# 4306 ve 4481 sayılı kan. değişiklik yap. hak. kan. (gelirvergisi vergi usul kanunu)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bülent Gedikli (AK Parti, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim
- **Tarih:** 19 Aralık 2002
- **Gündem:** 4306 VE 4481 SAYILI KAN. DEĞİŞİKLİK YAP. HAK. KAN. (GELİRVERGİSİ VERGİ USUL KANUNU)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bulent-gedikli-22-2002-12-19-4306-ve-4481-sayili-kan-degisiklik-yap-hak-kan-gelirvergisi-vergi

> Bülent Gedikli (AK Parti), 19 Aralık 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 4306 VE 4481 SAYILI KAN. DEĞİŞİKLİK YAP. HAK. KAN. (GELİRVERGİSİ VERGİ USUL KANUNU)); konuşma 2.247 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA BÜLENT GEDİKLİ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuoyunda "malî miladın kaldırılması" olarak bilinen, bugün görüşmekte olduğumuz kanun tasarısıyla ilgili olarak, tasarının geneli hakkında, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, öncelikle, malî miladın, geliş tarihinden itibaren, Türkiye ekonomisi üzerinde, sermaye hareketleri üzerinde, borçlanma üzerinde, yatırım, işsizlik üzerinde ne gibi etkileri olduğunu ortaya koyacağım; ancak, bu noktaya geçmeden önce, özellikle CHP Grubu adına yapılan konuşmada hayat standardı esası üzerinde sıklıkla durulduğu için, konuşmama hayat standardıyla ilgili olarak başlamayı tercih ediyorum.

Bildiğiniz gibi, hayat standardı -komisyonda çalışan üyelerimiz yakından biliyorlar- hükümetin göndermiş olduğu tasarı metninde aslında yer almıyordu; o gün, orada, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi bazı arkadaşlarımız tarafından verilen önergeyle gündeme gelmesi söz konusu oldu. Bu da gayet doğal bir durumdur, bir kanunlaşma sürecinde olması gereken bir durumdur; çünkü, Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan görüşmelerde bir kanun kesinleşmiş olmuyor ki.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Niye destek verdiniz?!.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) - Ondan sonra, Genel Kurula intikali söz konusu oluyor. Genel Kurulda veya Plan ve Bütçe Komisyonunda verilecek önergelerle değişiklik yapılması her zaman mümkün; bu, gayet doğaldır. İşte, bugün, burada, bunun bir örneğini zaten yaşıyoruz. Bir de önergenin bir zamanı mı olur; efendim geceyarısı verilmiş, sabah verilmiş... Plan ve Bütçe Komisyonu veya diğer komisyonların çalışmalarına göre, önergeyi her zaman vermek mümkün; geceyarısı da verilir, sabah da verilir; bunları doğal karşılamak gerekiyor.

Nitekim, Plan ve Bütçe Komisyonu metninde yer almasına rağmen, daha sonra, hem kamuoyunca yapılan değerlendirmeler hem de hem AK Parti Grubumuzdaki hem CHP Grubundaki milletvekili arkadaşların yaptığı değerlendirmeler neticesinde, biraz önce de ifade edildiği gibi, hayat standardıyla ilgili maddeyi, biz, geri çekmeyi de uygun bulduk.

Ayrıca, hatırlatmak isterim; CHP, Doğru Yol Partisiyle 1991-1995 arasında hükümet kurmuştu. O dönemde de, hayat standardı esası uygulanmıştı, o dönemde de bunun geri çekilmesiyle ilgili veya kaldırılmasıyla ilgili gelen bir öneriniz olduğunu ben hatırlamıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) Hayat standardının...

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - CHP yoktu...

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Refah Partisi dönemiyle karıştırıyorsunuz Partimizi.

O öyle olursa, bu da böyle olur!

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) - Efendim 1991-1995 arası öyleydi. 1994 ekonomik krizini de hep birlikte yaşadık.

