# Kadın erkek fırsat eşitliği komisyonu kurulması hakkında kanun teklifi (s.s.328)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Cânân Aritman (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim
- **Tarih:** 10 Şubat 2009
- **Gündem:** KADIN ERKEK FIRSAT EŞİTLİĞİ KOMİSYONU KURULMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.328)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/canan-aritman-23-2009-02-10-kadin-erkek-firsat-esitligi-komisyonu-kurulmasi-hakkinda-kanun-teklifi

> Cânân Aritman (CHP), 10 Şubat 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KADIN ERKEK FIRSAT EŞİTLİĞİ KOMİSYONU KURULMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.328)); konuşma 1.531 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA CANAN ARITMAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz yasanın 1’inci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz aldım.

Aslında nüfusumuzun yarısını oluşturan 35 milyonluk kadınlarımızın sözünü söylemek için buradayız. Yüzyıllar boyu Anadolu kadınının en çok söylediği söz nedir bilir misiniz? “Şansım olsa anamdan erkek doğardım.” Evet, bu sözü söylememiş kadın yoktur bu topraklarda ve bu söz asırlar boyu yaşanan eşitsizliğin, hak ihlallerinin, ikincilleştirilmenin feryadıdır. Bu öyle bir ayrımcılıktır ki doğmadan, daha anasının karnında başlar. İsteğe bağlı düşüklerin gebeliğin ilerlemiş haftalarında yapılabilmesine yasal olanak sağlayan ülkelerde, mesela Hindistan’da gebeliğin sonlandırılması işlemlerinin yüzde 90’ı kız ceninler için uygulanır. Hindistan’da yılda 6 milyon kız ceninin sadece cinsiyetleri nedeniyle yaşamına son verilir. Geçen dönemde yeni TCK’da az daha böyle bir düzenleme yapacaktınız da biz zor engelledik. Cinsiyet ayrımcılığı işte böylesine yakıcı, kadının yaşam hakkını bile elinden alan bir olgudur.

Neden okutulmuyor bu kız çocukları? Bırakın temel eğitim almayı, yüzde 100 okuryazarlık oranımızı, bu konudaki uluslararası taahhüdümüze niçin hâlâ bu kadar uzağız? Niye kadın istihdamı bu kadar düşük? Siyasette, karar mekanizmalarında kadınlar niçin bu kadar az? Bu soruların cevabı sadece cinsiyet ayrımcılığıdır.

İşte, bugün amacımız, bu haksızlıkları, bu ayrımcılığı gidermek için bir adım atmaktır. Kadın Erkek Eşitliği Komisyonunun kurulması milyonlarca kadın için bir umuttur. Aslında çok geç kalınmıştır.

Biliyorsunuz bu konudaki ilk teklifleri Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri verdi. Geçen dönem 2003’te verdik, bu dönem 2007’de verdik, oralı bile olmadınız, ama ne zaman AB şart koştu, AB Komiseri “’Sosyal Politikalar’ başlığının açılabilmesi için bu şarttır.” dedi, son sürat gündeme aldınız. Zaten hem geçen dönem hem bu dönem kadından yana yapılan bütün olumlu yasal düzenlemeler hep AB’nin sayesinde oldu. O nedenledir ki zaten yapılan tüm kamuoyu araştırmalarında da gözüküyor, AB’ye girmeyi kadınlar erkeklerden daha çok istiyor.

Yalnız, bu yasanın gerekçesine “AB istiyor.” diye yazılması hiç şık olmamıştır, inciticidir ve endişe vericidir. Bakın, biz, bu şartlar altında, bu Komisyonu, uluslararası platformlarda “İşte bizde de Eşitlik Komisyonu var.” diyebilmek için mi kuruluyor endişesini taşıyoruz.

