# 2003 mali yılı bütçesinde 3 tur görüşmeleri

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Cemal Uysal (AK Parti, Ordu)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim
- **Tarih:** 24 Mart 2003
- **Gündem:** 2003 MALİ YILI BÜTÇESİNDE 3 TUR GÖRÜŞMELERİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/cemal-uysal-22-2003-03-24-2003-mali-yili-butcesinde-3-tur-gorusmeleri

> Cemal Uysal (AK Parti), 24 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİNDE 3 TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 855 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA CEMAL UYSAL (Ordu) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Devlet Planlama Teşkilatı bütçesi üzerinde Grubumun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızda bulunuyorum; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Devlet Planlama Teşkilatı, yaklaşık kırk yıllık mazisinde, Türkiye'nin planlanması bakımından çok önemli görevler ifa etmiş ve bu kuruluştan çok değerli uzmanlar yetişmiştir. Gerçekten de, bu kuruluştan yetişen uzmanlar, Türkiye'de bakan olarak, müsteşar olarak, genel müdür olarak çok büyük hizmetler ifa etmişler, görevler almışlardır.

Çok değerli milletvekilleri, ben de bu kısa konuşmamı, Devlet Planlama Teşkilatının ana fonksiyonu olan iktisadî ve sosyal planlama üzerine yapmak istiyorum.

Devlet Planlama Teşkilatı, uzun mazisi içerisinde, sekiz tane plan yapmıştır. Planlı dönem boyunca Türkiye'de ekonomi bakımından, sosyal kalkınma bakımından önemli mesafeler katedilmiş olmasına rağmen, henüz, Türkiye, gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşamamıştır. 1980 yılından 2000 yılına kadar birçok ülke kalkınmasını ve refahını 2'ye, 3'e katladığı halde, 1980 yılında 1 980 dolar millî gelire sahip olan Türkiye, bugün de 2 500-2 700 dolar millî gelir seviyesindedir. 180 milyar dolarlık millî gelirimiz, maatteessüf, Amerika'da bir tek şirketin 400 000 kişiyle elde ettiği millî gelir seviyesidir. Japonya'da 2 şirket, Avrupa'da 4 şirket, Türkiye'nin bir yılda ürettiği millî gelir seviyesini üretmektedir.

Bunun için mucizeye ihtiyacımız yok. Bunun için, çok çalışmalıyız, çok tasarruf etmeliyiz ve çok yatırım yapmalıyız. Teknik bakımdan bu bir hesap meselesidir, bu bir mucize meselesi değildir. Eğer yılda yüzde 7-8 kalkınma hızıyla, on yılda millî gelirimizi 2'ye katlamak istiyorsak, mutlaka bunun gerektirdiği tasarrufları ve yatırımları yapmamız lazım. Yılda yüzde 7-8 kalkınma hızı, aşağı yukarı yılda 12-13 milyar dolar millî gelir yapar. Bunun yatırım hâsıla katsayısına göre gerekli olan yatırım miktarı 45-50 milyar dolardır- Bunu yapabilmemiz için, mutlaka, yüksek tasarrufta bulunmamız gerekir. Tabiî bu da yeterli değil; artık, Türkiye'de bundan sonra kalkınmayı özel sektör temin edecektir.

Özel sektörün kalkınmayı temin edebilmesi için iki şart var; bir tanesi güven, bir tanesi de makro istikrardır. Gerçekten de, özellikle kamu fonlarına, özellikle serbest fonlara karşı kamunun talebi, fon fiyatını yükseltmektedir. Yani, faiz hadlerini yükseltmesi, ekonomide, reel sektör ile finans kesimi arasındaki fiyat nispetini de bozmakta, özel sektör de, büyük fonları itibariyle, tamamen devlet tahvillerine yönelmekte, portföylerini devlet tahviliyle doldurmaktadırlar. Fon fiyatının ekonomide reel ve finansal kesim arasındaki bu dağılımı, Türkiye'deki çıkmazın bir sonucudur. Bugün, Türkiye'de millî gelirin yüzde 42'sini devlet harcıyor; ama, yüzde 28'ini ancak gelir olarak elde edebiliyor. Arada çok büyük açık var, bu böyle gitmez, bunun mutlaka giderilmesi gerekir.

Şüphesiz, büyüme ve millî gelir seviyesi de yeterli değil. Bizim, her şeyden evvel kaynakları da çok rasyonel bir şekilde kullanmamız gerekir.