O dönemde, ayrıca, Net Aktif Vergisi, Ekonomik Denge Vergisi gibi vergiler de gelmişti, geçmişe dönük uygulamalar söz konusu olmuştu. Bunları da hatırlatmayı bir görev biliyorum.

22 Temmuz 1998 tarihinde, 4369 sayılı Kanunla, vergi kanunlarında yapılan değişiklikle gelirin tanımı değiştirildi. Bu değişikliğe paralel olarak da, ana gelir unsurları dışında, vergiye tabi olacak gelirin kaynaklarının ayrı ayrı belirtilmesi uygulamasından vazgeçilerek, bu gelir unsurlarıyla ilişkilendirilemeyen her türlü harcama ve tasarrufun gelir olarak tanımlandığı bir düzenleme 1998 yılında yapıldı. Daha sonra, bu düzenlemenin bazı sakıncaları, özellikle ekonomik yönden bazı sakıncaları görülerek, uygulama 1.1.2003 tarihine kadar ertelendi ve bugüne kadar da bu kanun uygulanmadı; ancak, 1.1.2003 tarihinden itibaren de yürürlüğe girmesi söz konusu oldu.

Bugün burada görüştüğümüz tasarı, aslında, bir acil durumun, aciliyetin, bir zorunluluğun gereği; çünkü, bu kanunun 1.1.2003 tarihinden itibaren yürürlüğe konulması söz konusudur.

Kaldı ki, malî miladın kaldırılmasıyla ilgili birçok parti programında da zaten -belki kaldırılması yok, ama- zannediyorum CHP'nin programında da, bunun ertelenmesi söz konusu.

Modern vergi sistemlerinde, gelir üzerinden alınan vergilerde gerçek gelirler vergilendirilir; vergileme prensiplerine de uygun olarak her vatandaş, malî gücü oranında vergi öder. Bu tür sistemlerde fiktif kazançlar üzerinden vergi alınması söz konusu olmaz.

Bizim vergi sistemimiz de Anayasamızın bir gereği olarak herkesin malî gücüne ve safî kazancına göre vergi ödediği bir sistem olmak durumundadır.

Oysa, yürürlüğe girecek düzenlemelere göre, vergisi ödenerek kazanılmış bulunan mal ve servet üzerinden de vergi ödenmesi söz konusu olmaktadır. Öncelikle böyle bir düzenlemenin yapılmasına sebep olan ortamı gözden geçirmek, bu düzenlemenin sermaye hareketlerine, kamu borçlanmasına, ekonomiye ve vergi yüküne etkisi üzerinde durmakta yarar olduğunu düşünüyorum.

Evet, malî milat hangi ortamda yasalaştı; Güneydoğu Asya krizinin ilk belirtileri, gerek yeni gelişen finansal piyasalarda gerekse Güneydoğu Asya ülkelerinde yapılan yüksek oranlı devalüasyonlar nedeniyle dünya ticaret hacminde kendini göstermeye ilk olarak, 1997 yılında, haziran ayı ortalarında başladı. Özellikle, OECD ve Avrupa Birliği pazarlarında rakibimiz olan Güneydoğu Asya ülkelerinde yapılan yüksek oranlı devalüasyonlar, tekstil, otomotiv ve demir-çelik başta olmak üzere tüm ihracata yönelik sektörlerimizi olumsuz etkiledi.

Finansal sektör açısındansa, Güneydoğu Asya ve Rusya krizleri, yeni gelişen finansal piyasalara kuşkuyla yaklaşılmasına neden olmuş ve yabancı finansal sermaye, merkez ülkelere geri dönme eğilimine girmiştir. Bu ortamda, ülkemizde, servet hareketlerini gelir unsuru sayarak vergileyecek olan bir vergi sistemi yürürlüğe konulmuştur. Yani, bugün bu tasarıyla kaldırılması, düzenlemelerin kaldırılması düşünülen 4369 sayılı Kanun. Böyle bir ortamda, servet hareketlerini vergileyen "malî milat" ve "nereden buldun" şeklinde ifade edilen düzenlemeler, zamanlama olarak yanlış olmuştur. Yerli ve yabancı sermaye bu şekilde bir düzenlemeyle ürkütülmüş, ülkemizdeki kriz daha da tırmandırılmıştır.

