlerini azaltıyoruz. Bir “ceza adaleti”, bir “ceza sosyolojisi”, bir “ceza ekonomisi” denen şey var. Bunları hepimiz tayin edebiliriz. O hâle gelir ki Türkiye’deki bir maddenin uygulaması, uygulamadan doğan bazı sebepler ceza hadlerini artırmamızı gerektirebilir, yine uygulamadan doğan bazı eksikliklerde “Bu konuda hadleri şu noktaya getirelim.” demek ihtiyacını duyabilir. Şimdi hazırlık hâlinde olduğu için ifade edeyim. Adalet Bakanı değilim -bu meselede beni görevlendirdiler. HSYK görüşmeleri başlarsa… Sayın Bakan programını ona göre yapmış- ama konuyu biliyorum. Bildiğim şey şudur: Ceza hadlerinde değişiklik yapmak af niteliğinde değildir. Şunu çok iyi biliyorsunuz: “Sanığın lehine olan hükümler uygulanacaktır.” Bu hükmü biz getirmedik, bu geçmişten bu yana var. Mesela, biz telefon dinlemeler konusunda büyük bir sorumsuzluk yaşandığını görüyoruz. Yasal dinlemelerin ötesinde, herkesin eline geçirdiği kanunsuz birtakım imkânlarla insanların özel hayatlarına, kişilik haklarına tecavüz ettiğini görüyoruz ve elimizdeki yasa değişikliğiyle buna ilişkin Türk Ceza Kanunu’ndaki cezaları artırıcı bir hazırlık yaptık. Bütçe dolayısıyla belki ocağa kadar gelemeyecek. Yani şunu söylemek istiyorum: İhtiyaç o noktaya gelir ki bir toplumsal ihtiyaç olarak ceza hadlerinde yükselme yapabilirsiniz, artırabilirsiniz, suçun unsurlarını değiştirebilirsiniz. Burada da yaptığımız, bir tanımlamadaki değişiklikle beraber ceza hadlerini bir noktadan bir noktaya kadar çıkarabilmektir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Vicdanınız rahat mı Sayın Bülent Bey? Vicdanınız rahat mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sayın Genç, söyleyeceğim, söyleyeceğim, teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Vicdanınız rahat mı?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Ama lütfen konuşmamı tamamlayayım müsaade ederseniz, soru kısmı da var.

---

**Kaynak gösterme:** Bülent Arınç (AK Parti, Manisa). “Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.: 565)”. TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim tutanağı, 7 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bulent-arinc-23-2010-12-07-turk-ceza-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-s-s-565 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
