# 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Tümü münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bülent Turan (AK Parti, Çanakkale)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim
- **Tarih:** 16 Aralık 2016
- **Gündem:** 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Tümü münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=55566
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bulent-turan-26-2016-12-16-2017-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2015-yili-merkezi

> Bülent Turan (AK Parti), 16 Aralık 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Tümü münasebetiyle); konuşma 2.705 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı için AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Bütçe kanununun ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz, Parlamentomuz için hayırlı olmasını ümit ediyorum.

Bütçe kanunu tasarısının hazırlanmasında emeği geçen başta Maliye Bakanımız ve bürokratları, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve üyeleri, tüm destek olan, konuşmalar yapan, on iki gün boyunca burada her türlü müzakerede bulunan muhalefet ve iktidar partisi vekillerine AK PARTİ Grubu adına teşekkür ediyorum.

Öncelikle, geçtiğimiz hafta Beşiktaş’ta kiralık katiller, kiralık örgütler tarafından terör saldırısı sonucunda şehit olan polislerimize ve vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe, devletin gelir kaynaklarını ve imkânlarını karşılaştırarak bunlara rasyonel çözümler bulan bir çalışma sistemi. Bütçe bir iktidarın yöneticilik başarısını ölçen, bütçe bir anlamda bir iktidarın güvenoyu anlamına gelen kanun tasarısı.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bütçe bizim için sadece teknik bir kanun değildir, sıradan bir kanun değildir; bütçe bizim için bir emanettir, bütçe demokrasinin özüdür, bütçe hesap verilebilirlik demektir. Biz bütçeyi sadece demokrasinin bir unsuru olarak değil aynı zamanda milletin bize bir emaneti olarak görürüz. Kars’ta dağın başında çobanlık yapan bir vatandaşımızın da, İstanbul’daki bir bankacımızın da bu bütçede hakkı vardır, emeği vardır, emaneti vardır diye düşünüyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Mali disiplini bu yüzden en üst düzeyde tutmak istiyoruz. Şu ana kadar 14 bütçe yaptık, şu an 15’inciyi görüşüyoruz, hepsinden alnımızın akıyla çıkmaktan dolayı Allah’a hamdediyorum. Allah, aldığımız işlerin hakkını vermeyi bizlere nasip etsin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe yapmak bir parti için, bir hükûmet için büyük bir onurdur, ancak aralıksız on beş yıl boyunca bütçe yapmak apayrı bir onurdur. Bizim yakın dönem çok partili tarihimize baktığımızda Demokrat Partinin on yıl boyunca, Adalet Partisinin altı yıl boyunca, Anavatan Partisinin de yedi yıl boyunca bütçe yaptığını görüyoruz. Hiçbir partiye on beş yıl boyunca bütçe yapma imkânı verilmedi. O yüzden, milletin en çok teveccüh ettiği, on beş yıl boyunca bütçe yapma imkânı verdiği bu harekete mensup olmaktan çok ayrı bir gurur duyuyorum, bahtiyarlık duyuyorum. Allah bize bu millete daha nice yıllar, nice on beş yıllar bütçe yapmayı nasip etsin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu on beş yıllık bütçe çalışmasının öncesindeki Türkiye’ye baktığımızda enflasyonun yüzde 100’leri bulduğu, bir yasama döneminde birden fazla hükûmetin değiştiği, çok stratejik olan adımların atılamadığı, ekonominin, dış politikanın, her alandaki yatırımın geriye gittiği bir dönemi beraber yaşadık. Düşünün ki 1950’den 2002’ye kadar yani çok partili hayatımızda, elli iki yıllık dönemde tam 39 hükûmet kurulmuş. Bir daha söylüyorum, elli iki yıllık çok partili dönemde toplam 39 tane hükûmet kurulmuş. Bu bile başlı başına aslında ne demek olduğunun cevabı yani on altı ayda bir hükûmet değişirse bu ülkenin büyüyemeyeceğinin, Edirne-Kars vizyonunu aşamayacağının, geçmişten gelen sorunlarıyla beraber ileriye taşınamayacağının en güzel göstergesi. O yüzden ki on beş yıllık bütçe öncesinde âdeta siyasetin dümeninde, milletin adına iş yapanların önünde milletin kendisi değil, patronlar vardı, bürokratlar vardı, medya patronları vardı ve iş adamları vardı ama AK PARTİ bunların hepsini yerle bir etti, on beş yıl içerisinde bütçe onun dışında bir siyasi kültür geliştirdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, yine o dönemlere baktığımızda siyasi istikrarın sonucu olarak çöp dağları mı isterseniz, hastane kuyrukları mı istersiniz, hava kirliliği, banka batmaları, işkence haberleri, IMF borçları, insan hakları ihlalleri, enflasyonun coşması, ekonomik krizler hepimiz için sıradan bir haber hâline gelmişti.