Bu konjonktürde, Türkiye'de, iç borçların çevrilmesi açısından, 1989'dan bu yana olduğu gibi, kısa vadeli yabancı sermaye bağımlılığı devam etmekteydi. Dolayısıyla, zaman ve zemin müsait olmamasına rağmen ve Türk vergi sisteminin altyapısı da yeterli olmadığı halde böyle bir düzenleme getirilmiştir.

Malî milatla sermaye hareketleri arasındaki ilişkiye baktığımızdaysa, bu kanunla yapılan düzenlemelerin yapıldığı tarih olan 29 Temmuz 1998'i izleyen ilk ayda, ülkemizin net uluslararası rezervlerinde 4 milyar dolar azalış olduğunu görüyoruz. 30 Eylül 1998 tarihi itibariyle, bir günlük blokajın etkisiyle bankaların brüt rezervlerinden kaynaklanan toplam net uluslararası rezervlerde yüzde 15'lik bir artış olmuş; ancak, 30 Eylülü izleyen ilk hafta, yani, 9 Ekim 1998 tarihinde aynı oranda da çıkış olmuştur. Yıl sonu itibariyleyse, net uluslararası rezervlerde yüzde 20 azalma meydana gelmiştir. Rezervlerdeki bu azalma, Asya ve Rusya krizlerine bağlanamaz; çünkü, bu yasa Meclise sevk edildiğinde Asya krizi başlayalı beşbuçuk ay olmuştu, yasalaştığındaysa, bu krizin üzerinden tam onüç ay geçmişti.

Öte yandan, 1998 Temmuz ayında devlet içborçlanma senetleri bileşik ortalama faizi yüzde 82,5 iken, 1998 Kasım ayı itibariyle yüzde 145'e çıkmıştır; hatta, Türkiye, dışborç servisinin yüzde 65'ini iç piyasadan karşılamak zorunda kalmıştır. Mevcut tablo ise, yatırımların azalmasına, ekonominin daha fazla daralmasına ve krizin derinleşmesine, işsizliğin artmasına neden olmuştur. 2002 yılı itibariyle içinde bulunduğumuz ekonomik durumsa, malî miladın getirildiği tarihte ülkemizin içinde bulunduğu durumdan daha da kötüdür. Sadece iki yılı kıyasladığımızda, aslında, bunu anlamak gayet mümkün; 1998 yılında 206 milyar dolar olan gayri safî millî hâsılamız, 2001 yılında 148 milyar dolara düşmüş; yine 1998 yılında 3 200 dolar seviyesinde olan kişi başına millî gelir, 2001 yılında, maalesef, 2 100 dolara kadar inmiştir. Bu aradaki zaman diliminde de, hepimizin bildiği gibi, Türkiye ekonomisinde, maalesef, 2 tane de ağır kriz yaşadık.

Bu itibarla, ekonomide önceliklerimizi çok iyi belirlememiz gerekiyor. Öncelikle, insanların iş sahibi olmaları ve geçinebilecekleri bir gelir elde etmeleri birincil hedef olmalıdır. İş sahibi olan, geçimini sağlayabilen bir kişi, rahatlıkla vergisini de ödeyebilir. Bu itibarla, vergi sisteminin, ülkemizin ekonomik gücünün bir parçası, bir sonucu olduğunu da unutmamak gerekir. Dolayısıyla, yapılacak olan yeni düzenlemelerle, yastık altındaki fonlar finans sistemine kanalize olacak, yurt dışında yerleşik fonlar fonlarını Türkiye'de değerlendirecek, ertelenmiş tüketim öne alınarak talep yetersizliği giderilip ekonomide bu yıl sağlanmış olan yüksek büyüme hızı daha da artırılacaktır; çünkü, malî milat, harcamaları ve tasarrufu vergilerken, artık bu sistem ortadan kalkmış olmaktadır. Kaldı ki, dışa açık ekonomi şartlarında harcama ve tasarrufların kolaylıkla ülke dışına kaydırılabileceği ve bunun da ülkemiz ekonomisi açısından ciddî bir sorun teşkil edeceği ortadadır. Nitekim, son yıllarda, Türkiye'de yatırım yapan birçok işadamı, artık, yurtdışında yatırım, harcama ve tasarruf yapmaya başlamıştır; zira, artık, açık ekonomi şartlarında yaşıyoruz.