Bakın, biraz önce AKP olarak verdiğiniz önerge. Komisyonun adını değiştiriyorsunuz; “Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu” derken, “Fırsat Eşitliği Komisyonu” oluyor. Bunun anlamını herkes çok iyi biliyor. Komisyonda konuşulmuştu, bir anlaşmaya varılmıştı, çünkü kadın erkek eşitliği başka şey, fırsat eşitliği başka bir şeydir. Lütfen, AKP Grubundan rica ediyorum: Bu önergenizi geri çekin, yoksa bu bir samimiyetsizliğin en çarpıcı delili olacaktır; bizi de endişelerimizde haklı çıkaracaktır.

Şu çok iyi bilinmelidir ki, ne ad olursa olsun, Cumhuriyet Halk Partisi bu Komisyonun amaçları doğrultusunda, aktif bir şekilde çalışmasını sağlayacaktır. Zaten böyle bir komisyonu kurmakta çok geç kaldık ve bu gecikmenin bedelini bu ülkedeki kadınlar ödedi.

Eşitlik konusunda dünya sıralamasında listenin sonlarındayız, bizden sonra İran, Suudi Arabistan, Yemen gibi kadının adının bile olmadığı ülkeler var. İktidarınızda, AKP İktidarında bir yılda 16 sıra gerilediğimiz dönemler yaşadık. Bakın, Birleşmiş Milletlerin 2008 raporuna göre, temel eğitim almadan okuldan ayrılan kız öğrenci oranının en yüksek olduğu ikinci ülke bizim ülkemiz. Yine aynı raporda, ilköğretim üstü eğitim alamayan kız öğrencilerin en yüksek olduğu ülke yine Türkiye. 5 kadından 1’i okumaz yazmaz. Kadınlarımızın yüzde 41’i diplomasız, yani hiçbir okuldan mezun değil. Tüm AB ve OECD ülkeleri arasında atalet oranı en yüksek olan ülke biziz. Bu ülkede 5,5 milyon kızımız ne okula gidiyor ne bir işte çalışıyor, atıl bir vaziyette evde oturuyor. Kadın istihdam oranımız sadece yüzde 22, AB’nin 2010 hedefi yüzde 60’tır. IMD raporuna göre, Türkiye, kadın istihdamı açısından listenin en sonundaki ülkedir.

Bakın, İş Yasası görüşülürken biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yüzde 10’luk bir kadın kotası istemiştik, siz reddettiniz ve İktidarınızda kadınlar süratle iş yaşamından çekildi.

Sağlık, kadınların en yoğun cinsiyet ayırımcılığına maruz kaldığı alan. Uluslararası gelişmişlik ölçütlerinin en başında gelen bir sağlık göstergesi var. Ana-bebek ölüm hızı oranlarımız bizim çok yüksek. Hâlâ erken yaşta evlilik oranlarımız yüzde 35 gibi ürkütücü rakamlarda. Erken yaş, yani çocuk yaştaki zoraki evlilikler hem toplumsal bir halk sağlığı sorunu, hem de kadının insan hakları ihlali sorunudur. Bu evlilikler kız çocuklarının eğitimden sağlığa kadar tüm insan haklarından yoksun kalmasına neden olurken, bir yandan da aile içi şiddete ve cinsel tecavüze uğrama, cinsel şiddete uğrama oranlarını da çok artırmaktadır. Doğal olarak çocuk yaş gebeliklerine de neden olurlar ve tıpta bunlara “Riskli gebelik” diyoruz ve bunlarda da gebelik ve doğum komplikasyonları çok yüksek olduğu için ana-bebek ölüm oranlarımızı da artırır.

Bakın, hem geçen dönemde, hem bu dönemde bu çocuk yaştaki zoraki evlilikler konusunda bir beş dakikalık gündem dışı konuşma talep ettim, ama ne yazık ki imkân verilmedi. Bu vesileyle kınıyorum.