Değerli arkadaşlar, daha on dört aylık bir partiyken bizim partimiz çıkıp değişim vadettiğinde, “Bu sorunlara ancak AK PARTİ’nin iktidarı engel olur.” dediğinde bu millet bize çok büyük bir destek verdi. Hatta, bu on beş yıl içerisinde 5 genel seçim, 3 yerel seçim, 2 referandum, 1 Cumhurbaşkanlığı olmak üzere toplam 11 seçim yaptık. Bir daha söylüyorum, şu on dört yıl içerisinde 11 seçim yaptık. O yüzden, bu on dört yıldaki 11 seçime rağmen hiç kaybetmedik ancak hiç de şımarmadık. Görevimizi artıran seçimler oldu, sorumluluğumuz arttıkça boynumuz yere eğildi, oyumuz arttıkça daha sağlam durmak için, daha fazla milletin hakkına dikkat etmek için gayret ettik. Bırakın şımarmayı, daha çok çalıştık, daha çok yenilendik. Yenilendikçe güçlendik, milletimiz de bize âdeta “İş bilenin, kılıç kuşananın.” dedi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; peki bu halk bizi neden on beş yılda 11 seçim kazandırarak destekledi ve anketler gösteriyor ki çok büyük bir oy oranıyla hâlâ önlerdeyiz, neden? Hiç kimse bizim -tabiri caizse- kara kaşımıza kara gözümüze oy vermedi. Biz çalışmasaydık, üretmeseydik, emanete hakkıyla sahip çıkmasaydık, dürüst olmasaydık, sözümüzü namus bilmeseydik, cesur olmasaydık, vesayet odaklarıyla kavga etmeseydik, daha önceki iktidarlar gibi bürokrasiye, iş dünyasına, atanmışlara “Buyurun, siz yönetin.” deseydik, milletle beraber yürümeseydik, gece gündüz çalışmasaydık, “Durmak yok, yola devam.” demeseydik bu millet bize niye oy versin?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on iki gün boyunca bütçeyi çok teknik olarak değerlendirdik, rakamlar, sayfalar, grafikler verdik. Ben ayrıntıya girmeden önce bütçeyle ilgili fotoğraf çekmek istiyorum izin verirseniz.

Bakınız değerli arkadaşlar, öncelikle, 2017 yılı bütçesinin temel özelliği, 2002 yılındaki bizim bütçemizin 120 milyar olan karşılığı bugün itibarıyla 650 milyar. Bir daha söylüyorum, AK PARTİ’nin birinci bütçesi, 120 milyar olan bütçemiz bugün 650 milyarı aşmış durumda, hamdolsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İkinci bir cümle unutmamamız gereken: 2002 yılında yani on beş yılın başlangıcında 79 milyar olan bütçe gelirlerimiz bugün itibarıyla 600 milyarı aşmış durumda; 8 kat artmış. 2002’de 100 lira olan gelirin her 86 lirası faize giderken bugün sadece 11 TL’si gidiyor.

Az önce Sayın Kesici’yi çok büyük keyifle dinledik. Keşke her konuşma böyle olsa; hakaretten, iftiradan, Cumhurbaşkanına diklenmekten, farklı farklı, vizyonsuz konuşmalardan öte bu tarz konuşmalar olsa. Ben, teşekkür ediyorum, keyifle dinledik. Ancak, Sayın Kesici konuşmasında 2002 yılındaki faiz rakamlarını söylemedi. Sayın Kesici’ye özellikle, geldiği siyaset kültürüyle tanınan bir ifadeyle beraber söylemek istiyorum: “Bizi eleştirdiğiniz o yolların daha çok yapılmasını, o köprülerin daha çok yapılmasını siz neden sağlamadınız?” desek, muhtemelen bize “Ya, para vardı da biz mi yapmadık?” diyecekti; işte, paranın kaynağı bu değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 100 liralık gelirin 86 lirası faize giderken bugün sadece 11 lirası gidiyor değerli arkadaşlar.

