# Kamu görevlileri sendikaları kanunu,sosyal sigortalar kanunu ve sosyal sigortalar kurumu kanununda değişiklik yapılması hakkında kan.tas.(ss: 613)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Cemal Uysal (AK Parti, Ordu)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim
- **Tarih:** 24 Haziran 2004
- **Gündem:** KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI KANUNU,SOSYAL SİGORTALAR KANUNU VE SOSYAL SİGORTALAR KURUMU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KAN.TAS.(SS: 613)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/cemal-uysal-22-2004-06-24-kamu-gorevlileri-sendikalari-kanunu-sosyal-sigortalar-kanunu-ve-sosyal

> Cemal Uysal (AK Parti), 24 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI KANUNU,SOSYAL SİGORTALAR KANUNU VE SOSYAL SİGORTALAR KURUMU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KAN.TAS.(SS: 613)); konuşma 1.816 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA CEMAL UYSAL (Ordu) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının tümü üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlarken, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bugün, sosyal politikanın iki temel kurumuyla ilgili önemli sayılabilecek, gerçekten de önemli değişiklikler gündemdedir. Sosyal güvenlik sistemi ve sendikal faaliyetler, gerçekten de tüm dünyada sosyal politikanın temel unsurlarıdır. Sendikal faaliyet, özellikle 20 nci Yüzyılda işçilerin haklarının alınmasında, sadece standart ücret artışı değil, aynı zamanda, sosyal ve ekonomik diğer haklarının alınmasında da fevkalade önemli olmuştur demokrasilerde ve özellikle işçi ve işveren ilişkileri -şimdi, buna, modern çağda "endüstriyel faaliyetler" diyoruz- çok önemli bir hale gelmiştir. İş barışının sağlanması, üretimin artması, refahın artması, işçilerin haklarının verilmesi, bir diyalog içerisinde, devlet, işçi ve işverenin karşılıklı anlayışlarıyla gerçekleşmektedir.

Daha iki gün evvel, partimiz tarafından düzenlenen uluslararası bir panelde çok değerli bir profesör "devlet, sosyal politika uygulamasında gereklidir; ama, yeterli değildir" dediler. Gerçekten de, devlet yeterli değildir, onun yanında, mutlaka, bir sivil toplum örgütü olarak sendikal faaliyetin de bulunması gerekir.

20 nci Yüzyılda çok gelişen sendikal faaliyet, birçok olumsuzluklara rağmen, gerçekten de, kapitalist sistemin girdiği yörüngede rahatça ilerlemesi bakımından; yani, işçilerin belli oranda frenlenmesi bakımından fevkalade önemli olmuştur. Bunun, taa bidayetine gittiğimiz zaman, 1700'lü yıllarda buhar makinesinin tatbikiyle başlayan sanayi devriminden sonra -özellikle 18 inci Yüzyılın sonunda ve 19 uncu Yüzyılda- ortaya çıkan büyük hareketler, özellikle köylerden şehirlere koşan ve şehirlerde çok kötü şartlarda çalışan ve yaşayan işçilerin haklarının korunmasında fevkalade önemli olmuştur. Bir gerçek daha var; o da, özellikle 20 nci Yüzyılın sonlarına doğru globalleşme kültürünün, globalleşme paradigmasının artmasıyla birlikte tüm dünyada sendikal faaliyette bir yavaşlama ve bir zayıflama olmuştur; ama, biz inanıyoruz ki, bu, bir geçiş dönemidir ve sendikal faaliyetlerin mutlaka güçlendirilmesi gerekir.

Tabiî, sendikal faaliyet, özellikle işçilerin sosyal ve ekonomik haklarıyla ilgili olmalıdır. O bakımdan da, bunun, dünyada, özellikle Avrupa kültüründe -bizim Türkiye'de de sendikal faaliyetler çok faydalı oldu- çok ayrı bir yeri vardır; ama, oralarda, özellikle 20 nci Yüzyılın sonlarına doğru; yani, 2000'li yılların başına gelmeden önce birçok hareket oldu ve şu anda sendikal faaliyet biraz pasif bir duruma geldi. Biz -tekrar ediyorum- bunun gelişmesine taraftarız. Tabiî, bunu kim geliştirecek; İş Kanunu -ki, çalışma hayatını düzenleyen temel bir kanundur- Grev ve Lokavt Kanunu, Sendikalar Kanunu ve bu kanun çerçevesinde alınacak tedbirler, gerçekten de sosyal politikanın temel vasıtalarını göstermektedir.

Çok değerli kardeşlerim, Sayın Bakanım burada gerek 506 sayılı Kanunda gerekse Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda bu tasarıyla getirilen yenilikleri tek tek anlattığı için, ben, bunların üzerinde durmayacağım.