Yine bu konuda bir araştırma önergesi verdik, görmezden geliyorsunuz. Tüm bunlar eşitlik ve kadının statüsünün yükseltilmesi konusundaki samimiyetinizi sorgulamamıza neden olmaktadır. Kadına yönelik şiddet oranlarımız hâlâ çok yüksek. Namus ve töre cinayetlerinde hiçbir azalma olmadı. Tabii, göstermelik bir araştırma komisyonu kurulursa, kadına yönelik şiddeti ve cinayetleri önleyecek gerçek önlemler bu rapora yazılmazsa neticesi bu olur. Bu cinayetlerin hepsinin TCK 82’nci madde kapsamına alınması, bireyin insan haklarını kullanmasını engelleyen feodal yapının ortadan kaldırılması gibi önlemler Sayın Bakan ve Komisyon Başkanı tarafından “Bunlar bizim parti politikamızda yok.” gerekçesiyle rapora yazılmazsa, işte o Başbakanlık genelgeleri havada kalır, şiddeti de, cinayetleri de azaltamazsınız.

Evet, şimdi, tek bir kadın bakanımız var. Hiç kadın vali yok, tek tük kaymakam. Kamuda kadın yönetici oranı yüzde 10’lar civarında. Kadın parlamenter oranımız yüzde 10’u bile bulmuyor. Bu oranla Avrupa parlamentolarında sonuncuyuz, dünya parlamentolarında listenin sonlarındayız. Hâlbuki Türk kadını ilk kez parlamentoya girdiğinde, 1935’te bu konuda dünyada ikinci sıradaydı. Hâlbuki biz o AB ülkelerinin pek çoğundan önce siyasal haklarımızı aldık. İsviçre kadını bizden kırk yıl sonra siyasal haklarını aldı ama bugün bizim geldiğimiz nokta onların çok gerisinde.

Yerel parlamentolarda durum çok daha feci: Kadın oranımız yüzde 1, belediye başkanlıklarında binde 5; 81 ilimizin 54’ünün il genel meclisinde hiç kadın üye yok, zaten bunların çoğunun belediye meclislerinde de kadın yok. Yani demokrasimiz kadınsız demokrasi, eksik demokrasidir.

Oysa çağdaş ülkeler gerçek anlamda eşitlikçi demokrasiyi gerçekleştirebilmek için bu eşitsizliği giderecek kota uygulamaları gibi özel önlemler almıştır ve bugün dünyada yüze yakın ülkenin yasa ve anayasasında kota uygulamaları yer alır. Bizde ise ne yazık ki bizzat Başbakanımız kotaya karşı çıkar ve kota taleplerini “Mal mı ki bu, kota veriyorsunuz, böyle saçmalık olmaz.” diye sert bir dille eleştirir. Umarım bundan böyle Sayın Başbakanın hem dilini hem de bakış açısını değiştirebiliriz.

Komisyon raporunda “olumlu ayrımcılık anayasal zeminde yer almalı, eşitlik engellenmemeli” ibaresini okuyunca hem çok memnun oldum hem de “Günaydın.” demekten kendimi alamadım. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak daha 2004 yılında Anayasa’nın 10’uncu maddesine bu ibareyi yerleştirmek istediğimizde siz karşı çıkmıştınız. Eğer o gün yapabilseydik çok yol almış olurduk. Tabii, eninde sonunda Cumhuriyet Halk Partisinin dediğine geliyorsunuz ama bu süreçte olan Türkiye'ye oluyor.

Komisyon tutanaklarında, kadın hakları konusunda, baktım, Orta Asya’dan, hatta milattan önceki dönemlere kadar atıfta bulunuluyor da Atatürk’ten hiç bahsedilmiyor. Bu ne büyük haksızlıktır. Atatürk gerçek anlamda çağdaş, demokratik ve sürdürülebilir kalkınması olan bir ülke hedeflediği için cumhuriyet projesinin odağına Türk kadınını koydu; onu cumhuriyetin öznesi yaptı; Türk kadınını yükselterek, yücelterek, güçlendirerek cumhuriyeti kurdu. Dünyada kadının statüsünün yükselmesinin bir uygarlık aşaması olduğunu görebilen ender liderlerden biri Atatürk’tü. Osmanlı’da altı yüz yıl kafeslerin, çarşafların ardında her türlü sosyal, yasal, siyasal ve ekonomik haklardan yoksun bir biçimde, tam bir eşitsizlik içinde, kul, köle konumunda yaşayan Türk kadını, Atatürk’ün cumhuriyetin daha ilk on yılında gerçekleştirdiği laik hukuk devrimiyle birey konumuna girdi, geçti ve erkeklerle birlikte eşit vatandaş oldu. Yüzyıllar boyu tüm dünya kadınlarının uğrunda savaştığı, can verdiği, talep ettiği kadın haklarını Atatürk daha cumhuriyetin ilk yıllarında kazandırırken Avrupa ülkelerine hem örnek oluyor hem de önderlik ediyordu. Cumhuriyet devrimi aynı zamanda bir kadın devrimidir ve bu nedenle Atatürk yüzyılın en büyük kadın hakları savunucusudur. Aziz hatırası önünde bir kez daha minnetle, saygıyla eğiliyoruz.

