# 657 sayılı devlet memurları kanununa bir ek geçici madde eklenmesine dair kan.tekl.(ss:736)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bülent Baratalı (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim
- **Tarih:** 2 Şubat 2005
- **Gündem:** 657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNUNA BİR EK GEÇİCİ MADDE EKLENMESİNE DAİR KAN.TEKL.(SS:736)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bulent-baratali-22-2005-02-02-657-sayili-devlet-memurlari-kanununa-bir-ek-gecici-madde-eklenmesine-d

> Bülent Baratalı (CHP), 2 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNUNA BİR EK GEÇİCİ MADDE EKLENMESİNE DAİR KAN.TEKL.(SS:736)); konuşma 2.092 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerine Bir Derece Verilmesi Hakkındaki Kanun Teklifi üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini aktarmak üzere söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına, Yüce Parlamentoya saygılarımı sunuyorum; ancak, izniniz olursa, bu konuya girmeden önce, üç dört gündür yazılı ve görsel medyada çıkan ve İzmir Milletvekili olmam nedeniyle beni de ilgilendiren, daha doğrusu Urla'nın eski belediye başkanı olmam nedeniyle beni de ilgilendiren bir konu hakkında Parlamentoya bilgi vermek istiyorum.

Bu konu, Urla İlçesinin Barbaros Köyünde bir vakıf tarafından kimsesiz çocuklar için kurulan köyde meydana gelen uygunsuz davranışlar ve taciz olaylarıdır. Sanıyorum duyarlı milletvekillerimiz olarak sizler de bu konuya vâkıfsınız; ama, olayın başından ve bugüne kadar o köyün yapılmasında emeği geçen bir insan olarak bir iki şey söylemek istiyorum.

Bu köy, Urla'nın Barbaros Köyünde 18 dönüm üzerine kurulmuştur. Kışla tipi mekânlardan çok, tek tek evlerden oluşmuş, ayrı, birleşik mekânları olmayan ve her köyde bir bakıcı anne etrafında oluşan çocukların bir aile ortamında yaşaması için kurulmuş olan bir köydür. Bir vakıf tarafın-

(x) 736 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

dan yapılmıştır, devletin de önemli hizmetleri vardır. 1997 yılında yapılan bu köy, bugüne değin çok güzel yönetilmesine karşın, bundan iki sene kadar önce olumsuz olaylar başlamış ve bu olaylar, dahiliye memurlarına bildirildiği halde, ilgili ve yetkililere bildirildiği halde bugüne kadar gelmiştir. Neler olmuştur o köylerde; maalesef -savcıyla yaptığım konuşmalardan sonra- orada devlete bırakılmış olan bizim çocuklarımızın kız ve erkek farkı gözetmeksizin önemli bir bölümü tacizle karşı karşıya gelmiştir. Önemli bir olaydır. Bu konuda hepimiz üzülüyoruz. Bu bir sistem hatasıdır, bu bir genel ahlak hatasıdır. Bu köyün yapılış şeklinde herhangi bir kusur bulunmamaktadır.

Diğeri, "Barbaros Çocuk Köyü ve Urla" geçtiği için, orada bu konuda alınan hemşerilerimizin de yakınmaları vardır. Urla'nın Barbaros Köyü çok önemli bir köydür. Köyler biliyorsunuz eskiden küçük nüfuslu yerlerdi; ama, Barbaros Köyünün sadece Çanakkale'de 34 şehidi bulunmaktadır ve 35 000 köyde, sanıyorum, Çanakkale şehitleri için yapılan başka bir Çanakkale abidesi de yoktur diye biliyorum. Bilmiyorum Çanakkale milletvekillerimiz biliyorlar mı? O nedenle, buranın muhtarı ve köylü insanlarımız buraya sahip çıkmışlardır; olayların içinde bulunmamaktadırlar. Olayların akışını, bilgilerini, dahiliye memurunun oradaki en üst düzeydeki yetkilisine bildirmişlerdir. Bildirilmedi derlerse, dahiliye memurlarımız, kendilerine verilen dilekçeleri incelerlerse, Suat Taşkın ve 30 arkadaşının birbuçuk yıl önce verilen dilekçelerine bakabilirler.