Tabiî, bu arada, Sosyal Sigortalar Kanununda yapılmakta olan değişiklikler de gerçekten önemlidir; çünkü, Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi, sosyal yardımlar, sosyal sigortalar ve sosyal hizmetlerden oluşmaktadır. Tabiî, Türkiye'de sigorta sistemi, hukukî statüye göre değil de, genellikle memurların hukukî statüsüne göre kurulmuştur. İşte, işçiler Sosyal Sigortalar Kurumuna tabidir, memurlar Emekli Sandığına tabidir, serbest çalışanlar da Bağ-Kura tabidir; ama, tabiî, bunun da, artık, sonuna gelindi, biraz sonra ondan da bahsedeceğim. Sosyal güvenlik sistemi geçmişte çok yıprandı. Ben, şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Tabiî, Sosyal Sigortalar Kurumu -özellikle burada söz konusu olduğu için ifade ediyorum- hakkında çok şeyler söylendi; ama, bugün Türkiye'de nüfusun yüzde 50'sinden fazlasına sağlık hizmeti sunan ve Türkiye nüfusunun genelde uzun ve kısa vadeli sigorta kolları itibariyle yüzde 35'ine hizmet veren bir kurumdur. Sosyal Sigortalar Kurumu, esasında, devlet tarafından da geçmişte çok kullanılmıştır, hem fonları kullanılmıştır hem de yeşilkart çıkmadan evvel dargelirli insanlar, özellikle belli hastalıklarında, mesela diyalize girme ve bunun gibi birçok hastalıklarında sigortalı yapılmak suretiyle; yani, bir işte çalışmadığı halde, belli yerlere sigortalı yapılmak suretiyle, Sosyal Sigortalar Kurumundan sağlık hizmeti almışlardır.

Tabiî, daha sonra birtakım sistemler geliştirildi; yani, özellikle, sağlık hizmetinde staj süreleri artırıldı; ama, sosyal güvenlik sisteminin esas handikabı, sosyal güvenlik fonlarının, özellikle, bundan onbeş yirmi yıl önceki bir dönemde çok kötü bir şekilde kamu finansmanında kullanılmasıdır. Enflasyonun yüzde 50-60 olduğu dönemlerde, bugünkü parayla 20 milyar dolara yakın sosyal güvenlik fonu, yüzde 17, yüzde 22 faizle, enflasyonun yüzde 50, yüzde 60, yüzde 40 olduğu dönemlerde kullanılmış, aktuaryel birikimler erimiş ve sosyal güvenlik sistemi, maalesef, bugün, kamu finansmanına, devlet bütçesine muhtaç bir duruma gelmiştir. Türkiyemizde kriz yaratanlar, bunun ismini koymaktan da geri kalmıyorlar. 2001 yılında meydana gelen büyük ekonomik krizi yaratanlar "cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşıyoruz" dediler; hem krizi yarattılar hem de bunu söylediler. Sosyal güvenlik fonlarını, özellikle enflasyon ortamında kamu finansmanında kullananlar ve reel getiri itibariyle sosyal güvenlik fonlarını yok edenler, buna "karadelik" adını verdiler; bu, fevkalade üzücüdür. Şimdi, sosyal güvenlik kuruluşları, Türkiye'de, Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur, devletten, 2004 bütçesinden 16 katrilyon finansman desteği alacaklar maalesef; ama, Sosyal Sigortalar Kurumu, özellikle primli rejime dayandığı için, edim-karşı edim ilkesine dayandığı için, mutlaka yaptığı hizmetin primini almak zorundadır.

Bir sosyal yardım çıkarıldı. Sosyal yardım, primi alınmayan bir yardım olduğu için, bunun, mutlaka, o zaman, bundan onbeş yirmi sene evvel devlet tarafından finanse edilmesi lazımdı. Evvela, sigortanın aktuaryel hesaba göre ödemiş olduğu emekli aylıklarının yüzde 15'i olan sosyal yardımlar, daha sonra yüzde 45'ine kadar çıktı. Hiç primini almadığı halde emekli aylıklarına ilaveten, aşağı yukarı yüzde 40 oranında daha, emeklilere ödeme yapıldı. Ben, emeklilere yapılan bu ödeme için bir şey söylemiyorum, devletin buradaki politikasını söylüyorum. Bu politika, bundan onbeş yirmi yıl önceki politikadır.