Cumhuriyetin laik hukuk devrimiyle kadınların eğitim, çalışma yaşamı, siyaset gibi kamu alanlarına açılması mümkün kılınmış, kadının eşitliği ve güçlendirilmesi ulusal bir politika olarak devlet tarafından desteklenmiş, teşvik edilmiş, tüm ulusal plan ve programlara her düzeyde yerleştirilerek yaşama geçirilmişti. Bugün eksik olan, seksen yıl önce gerçekleştirilmesine rağmen bugün yapılmayan ve talep edilen yöntem budur. Bugün AB’nin bizden istediği Atatürk’ün o zaman yaptıklarıdır. Sürdürülebilir kalkınmanın, çağdaşlaşmanın, demokrasinin ilk şartı kadın erkek eşitliğidir. Ama sözde ve yazıda kalmayan, yaşama geçen eşitlik. Bugün Türk kadını, üyesi olmaya çalıştığımız, öykündüğümüz AB ülkelerinin pek çoğundan önce haklarını elde etmiş olmasına rağmen, günümüzde yaşamın tüm alanlarında eşit fırsatlara sahip değildir. Kadın erkek eşitliğini sağlayan yasal düzenlemeler yaşama geçmemektedir. Yani yasal, “de jure” eşitlik vardır ama fiilî, “de facto” eşitlik yoktur. Çağdaş demokrasinin gereği olan sonuç eşitliği sağlanamamaktadır. Ülkemiz CEDAW’a, ihtiyari protokole, “Pekin + 5” belgelerine imza koyarak eşitsizlikleri giderecek tüm önlemleri almayı, bunları devlet politikası hâline getirmeyi taahhüt etmesine rağmen gereğini yapmamıştır. Bu uluslararası sözleşmeleri imzalamış ve AB üyeliğine başvurmuş ülkeler arasında Türkiye, kadınları güçlendirici mekanizmaları oluşturamamış tek ülke konumundadır. İşte bu Komisyonun kurulmasındaki amaç, bu eksiği, bu yanlışlığı giderebilmek ve cumhuriyetin ilk yıllarında kadının toplumdaki konumuna dair konulan hedeflere ulaşabilmektir.

Değerli milletvekilleri, sözlerimi bitirirken İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinde bir yıl önce Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu, ihtisas komisyonu kurulmuş olduğunu ve bunun da Türkiye’de ilk ve tek büyükşehir belediyesi örneği olduğunu belirtmek isterim. İl statüsünde bir de Trabzon belediyesinde var. Her iki belediyenin de Cumhuriyet Halk Partili belediyeler olduğunu hatırlatır, İzmir Büyükşehir Belediyemizin ayrıca “kadın dostu kent” olarak Birleşmiş Milletlere müracaat etmiş olduğunu da belirtirim. İşte Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, Türkiye Büyük Millet Meclisinden önce bunları yapmıştır. Cumhuriyet Halk Partisinin kadın erkek eşitliği konusundaki samimiyetini, bakış açısını, farklılığını, önderliğini takdirlerinize sunar, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Cânân Aritman (CHP, İzmir). “Kadın erkek fırsat eşitliği komisyonu kurulması hakkında kanun teklifi (s.s.328)”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 10 Şubat 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/canan-aritman-23-2009-02-10-kadin-erkek-firsat-esitligi-komisyonu-kurulmasi-hakkinda-kanun-teklifi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