Türkiye'de vergi yükü açısından olaya baktığımızda ise, 1990 yılında dar anlamda vergi yükünün yüzde 15,1; 2002 yılında ise bu vergi yükünün yüzde 27,6'ya ulaştığını görüyoruz; yani, özellikle 1990'lı yıllardan itibaren Türkiye'de vergi yükü sürekli artmıştır. Burada bir yanılsama olmaması açısından ifade edeyim; kamu açıkları da, yalnız bu dönemde çok hızlı arttı. Bunun da sebebi, kamu harcamalarının vergi gelirlerinin çok daha üzerinde artmasından dolayıdır; yani, her ikisi de artış trendi içerisine girmekle beraber, harcama trendi çok daha hızlı olduğu için, açıklar da sürekli büyümüştür ve 2000'li yıllara da böyle gelinmiştir.

İstihdam vergisi niteliğindeki sosyal güvenlik, Sosyal Sigortalar Kurumu primlerindeki son yıllardaki yüksek artışlar da dikkate alındığında, mükellefler için vergi yükünün Avrupa Birliği ülkelerinin ortalamasını yakaladığını ve hatta aştığını görüyoruz. Vergi sistemimizin, geniş anlamda da malî sistemimizin yükünü kayıtlı mükellefler çekmekte, genellikle ek yükler kayıtlı mükellefler üzerine getirilmektedir. Bunun tersine döndürülmesi, kayıtdışı ekonomiyi caydıran bir sistemin de altyapısının oluşturulması gerekir. Bu altyapı oluşturulmadan yapılan düzenleme, yine, kayıtlı mükellefleri cezalandıracak ve kayıtdışılığı teşvik edecektir.

AK Parti olarak hedefimiz, vergi barışıyla birlikte, vergiyi tabana yayarak, kayıtlı mükellefler için vergi yükünü düşürmek olacaktır. Kayıtlı mükelleflerin vergi yükünü düşürmek için, öncelikle kayıtdışılığı önleyecek altyapının hazırlanması ve devletin kayıtdışı kalmış ekonomiyi cezalandıran bir sistem kurması gereklidir. Böylece, toplam vergi yükü, herkesin gücüne göre paylaşılmış olacaktır. Vergi yükündeki bu düşüşle birlikte, ülkemizin, geniş pazar olanakları, genç nüfusu, nitelikli işgücü, yaygın hammadde kaynakları dikkate alındığında, doğrudan, yabancı sermaye yatırımları açısından bir cazibe merkezi olacağı kuşkusuzdur.

Malî miladın hangi şartlar içerisinde gündeme geldiğini ve sonuçlarını kısaca özetledim. Peki, biz bu tasarıyla genel olarak, esas itibariyle neleri getirmeyi hedefliyoruz, bu tasarı içerisinde genel olarak neler var, bu konularda da bazı hususları vurgulamak istiyorum.

İlk olarak, burada, gelirin tanımı açısından, safî artış kuramından, kaynak kuramına bir dönüş sağlanıyor. Tasarıdaki temel anlayış bu. Kişilerin vergiye tabi matrahı, elde ettikleri gerçek ve safî gelirleri olmaktadır. Esasen bu uygulama halen süren uygulamadır, böylece devam etmekte olan uygulama aslında devamlı hale getirilmiş olmaktadır. Ayrıca, Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesinin üçüncü fıkrasıyla 4444 sayılı Kanunla yürürlüğe giren geçici 56 ncı maddedeki 3 500 000 000 liralık istisna tutarı güncelleniyor ve 10 000 000 000 Türk Lirasına yükseltiliyor. Arızî kazançlarda çeşitli gelir unsurları içinde bu beyan sınırıyla bir paralellik hedeflendiği görülüyor.