Sosyal güvenlik rejimleri özellikle aktuaryel hesaba dayandığı için, rant sigortasının bugünkü topladığı primler, yirmi yirmibeş sene sonraki emeklilik riskini, yaşlanma riskini finanse edecek bir model olarak düşünüldüğünden, reel olarak biriken fonların staj süresinde mutlaka reel değerlerinin korunması gerekirdi; korunmadı.

Benim Sosyal Sigortalar Kurumunda bulunduğum on onbeş sene evvel, bizim, banka sisteminde 10 milyar dolar paramız vardı. İşte, yıllarca beraber çalıştığım arkadaşlarım burada, 10 milyar dolar paramız vardı; ama, esasında, Sosyal Sigortalar Kanununda bu fonların kullanımı nispî olarak belirtildiği halde, kamu finansmanına yüzde 40 veya devlet tahviline yüzde 40, bankalara şu kadar yatırılır diye, finansman tahsisi orada belirtildiği halde, her sene bütçe kanunlarına konulan hükümlerle, maalesef, bu tahdit kaldırıldı; fonlar, Devlet Yatırım Bankası kanalıyla KİT'lerin finansmanında kullanıldı. Yani, Sosyal Sigortalar Kurumu, gizlice KİT'leri, (kamu iktisadî teşebbüslerini) finanse etti ve bugünkü duruma geldi.

Çok değerli kardeşlerim, sosyal güvenlik sistemi on, onbeş, yirmi senede biriktirmiş olduğu fonları staj süresinde emekli aylığı bağlamaya yoğun olarak girdiği zaman -ki, Sosyal Sigortalar Kurumu buna 1975'lerde girdi- eğer, önünde, bu riski ileride karşılayacak bir kaynak yoksa, mutlaka krize girer ve ondan sonra da sosyal güvenlik sistemini düzeltmek mümkün olmaz. Bakın, bugün, inşallah, devlet bütçesindeki açıkları Türkiye düzeltecektir; ama, sosyal güvenlik sistemini düzeltmesi fevkalade zordur. Bunu, özellikle işaret etmek istiyorum.

Bugün, sosyal güvenlik bütçesi Türkiye'de 48 katrilyondur, aşağı yukarı, 30, 35, 40 milyar dolar seviyesindedir. Düşünün, 48,8 katrilyonluk harcama yapacak olan sosyal güvenlik sistemi var, diğer taraftan da, özelleştirmenin dışındaki KİT'lerin de tüm gelirleri 44 katrilyon; yani, KİT rejiminin de üzerinde bir malî büyüklüğe ulaşmıştır. Tabiî, genellikle, sosyal güvenlik sistemi, hem uzun vadeli hem de kısa vadeli sigorta konuları itibariyle, bugün, nüfusun yüzde 88'ine kadar gelmiştir; sağlık hizmetleri bakımından yüzde 83'tür; aktif çalışanların, istihdamın yüzde 55-56'sına gelmiştir.

Sigorta rejimlerindeki iki, üç önemli konu fevkalade sıkıntılıdır; bu da, aktif-pasif oranıdır. Yani, kaç çalışanın kaç emekliyi finanse ettiği konusu fevkalade önemlidir; bu, maalesef 1,8'e düşmüştür. Bunun, normal aktuaryel hesaplara göre değeri 4,5-5 olması lazım.

Tabiî, gerek sağlık gerekse sosyal güvenlik, Avrupa'da ve Amerika'da da fevkalade sıkıntılıdır. Bu konuda, özellikle sosyal güvenlik anlaşmalarıyla ilgili olarak, yıllarca, yurtdışında veya yurtiçinde yaptığımız görüşmelerde, Avrupa rejimlerinin de sıkıntıda olduğunu gördük. Hele 2020'li yıllarda Avrupa'da nüfus çok yaşlandıkça, istihdamdaki bu daralma mutlaka orada da sosyal güvenlik sistemini sıkıntıya sokacaktır.

Hatırlayacaksınız, Margaret Thatcher zamanında, İngiltere'de, sosyal güvenlik sisteminde çok büyük kısıtlamalar meydana getirilmiştir. Hatta, yine, iki gün evvel, partimizin, sosyal güvenlikle ilgili düzenlemiş olduğu bir panelde, Avrupa Birliğinin bir yetkilisi "Margaret Thatcher döneminde, Avrupa Birliği yasalarına sosyal politikaların konulmamasını Margaret Thatcher istediği için, onu koyamadık, ayrı protokol yaptık" demiştir. Yani, sosyal güvenlik, fevkalade nazik bir konudur; ama, maalesef, Türkiye'de de dengeleri bozulmuştur.

