# Birinci tur (tbmm, cumhurbaşkanlığı,sayıştay, anayasa mahkemesi)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Burhan Kuzu (AK Parti, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim
- **Tarih:** 18 Aralık 2003
- **Gündem:** BİRİNCİ TUR (TBMM, CUMHURBAŞKANLIĞI,SAYIŞTAY, ANAYASA MAHKEMESİ)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/burhan-kuzu-22-2003-12-18-birinci-tur-tbmm-cumhurbaskanligi-sayistay-anayasa-mahkemesi

> Burhan Kuzu (AK Parti), 18 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİRİNCİ TUR (TBMM, CUMHURBAŞKANLIĞI,SAYIŞTAY, ANAYASA MAHKEMESİ)); konuşma 1.771 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde konuşmak üzere, Grubum adına söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bizim hükümet modelimiz parlamenter rejimdir. Parlamenter modelde cumhurbaşkanının konumu ve yetkilerinin sembolik olması gerekiyor. O bakımdan, bütçe münasebetiyle, bu alanda Türkiye'de yaşanan bazı sorunlara dikkat çekmek istiyorum.

Şimdi, bir defa, Anayasamıza göre, cumhurbaşkanının dışarıdan seçilmesi imkânı getirilmiştir. Bu, belki, vatandaşa da yol açmak bakımından isabetli olmuştur; ancak, yükseköğrenim şartı hâlâ bulunduğu için, yine, bir kısıtlı alan tanınmıştır. Eski dönemlerde de doğrudan Meclis içinden seçildiğinden, evvela senatör yapılmak suretiyle bu yol açılıyordu. Dolaylı yola gitmemek bakımından, belki bu yol isabetli; ama, bunu genişletmek lazım.

İkinci bir husus, bizim Anayasamızda 7 yıllık bir süre öngörülmüş. Alman Anayasasına baktığımız zaman -parlamenterizm anlamında- 5 yıllık bir süredir. Başka ülkelerde 7 yıllık süreler var; mesela, Fransa'da; ama, doğrudan seçildiği için, belki farklı algılanabilir. Bu konuda da 5 (+) 5 formülünün Türkiye şartlarına daha uyacağını düşünüyoruz.

Yetkileri alanında eleştirimiz, bence en önemli yanlışlık, sembolik yetkiye sahip olması gereken cumhurbaşkanlığı makamının, oldukça fazla yetkilerle donatılmış olmasıdır. Bunun, tabiî, temeli, zannediyorum, 12 Eylül 1980 harekâtından sonra, siyasetçiye güven krizi bağlamında yaklaşıldığı için, bürokratik kesime daha ağırlık verilmiş, genel oyla seçilen kesim biraz kenara itilmiş. O zaman da, tabiî, sorumlu olmayan makamlara fazla fazla yetkiler verilmiş. Bu, elbette ki, doğru bir yöntem değildir.

Bunu sağlamada en büyük yanlışlık, 1961 Anayasasına göre, bu yetkileri tek maddede toplamak olmuştur. Gerçekten, bu maddeyi okuduğunuz zaman, diyorsunuz ki, bu sistemde tek yetkili cumhurbaşkanıdır. Yasamaya karşı olanlar, yürütmeye karşı, yargıya karşı olanlar şeklinde sıralanmış, tek tek sayılmış; ayrıca, ilgili maddelerde sayılmış. Nitekim, rahmetli Özal "bu maddeyi ben okuduğum zaman -104 üncü maddeyi- tek yetkili benim diye düşünüyorum" demişti. Tabiî ki, çok da yanlış değildi bence.

Yapılacak birinci iş olarak bu maddedeki yetkileri dağıtmak lazım; zaten, ilgili çok maddede bu tekrarlanıyor. Psikolojik etkiden, bir defa, kurtarmak lazım bu noktada. Ayrıca, atama yetkilerini de bir gözden geçirmemiz gerekiyor. Birçok kanun çerçevesinde, sayın cumhurbaşkanına atama yetkileri tanınmış Anayasa dışında. Elimdeki kanunlara bakıldığı zaman, 15 üyeyi birçok kurula direkt atama yetkisine sahip görülmektedir.

Bütün bunların dışında, cumhurbaşkanının sorumluluğu meselesine gelince; tek başına yaptığı işlemler aleyhine, malumunuz, dava açılamıyor. Ben de soruyorum, acaba, bu işlemden hangisini tek başına yapacaktır; bunlar, Anayasada sayılmamış. Doktrin bunu belirlemeye çalışıyor. Mahkemede dava açılamadığı için bir içtihat da oluşmuyor. Herkes, farklı bir şekilde tasnif yapıyor. Halbuki, bakıyoruz, Alman, Fransız ve Yunan Anayasaları -ki, bunlar da Fransa'yı bırakırsanız, parlamenter rejim sayılırlar- tek tek saymışlar. Bizim eski dönemde de taslaklarda bunlar hep sayılmaya çalışılmış; fakat, nedense, bir türlü metne yansımamış. Dava açamadığımıza göre, bunun mutlaka bilinmesi lazım; aksi halde, sorumlu olmayan makamlara, bir de yargı yolu kapalı işlemler yapma fırsatı vermiş duruma düşeriz.

