# Genel Kurul konuşması

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bülent Baratalı (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim
- **Tarih:** 8 Temmuz 2004
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bulent-baratali-22-2004-07-08

> Bülent Baratalı (CHP), 8 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.215 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Belediye Kanunu Tasarısının 76 ncı maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; sizleri, Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın içeriğine girmeden, bir memnuniyetimi ve bir mutluluğumu burada ifade etmek istiyorum. Çünkü, Belediye Kanunu Tasarısının 76 ncı maddesindeki "kent konseyleri" anlayışı, bu kavram, bu düzenleme, bizim ve Ege Bölgesinde benimle beraber belediye başkanlığı yapan çok değerli arkadaşlarım, ki, şimdi onlar da burada milletvekili, birisi Aliağa eski Belediye Başkanı Sayın Hakkı Ülkü, diğer arkadaşım Çanakkale eski Belediye Başkanı Sayın İsmail Özay ve ben; Cumhuriyet Halk Partisinin sosyal demokrat belediyecilik anlayışı içeriğinde 1970'li yıllardan sonra, 2000'li yıllara kadar katılımcılığı, halka dönük belediyeciliği, sosyal demokrat belediyeciliği, kendi yönettiğimiz belediyelerde, beldelerde uygulamış, yerel halkı ilgilendiren, daha doğrusu hemşeri hukukunu ilgilendiren konularda, kararlarda halkımızın görüşlerini, daha kararların alınması ve oluşması aşamasında, uygulanması aşamasında aramış ve bugün görüştüğümüz 76 ncı maddeyi başarıyla uygulamış olan belediye başkanlarıydık. Şimdi size göstermekte olduğum Urla Kent Senatosu adı altındaki bu düzenleme 1997 tarihlidir. Aliağa Belediyesindeki adı Kent Meclisidir; ama daha değişik uygulama Çanakkale Belediyemizde yapılmıştır. Özellikle imar rantlarının dağıtılmasında kamuyu korumak, kollamak, bu rantların kişisel olarak iktisabını önlemek için Sayın Özay bu uygulamalarında, imar değişikliği içeren bütün teklifleri aylar önce bütün hemşerilere dağıtmış, onların görüşünü almış ve gereksiz ve sebepsiz zenginleşmeleri, kent aleyhine olan bütün zenginleşmeleri, böylece önlemiştir.

Aliağa Belediyesinde alınan ve alınacak olan bütün kararlar, daha önceleri, kentin bütün mahallelerinde, meydanlarında, parklarında, bahçelerinde, hemşerinin görebileceği, değerlendirebileceği, katkı koyabileceği bir şekilde asılmış, dağıtılmış ve muhakkak, hemşerinin onayı alınmıştır.

Gerçi, bizler, bu yaptığımız "kent konseyi", "kent senatosu", "kent meclisi" adı altındaki uygulamalardan dolayı, o zamanlar, İçişleri Bakanlığına kadar gitmek istemiyorum ama, kaymakamların ve valilerin soruşturma tehditleri altında, kendimizi epeyce hazırlamıştık; yavaş yavaş da, bunlar böyle olmaz, bunları, muhakkak, Dernekler Kanununa göre bir yönetmeliğe, hukukî mevzuata uygun bir düzenlemeye kavuşturmanız gerekir demişlerdi; ama, biz, bunları yapmadık, elimize bunların yönetmeliklerini alarak devlete gitmedik, dedik ki, bu bir halk hareketidir, herhangi bir dernekle ilişkisi yoktur ve Dernekler Kanununa tabi herhangi bir kurumu kurmadık. Bu anlattığım kurumlar, bugün, bizim gibi düşünmeyen siyasetçilerin, sağ jargonda siyaset yapan arkadaşlarımızın elinde -Çanakkale hariç olmak üzere- hâlâ daha işlevini görmekte ve kullanılmaktadır. Bunu ifade etmek istiyorum.

Anlatmak istediğim diğer konu: Şu gösterdiğim belge, Cumhuriyet Halk Partisinin 1999 yerel seçimlerine girerken yayımladığı, halka verdiği bir sözdür, bir beyannamedir; bunun "Katılımcı Demokratik Belediyeciliği Hayata Geçireceğiz" bölümünün paragraf başlığı altında "yerel yönetimlerin, o bölgedeki sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının ve iş çevrelerinin katılımıyla kent konseyleri kuracağız" şeklinde bir vaadi, halka verdiği bir söz de bulunmaktadır. Aradan beş altı yıl geçmiş olmasına karşın, bu düşüncelerin Parlamentoda görüşülmesi ve Belediyeler Kanunu Tasarısının bir maddesi olarak önümüze çıkması, bizi -başta söylediğim gibi- mutlu etmiştir.

