# Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Cânân Aritman (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim
- **Tarih:** 3 Aralık 2004
- **Gündem:** CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/canan-aritman-22-2004-12-03-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698

> Cânân Aritman (CHP), 3 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)); konuşma 1.088 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA CANAN ARITMAN (İzmir)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlarım.

Bu madde, sadece ismi bile, madde başlığı bile yanlış olan bir madde. Bu, bir cinsiyet ayırımcılığı maddesi; hem de çift yönlü bir cinsiyet ayırımcılığı maddesi; hem hekimlik mesleğini icra eden insanlara karşı uygulanan bir ayırımcılık var hem de muayene edilecek kişiye karşı uygulanan bir ayırımcılık. Dolayısıyla, bir cinsiyet ayırımcılığı söz konusu olduğu için de, Anayasanın eşitlik ilkesine, yani Anayasamızın 10 uncu maddesine de aykırıdır.

Bu maddenin savunuculuğunu yaparken, lütfen, pozitif ayırımcılık terimini ve bazı uluslararası metinleri, CEDAW gibi bir metni kullanmaya kalkmamanızı öneririm; çünkü, pozitif ayırımcılık olduğu konusundaki sav doğru değildir. Pozitif ayırımcılık, eğer cinsler arasında bir eşitsizlik söz konusu ise, o eşitsizlik giderilinceye kadarki uygulamalardır. Bu maddenin zaten kendisi bizatihî bir eşitsizlik maddesidir. Dolayısıyla, burada bir pozitif ayırımcılıktan söz edilemez.

CEDAW, yani, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine de aykırıdır. Bu sözleşmenin 1, 2, 4, 5 ve 12 nci maddelerine aykırılık teşkil eder. Çağdaş hukuk normlarında cinsiyete dayalı düzenlemeler yapılmamalıdır.

Bakın değerli milletvekilleri, yeni Türk Ceza Yasa Tasarısını hazırlarken "Tanımlar" maddesinde "kadın" tanımlamasını çıkardık. Neden çıkardık; çünkü, o tanımlamanın "kadın" ifadesinin bile bir cinsiyet ayırımcılığı olduğu konusunda hemfikir olduk ve birlikte onu çıkardık.

Değerli milletvekilleri, bir kere, burada yapılacak olan muayene bir hekim muayenesidir, bir tıbbî muayenedir; yani, herhangi bir üst arama, bir kontrol, güvenlik güçlerinin yaptığı bir kontrol değildir. Buradaki muayene, tıp eğitimi almış, uluslararası tıp etiğine bağlı olma zorunluluğu olan ve namusu ve şerefi üzerine Hipokrat yemini, yani, hekimlik yemini etmiş bir hekim tarafından yapılacak muayenedir. Onun için, karıştırmayalım, kavram kargaşası yaratmayalım.

Hekimler mesleklerini icra ettikleri zaman, hem kendilerinin hem de muayene ve tedavi edecekleri kişinin cinsiyeti kaybolur.

Hekimler, mesleklerini icra edecekleri kişinin, ırkını, etnik kökenini, dilini, dinini, rengini, cinsiyetini görmezler; hele hele, cinsel obje olarak asla görmezler. Muayene edeceği o kişi, sadece o hekime emanet edilmiş kutsal bir varlıktır.

İnsanlar da kendilerini muayene eden hekimleri bir cinsel obje olarak görmezler; çünkü, böyle bir düşünme, çok ahlakî, çok şık bir düşünce de olmaz. Otuzüç yıllık bir hekim olarak şunu söylemek istiyorum; özellikle Anadolu kadını, hekimine her zaman saygı ve güven duymuştur; asla bir ayırımcılık yapmaz ve eşine bile söylemediği birçok şeyi, sadece ve sadece hekimine söyler.

Şimdi, bu düzenleme, bir kere, erkek meslektaşlarımızı zan altında bırakacak bir düşünce ve hekimlik mesleğinde bir cinsiyet ayırımcılığına gitmek. Böyle bir düzenleme, her şeyden önce, dünyanın en kutsal mesleklerinden biri olan hekimlik mesleğine haksızlıktır, saygısızlıktır; kabul edilemez. Burada, hem hekimlere hem de kadınlarımıza karşı bir haksızlık, bir güvensizlik ve bir saygısızlık söz konusu.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, Allah korusun, bir kalp krizi geçirip düştünüz yere veya bir trafik kazası geçirdiniz, çok ciddî hayatî tehdit altındasınız. O anda, belki, hemen orada bulunabilen bir hekim, belki de üzerindeki tek iyi elbiseyle, yerde kan mı var, çamur mu var, ne var, hiçbir şeye bakmadan, yere dizüstü çöküp, saniyelerle yarışarak, sizin hayatınızı kurtarmaya çalışır. Acaba, sizin için, o hekimin cinsiyetinin bir önemi var mıdır; yoksa, hayatınızın kurtarılması mı önemlidir!

Bir örnek daha vermek istiyorum. Çok zor bir doğum; hekime ulaşamayan, ulaştırılamayan bir ana ve bebek, hekime ulaşamadığı için o doğumda her ikisi birden hayatını kaybediyor. O kadının eşini, o bebeğin babasını düşünün; acaba, onun için, hekimin cinsiyeti mi, yoksa, bir hekime ulaşabilip de eşinin ve bebeğinin hayatının kurtulması mı önemliydi!

