# 2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bülent Baratalı (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim
- **Tarih:** 19 Aralık 2008
- **Gündem:** 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bulent-baratali-23-2008-12-19-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim

> Bülent Baratalı (CHP), 19 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.427 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı 2009 bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi belirtmek için söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3152 sayılı Kanun’a göre İçişleri Bakanlığı yurdun iç güvenliğinin ve asayişinin sağlanması, kamu düzeninin ve genel ahlakın korunması, mülki idare bölümlerinin kurulması, kaldırılması ve düzenlemesiyle ilgili çalışmaların yapılması gibi çok önemli konularda yetkilere sahip bir bakanlıktır. Bu nedenle, İçişleri Bakanlığımızın 2009 bütçesi 2008 bütçesinin başlangıcından yüzde 22 oranında artırılmıştır. Bu artışın ülkemize, Bakanlık mensuplarına, emniyet teşkilatına ve yurttaşlarımıza iyilikler getirmesini diliyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; içinde bulunduğumuz 21’inci yüzyılda saygın bir devlet olmanın en başta gelen ölçütü, kişi temel hak ve özgürlükleri ile hukukun üstünlüğüdür. Ama ne yazık ki, AKP hükûmetlerinin iktidarda olduğu son altı yılda hem hukukunu hem vicdanını hem de saygınlığını kaybetmiştir.

Açıkça belirtmek gerekirse, insanlarımızın Adli Tıp Kurumuna, Türkiye İstatistik Kurumuna, Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğüne, Yüksek Seçim Kuruluna ve kolluk kuvvetlerine olan güvenci, inancı bu dönemde dibe vurmuştur. Kuşkusuz bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak, güncellikleri nedeniyle bunlar verilmiştir. Bütün bu olumsuzlukların sorumlusu ne yargıçlardır, ne doktorlardır, ne sayım memurudur, ne seçim görevlisidir, ne de polistir. Bütün bu olumsuzlukların sorumlusu başta Başbakan Sayın Tayyip Bey olmak üzere ağırlıklı olarak Adalet, İçişleri ve Millî Eğitim Bakanlığıdır. Bütünlükle AKP’dir ve AKP zihniyetidir. Bu zihniyet yüzünden Türkiye’nin hukuk devleti olup olmadığı Türkiye’nin içinde ve uluslararası zeminde, boyutlarda tartışılır hâle gelmiştir.

Bu dönemde uygulanan şiddet, gece yarısı baskınları ve gözaltı uygulamaları, yasa dışı dinlemeler ve özel hayata müdahaleler, seksen beş yıllık cumhuriyetimizi âdeta bir korku imparatorluğuna dönüştürmüştür. Öyle ki, yıllarca Türk Silahlı Kuvvetlerine ve ülkesine şanla, şerefle hizmet etmiş, adı, adresi belli, yeri belli ve yaşı altmışın üzerinde olan insanlar gece yarılarında apar topar, hiçbir suç isnat etmeden aylardır cezaevinde yatırılmaktadır ve cezaevinde yatırıldığı gibi cezaevlerinde vücut bütünlüğü de korunamamaktadır. Eğer bunlar varsa hukuk tartışmasına da engel olamazsınız.

Ben bir hukukçuyum. Anayasa’nın 138’nci maddesini gayet iyi biliyorum. Şu an görülen bu davada bu nedenle bir şey söylemek istemiyorum. Elbette suçu olanlar suçlarını çekeceklerdir. Paşaların da suçu varsa onlar da çekeceklerdir. Ama insanlar neyle suçlandıklarını dahi bilmeden hâlâ bu kadar geçen bir zaman içinde cezaevlerinde yatıyorlarsa, bunların temel haklar ve özgürlükler açısından bir bağdaşır yanı var mıdır? Buradan sesleniyorum ilgililere: Daha ne kadar beklenecek iddianame? İnsanlar sorgusuz sualsiz daha ne kadar içeride kalacaklar? Üç ay mı, altı ay mı, bir yıl mı; bu belli değildir. Bu olumsuzluklar yeni bir kaybın yaşanmasına ve burada tekrar bir ölümün olmasına neden olacaksa bunun sorumlusu kim olacaktır? “Bütün bunları hukuk bütünlüğü içinde yapıyoruz.” derseniz bu, hukuka saygısızlıktır ve hukuk devletine saygısızlığın da dik âlâsıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genel olarak devletin, özel olarak da İçişleri Bakanlığının en temel görevi ülke sınırları içinde temel hak ve özgürlükler çerçevesinde asayişi sağlamak, bütün vatandaşların can ve mal emniyetini korumaktır. Güvenlik en basit anlamda toplum yaşamında kanuni düzenin aksamadan yürütülmesi, kişilerin korkusuzca yaşayabilmesi olarak tanımlanmaktadır.