Yine arızî kazançlar ve değer artış kazançları bu tasarıyla bir torba madde olmaktan çıkıyor; çünkü, kaynağı ne olursa olsun bütün gelirler matraha dahil olacağı için, burada somut tanımlar yapılarak, somut konular belirlenerek verginin konusu çok net olarak belirlenmiş hale gelmektedir. Böylece, kişiler gelir elde etmedikleri halde vergi ödeme durumundan da çıkmış oluyorlar.

Diğer taraftan geçici maddelerle teşvik ve geçiş dönemindeki uygulamaları düzenleyen bazı hükümlerin de süreleri uzatılıyor.

Yine ülkemizin şartlarında daha önce uygulaması başlatılan bazı ek kaynakların süresi de geçici olarak uzatılmaktadır.

Diğer taraftan şöyle bir uygulama da söz konusu: Altyapısı henüz hazır olmayan bazı düzenlemeler de burada yürürlükten kaldırılıyor. Bu da tasarının içerisinde yer almaktadır. Burada, zannediyorum, tasarının bütünlüğü bakımından tartışma konusu olan -Plan ve Bütçe Komisyonunda da- Vergi Usul Kanununun 30 uncu maddesinin 7 numaralı bendi söz konusudur. Bu madde, aslında, kanun kapsamında usul belirleyen bir hükümdür. Bunun kaldırılmış olmasının, tasarının bütününe getireceği bir eksiklik, kusur da söz konusu olmayacaktır; çünkü, gelirin tanımı değiştirildiği için, bu usul işletilse bile, mutlaka, kaynakla bir irtibat kurulması zorunludur. Doğrusu, biz, bunun tasarının bütünlüğünü bozduğunu düşünmüyoruz.

Bu arada, yine, Partimizin vergi politikası ve vergi anlayışı çerçevesi değerlendirilerek, hayat standardı esasıyla ilgili olarak yapmış olduğumuz çalışma ve sonuçlarını, size başlangıçta arz etmiştim. O nedenle, bu konuya tekrar değinmiyorum.

Bizim AK Parti olarak amacımız, ekonomik gücü olan herkesten, adil, adaletli bir şekilde vergi alınmasını sağlamaktır. Bunu sağlayacak altyapı hazırlanmadığı takdirde, kayıtlı mükellefler, giderek daha fazla yükle karşı karşıya kalmakta, kayıtdışılık artmaktadır. Türkiye'de, vergi incelemelerinin ve idarenin, kayıtlı mükellefler üzerinde yoğunlaştığı da unutulmamalıdır; denetim elemanları, genellikle, en fazla vergi ödeyen mükelleflerden başlayarak vergi incelemesi yapmaktadırlar. Kayıtlı bir mükellefin, zaman zaman beş yılı birden incelenebilmektedir, ki, Türkiye'de, vergi inceleme oranlarının yüzde 1,5-2 seviyesinde olduğu ifade edilmektedir.

Bir de, bu şekildeki idarî uygulama üzerine, her servet hareketini, harcama ve tasarrufu vergilendiren sistem getirildiğinde, idare, belki de, kayıtlı mükelleflerin vergi ödeyerek sahip oldukları her harcama ve tasarruflarından, bir kez daha vergi almaya başlayacaktır. Dolayısıyla, bu tasarıyla, bütün bu sorunlar çözümlenmiş oluyor.

Tabiî, özellikle ekonomik ve malî konuları müzakere ederken, önüne boş bir tuval alıp, hayalindeki resmi yapmaya çalışan insanlar gibi davranamayız, böyle davranmamız mümkün değil. Bu itibarla, yapılan düzenlemelerin, ekonominin gerçekleriyle bağdaşan ve Hazine borçlanmasında faizleri de düşürerek rahatlatacak düzenlemeler olması gereklidir.

