# Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma

- **Tür:** Komisyon konuşması (TBMM 28. Dönem)
- **Konuşmacı:** Burak Dalgın (İYİ Parti, Balıkesir)
- **Yer:** TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu
- **Tarih:** 2 Kasım 2026
- **Gündem:** Tutanak Metni
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90974
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/burak-dalgin-2026-11-02-ham-tutanak-1

> Burak Dalgın (İYİ Parti), 2 Kasım 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.409 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BURAK DALGIN (Balıkesir) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan ve değerli bürokratlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı alanında yapay zekâ, savunma sanayi ve teknoloji ekosistemi alanında yapılan faaliyetleri ilgiyle ve sevinerek takip ediyoruz. O konudaki çalışmalarınızdan dolayı da tebrik ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Şimdi, bu bütçeye baktığımda, ben 5 tane ana madde etrafında görüşlerimizi ifade etmek istiyorum; bir tanesi kaynak, bir tanesi büyüme, biri istihdam, biri verimlilik, biri de uluslararası ilişkiler. Çünkü bu 5 tanesinin toplamıyla aslında biz bir genel tabloyu göreceğiz.

Şimdi, kaynakla başlayalım. Biz, bu bütçede bütçenin zekatını sanayiye ayırıyoruz. Sanayinin payı kırkta 1, reel kesime ayrılan destek bütçenin zekatı kadar. Bunu yukarı doğru çekmek durumundayız. Neticede, faize 4 trilyon lira ayrılan bir ülkede, bunun sadece üç haftalık hâlini sanayiye ayırırsak Türkiye'yi ileriye doğru ittirmemiz mümkün olmaz. Bu rakam ne anlamına geliyor? Sanayide bir yıla ayrılan para, aslında en büyük bin sanayi şirketimizin iki aylık faiz gideri kadar. Yani zaten sanayinin en büyük şirketleri ciddi bir faiz yükü altında, biliyorsunuz, faaliyet kârının yüzde 85'ini finansman giderini ayırıyor. Yani en büyük sanayi şirketlerimiz bile bankalara çalışıyor. On yıllık ortalaması bunun yüzde 64'tü, bu yüzde 85'e çıktı. Bu uygulanan genel ekonomi programının sanayiyi nasıl çürüttüğüne bir örnek. Daha geçen sene bile bizim gene en büyük bin sanayi şirketimizin 300 tanesi zarar açıkladı. Bu sene maalesef, daha büyük bir rakamla karşı karşıya kalmamız mümkün. Bu tablo varken ne yapmak lazım? Bu insanları birazcık rahatlatmak lazım. Rahatlatmanın pek çok yolu var, en barizi bu KDV alacaklarını ödemek. 1 trilyon liradan fazla KDV alacağı bekliyor. Yani sanayicinin parasıyla faiz ödemeden, bedavaya Hazine bunları kendisini fonlamakta kullanıyor. Bunun karşılığında KOBİ ve sanayiciye faiz ödeyerek, bankalara para ödeyerek kendisini fonlamaya çalışıyor. Şimdi, bu 1 trilyondan daha fazla parayı acilen ödemek lazım. Bunun yıllık sanayiye yükü yarım trilyon civarında bir faiz ödemesi. Şimdi, bir defa bunu hemen yapmak mümkün. Bir diğeri, esnafların beklediği vergi ve SGK yapılandırmasını acilen yapmak çünkü bu para zaten tahsil edilemiyor, kâğıt üstünde artmasının da bir hayrı yok. Burada makul bir yapılandırmayı yapmak acil bir şekilde bir rahatlama, bir can suyu sağlar. Mevcut ekonomi programının doğal neticesi olarak, sizin doğrudan alanınız değil ama öbür tarafta yapılanlar sizin alanınızı da etkiliyor, reel sektörün net döviz açığı güldür güldür yukarıya doğru çıkıyor, 213 milyar dolara çıktı. Burada kurdaki herhangi bir oynamanın sanayi şirketlerinin bilançosu üzerinde nasıl bir etki yapacağını maalesef görüyoruz, orada da maalesef bir balon göz göre göre şişiyor. Balon demişken fon meselesini de hatırlayalım. Burada, tabii, bireysel yatırımcının mağduriyetleri, sıkıntıları var ama orada parası kalmış KOBİ'ler de var. Daha geçenlerde konuştuğum birisi "Ben orayı kasa olarak kullanıyordum, 10 milyonum kaldı, 5 kişiyi işten çıkarmak zorunda kaldım." dedi. ÖST tahvilleri, özel sektör tahvilleri de aynı zamanda doğrudan bu alanı ilgilendiren bir konu. Yani fon meselesi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığını da ilgilendiren bir alan. Hazine ve Maliye Bakanı ortada yok, sizin bu konuya birazcık vaziyet etmenizde yarar görüyorum. Bu, kaynak meselesi.