Yine, Sayın Kesici konuşmasında birçok örnek verirken “OSB’ler batıyor, sanayi mahvoluyor.” dedi. O konuşmadan hemen sonra 3 tane OSB başkanından Kayseri’den, Kocaeli’den, Denizli’den bir sürü fotoğraf geldi “İşçi arıyoruz.”, “Yatırım yapıyoruz.” diye. Bu ülke batmadı arkadaşlar. Dönemsel olarak sıkıntılar olabilir, dönemsel olarak kurun değiştiği anlar olabilir, çevremizdeki savaşlarla beraber, Avrupa’nın ekonomisinin geriye gitmesiyle beraber sıkıntılar da olabilir. Ama, bütçemiz de, enflasyon da, faiz de, yatırım da tamamen kontrolümüz altında olmakla beraber yarınlar için daha iddialıyız, göreceksiniz daha iyi şeyler yapacağız inşallah.

Değerli arkadaşlar, peki, bütçenin bu genel fotoğrafından sonra en öne çıkan başlığımız ne diye baktığımızda şunu keyifle, gururla söyleyebiliyoruz: AK PARTİ eğitimin yanında, eğitimcinin yanında. Biz iktidara geldiğimizde 2002 yılında eğitimin bütçedeki payı sadece yüzde 10’du, şu an tam yüzde 20. Avrupa Birliğinde şu an hâlâ yüzde 10,6; Avrupa’nın tam 2 katı fazla eğitime yatırım yapan bir Hükûmetiz. İlk defa AK PARTİ’li bütçe yıllarında Millî Savunma bütçesinden daha fazla bütçe Millî Eğitime verildi.

Değerli arkadaşlar, yıllarca değişik polemiklere, nümayişlere konu olan bir harç meselesi vardı; üniversite harçları, kalksın, kalkmasın… Kavgalar olur, eylemler olur. Sözüm ona sadece solcuların elindeymiş gibi bu üniversitelerdeki harçlar kaldırılsın kavgası oldu. Haberiniz bile olmadı tabiri caizse, biz kaldırdık, biz. Şu an ne harç var ne de bunlarla ilgili sorunlar var. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Burslarımız artıyor, yurtlarımız artıyor, her ilde üniversite yapma iddiamız devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, sağlık meselesi… Yine, saatlerce eskileri, yenileri anlatabilirim ama temel fotoğrafı ortaya koymak istiyorum. Bizler, hastane kuyruklarında sabahlayan, ilaç alamayan, hastanede rehin kalma haberlerini duyan bir nesiliz. Yıllarca bunu okuduk, gazetelerde gördük ama şimdi, her ilimizde neredeyse şehir hastaneleri adıyla otel gibi hastane imkânlarımız oldu ve daha da olacak. 2002 yılında 618 olan ambulansımız, bugün, bin demiyorum, 2 bin demiyorum, 3 bin demiyorum, tam 5 bin oldu arkadaşlar. 2002’de 600 ambulans, bugün 5 bin ambulans.

Değerli arkadaşlar, 2002 yılında eğitim ile sağlığın yani kişiye direkt dokunan bu ana başlıkların bütçedeki oranı yüzde 20’yi geçmiyordu, şu an tam yüzde 37. Bir daha söylüyorum, eğitim ve sağlığın bütçemizdeki oranı yüzde 37. Avrupa Birliğinde kaç? Yüzde 25. Biz bu konularda iddiamızı tüm dünyaya gururla söyleyeceğiz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Asgari ücret nasıl, asgari ücret? Ona bakalım, Avrupa Birliğiyle bir de onu kıyaslayalım.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ulaşım ayrı bir başlık, saatlerce anlatabilirim.

Değerli arkadaşlar, ulaşımda ülkenin çağ atladığını herkes gördü. (CHP sıralarından gürültüler) Siz görmeyin ama vatandaşımız gördü. 25 bin kilometre oldu şu an bizim sadece bölünmüş yollarımız. 2002’de 6 ilde olan bölünmüş yol, şu an 76 ile çıkmış durumda. Daha ne anlatayım sizlere? Ulaşımdaki köprüler, boğaz köprüleri, Yavuz Sultan Selim, Marmara Köprüsü, hele ki şimdi Çanakkale’yi görün inşallah 18 Martta Çanakkale köprümüzün temelini attığımızda. Tarımda, sanayide, turizmde çok daha fazla vizyonu hep beraber yakalayacağız değerli arkadaşlar.