Deniyor ki "devletin başı sıfatıyla yaparsa, bunu tek başına yapar; yürütmenin başı sıfatıyla yaparsa, bunu Bakanlar Kuruluyla birlikte yapar." Ama, bunun da çok net elimizde ölçüsü yok. Şu halde, bu konuda ciddî bir tasnif gerekiyor.

Cumhurbaşkanına bağlı kurumlar var. Bu kurumların fonksiyonlarına bakıyoruz. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği eskiden de vardı; ama, 82 Anayasası bunu, Beyaz Saraya dönüştürecek şekilde yetkiyle donatmış ve bir anlamda anayasal plana çekmiş. Eskiden bu, malum, kanun bazında düzenleniyordu. O yetmiyor gibi, ayrıca, cumhurbaşkanına kararname çıkarma yetkisi vermek suretiyle -bizde olmayan bir işlem türü bence; Anayasa olduğu için yapacak bir şeyimiz de yok- merkezî idareye yetki verme durumunda kalmış ve kendisi, bizatihi, özellikle personel alım ve yerleştirilmesi bakımından düzenleme noktasına getirilmiş.

Devlet Denetleme Kurulu, fonksiyonunu yerine getiremiyor; belki yapısı itibariyle yerine getiremiyor, belki gerçekten çalıştırılamıyor. Cumhurbaşkanının talimatıyla harekete geçen bu kurul, aldığı raporu ne yapacak; Başbakana gönderiyor. Şikâyet zaten orayla ilgili, aynı yere tekrar gönderdiğiniz zaman sonuç alamıyorsunuz. Şu halde, bu kurul da, fonksiyonunu bence ifa edemiyor. Halbuki, kurulun oluşum sebebine baktığımız zaman şöyle diyor: "Merkezî idarenin önemli bir görevi olan denetim fonksiyonunun bugüne kadar çeşitli nedenlerle gereğince yerine getirilememiş olması sebebiyle" diyerek başlıyor. Şu halde, iktidarın, çıkarmak istediği özellikle kamu reformu yasasındaki "23 000 denetçiye rağmen Türkiye'de yolsuzluk önlenemiyor" gerekçesi, aslında, taa 1980'de konulmuş. Bu teşhis, bence, doğru gözüküyor. Öyle zannediyorum, bunları kaldırarak, başka ülkelerde gördüğümüz, Avrupa Birliği bağlamında, dünyada 86 ülkede olan ombudsmanlık, bir kurum şeklinde getirilirse, herhalde, isabetli olsa gerekir.

Şimdi, bu genel bilgilerden sonra, bir iki başka konuya girmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, mutlak sorumsuzluk durumunda bulunan cumhurbaşkanının, mutlak tarafsızlığı da esastır. Bir parti mensubu gibi konuşamaz; partilerüstü, objektif, tarafsız bir şahsiyet olmalıdır. Tenkit ve tasvipten öte, uyarıcı ve irşat edici bir rol oynaması lazım.

Parlamenter rejimde cumhurbaşkanlığında, İngiltere'de olduğu gibi ya da Amerika'da başkanlık sisteminde olduğu gibi hangisini benimseyeceğimizi bilmemiz gerekiyor; yani, İngiltere'deki gibi "kral hükümet etmez, saltanat sürer" ilkesini mi -ki, doğrusu budur aslında -o zaman yetkiyi vermememiz lazım- ya da "kral saltanat sürmez, hükümet eder" Amerikan formülünü ya da Fransız formülünü mü; o zaman da, halk tarafından seçimi getirmemiz lazım. Bir taraftan sorumsuz kılacaksın, öbür taraftan da, birçok yetkiyle donatacaksınız; zannediyorum, bu, işin özüne uymuyor.

Cumhurbaşkanının hakemlik görevini, gereği gibi uzlaştırıcı bir şekilde, kriz çıkarıcı makam olmaksızın yapmaya çalışması lazım. Bu bakımdan, bunu bir fırsat bilerek, resepsiyon krizinin, Türkiye'de bir daha yaşanmamasını temenni ettiğimi özellikle belirtmek isterim.