İkincisi, normalde büyüme derdim buna ama büyümeyi geçtik, büyüme artık bir lüks hâline geldi, insanlar artık çalışarak batıyoruz, noktasındalar, küçülmemeye çalışıyorlar. Şimdi, Ağustos 2026'daki sanayi üretimi endeksimiz, Şubat 2022 düzeyinde yani biz, az gitmişiz uz gitmişiz, dört buçuk senenin sonunda hiçbir ilerleme kaydedememişiz. Bu, bırakın gelişmekte olan bir ülkeyi normal bir ülke için felaket bir performans. Beş yıldır yerimizde sayıyoruz. İmalat sanayinin artmadığını görüyoruz. Burada bir savunma sanayi, önemli bir istisna. Oradaki başarıları biz de iftihar ederek takip ediyoruz, bunun artması lazım. Tabii, ben de sizin söylediklerinizi tekrarlıyorum burada. Türk savunma sanayisinin orada savaş suçlarıyla beraber mütalaa edilmesi, aynı cümle içinde kullanılmasında fevkalade yanlış buluyorum. Tutanaklara geçmesi açısından kınadığımızı da ifade ediyorum. Fakat savunma sanayi ihracatın yüzde 3,5'u, sanayi istihdamının yüzde 1,5'u yani burada artışlar sağlamak güzel de bu yekûnü çok da fazla yukarıya artıramayabilir. Bunun neticesinde istihdamda ne görüyoruz? Sanayi istihdamı 2021'in sonunda 6,5 milyondu, bugün geldik gene 6,5 milyon; burada da gene "Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, son beş senede bir arpa boyu yol gidemedik." gibi bir tablo var.

Geçenlerde Eskişehir'deydim, OSB'den çıkacaktım "Trafik olur mu?" diye arkadaşlara sordum, dediler ki: "Biz burada bayağı bir küçülmeye gittiğimiz için artık trafik olmuyor maalesef." Artık bu tip acı şakalara da maruz kalan bir hâle geldi bu iş.

Üstüne üstlük imalat sanayimizin -bildiğiniz üzere- yüzde 78'i orta ve düşük sanayilerde, orta ve düşük teknolojide. "Orta ve düşük teknoloji" demek bütün bu yapay zekâ robotik rüzgarına "Biz açtık göğsümüzü, bekliyoruz." demek yani dünyadaki o eğilim bizim zaten ilerleyemediğimiz, beş senedir zaten yerimizde saydığımız sanayi istihdamı üzerinde ciddi de bir risk yaratıyor. Bütün bunlar olurken biz istihdam programının ödeneğini yüzde 9 artırıyoruz, enflasyon hedefi yüzde 21 yani reel olarak küçültüyoruz.

Şimdi geldiğimiz tabloda Türkiye bir "coffee latte" ekonomisine döndü. Türkiye'nin en büyük 1.000 sanayi şirketinde çalışan sayısı, kafe ve restoranda çalışanlar kadar. Türkiye'nin en büyük 1.000 sanayi şirketinde çalışan sayısı, motokurye sayısı kadar. Türkiye'nin en büyük 1.000 sanayi şirketinde çalışan sayısı dört senedir yerinde sayıyor yani burada kaybettiğimiz şey -tabii, önemli bir hizmet sektörümüz olması çok önemli, oraların artması doğal ama- bizim burada kaybettiğimiz işler kaliteli işler. Nitekim orta direği taşıyan işler burada yok oluyor. En büyük 1.000 sanayi şirketindeki ortalama ücret asgari ücretin 3,5 katı yani kaybedilen ya da büyümeyen işler aslında nitelikli, bizim vatandaşımızın sahip olmasını isteyeceğimiz işler.

Verimlilik meselesinde yıllardır aynı yerlerdeyiz ama hani, bu mal ihracatında malum dünyada 31'inci sıradayız. Hâlbuki nüfusta 18'inciyiz, ekonomik büyüklükte 16-20 arasında gidip geliyoruz, orada olduğumuz yerin gerisindeyiz. Şimdi "Toplam faktör verimliliği yüzde 1,2 artacak." dediniz, ona sevindim, inşallah öyle olur fakat tarih onu desteklemiyor çünkü 2010-2024 bandında bu yüzde 1 bile artmadı, 2024'te negatif oldu yani toplam faktör verimliliğini artıramazsak refahı yaratamayız. Bütün bu "teknolojik sıçrama" denilen şeyde de HIT-30 teknoloji hamlesinin yüksek ve orta yüksek teknoloji yatırımlarının imalat teşvik belgelerindeki oranı 2028 ve 2029'da düşüyor sizin planınıza göre, aşağı yukarı aynı yerde daha doğrusu; 2025'te yüzde 47, 2027, 2028 ve 2029'da yüzde 44 yani burada niteliksel bir değişimin olmadığı görülüyor.