Peki, sadece kişiye dokunan yatırımlar mı? Millî Savunmaya bakın. Yine, 2002 yılında sadece yüzde 24 oranında yerli silahımız, sanayimiz varken, bugün bu yerli savunma sanayimiz yüzde 60’lara geldi. Millî taarruz helikopteri ATAK, GÖKTÜRK-1, GÖKTÜRK-2, insansız hava araçları… Ki bugün bir gazete Türk malı olan insansız hava aracı için “Çok pahalı” diye manşet atmış. Aslında şunu demek istemiş: İsrail’in Heron’u varken neden Türkiye’nin ANKA’sı, Bayraktar’ı var demek istemiş? Bizler daha çok ANKA yapmaya, daha çok Bayraktar yapmaya, daha çok yerli, daha çok millî üretim yapmayı hep beraber gayret edeceğiz. HÜRKUŞ eğitim uçuşu uçağı, Fırtına Obüsü, modern piyade tüfeğimiz, MİLGEM millî gemimiz; hangisini anlatayım değerli arkadaşlar?

Eskiden bizim uluslararası anlamda markamız yok hükmündeydi neredeyse ama bugün sizin çok eleştirdiğiniz TRT başlı başına bir marka değeri hâline geldi; Arapçası, Kürtçesi, İngilizcesi, farklı dillerde uyduda bambaşka bir kanal hâline geldi. En son adım TRT World. Tüm dünyada örnek gösterilen bir kanal hâline geldi, vizyonuyla, içeriğiyle, renkleriyle bambaşka kanal hâline geldi değerli arkadaşlar.

2012 yılında Türk Hava Yolları orta ölçekli bir kurumken, bir şirketken bugün dünyanın birçok noktasına uçan, 117 ülkeye uçan, 298 noktaya uçan bir hava şirketi hâline geldi. Türk Hava Yollarını tanımayan insan kalmadı, TRT’yi tanımayan insan kalmadı. Bunun ötesinde daha birçok kurum sayabilirim. Vaktimiz kısa diye hızlı geçmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bunları yaparken “Nasıl yaptık?” sorusunun bir iddiası var. Biz bu millete sevdalıyız, biz iş yapmak istiyoruz, bizim derdimiz var. O yüzden bunları başarıyoruz. Eğer zihinsel değişiklik olmasaydı, eğer biz eskiden gelen hâlimizi devam ettirseydik bunları yapamazdık. Hani büyük şairlerimizden Yahya Kemal’in dediği gibi “İnsan, âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar.” Biz, bu topluma hayal etmeyi öğrettik. Önceden kendi şehrinden dışarıya çıkmayan insanlarımız vardı, Avrupa’nın, dünyanın hiçbir şehrine temsilcilik açmayan yayınlarımız, yayın organlarımız vardı ama artık bugün şirketlerimiz de, basınımız da, iş adamlarımız da herkes AK PARTİ’nin vizyonuyla beraber Türkiye’ye yakışan adımları atmaya devam ediyor. Siz hayal ederseniz Yavuz Sultan Selim Köprüsü olur, siz hayal ederseniz Çanakkale Köprüsü olur, siz hayal ederseniz Marmaray olur, Körfez Köprüsü olur ve yeniden büyük Türkiye’nin inşası başlar inşallah.