Sayın Cumhurbaşkanının, Anayasa Mahkemesi Başkanıyken söylediği sözleri hepimiz hatırlıyoruz "bu yetkiler, parlamenter modeldeki sorumlu olmayan bir makam için çoktur" demişti. Çok isabet buyurmuştur, doğru söylemişlerdir. Biz de hep yazageldik, çizegeldik; bunu, yeniden gözden geçirmemiz lazım. Şu sözünü ve tespitini çok önemsiyorum: "Demokrasilerin en önemli ilkesi, insanın devlet için değil, devletin insan için var olmasıdır." Bu alanda da çalışmalar yapmamız gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, görülüyor ki, 1982 Anayasası, kuvvetlerarası ilişkileri yanlış dizayn etmiştir. Bunu tekrar ele alıp, çok aşırı yetkiler verilen bu makamı, parlamenter rejimde gördüğümüz sembolik yetkiyle donatılmış olan bir alana çekmek lazım. Bunu yapmadığımız sürece, Türkiye'de tartışmaların sonu gelmeyecektir ya da yarı başkanlık, başkanlık modeli gibi -hem sorumlu belli hem yetkili belli- formülleri aramamız, gerekmektedir. Davulu kime veriyor isek, mutlaka, tokmağı da onun eline vermemiz lazım; aksi halde, davulun sesini hoş işitmeyiz. Türkiye, bunu yaşıyor bana sorarsanız. Bundan, bir an önce kurtulmamız lazım.

Bakın, bu hükümet modeli için ne diyor bizim siyaset bilimcileri; bu tespitte bulunanlar, hepimizin yakından tanıdığı ve AK Partiyle alakası olmayan birçok bilim adamıdır; özellikle onu de söyleyeyim ki, hani, daha inandırıcı olsun: Bir kısmı "bu model otoriter başkanlık sistemi" diyor, bir kısmı "başkancı parlamenter rejim" diyor, bir kısmı "başkancıl sistem" diyor; böyle gidiyor. Dolayısıyla, bu modelin adını, evvela, çok net olarak koymamız lazım. Aksi halde, cumhurbaşkanı-hükümet çatışmaları, özellikle kararname krizi bağlamında sorunlar yaşarız ülkede.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURHAN KUZU (Devamla) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kuzu.

BURHAN KUZU (Devamla) - Elbette ki, Cumhurbaşkanlığı makamı bir noter değildir, tasdik makamı değildir, hiçbir şeye bakmadan... Mutlaka bir süzgeçtir; zaten, Anayasada da, Anayasayı koruma, kollama görevi verilmiştir. Esasen, bu, yarı başkanlık modelinde, Fransa'da verilen bir yetkidir; halk tarafından seçilen cumhurbaşkanına verilen bir yetkidir; bu konuda dikkati çekmek istiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı yetkilerini kullanırken, mutlaka, eline gelen bir kararnameye -atama kararnamesiyle örnek verelim- şartları taşıyıp taşımaması bakımından bakabilir. İşte, şu makama gelmek için on yıllık memur olma şartı gibi; bu tutmuyorsa, elbette ki, bunu imzalamayacaktır; bu, çok normaldir; ama, (A) şahsı değil (B) şahsı getirilsin şeklindeki bir yaklaşım, sonunda, siyasete girmeye ve tarafsızlık ilkesini bozmaya kadar götürür; buna dikkat çekmek istiyorum.

Uygulamaya baktığımız zaman, Sayın Cumhurbaşkanı döneminde, 57 nci hükümet döneminde Köşke sunulan kararnamelerin yüzde 2'si geri dönerken, 58 inci ve 59 uncu hükümetler döneminde yüzde 24'ü geri çevrilmektedir. Zannediyorum, iki cumhuriyet hükümeti arasında bunca fark olmaması lazım; biri, farklı, yanlış yapabilir; ama, herhalde, yanlışlık oranının bu kadar olmaması lazım; buraya parmak basmak istiyorum ve bu konuda da, cidden sorun olduğunu düşünüyorum ve şunu soruyorum: Hükümetin kadrolaşmasından söz açıldığında -sık sık gündeme gelen bir durum- sormak lazım; acaba, Cumhurbaşkanlığında, Sayın Demirel döneminden kalma kaç personel çalışmaktadır; hiç, bunu araştırdınız mı; bu konuda da, gerçekten bilgi sahibi olmak istiyoruz.

Sonuç itibariyle, rejimi tekrar eski haline getirmemiz; parlamenter rejim diyorsak parlamenter rejim dememiz, ismini tam ve doğru koymamız gerekmektedir. Değerli milletvekilleri, aksi halde, sistemi tanınmaz hale getirmiş oluruz. Özellikle de, bu konuya dikkat çekmek istedim.