Bu doğrultuda, 200 bini aşkın mensubuyla İçişleri Bakanlığının ve özellikle de emniyet camiasının her türlü olumsuzluğa karşın özveriyle görev yaptığını biliyor ve onları buradan kutluyorum ama bunu kabul etmekle beraber, son zamanlarda yaşanan gelişmeler güvenlik ile özgürlük arasındaki hassas terazinin dengesinin insan hakları aleyhine bozulduğunu göstermektedir.

Sayın Bakan Komisyonda yaptığı konuşmada işkence ve kötü muamele konusunun son zamanlarda fazlaca gündeme geldiğini söylemiştir, itiraf etmiştir ve Hükûmet olarak “işkenceye sıfır tolerans” politikasının kararlılıkla uygulandığını belirtmiştir. Oysa rakamlar hem AKP Hükûmetini hem de Sayın Bakanı açıkça nakzetmektedir. “İşkenceye sıfır tolerans” aldatmacasının sonucu olarak yargısız infaz, dur ihtarı, rastgele ateş açma olayları sonucu yaşamını kaybeden kişi sayısı 2007’de 24 iken 2008’in ilk on ayında 31 kişidir. Çoğunluğu Doğu ve Güneydoğu illerimizde olmasına karşın İstanbul, İzmir, Adana, Antalya gibi illerimizde öldürülen Festus Okey, Engin Çeber, Baran Tursun, Çağdaş Gemik, Murat Kasap gibi gençlerimizin sonu hepimizin malumudur. Faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin de 2007’de 2 iken 2008’in ilk on ayında 35 olduğu iddia edilmektedir. Cezaevinde ve gözaltında şüpheli ölümlerin sayısı ise 2007’de 10 iken 2008 itibarıyla 29 olduğu iddia edilmektedir. Hiç kuşkusuz bunları İçişleri Bakanlığına ya da Emniyet Genel Müdürlüğüne mal edilecek olay olarak görmüyoruz, bunları istisnai olarak değerlendiriyoruz ama sorunun adını koymak gerekmektedir. Dikkatleri bu noktaya çekmeye çalışıyorum.

Bu konuda, Sayın Bakan, Türkiye'nin Avrupa’nın en güvenli ülkeleri arasında olduğunu söylemişti Komisyonda. Ne zaman? 10 Kasım 2008’de. Bu iddia, ülkemizin doğusu ve batısıyla bütününü mü kapsamaktadır? Oysa sırf Kurban Bayramı haftasında, İstanbul Teksas’a dönmüş, 8-10 kişi ölmüş, bir o kadar insan da yaralanmıştır; trafik kazalarında da 100’ün üzerinde insan hayatını kaybetmiştir. Hâlâ daha Avrupa’nın en güvenilir ülkesi olduğumuzu söyleyebilmek doğru mudur değil midir takdirlerinize bırakıyorum.

Bir diğer gerçek de vatandaşlarımızın, emniyet mensuplarımıza sevgisinin, saygısının ve güveninin azaldığı konusudur. Yüzlerce insanın dövüldüğü, hastanede acil servisine ve sendika binasına gaz bombasının atıldığı 1 Mayıs olaylarıyla ilgili hazırlanan raporda “orantılı güç kullanılmadığı” ifadesi ne derecede doğrudur? Yine, Hatay’da, Mersin’de, Manisa’da mekân basmalarda insanlar korkutulmuş, sindirilmiş, sesleri çıkamamıştır. Sokaktaki vatandaşı bırakın, gözaltına aldığınız insanların bile orada korunmasını nasıl sağlıyorsunuz, “İntihar etti.” mi diyorsunuz; bunların da sorgulanması gerekmektedir.

Şimdi, bir de kimlik sorma meselesi var. Buradan 70 veya 75 milyona –sayımızın kaç olduğunu TÜİK bile bilmiyor, onun için söylüyorum- polise kimlik soran bir vatandaşın başına bir şey gelmeyeceği konusunda, burada bir kesin güvence verebilir misiniz Sayın Bakan? Bunu öğrenmek istiyorum.

Elbette bunlar Türkiye’ye özgü sorunlar değildir. Daha komşumuz Yunanistan’da bile, değerli arkadaşlar, on beş yaşındaki bir gencin ölmesinden dolayı büyük olaylar yaşanmaktadır ama Yunanistan’ın İçişleri Bakanı, bir gencin ölmesi nedeniyle istifa etmiştir. Sayın Bakana bütün samimiyetimle sormak istiyorum: “Daha Türkiye’de ne kadar gencin ölmesi gerekli ki Sayın Bakan, istifa etmeyi düşünüyor musunuz?” diye.