Değerli arkadaşlar, bugünlere kolay gelmedik; zaman oldu liderimizi hapse attılar, zaman oldu davamızın önüne set vurdular, zaman oldu kapatma davası açtılar, zaman oldu “Siz cumhurbaşkanı seçemezsiniz.” dediler, zaman oldu bizim önümüze farklı atraksiyonlarla, darbelerle geldiler. Ama hep “ya sabır” dedik, “ya sabır” dedik, hep milletimize sırtımızı dayadık. Birilerinin yaptığı gibi “Sırtımızı falanca örgüte...” demedik, Avrupa’ya gitmedik, şikâyet etmedik, hendek kazmadık, “Biz sadece milletle yürürüz.” dedik, milletle beraber yol yürüdük. Allah’a hamdolsun ki bugünkü tabloyla karşılaşmış olduk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; sadece eğitim, sağlık, silah gibi değil çok şey söylemek istiyorum. Bakınız, yine insan hak ve özgürlüklerini güvence altına alan kurumlar kurduk. İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Kamu Denetçiliği Kurumu AK PARTİ döneminde kuruldu. Partimizde İnsan Hakları Başkanlığı bu dönemde kuruldu, ana dilde savunma hakkı bu dönemde verildi, farklı dil ve lehçelerde yayın yapma bu dönemde hayata geçirildi, azınlıklara kendi mülkiyetlerini, vakıf mülkiyetlerini verme hakkı bu dönemde sağlandı, 4+4+4’le eğitim özgürleştirildi, ceza sisteminde iyileştirmeler yapıldı, denetimli serbestlik geldi, çocuklara özel ceza infaz sistemi geldi, cezaevleri saydamlaştırıldı, orantısız güç kullanmanın önüne geçildi, idari bilgi edinmenin önü açıldı, yerleşim yerlerinin eski isimlerinin önü açıldı, işkence ve kötü muameleye son verildi, Türkiye için utanç vesilesi olan başörtüsü yasağı, katsayı yasağı gibi kronik sorunlar yerle bir edildi, kadına yönelik pozitif ayrımcılık hükmü Anayasa’ya girdi. Türkiye darbe zihniyetiyle AK PARTİ döneminde yüzleşti çünkü Şeyh Edebali’nin dediği gibi “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” dedik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AFAD gibi, TİKA gibi, Kızılay gibi, Yunus Emre Enstitüsü gibi olağanüstü gurur duyduğumuz kurumlara vakit yok diye girmiyorum.

Değerli arkadaşlar, peki, ben, bu on iki gün boyunca konuşurken, bunları ortaya koyarken daha çok muhalefetteki arkadaşlarımız ne söylemişler diye özel çalışma yaptırdım. Danışmanlarımı topladım. Ne demişler? Bakın arkadaşlar, öne çıkanlar: Bir, Saray; iki, diktatör; üç, Cumhurbaşkanlığı; dört, tırı vırı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, sizin Saray dediğiniz bu milletin evi, bu milletin huzur bulduğu yer, siz tapu kadastro müdürlüğüne bina yapıldığı zaman kızmıyorsunuz, valiliğe, adliye sarayına kızmıyorsunuz, Avrupa’ya gittiğinizde, dünyanın değişik şehirlerine gittiğinizde, “Başkanlık sarayı” dendiğinde fotoğraf çektiriyorsunuz, “Aman, ne güzel!” diyorsunuz, orta hâlli, “bir saray” diye ifade ettiğiniz külliye bu milletin gurur duyduğu bir mekân hâline geldi.

Fakat, oyunuz niye artmıyor, biliyor musunuz? Farkında olmayabilirsiniz, on beş yıldan beri 25’i 26 yapamadınız, yapamazsınız. Her “saray” dediğinizde birilerini kırıyorsunuz, her “kaçak” dediğinizde birilerini kırıyorsunuz. Sayıları aldım: 16 bin muhtar orada yemek yemiş, 10 binden fazla STK toplantı yapmış, millet orada camiye gidiyor, kütüphaneye gidecek, kongreye gidecek, millet orada yaşıyor. Siz hakaret ettikçe adam diyor ki, “Ya, ben gittim, senin dediğin altın klozetin gördüğümle alakası yok. Sen yalancısın o zaman.” diyor. Bunu millet görüyor arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakınız, “Tayyip Erdoğan” dediğiniz adam, Sayın Cumhurbaşkanımız, İstanbul Belediye Başkanı olduğunda -ben İstanbul’u iyi bilirim- Florya’da, sahilde, ormanda harika ötesi bir ev var, lojman var, konut var Büyükşehir Belediye Başkanı için, bırakmadı, beş yıl başkanlık yaptı, Üsküdar’daki mahalleden çıkmadı o adam. Devam ediyorum: Başbakan oldu, on iki yıl görev yaptı. Sizin başbakanlığınızın, bu devletimizin yok muydu konutu, yok muydu misafirhanesi? Ama Keçiören’de bir apartmanda on iki yıl boyunca kiracı oldu o insan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bizim gözümüz sarayda değil, bizim gözümüz iş yapmakta, bu ülkenin onurunu ayağa kaldırmakta, tarihten gelen o medeniyetimizi, sorumluluğumuzu tekrar dosta, düşmana göstermekte. Ev derdi, saray derdi olsaydı, belediye başkanlığında, başbakanlığında krallar gibi yaşayamaz mıydı? Yaşardı arkadaşlar. O yüzden, bunları niye söylüyorum biliyor musunuz; aynaya bakın, aynaya. Dışarıda çay içerken gelecek buraya, önceki konuşmacıyı bilmiyor, sonrakini bilmiyor, direkt “diktatör”, “Saray var, o var, bu var.” Yapmayın ya!