Sayın Başkanım, bir dakika müsaade buyurursanız, bir şeyi açıklamak istiyorum. Son günlerde, kamuoyunda çok sık gündeme gelen ve burada da, benim ismim geçerek kullanılan dokunulmazlık meselesinde bir iki kelam edeceğim sadece.

Sayın Deniz Baykal, bugünkü konuşmada ve her salı, sürekli, ismimi vermese bile, herkesin bildiği şekilde "karma komisyon başkanı" diyerek; bayramdan sonra toplayacağız komisyonu dedik ya "hangi bayram" diye soruyor bana. Tabiî, elbette ki, geçen bayramı kastettik, onu herkes biliyor.

Bir defa, şunu özellikle belirtmek istiyorum. Kesinlikle, ortada fiilî bir durum yok. Yani, karma komisyon üyeleri olarak biz bir toplantı yaptık, biliyorlar. Cumhuriyet Halk Partili vekillerimizin verdiği, bizim desteklediğimiz önergeyle bir araştırma komisyonu kuruldu. Doğru ya da yanlış, en azından nezaketen bu komisyonu beklemek durumundayız, raporu bugün yarın elimize geçecek ve...

ALİ TOPUZ (İstanbul) - O, anayasa değişikliğiyle ilgili...

BURHAN KUZU (Devamla) - Hayır efendim... O araştırma komisyonunun gerekçesine bakarsanız, dört husus sayılmış. Bunlardan bir tanesinde de "dünyada ve bizde erteleme sebepleri ve nedenleri" deniliyor. Bunu da görmemiz lazım.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Tamam da efendim, şu anda bekleyen dosyalarla ne ilgisi var?

BURHAN KUZU (Devamla) - İşte, bu, bekleyen dosyaları getirmek bakımından bize lazım; çünkü...

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Dosyalarla ne ilgisi var?

BURHAN KUZU (Devamla) - Sayın Topuz, müsaadenizle...

...bizim, komisyon olarak, bu dosyaları erteleme ya da ertelememede bir teklif yetkimiz var; bunda ışık tutacak. Biliyorsunuz ki, bu konuda İçtüzükte bir düzenleme yok, açık bir hüküm yok. Yani, buraya getirdiğimiz zaman... Eski dönemlerde gördük, 250 dosya gelmiş, 20'sinin dokunulmazlığı kaldırılmış, geriye kalanları ertelenmiş. Ondan önceki dönem, bakıyorsunuz, 262 dosya gelmiş, bunlardan 19'unun dokunulmazlığı kaldırılmış, gerisi ertelenmiş.

MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) - Kötü emsal olmaz Sayın Kuzu.

BURHAN KUZU (Devamla) - Sonuç itibariyle, köklü çözüm istiyorsanız, uzlaşma komisyonuna üye veriniz; Sayın Muhalefet Partisi, size sesleniyorum. O zaman, üye verirsiniz, komisyonu çalıştırırsınız. Aksi halde, biz, bu komisyonun dosyalarını...

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Dosyaları rafa kaldıranlara cezalarını halk verdi ama!

BURHAN KUZU (Devamla) - Getireceğiz, hiç merak etmeyin, yakında gelir.

Dosya sayısına baktığımız zaman "129 dosya" diyor Sayın Deniz Baykal, 114 dosya var. Bu dosyaların dağılımı, 53 dosya AK Parti, 48 dosya da Cumhuriyet Halk Partisine mensup olarak gözüküyor. Kişi bazında, elbette ki, 66 milletvekilinin dosyası, 20'si CHP'ye, geriye kalan 44 dosya da AK Partiye ait olarak gözüküyor.

Sonuç itibariyle, tekrar söylüyorum, muhalefet partimiz bu konuda hakikaten samimiyse, uzlaşma komisyonuna üyeyi verir, komisyonu çalıştırır. Bakın, eski dönemde -geçen dönemi kastediyorum; dosya orada, buyurun, dosya herkese açık- birbuçuk yıl bu dosya gündeme gelmemiş; birkaç kez, bu, böyle olmuş. Şahsıma ait bir mesele filan değil, kusura bakmayın, ilk defa ben yapmıyorum bu işi, bir uygulamayı götürüyoruz. Ne beklenmiş; Anayasa değişsin denmiş, beklenmiş, olmamış; af denmiş, olmamış; yasa değişsin denmiş, olmamış; nihayet biz de sekiz ay bekledik, baktık ki ümit yok sizden, yakında getireceğiz.

Saygılarımı sunuyorum efendim.

Teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Burhan Kuzu (AK Parti, İstanbul). “Birinci tur (tbmm, cumhurbaşkanlığı,sayıştay, anayasa mahkemesi)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/burhan-kuzu-22-2003-12-18-birinci-tur-tbmm-cumhurbaskanligi-sayistay-anayasa-mahkemesi (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