Bu konuda Urlalılar hassastır, olayın içinde değillerdir. Barbaros Köyü hassastır, olayın içinde olmadıkları gibi, koruma, kollama, sahip çıkmayı, bugüne kadar şereflice yerine getirmişlerdir. Olay, tamamen dışarıdandır. Tutuklananlar arasında, tamamen orada görevli olan yetkililer ve Urla'nın dışından önemli insanlar bulunmaktadır. Sayın Valimiz konuyu büyük bir hassasiyetle takip etmektedir.

Dün Sayın İçişleri Bakanımızla görüştük. Sayın Bakanımız da, bugün, bu konuyla ilgili olarak iki müfettişin bölgeye gönderileceğini söylemiştir. Bu nedenle, belki medyada göremeyeceğimiz veya çeşitli şekillerde yazılmış olan haberleri burada düzeltiyorum. Burada, Urla Barbaros Köyünün şerefli insanlarının ve orada, Urla'da yaşayan şerefli insanların herhangi bir kusuru bulunmamaktadır. Yetkililerin ve ilgililerin, bu hassasiyet karşısında, bütün toplumu, bütün Türkiye'yi derinden üzen, çocuklarımızın düşürüldüğü bu durum karşısında gerekli işlemi yapacaklarından emin bulunuyorum ve kendilerine güveniyorum.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerine Bir Derece Verilmesi Hakkında Kanun Teklifi, Plan ve Bütçe Komisyonumuzda, her iki grubun kabul oylarıyla kabul edildi. Değerli milletvekili arkadaşlarımızın verdikleri bu kanun teklifleri, burada, tasarı haline getirildi, Plan ve Bütçe Komisyonundan geçti ve şimdi önümüzde durmaktadır.

Biz, 1979 ve 1991 senelerinde, memurlarımıza, kadrolarına bakmaksızın verdiğimiz bir dereceyi, şimdi de veriyoruz. Bu, geçmişte, 1979'da verilen derece "Ecevit derecesi" olarak biliniyor, 1991'deki "Yılmaz" veya "Özal" derecesi olarak biliniyor. Bu derecenin de ne derecesi olduğunun hep beraber adını koymamız lazım. Ben "Baykal derecesi" diyorum; ama, Salih Bey sanırım itiraz ediyor. "Erdoğan-Baykal derecesi" olarak, bu derecenin memurlarımıza iyilikler getirmesini diliyorum; ama, ne yazık ki, yine konuya, bütüncül olarak değil parçalı olarak yaklaştık. Türkiye Cumhuriyetinde en büyük düzenleme, biliyorsunuz, 1965'te yapıldı; ama, 1970 senesinde yürürlüğe giren, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunuydu.

Sayın Milletvekilleri, bu Kanuna, 120 defa, parçalı şekilde yaklaşıldı ve bu Kanun, böyle parçalana parçalana, değişik müdahaleler yapıla yapıla, artık aslı okunamaz bilinemez hale geldi; yani, büyük yardımlarla bu kanun okunabiliyor. Ben, belgeleri inceledim; 58 inci ve 59 uncu hükümetlerin acil eylem planında var. Şimdi, bu parçalı yaklaşımla ilgili olarak bir belge de okumak istiyorum. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin Bey, kendi Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı olarak neşrettiği bir kitabında, Türkiye'de Kamu Personel Rejiminin Yeniden Yapılanması Sempozyumunda aynen şöyle söylüyor: "58 inci cumhuriyet hükümetinin temel amacı, birkaç yıl içerisinde eklemeler ve değişikliklerle tanınmayacak hale gelebilecek, yeniden eleştiri ve tartışmalara yol açacak, günü kurtarmaya dönük düzenlemeler yerine, reformist, kalıcı bir temel metin oluşturmaktır. Acil eylem planında belirtildiği gibi bu hemen yapılacaktır."

Şimdi, ben, konuşmanın tarihine bakıyorum sayın milletvekilleri; Sayın Başbakan Yardımcımızın bu kitaba yazdığı önsözdeki tarih 22-23 Şubat 2003; yani, neredeyse iki seneyi geçiyor; ama, bu kanuna, hiçbir şekilde, kalıcı, reformist, düzenleyici, böyle devrim yapan, evrimi de geçen herhangi bir yaklaşımda bugüne kadar bulunamamış.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Çalışılıyor, gelecek...

BÜLENT BARATALI (Devamla) - İnşallah, inşallah...