Çok değerli arkadaşlarım, kent konseyleri, katılımcı demokrasinin getirdiği bir olgudur.

Katılımcı demokrasi ne demektir; katılımcı demokrasi, diğer iki demokrasi şeklinden ayrı, yani, doğrudan demokrasi ile temsilî demokrasi arasında bir kavramdır. Bu kavram, sivil toplum örgütlerinin güçlendiği, meslek odalarının güçlendiği, non governmental organization dediğimiz, hükümetdışı kuruluşların, hükümetdışı kurumların büyük sayısal çoğunluklara geldiği Batı demokrasilerinde ve Amerika demokrasisinde oluşmaya başlamasından itibaren ortaya çıkan bir kavramdır.

Hepimizin bildiği gibi, doğrudan demokrasi, eski Yunan sitelerinde ve ön Asya'da, Troya'da, Ayrai'de Eritrai'de, Klazomenai'de ve buna benzer İyon kentlerinde, halkın, sitenin bir meydanında, yönetenler ile yöneticilerin karşı karşıya gelerek, şehrin, sitenin sorunlarını yüz yüze, göz göze bakarak konuştuğu ve hallettiği bir demokrasi sistemidir. Şimdilerde kullanılmıyor; ama, Amerika'nın orta bölgelerinde, sanıyorum, nüfusları küçük olan beldelerde hâlâ daha doğrudan demokrasi yönteminin kullanıldığını bilmekteyiz.

Bunun dışındaki temsilî demokrasi ise, halkın, hemşerinin veya yurttaşın, belirli süreler için kendilerini yönetenleri seçtikleri, onları, işte Türkiye'de Ankara'ya milletvekili olarak gönderdikleri veya belediye başkanı seçtikleri yöneticileri, kendilerini temsilen, kendi haklarını, hukuklarını koruması için gönderdikleri ve temsilî, kendilerinin temsil edildiği bir şekildir; buna da temsilî demokrasi diyoruz. Temsilî demokrasi, zaman zaman, hemşeri yurttaş ile yöneticilerin, yönetenlerin aralarında mesafelerin oluştuğu, doğrudan bakışların koptuğu, zaman içerisinde birbirlerine artık yabancılaştıkları bir sistem olmuştur. O nedenle, arada, katılımcı demokrasi sistemi, kurumu gelmiş bulunmaktadır.

Biz de özerk, katılımcı, saydam, hesap verebilir, etkin bir yerel yönetim arıyoruz. Özerk yönetimi kurmaya çalışıyoruz; çünkü, kurmak zorundayız; çünkü, Anayasamızın 127 nci maddesi, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının ilgili maddeleri, özerk yerel yönetimlerin kurulmasını emrediyor; bunu da kabul etmişiz, Meclisten geçmiş.

Katılımcılığı sağlamaya çalışıyoruz; ama, bu tasarıyla katılımcılığın sağlanıp sağlanamadığı konusunda benim bir yerel yönetici olarak ciddî eleştirilerim var; bu eleştirilerimi önce Plan ve Bütçe Komisyonunda sonra da İl Özel İdareleri Yasası Tasarısı geçerken, bu kürsüden söyledim.

Katılımcılık diyoruz; ama, mahalle muhtarlarının il genel meclislerine ve belediye meclislerine katılmalarını engelledik; hem de nasıl engelledik; Plan ve Bütçe Komisyonunda Adalet ve Kalkınma Partisine mensup komisyon üyeleri tarafından verilen önergelerle engelledik. Niye engelledik; salonlar küçüktür, toplantının disiplini sağlanamaz diye. Ne yaptık; bunları ihtisas komisyonlarında değerlendirmeye çalıştık. Yani, katılımcı dediğimiz, bu "non governmental organization" kavramındaki kuruluşlar, sivil toplum örgütleri, meslek odaları, muhtarlar, il genel meclislerine ve belediye meclislerine katılamayacaklar; ihtisas komisyonlarına katılabilecekler, söz söyleyebilecekler. Bunu, katılımcı demokrasi açısından doğru bulmuyorum. Özellikle muhtarlarımızın tümünün, beş yıllık bir dönem süresi içerisinde ve her dönem beşte 1'i olmak üzere, bu tür meclislere katılarak sözlerini, duyduklarını, kent hakkındaki kararlarını, düşüncelerini oralarda söylemeleri ve kararların oluşmasına etkin şekilde katılmaları gerekir diye düşünüyorum. Belki, Belediye Kanunu Tasarısında bunu düzeltebileceğiz veya büyükşehir belediyeleriyle ilgili tasarıya koyarak bunu yapabiliriz.