Bir örnek daha: Bakın, bizim ülkemizde ürolog yok. Bir adlî vaka, bir işkence vakası, travmaya maruz kalmış bir kadın, idrar yollarından çok ciddî, hayatî bir kanama geçiriyor. Şimdi, ürolog yok; eh, yasada da böyle yazarsak, o da ille "ben kadın hekim isterim" derse ne olacak? Ölüme mi terk edeceğiz o kadını?!

Değerli arkadaşlarım, tecavüz vakalarında, cinsel saldırı vakalarında tabiî ki, buna maruz kalmış insanın geçirdiği bir psişik travma vardır. O insanları muayene ederken, çok dikkatli olmak lazım. Muayenenin de artı bir travmaya neden olmamasına dikkat etmek lazım. Burada, önemli olan -bir hekim olarak, bir kadın doğum uzmanı olarak söylüyorum bunu- hekimin cinsiyeti değil, bu işte ehil olmasıdır. Hekimin, hastayla, muayene edeceği kişiyle iletişim kurabilmesi, empati kurabilmesi ve onun güvenini sağlayabilmesi önemlidir. Eğer, bunları temin edemezsek, cinsiyeti ne olursa olsun yararlı olamaz.

Şimdi, bir başka açıdan daha bakmak istiyorum: Siz, bu yasa tasarısında, mağdur, şüpheli, sanık konumundaki bir kadına böyle bir ayırımcılık tanırsanız, yarın öbür gün, kamu sağlık kuruluşlarında, normal vatandaşların da çok doğal olarak talebi olacaktır ve yasal olarak da bunun önünde durmak mümkün olmayacaktır.

Dolayısıyla, ilk bakışta, kadının yararına, lehine gibi görünen bu uygulama, ileride, kadının zararına olur. Nasıl mı olur değerli arkadaşlarım; gün gelir, bu ülkede, kadına "ancak kadın doktor varsa muayene olabilirsin, kadın doktor yoksa muayene olamazsın" denir. Bakın, Taliban yönetiminde, Afganistan'da böyle oldu. Orada dediler ki kadınlara, kadın doktora muayene olabilirsiniz; ama, bir yandan da kadınların çalışmasını yasakladılar. Doktora muayene olamadıkları için, binlerce, onbinlerce kadın hayatını kaybetti.

Şimdi, bu muayene sadece bir jinekolojik muayene de değildir; cilt muayenesi olur, göz muayenesi olur, kulak muayenesi olur, nörolojik muayene olur; yani, Türkiye'nin her yerinde, her branşta, her iki cinsten de hekim bulundurmak mümkün müdür?! Değerli arkadaşlarım, bakın, gelin, önce, bu ülkedeki her vatandaşımıza, her kadınımıza, ulaşabileceği bir hekim bulalım; cinsiyeti ne olursa olsun, en ücra köydeki, mezradaki kadınımız bile hekimsiz kalmasın, hekimsizlikten ölmesin.

Bir hatırlatma yapmak istiyorum. Bizim dinimizde, İslam Dininde, hekim seksüel bir kişi değildir. Önünde utanılmayacak, cinsiyet ayırımına gitmeden, kendinizi emanet edeceğiniz kutsal bir meslektir.

Şimdi, Avrupa'nın birçok ülkesinde bu tür düzenlemeler var deniliyor; yani, olabilir Avrupa ülkelerinde; mesela, Avusturya; Avusturya'nın bir Afganistan olma tehlikesi yok; ama, bizim ülkemizin özel şartları var; bunu da gözden kaçırmayalım. Almanya CMUK'unda böyle bir düzenleme varmış. Değerli arkadaşlarım, Alman ceza hukuku, geçtiğimiz eylül ayında, böyle bir düzenlemeyi çıkarmış ve cinsiyet ayırımcılığına dayanmayan yeni bir düzenleme yapmış; getirdim, hem Türkçesi hem de Almancası var; arzu eden arkadaşıma veririm; ama, yabancı ülkelerden örnek vermek itiyorsak, şunu söylemek isterim ki, İran'da var, Suudî Arabistan'da var ve oralarda yürürlükte.

Şimdi, çağdaş hukuk normlarına göre yasa yapmaya çalışırken, bazı şerî hükümleri, aynı zinada olduğu gibi, yasalarımıza sokmaya çalışmayalım; bu, yanlış oluyor; bu, kadına ve hekime kötü bir bakış açısı, çarpık bir bakış açısı; iyi olmayan bir ideolojik bakış ve doğru olmayan bir dünya görüşünün de yasalara yansıtılmasıdır, Anayasaya da aykırı olarak hem de.

Şimdi, bu düzenlemenin madde gerekçesini okursak, deniliyor ki: " Genel ahlak anlayışına uygun düzenlemedir bu."

Değerli arkadaşlarım, şu anda yürürlükte olan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu 1924 yılından beri yürürlüktedir; yani, seksen yıldır bu ülkede böyle bir uygulama yokken, böyle bir madde yokken, bu kanun, genel ahlaka aykırı olarak mı uygulandı?!

Şimdi, bu bakış açısını, bir de, Adalet Komisyonunun ilgili maddesi görüşülürken, tutanaklarından değerlendirmek istiyorum; isim vermeden söyleyeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Cânân Aritman (CHP, İzmir). “Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)”. TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim tutanağı, 3 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/canan-aritman-22-2004-12-03-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
