# Türk kadınının seçme ve seçilme hakkının yasalaşmasının 70 inci yılı münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Cânân Aritman (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim
- **Tarih:** 7 Aralık 2004
- **Gündem:** TÜRK KADINININ SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ YASALAŞMASININ 70 İNCİ YILI MÜNASEBETİYLE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/canan-aritman-22-2004-12-07-turk-kadininin-secme-ve-secilme-hakkinin-yasalasmasinin-70-inci-yili-m

> Cânân Aritman (CHP), 7 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK KADINININ SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ YASALAŞMASININ 70 İNCİ YILI MÜNASEBETİYLE); konuşma 540 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CANAN ARITMAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Bundan tam yetmiş yıl önce -yani, 5 Aralık 1934'te- Türk kadını siyasal haklarını kazandı; hem de bugün üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği ülkelerinin pek çoğundan yıllarca önce ve onlara öncülük ederek.

Türk kadını siyasal haklarını kazandığında tüm dünyada sadece 17 ülkede kadınların siyasal hakkı vardı ve Türkiye, kadınına siyasal hakkı tanıyan ilk ve tek İslam ülkesiydi.

Kadınlara siyasal hakkın tanınması cumhuriyet devrimlerinden biridir. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'ün hepsini on yıl içerisinde gerçekleştirdiği devrimlerin -yani, 1924, Tevhidi Tedrisat Kanunu; 1925, Kıyafet Kanunu; 1926, Medenî Kanun ve 1934, kadınlara siyasî hakların tanınmasıyla ilgili kanun- hepsi de aynı zamanda kadın devrimidir ve Ulu Önder Atatürk, bu nedenle, yüzyılın en büyük kadın hakları savunucusudur.

Türk kadını, yüzyıllardır kafeslerin, peçelerin, çarşafların ardında, tüm toplumsal ve ekonomik, eğitsel ve siyasal haklarından yoksun olarak kul konumunda yaşarken, bu devrimlerle birey konumuna yükseldi. Ünlü ozanımız Nazım Hikmet'in dizelerindeki gibi, soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınımız, cumhuriyet devrimleri sonrası erkeğiyle eşit birey olarak ülkemizin kalkınmasında rol aldı.

Kalkınmanın, çağdaşlaşmanın, eksiksiz demokrasinin ilk şartı, kadın - erkek eşitliğidir; ama, sözde kalmayan, yaşama geçen eşitlik. Tüm dünyada yüzyıllar boyu süren, uğrunda can verilen kadın hakları mücadelesinde, ilk talep edilen hak, daima siyasal hak olmuştur; yani, kendi geleceğini tayin edebilme hakkı. Bu, birincil insan hakkıdır ve demokrasi talebidir.

Dünyada ilk siyasal hak talepleri, Fransız İhtilalinden sonra, 1791'de Fransa'da olmuştur. Fransız Kadın Yurttaş Beyannamesini hazırlayan ve okuyan Olympe de Gouge isimli Fransız kadını "madem erkekler gibi giyotine gönderiliyorum, o zaman, erkekler gibi oy hakkım olmalı" dedi ve bu sözün bedelini, giyotinde can vererek ödedi. O Fransız kadını, ancak İkinci Dünya Savaşından sonra, 1945'te siyasal hakkını kazandı.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Avrupa Birliği nedeniyle televizyonlarda izliyoruz, Avrupa Parlamentosunu görüyoruz; ne kadar çağdaş bir görüntü değil mi; bizim Meclisimizden ne kadar uzak bir görüntü değil mi! Evet, siyasal haklarını pek çok Avrupa ülkesinden onlarca yıl önce, örneğin İsviçre'den kırk yıl önce alan kadınımız, bugün ülke siyasetinin neresinde?!

Siyaset biliminde, kadının yeri o ülke parlamentosundaki kadın oranıyla belirlenir. Türk kadını, ilk kez Parlamentoya girdiğinde, 1935 yılında bu oran yüzde 4,6'ydı ve tüm cumhuriyet tarihimiz boyunca, bir daha bu orana ulaşamadık. Yetmiş yıl sonra, yani bugün, Parlamentomuzdaki kadın oranı yüzde 4,4'tür. Yerel parlamentolarda yüzde 1'ler civarındadır, belediye başkanlıklarında binde 5'tir.

Beyefendiler, geriye gidiyoruz. Son yerel seçimlerde alınan sonuçlar, kadınlar açısından, bir önceki seçimlere göre çok daha kötüdür. Avrupa parlamentoları arasında sonuncu sıradayız. Dünya parlamentoları arasında 112 nci sıradayız, pek çok Afrika ülkesinin bile gerisindeyiz, yüzde 4'lük oranla, İran gibi şeriatla yönetilen ülkelerle aynı dilimdeyiz. Oysa, Kuzey Avrupa ülkelerinde bu oran yüzde 35, İsveç'te ise yüzde 45'tir. Bu gerçekler, ülkemizde nüfusun ve seçmenlerin yarısını oluşturan kadınlarımızın siyasette temsil edilemediğinin göstergesidir. Ülkemizde, hâlâ, kadınları, erkekler temsil etmektedir. Yüzde 4,4'lük oranla, demokrasimiz, kadınsız demokrasi, yani, eksik demokrasidir veya bir bilim kadınımızın dediği gibi "defolu, ayıplı" demokrasidir ve bu ayıptan kurtulmak için, görevi olanlar, hiçbir şey yapmamaktadır. Kadının siyasette temsil edilememesi, onların eğitiminden sağlığına, çalışma yaşamından aile yaşamına ve şiddete maruz kalmasına kadar bir dizi ağır sorunlara ve eşitsizliğe neden olmaktadır. Türkiye, bu eksik demokratik temsil sorununu çözmeden, çağdaş, demokratik ve gelişmiş ülke konumuna yükselemez. Ülkemizin değişim, kalkınma, çağdaşlaşma ve demokratikleşme yolunda, kadınların katkısına ve bakış açısına ihtiyacı vardır.

Beyefendiler, kısaca, biz kadınlar olmadan, çağdaş, demokrat ve...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Cânân Aritman (CHP, İzmir). “Türk kadınının seçme ve seçilme hakkının yasalaşmasının 70 inci yılı münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 7 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/canan-aritman-22-2004-12-07-turk-kadininin-secme-ve-secilme-hakkinin-yasalasmasinin-70-inci-yili-m (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