Son olarak söylemek istediğim bir husus da şudur: Sayın Özyürek konuşmalarında bahsettiler, hakikaten, vergi sistemimizde birçok karmaşa, karışıklık söz konusudur. Vergi kanunlarına yapılan eklemelerle çok enteresan bazı durumlar ortaya çıkmıştır...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim, devam edin.

BÜLENT GEDİKLİ (Devamla) - Mesela, ek madde vardır, geçici madde vardır, ek geçici madde vardır. Bunların hepsinde sıra numarası 1'dir, 2'dir; bazen, ek madde 1 denildiğinde, neresinin kastedildiği de pek anlaşılamamaktadır. Vergi kanunları arasında bir bütünlük, tutarlılık noktasında bazı sıkıntılar mevcuttur. Bütün bunlar, tabiî ki, vergi sisteminde bir reformu gerektiriyor. Tabiî, bunu da biz ikili olarak düşünüyoruz; bir, vergi sistemimizde mevzuat yoluyla yapılacak düzenlemeler söz konusu olacaktır; bir de, vergi idaresinin etkinleştirilmesiyle ilgili bazı düzenlemeler olacaktır. Ben, bu noktada, Ak Parti olarak, vergi sistemine üç aşamalı bir strateji çerçevesinde yaklaştığımızı ifade etmek istiyorum. Bu çerçevede, bizim için ilk aşama, ekonomik gerçeklere uygun olmayan düzenlemelerin kaldırılmasıdır; yani, şu anda yaptığımız şey budur; ekonomik gerçeklere uygun olmayan düzenlemelerin kaldırılması. Bu, zaten bir zorunluluktu, bir mecburiyetti. Bu, vergi sistemiyle ilgili yaklaşımlarımızın ilk adımıdır, ilk basamağıdır.

İkinci adım ise, ikinci aşama ise, vergi barışını sağlamaya yönelik düzenlemeler olacaktır. Bize göre, bundan sonraki aşamada, vergi barışıyla ilgili bazı çalışmaların gündeme gelmesi söz konusu olmalıdır.

Üçüncü aşamada ise, vergi sisteminin ve özellikle vergi idaresinin etkinliğine dönük diğer yapısal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi söz konusu olacaktır; yani, olayı, vergi sistemini, böyle bir bütünlük içerisinde, üç aşamalı bir yaklaşım içerisinde, bir strateji içerisinde algılıyoruz. Tabiî ki, vergi reformuyla ilgili de bundan sonra çalışmalar yapılacaktır; kayıtdışının kayıt altına alınmasına dönük düzenlemeler burada yer alacaktır; vergi idaresinin etkinliğiyle ilgili bazı düzenlemeler söz konusu olacaktır. Böylece, vergi sistemimiz, bir bütün olarak, artık mükelleflerin şikâyet etmediği, hatta, şöyle ifade edeyim, mükelleflerin sadece ödevlerinden söz edilmediği, mükelleflerin bazı haklarından da söz edildiği bir sisteme doğru evrilecektir.

Tabiî, bu çalışmalar sırasında bütün milletvekillerinin de destek olacağını ümit ediyoruz.

Bu tasarının, malî ve reel sektörün sıkıntılarının da göz önüne alınarak hazırlandığı ve toplumsal bir uzlaşmanın ürünü olduğu, ekonomik anlamda büyüme ve kalkınma olmadan vergi gelirlerinin artırılamayacağı düşüncesiyle, tasarıya, iktidarı ve muhalefetiyle, bütün milletvekillerinin destek olacağını umuyor; Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Bülent Gedikli (AK Parti, Ankara). “4306 ve 4481 sayılı kan. değişiklik yap. hak. kan. (gelirvergisi vergi usul kanunu)”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bulent-gedikli-22-2002-12-19-4306-ve-4481-sayili-kan-degisiklik-yap-hak-kan-gelirvergisi-vergi (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