Umuyorum, diliyorum, yarı ömrünü tamamlayan Parlamento, ömrünü tamamlamak üzereyken, 657 sayılı Kanunu da gözden geçirir; çünkü, kanunda çok büyük haksızlıklar var; unvanlarda büyük haksızlıklar var. Ben, unvanları size okumaya çalışacağım; bakın, Türkiye'de kaç çeşit memurluk var:

-Memurluk

-KİT memurluk tipi

I sayılı cetvel

III sayılı cetvel

4046 sayılı Yasa memurları

- Geleneksel sözleşmelilik

- Kadro karşılığı sözleşmelilik

- Piyasa tipi sözleşmelilik

- İşçilik,

- Geçici işçilik

- Kapsamdışı personel

399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi 9/1 sayılı personel

4046 sayılı Yasa personeli

- Kapsamiçi personel (KİT personeli)

399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname...

Ve böyle devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, bir defa, ikinci bir eleştiri de, devletin şişkin olduğu eleştirisidir -yani, kanun yaparken- çünkü, Sayın Abdullah Gül de, Sayın Devlet Bakanımızın konuşmasından sonra, aynen şunu söylüyor: "Hükümetimiz kurulduktan sonra bir şeye çok önem verdik, bunu sık da tekrarlıyorum. Yaptığımız işleri, sadece Meclisteki aritmetik çoğunluğa güvenerek yapmayacağız dedim. Yapacağımız işleri, büyük bir konsensüs oluşturacağız, diyalog oluşturacağız, sadece Meclisiçi ve Meclisdışı siyasî partilerle değil, sivil toplum örgütleriyle de işbirliği içinde yapacağız dedim. Zannediyorum, buna da dikkat ediyoruz."

Bu, tabiî, 2003 senesinin 23 Şubatında söylenmiş bir söz. Bu, çok ihlal edildi değerli arkadaşlar. Başta Kamu Yönetiminin Yeniden Yapılandırılması Kanunu, onun arkasından gelen İl Özel İdareleri Kanunu, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu ve Belediye Kanununda biz bu diyaloğu göremedik. Göremediğimiz için ve bizim dediklerimiz de dinlenilmediği için... Çünkü, 1950'lerde terk edilen Meclis üstünlüğü sistemi, Türkiye'de, maalesef, hâlâ daha bu Parlamentoda devam ediyor. Artık, 1950'lerde içine girmeye çalıştığımız Avrupa'da, anayasal üstünlük sistemi vardır. Bu Meclis üstünlüğü sistemi devam ettiği sürece değerli arkadaşlar, büyük emek vererek, karşılığında para alarak yaptığımız bütün bu yasama faaliyetleri, önce Sayın Cumhurbaşkanından, sonra da Anayasa Mahkemesinden tek tek geri dönüyor. Ben, bunu Belediye Kanunu geçerken burada söyledim.

Değerli arkadaşlar...

MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) - Anayasa...

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Anayasamız öyle... Siz, yeni bir Anayasa yapın, hâkimiyetin kimin, neresinde olduğuna siz karar verin; bizim, şu anda tabi olduğumuz Anayasa, 82 Anayasası da belli değerli arkadaşlar. Yani, sistemi değiştirmek istiyorsanız, önce, yasaları değil, "constitution" dediğimiz Anayasayı değiştirmeniz gerekiyor.

MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) - Siz söylediğinizin farkında değilsiniz; sistemle ilgisi yok.

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Elbette sistemle alakası yok; ama, ben, burada, Belediye Kanununun geçici 3 üncü maddesinde nitelikli çoğunluk aranır derken, siz itiraz ettiniz. Ne oldu; Anayasa Mahkemesinde şekil yönünden iptal edildi, belediyeler altı ay kaybetti sayın milletvekili; bunu söylemeye çalışıyorum ve çok iyi niyetle söylemeye çalışıyorum.

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) - Neyi söylemeye çalışıyorsunuz?

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Nasıl efendim?..

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) - Neyi söylüyorsunuz?

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Yani, olmadı efendim, kanun yürürlüğe girmedi. Büyükşehir Belediyeleri Kanunu yürürlükte, türev olan Belediyeler Kanunu yürürlükte değil. Böyle acı ve...

MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) - Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Elbette... Elbette... Bunu söyleyen Cumhuriyet Halk Partisi, biliyorsunuz, 1919'da. Yani, Sivas'ta "Bağımsızlık benim karakterim" diyen bir Genel Başkanın temsilcileriyiz biz burada değerli arkadaşlar.