Sayın milletvekilleri, IULA'nın (Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği) ve 1992 senesinde, hepimizin bildiği gibi, Rio'da yapılan çeşitli konferansların sonucunda bu kavramlar, katılımcı demokrasi ortaya çıkmıştır. Daha çok çevre duyarlılığının geliştiği zamanlarda ve 1990'lı yıllarda, Vancouver'da yapılan çeşitli toplantılarda, yurttaşlar, artık temsili demokrasinin kendilerine yetmediğini, temsilî demokrasinin bir yabancılaşma süreci başlattığını söylemişler, bunun arasındaki bir sistem olarak katılımcı demokrasiyi önermişler ve istemişlerdir; bu konuda kararlar da alınmıştır. Hepimizin bildiği gibi, sürdürülebilirlik kavramı da, 1992 senesinde, Rio'da alınmıştır. Bunlar doğru kavramlardır. Katılımcılık, saydamlık, özerk, etkin, saydam yerel yönetimler, etkin yönetimler; bunları hep doğru biliyoruz ve doğru buluyoruz; ama, bütün bunlar, başta söylediğim gibi, 1970'li yılların sonlarında başlayan sosyal demokrat belediyecilik anlayışı içerisinde, Cumhuriyet Halk Partisinin bütün düşüncelerinde, bütün yazılı metinlerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin 1992 Programında ve Cumhuriyet Halk Partisinin temel tercihlerinde ve ideolojilerinde bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, kent konseyinde, kentin konularını hemşerilere tartışma fırsatı vereceğiz; ama, bakın, katılım konusunda iki önemli kurumu, biz, bu yerel yönetim tasarılarına eklemeyi, ya unuttuk ya getirmedik ya da bizim bu konudaki bütün önerilerimiz, çeşitli kurumlarda, komisyonlarda reddedildi.

Bunlardan bir tanesi, geri çağırma kurumudur. Bütün çağdaş demokrasilerde, geri çağırma kurumu düzenlenmiştir; yani, sizler, belirli süre için seçtiğiniz yöneticinin artık görevini yapamadığını görürseniz hemşerileri olarak, bunun dürüst bir şekilde o beldeyi yönetmediğini görürseniz -Batılı demokrasilerde, çağdaş demokrasilerde- orada, hemşerilerin belirli bir bölümünün -üçte 1'inin, üçte 2'sinin gibi- imzaladığı bu geri çağırma konumunda, isterseniz, beş yıl için seçtiğiniz belediye başkanını ikinci yılın sonunda geri çağırabilirsiniz. Bunu koyamadık buralara değerli arkadaşlar.

İkincisi, referandumu, bu yerel yönetim yasalarına derc edemedik, koyamadık. Bunun da çok büyük bir sakınca getirdiğini düşünüyorum. Referandum konusunda bazı çevrelerin çok hassasiyeti olabilir; referandum, bazı çevreler için, hemen başvurulabilecek bir argüman olmayabilir; ama, çağdaş demokrasilerin en başında referandum kurumu gelmektedir.

Halk için bir şey yapmak istiyorsanız, kent için bir şey yapmak istiyorsanız, bunu, halkın, sizi oraya getiren insanların, seçim yapan insanların, seçim yapma becerisini gösteren, kurumları kuran, parlamentoları kuran, belediyeleri, meclisleri kuran insanların bu hakkını da elinden almamamız gerektiğini düşünüyorum.

Belki referandum olabilseydi, belki geri çağırma olabilseydi, buna benzer çeşitli kurumlarla bu yasaları donatabilseydik; umuyorum ve diliyorum ve biliyorum ki, Türkiye, beldeler, daha iyi yönetilebilirdi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Bülent Baratalı (CHP, İzmir). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bulent-baratali-22-2004-07-08 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