Şimdi, gelelim beşinci maddeye, uluslararası ilişkiler boyutuna çünkü günümüzde artık teknoloji, ekonomi, millî güvenlik ve diplomasi bir bütün, bunlar ayrı disiplinler hâlinde değiller.

Burada, tabii, BYD meselesi ve "Made in Europe" meselesi gündeme geliyor çünkü Çin bizim dış ticaret açığımızın yaklaşık yarısı, dünya için de büyük bir mesele, stratejik bir mesele, Avrupa Birliği de en büyük pazarımız, üstüne üstlük de dengeli olan tek pazarımız belki.

Şimdi ben size bir soru önergesi vermiştim 18 Temmuz 2025'te "Bu BYD meselesi ilerlemiyor galiba, ne oluyor Sayın Bakan?" diye, siz de sağ olun, lütfedip cevap verdiniz, sonra biz sizinle bunu bire bir de konuştuk. Şimdi, orada "Bunların inşaatı galiba ilerlemiyor. Bu iş aksarsa buraya verilen teşvikler ne olacak?" dedik ve "Macaristan'da bir şey açıyorlar. Ne oluyor acaba?" dedik. Ne zaman dedik? 18 Temmuz 2025'te. Şimdi, sizin cevabınızda diyorsunuz ki: "BYD firmasının ülkemizde yapacağı yatırım mevcut teşvik sınırları içinde desteklenmektedir. Bu iş ilerliyor, bir sıkıntı yok." Bunu ne zaman söylediniz? Yazılı olarak cevabınızda, 2025 senesinin ortasında, bu da cevabınız. Ondan sonra işler ilerledi -hatta ben Çin'deydim- 10 Haziran 2026'da da bu BYD meselesinin ilerlemeyeceği ortaya çıktı büyük ölçüde. Bir soru önergesi daha verdik, orada dediniz ki cevaben yani "Bu verilen teşvikleri nasıl biz geri alacağız, ne olacak?" diye. "Bu yatırımlar tamamlanmazsa sağlanan teşviklerin geri ödenmesine yönelik hususlarla ilgili müeyyideler mevzuatımızı düzenlenmiştir, hak ve menfaatlerimiz güçlü şekilde teminat altına alınmıştır."

Şimdi soruyorum: BYD'nin gelmeyeceği nasıl belli oldu, ne zaman belli oldu ve burada bir teminat yapısı ne oldu, biz bunlardan kaç parayı aldık? Çünkü biliyorsunuz, bu BYD meselesinin başlamasından gelişmesine kadar geçen sürede BYD'nin pazar payı 0'dan neredeyse yüzde 4 mertebesinde çıktı. Binlerce araç geldi, milyonlarca liralık teşvik verildi. Neticede fabrika yok yani o meşhur film repliğiyle sorayım: "Para nerede, araba nerede?" Arabanın olmadığını biliyoruz, artık "Para nerede?"yi soruyoruz. Bizim bunlara sağladığımız teşvikleri geri aldınız mı? Almadıysanız ne zaman alacaksınız? Bunun teminatı nedir?

Son olarak gelelim "Made in Europe"a; bu da aslında uluslararası ilişkiler meselesinin diğeri. Şimdi bu Avrupa'nın korumacılığı maalesef devam edecek gibi gözüküyor, vizyonsuzluğu da devam edecek gibi gözüküyor. İşte, benim kendi temaslarımda da "Kardeşim, gümrük birliğinin modernizasyonu, tek dijital pazar falan gibi meseleler ya da "Made in Europe" gibi meseleleri söylediğimizde, "Kıbrıs" falan diyor yani kardeşim, "Kıbrıs" diyorsan o zaten müzakerelerin genel konusu, bu alanlar birazcık daha güven artırıcı tedbirler fakat bu "Made in Europe" tabii, bilhassa otomotiv sektörü açısından kötü, bir de yol olur "Tilkinin geçtiğine yanmam, iz olur." meselesi; bu, otomotiv sektöründe olursa hem bizim en önemli ihracat sektörümüzü yaralar hem de diğer sektörler için yol olur. Bu konuyla ilgili ne yapmak istediğinizi de dinlemek isterim.

Ben de sunumunuz için teşekkür ediyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

---

**Kaynak gösterme:** Burak Dalgın (İYİ Parti, Balıkesir). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 2 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/burak-dalgin-2026-11-02-ham-tutanak-1 (erişim: 2 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90974

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