Şimdi, madem, bazı şeyleri konsensüsle yapacağız, önce, bizim bazı konularda beraber olmamız gerekiyor. Bir; Türkiye'de devlet şişkindir ve memurlar merkezde toplanmıştır deniliyor arkadaşlar. Bu, çok doğru bir şey değil. Neden değil; istatistikler önümüzde. Türkiye'de, 2 750 000 sivil memur var, bunların da ancak yüzde 63'ü devlet memuru düzeyinde. Oysa, içine girmeye çalıştığımız Avrupa'da, daha çok kontinental Avrupa'da (kara Avrupasında) memurlarımızın sayısının 2 katı kadar bir fazlalık görüyoruz. Yani, bugün, en yakın örnek Fransa'da, bizim administrasyonunu aldığımız Fransa'da, bu sistem 4 800 000 memurdur. Onun için, devlet memurlarımıza bunları söylerken, biraz dikkatli olmamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bir de, bizim bu memurlara haksızlık yapmamamız gerekiyor her konuda. Memurların aldığı ücretlerde çok büyük adaletsizlikler vardır. Bunlardan bir tanesi, çok ilginçtir, size söylemeye çalışacağım; Gümrük Müsteşarlığında çalışan bir daktilograf ile Adalet Bakanlığında çalışan bir daktilografın maaşları arasında tam 2 misli fark vardır. Bakanlıklar arasında farklılıklar vardır; yani, Maliye Bakanlığında çalışan bir devlet memuru ile diğer bir bakanlıkta çalışan devlet memurunun aldığı ücret arasında, aynı işi yapmalarına karşın, çok büyük farklılıklar vardır. Eşit işe eşit ücret ilkesi, transnasyonel bir deyim olmasına karşın, Türkiye'de, maalesef, uygulanmamaktadır.

Bakın, memurlar nasıl ücret alıyorlar; tabanaylığı, gösterge aylığı, ek gösterge aylığı, kıdem aylığı, yanödeme aylığı, makam tazminatı, görev tazminatı, temsil tazminatı, lojman tazminatı, yabancı dil tazminatı, nöbet ücreti, fazla çalışma ücreti, nispî fazla çalışma ücreti, vekâlet ücreti, saat başı fazla çalışma ücreti ve bunun gibi.

Değerli arkadaşlar, bordroları yapan arkadaşlar bile, bunları büyük zorluklarla yapabiliyorlar. Demek ki, bizim devlet personel sistemimiz, artık işleyemez durumdadır, yeni bir düzenlemenin yapılmasına gerek vardır. Bunu nasıl yapacağız; konsensüsle yapacağız. Umarım, dilerim, bu konsensüsü sağlayabiliriz.

Değerli arkadaşlar, az önce size unvanları okumuştum. Ona, üzülerek, dört unvan daha eklemek durumundayım. Yani, vücut dilinden anlayan personel, vücut dilinden anlamayan personel, oligarşik yapıya mensup personel, oligarşik olmayan yapıya mensup personel diye de, unvanlara, Parlamentonun kararı olmadan, yürütme tarafından çeşitli unvanlar eklenmektedir. Bunları da doğru bulmuyoruz; çünkü, devlet memuru, yani, kamu görevini yapan kamu ajanları, bu sistemin, bu yönetimin, devletin temel insanlarıdır. Kamu görevini yapan insanları; yani, devletin ajanlarını devletin içinden, kamu görevinden el çektirirseniz, bunların yerine piyasada yetişen insanları, şirketleri koyarsanız, Amerika'daki duruma dönmüş olursunuz değerli arkadaşlar. Orada, audit ve fdix esasına göre çalışan büyük denetim kurumlarının -ne kadar büyük yolsuzluklar olduğunu- devletin temelini çökerttiğini hepimiz biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, memurlarımıza vereceğimiz 1 derece artırımıyla ilgili olarak Bakanlar Kurulu Sözcüsü Adalet Bakanımız Sayın Cemil Çiçek'in bazı düşünceleri var, onlara cevap vermeye çalışıyorum. Sayın Cemil Çiçek, umarım haklıdır; çünkü, bizim yaptığımız araştırmalara göre, 1 derece verdiğimiz zaman memurların maaşlarında 15 ile 20 YTL arasında bir fark olacağını düşünüyoruz. Sayın Bakanımız da burada. Umarım, gerçekdışı bir şey söylemiyorum. Varsa, beni yanıtlarlar.