Oyunuzun artmamasının sebebi biz değiliz, sizsiniz aynı zamanda. Aynı şeyleri yapıp da farklı sonuçlar beklemek makul insanların tavrı değildir. Aynı şeyi yapacaksınız, oyunuz artacak; artmaz. Kaldı ki, o yüzde 25 oyun da içerisinde sizin payınız çok az arkadaşlar. Altı okun içerisinde Mustafa Kemal’in hatırası var, İnönü’nün hatırası var, tarihiniz var. Adam diyor ki “Kanım aksa oyum size.” Yani, size değil tarihinize oy veriyor. Çoğunuz çıkıyorsunuz bağırıyorsunuz, hakaret ediyorsunuz; ortada ne var? 25, 26 olmadı, olmaz! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hâlâ buraya çıkanlar FETÖ’nün kasetçaları gibi; “17 Aralıkta böyle oldu, dolar kutuları böyle oldu.” gibi hâlâ sizin önünüze konan argümanlarla bize saldırıyorsunuz. O FETÖ ki -tırnak içerisinde- Müslüman cemaatler içerisinde sayılırken karşıydınız ama hainler arasında olunca yanında olmaya çalıştınız. Hüsnü Mahalli, beş on sene önceye kadar irticacıydı, Arap’tı, kötüydü; ne zamanki Esad’ın yanında olmaya başladı alkışlamaya başladınız. Bunlar yanlış arkadaşlar, bunlar doğru değil. Edirne’ye ciğer yemeye gitmediniz. Niyetinizi biliyoruz, HDP’nin avukatlığı size kalmaz. Ses çıkarmayın, Edirne’ye ciğer yemeye gitmediğinizi bir daha söylüyorum.

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisinin doksan yıllık hatırası kıymetli bir hatıra.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ya, sen bütçeden konuş, bırak Cumhuriyet Halk Partisini.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bu hatıraya sahip çıkın, bu hatıraya sahip çıkmazsanız kendi aranızdaki arkadaşlarınızın uyarılarına sahip çıkın.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yaptığınız bir şey yok. Sen onları anlat.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Hadi bana kızıyorsunuz, Sayın Nevşehir, bana kızıyorsunuz canın sağ olsun ama bakın, söylediğim, sadece benim eleştirilerim değil.

Bakınız, değerli arkadaşlar…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bülent, karıştırdın “Niğde” diyecektin herhâlde.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Niğde, patatesi bol Niğde.

LEVENT GÖK (Ankara) – Niğde, değil mi?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bakınız, kendi arkadaşlarınız bu tavırdan rahatsız bunu yapmayın değerli arkadaşlar. İsim vermeyeceğim, sizin vekiliniz, milletvekiliniz “Yeter artık, sabır, sabır, sabır bir yere kadar. Ben Atatürk’ün kurduğu gibi bir CHP istiyorum, oraya buraya savrulan değil. Adana mitinginde Nazlı Ilıcak, Mehmet Altan gibi Ergenekon, Balyoz süreçlerinin savunucusu FETÖ’cülerin isimlerinin anılmasını kabul etmem.” diyor. Kim? Sizinkiler diyor. Ben de etmiyorum, size yakışmıyor bu arkadaşlar.

Kızabilirsiniz, gidin Nazlı Ilıcak’ı vekil yapın, gidin Ahmet Altan’ı vekil yapın önemli değil, istediğinizi yapın ama değerli arkadaşlar, CHP’nin bir hatırası var bu hatıraya yanlış yapmayın.

Bakınız, bir başka, size yakın bir avukat diyor ki: “Adana mitinginde gazeteciler sayılmış, yoklama yapılmış. ‘Nazlı Ilıcak’ denilince halkın ‘burada’ demesi istenmiş; o oradaysa ben orada yokum.” diyor.

---

**Kaynak gösterme:** Bülent Turan (AK Parti, Çanakkale). “2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Tümü münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bulent-turan-26-2016-12-16-2017-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2015-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=55566

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