Bir de, tabiî sadece faktör yoğunluğuna dayanan, devamlı tasarrufa, yatırıma dayanan bir kalkınma hızı da, ekonomiyi gitgide, mutlaka çıkmaza götürecektir. Bu, Uzakdoğu ülkelerinde görülmüştür. Mutlaka prodüktiviteyi artırmamız gerekir; çünkü, prodüktivite, artık, küreselleşmenin meydana getirdiği ve kaçınılmaz bir gelişmedir. Devamlı yüksek tasarrufla, devamlı yatırımla prodüktiviteyi de artırmak mümkün değildir. Onun için, çok gayret sarf etmek gerekir. Örneğin, Japonya'da 1965 ile 1985 arasındaki 20 yılda millî gelir ikiye katlandığı halde, kullanılan hammadde ve kullanılan enerji miktarında hemen hiç artış olmamıştır. Bugün, bilgisayarda kullanılan mikroçiplerin içerisinde enerji ve hammaddenin miktarı, sadece yüzde 2'dir, yüzde 98'i bilgiye ve teknolojiye dayanmaktadır. O bakımdan, Türkiye, prodüktiviteyi de katiyen ihmal etmemelidir.

İktisadî büyüme... Millî gelir artışına odaklı kalkınma politikalarının zayıf bir noktası vardır, o da kalkınmanın yükünü kimin üstleneceği ve kalkınmanın yükünün nasıl dağılacağıdır. Hızlı kalkınma gayreti içinde olan ülkelerde genellikle sosyal devlet idealinden uzaklaştıkları, gelir dağılımındaki bozukluğu ve sosyal adaletsizliği kalkınmanın ve gelişmenin bir gereği gibi gördükleri bir gerçektir. Ülkemizde de hızlı kalkınma tercihi ve ihtiyacı, her türlü önceliğin büyümeye verilmesi tercihini öne çıkarmış ve bu da geçmişte zaman zaman sosyal politikayı baskı altına almış, sosyal adalet ihmal edilmiş ve gelir dağılımı ciddî olarak bozulmuştur.

Nitekim, 1998 yılında zamanın Başbakanı "gelir dağılımındaki adaletsizlik rejimi tehdit eder hale gelmiştir" derken, aynı tarihte Cumhurbaşkanı "sosyal patlamadan endişe duyuyorum" ifadesini kullanmıştır. İşte, bugünkü hükümet, böyle bir politika, sonucu tamamen menfi olan böyle bir ekonomi devralmıştır. Gerçeği söylemek gerekirse, üç yıllık dönemde öyle bir ekonomik kriz yaşanmış ve bu, reel ekonomiyi ve kaynakları, kamu finansmanını öylesine olumsuz etkilemiştir ki, sosyal politika araçlarını kullanmak neredeyse imkânsız hale gelmiştir. İşte, bugün, iktidar ve Meclis, böyle bir ekonomik miras devralmıştır. İnanıyoruz ki, AK Parti İktidarı döneminde, reel ekonomi de, sosyal ekonomi de bu kâbustan kurtulacak ve toplum düzlüğe çıkacaktır.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; gerçekten de, 1970'li yıllardan itibaren, büyük bir küreselleşme olgusu içerisinde bulunuyoruz. Klasik sanayileşme süreci, özellikle Avrupa'da ve Amerika Birleşik Devletlerinde sermaye birikimini, zenginliği ve kalkınmayı yarattığı halde, bunun, artık sosyal politikayı ihmal ettiği ve sosyal konuların konuşulmasının âdeta ayıp sayıldığı bir dönemde bulunuyoruz. Halbuki, klasik sanayileşme döneminin son yüzyıllık diliminde, hem iktisadî büyüme sağlanmış hem de sosyal adalet, sosyal programlar uygulanmış ve bu, şimdiye kadar hiçbir problem, hiçbir sıkıntı yaratmamıştır; ama, şimdi, yeni küresel düzen, sosyal politikayı kabul etmiyor ve bunu reddediyor. İşte, bunun için, hepimizin de gördüğü gibi, dünyanın birçok yerinde, sosyal küreselleşmeye karşı büyük tepkiler ve büyük hareketler var.

Çok değerli milletvekilleri, özellikle iki kesimin üzerinde durmak istiyorum; çiftçiler ve ücretliler. Çiftçiler, ücretliler, emekliler nüfusun yüzde 80'ini teşkil ediyorlar; millî gelirden aldıkları pay sadece yüzde 50. Gelir seviyesi çok düşük olan çiftçilerin ürettikleri tarım ürünleri, ekonomide ücret malları olarak telakki edilir. Bunun böyle olmasının sebebi, tamamen dar gelirliler tarafından alınması...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Cemal Uysal (AK Parti, Ordu). “2003 mali yılı bütçesinde 3 tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim tutanağı, 24 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemal-uysal-22-2003-03-24-2003-mali-yili-butcesinde-3-tur-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