Şimdi, Sayın Çiçek, yaptığı bu değerlendirmede, 2005 yılı için, önce, TÜFE'de ve TEFE'de yüzde 8 hedef gösterildiğini Türkiye'de enflasyonda, büyümenin yüzde 5 olduğunu, bütçenin 155 katrilyon 472 trilyon olduğunu söylüyor; memur maaşlarının da, 2005 yılında, kümülatif olarak, en düşük ücretlide yüzde 12,1, en yüksek ücretlide yüzde 8,1, ortalama olarak da 10,7 olarak artacağını söylüyor. Bu artışlarla beraber, memurlarımızın, ocak ayında aldıkları ücretleri, bekâr bir memurumuzun aldığı ücreti 525 000 000 Türk Lirası, evli ve 1 çocuklu memurumuzun aldığı ücreti 555 000 000 Türk Lirası, ortalama bir devlet memurunun aldığı ücreti ise 722 000 000 Türk Lirası olarak açıklıyor. "Memurlara 1 derece verildiğinde ise -devam ediyorum, onun basın açıklamasını buldum internetten- 5 inci derecenin 1 inci kademesindeki üniversite mezunu şube müdürünün maaşı ortalama yüzde 22,1 artacaktır" diyor Sayın Bakan. Ben de diyorum ki, 20 YTL artacaktır. Tabiî, burada, bunda bir anlaşmamız gerekiyor. "Öğretmenin maaşı ise, 1 derece verilmekle, yüzde 18 artacaktır, memurun yüzde 12,3 artacaktır" diyor. Oysa, ben diyorum ki, 15-20 YTL artacaktır. Bir defa, bu konuda, bizi dinleyen arkadaşlarımızın da, değerli memurlarımızın da bunu bilmeleri gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, şimdi, 2004 yılı itibariyle açlık sınırının 506 000 000 Türk Lirası olduğunu söylüyor istatistikler, yoksulluk sınırının 1 896 000 000 Türk Lirası olduğunu söylüyorlar, temel ücretin 940 000 000 Türk Lirası olduğunu söylüyorlar, 2 çocuklu bir ailenin asgarî geçim tutarının da 1 800 000 000 lira olduğunu söylüyorlar. Şimdi, biz, memurumuza 525 000 000 lira maaş veriyoruz değerli arkadaşlarım; bunu takdirlerinize sunuyorum.

Eğer, yıllara göre istatistikî bilgilere şöyle bir bakarsak, memurlarımızın neyle karşı karşı karşıya olduklarını şöyle görebiliriz: Bunlar, 2001 yılında ortalama içborç faizi yüzde 96,2 olduğu zaman memurlarımızın maaş artışları yüzde 48,6; 2002'de ortalama içborç faizi yüzde 63,8; memurlarımızın ücret artışı yüzde 53,3; 2003 yılında ortalama içborç faizleri yüzde 45, memur maaşlarında artış yüzde 24,5; 2004 yılında ortalama içborç faizi yüzde 28,6; memurların ücret artışının ise -burada Bakanı yalanlamamam lazım, bana göre yüzde 12,4; ama, Sayın Bakanın açıklaması yüzde 12,1, Bakana itibar ederek- yüzde 12,1 olduğunu burada söylüyorum. Demek ki, faizler düşse bile, reel faiz ne kadar düşse bile memur maaşlarımız o oranda yükselmiyor. Bunun yükselmesi gerekiyor, devleti emanet ettiğimiz memurlarımızın maaşlarında yükseltme yapmamız gerekiyor. Yani, buna ben bir bakıyorum, eğer, bunu 2005'e göre götürürsek, 2004'te 696 000 000 Türk Lirası olan ortalama maaşın...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.

---

**Kaynak gösterme:** Bülent Baratalı (CHP, İzmir). “657 sayılı devlet memurları kanununa bir ek geçici madde eklenmesine dair kan.tekl.(ss:736)”. TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim tutanağı, 2 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bulent-baratali-22-2005-02-02-657-sayili-devlet-memurlari-kanununa-bir-ek-gecici-madde-eklenmesine-d (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