Ayrıca bu arada İzmir’de Valiliği döneminden Sayın Emniyet Genel Müdürümüzü çok iyi tanıyorum, iyi niyetinden hiç şüphem yok. Bakın, ne diyor: “Polisin karıştığı her ölümlü olaydan sonra iki gece uyuyamadım.” Buradan Sayın Dostuma soruyorum: Sırf “dur” ihtarı ya da kaza kurşunu gibi nedenlerle öldürülen gençlerin ailelerine uykunun bundan sonra haram olduğunun farkında mısınız Sayın Genel Müdürüm?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe rakamlarına baktığımızda yüzde 22 artışın olduğunu söylemiştim. Şimdi, bütün bu artışlar hükûmet konakları yapımı, cari transferler vesaire gibi sıralanıyor. Ben bütün bu paranın polisin eğitiminde ve mali sıkıntıların giderilmesinde kullanılması gerektiğini de düşünüyorum, takdir Değerli Bakanımıza ait.

Adrese dayalı nüfus kayıt sisteminin ne kadar sıkıntılı olduğunu arkadaşlarımız ifade ettiler. Ben bu konularda süremin az olması nedeniyle bunları söyleyemeyeceğim ama… Şimdi, Yüksek Seçim Kurulunun, İçişleri Bakanlığının, nüfus idaresinin ne görevi var bunu bilemiyorum “İtiraz edin, bunları düzeltelim.” diyorlar. Eğer bunlar düzeltilmezse nasıl bir seçime gideceğiz, bunu takdirlerinize sunuyorum.

Diğer bir konu da nüfusu 2 binin altına inen belediyelerin kapatılma durumudur. Bu konuda katılımcılık söylemiyle, saydamlık, hesap verebilirlik söylemiyle, subsidiarite söylemiyle iktidara gelen ve bunu uygulamayı vadeden bir iktidarın, gelir gelmez 1930 yılından beri hiçbir şekilde kapatılmayan, yetmiş yedi yılda kapatılmayan belediyeyi sırf nüfusları 2 binin altına indi diye 1.300’den fazla belediyenin kapatıldığını görüyoruz. Belediyeler köylere ve mahallere dönüştürüldü, sınırlar değiştirildi. Bunlar yapılırken kamu yararı ve hizmetin gereği değil, buralarda daha çok nasıl AKP olarak oy alırız kriteri kullanılmıştır. Şimdi, bu kriter, tepeden inmeci bir kriterdir. İşte bu belediyelerde yaşayan hemşehrilerimiz diyor ki: “Tepeden inmecilik revaçta, halka danışmak rafta.” Söylenen AKP İktidarı için bu laflar. Bu tenzili rütbeye uğratılan, apoletleri sökülen belediyelerin bazıları 1 ya da 2 nüfus eksiğiyle 2 binin altına düşmüştür. Erzincan’ın Yaylabaşı Belediyesi 1.999 nüfusla kapatılmıştır, Kayseri’nin Büyüktoraman Belediyesi 1.996 nüfusla kapatılmıştır, Adıyaman’ın Köseceli Belediyesi 1.998 nüfusla kapatılmıştır değerli arkadaşlar. Bunlar son derece yanlış uygulamalardır. Bu uygulamaların sonucunu hep beraber 29 Martta göreceğiz değerli arkadaşlarım.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Belediyeyi köy yaptılar neticede.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi bir diğer konu: Sayın Bakan, Komisyonda Köy Kanunu konusunda bir yenilemenin olacağını söylemişti. Doğrudur, 1924 yılında çıkan Köy Kanunu zeyillerle ve değişimlerle artık tanınamaz hâle gelmiştir. Köy Kanunu’ndaki muhtarın görevlerini okursanız çok güleceğinizi sanıyorum. Bunun bir an önce düzeltilmesi gerekmektedir. Türkiye’de 36 bin civarında köy, 40 bin mezra ve sayısı belirsiz olan kom bulunmaktadır. Bunları yeni bir düzende yeniden yapılandırmakta yarar vardır.

Mahalle muhtarlıkları konusunda bir çalışma yoktur. Bunu bir eksiklik olarak görüyorum ve bu konunun bir an önce ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iç güvenlik güçlerimizin tahsisat, teçhizat, personel ve araç gereç yönünden ulaştığı seviye memnuniyet vericidir. Ancak haftada seksen saat çalışan, hafta mezuniyetini dahi kullanamayan, bu nedenle aile ve sosyal çevreyle ilişkileri kopmuş olan, emekliliklerinde aylıkları yetmediği için çalışmak zorunda kalan polislerimizin ekonomik durumları acilen iyileştirilmek zorundadır. Siyasi iktidar bu konuda muhalefet olarak bize düşerse Komisyonda yaptığımız gibi şimdi de kendilerine yardımcı olmaya söz veriyoruz.

Öte yandan, Jandarma Genel Komutanlığımızda görev yapan erbaşlarla ilgili konularda benden sonra konuşacak arkadaşım gerekli bilgileri verecektir.

Yasa dışı göç konusu çok önemli bir konudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Bülent Baratalı (CHP, İzmir). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bulent-baratali-23-2008-12-19-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