Şimdi, tabiî, ne olacak?.. Bizim hazırladığımız bir taslak var -daha tasarı haline gelmedi, komisyona gönderilmedi- arkadaşlarımız tarafından hazırlanan bir taslak var. O taslakta, sosyal güvenlik alanında, rejimlerin birleştirilmesi suretiyle, bir reforma gidiliyor. Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı, emeklilik sigortası olarak tek bir kurum haline getiriliyor ve ayrıyeten de, sağlık sigortası kuruluyor. Sağlık sigortasını sağlık hizmetleriyle karıştırmayalım; sağlık sigortası ve sağlık sigortası kurumu, emeklilik sigortası ve emeklilik sigortası kurumu... Sağlık sigortası kurumu, münhasıran prim toplayacak; yani, Emekli Sandığının, Bağ-Kurun ve Sosyal Sigortalar Kurumunun toplamış olduğu primleri bu sağlık sigortası kurumu toplayacak ve aynı zamanda da, prim, bu rejime tabi olmayanlar, yani, sigorta rejimi dışındakiler tarafından da ödenecek ve prim ödeme gücü olmayanların primini de devlet ödeyecek. Böylece, sistem, gerçekten de, hem kurumsal yapı itibariyle hem de norm ve standart birliğine yanaşma bakımından çok daha rasyonel bir yapıya kavuşacak.

Çok değerli kardeşlerim, Türkiye'de, genel sosyal sigorta rejiminin dışında, yani, devlet tarafından kurulan, iştirakliği mecburî olan, devlet tarafından yönetilen ve prim esasına dayanan bu mecburî sigortanın yanında, mutlaka, munzam mahiyette veyahut da onu destekleyecek mahiyette sağlık sigortalarının, hayat sigortalarının, emeklilik sigortalarının da kurulması lazım. Nitekim, bu Parlamentodan geçen yıl çıkardığımız bir kanunla, bu alanda da önemli gelişmeler olduğu görülmektedir.

Çok değerli arkadaşlarım, özellikle istihdam bakımından bütün dünyada çok önemli sıkıntılar var. Çok enteresandır ve bu, ekonomi teorisinin de halledemediği bir konudur. Prodüktivite artıyor, belki, prodüktivite artışı ekonominin nihaî hedefidir; yani, minimum maliyetle maksimum fayda elde etmek, en az girdiyle en kaliteli ve en büyük üretimi elde etmek ekonominin nihaî hedefidir. Bugün, buna prodüktivite devrimi deniliyor; ama, işsizlik de artıyor. İşsizlik, bizim, Türkiye gibi emek arzının çok yüksek olduğu, genç nüfusun bulunduğu bir ülkede değil, nüfus artışı yüzde 1'in altına düşmüş ve nüfusu artmayan ülkelerde dahi, 30 000-40 000 dolar fert başına millî geliri olan ülkelerde dahi sıkıntı yaratmaktadır. Bu ne olacak; ekonomi teorisinin, mutlaka, buna da bir çare bulması lazım. Ben, bulacağına inanıyorum; çünkü, bundan yirmi yıl evvel, bütün dünyada, enflasyon konjonktüründe, bu enflasyona çare bulacak bir iktisatçı var mı diye söylenirdi; artık, bu aşılmıştır. İnşallah, bir müddet sonra, bütün dünyada ve Türkiye'de, ben, bunun da aşılacağına inanıyorum.

Çok değerli milletvekilleri, gerçekten de, sosyal politika konusu fevkalade derin bir konudur ve oldukça da nazik bir konudur, hem reel ekonomiyi ilgilendirmektedir hem de kamu finansmanını ilgilendirmektedir. Enkaz edebiyatı yapmak istemiyorum; yalnız, şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki, belki, maliye tarihinin son otuz yıllık, kırk yıllık döneminde, kamu maliyesinin bu kadar sıkıntıda olduğu ve sosyal güvenlik sisteminin -zaten, yeni olduğu için, onun çok eski bir tarihi yok- bu kadar sıkıntıda olduğu bir dönem yaşanmamıştır. Bakın, Türkiye bu sene 100 katrilyon lira, bütçeyle, vergi tahsil edecek. Faize ödenecek para 66 katrilyon lira, sosyal güvenliğe ödenecek de 16 katrilyon lira, toplam 82 katrilyon lira. Türkiye'nin tüm vergi gelirlerinin yüzde 82'si faize ve sosyal güvenlik sektörüne gidiyor. Tamam, sosyal güvenlik sektörünü kabul ediyorum, milyonlarca insana ödeniyor, bunun kabul edilebilir bir tarafı var; ama, çok değerli milletvekilleri, belki 200 000 aileye. 66 katrilyon lira, yani, 50 milyar dolara yakın, maalesef, faiz ödüyoruz.

Şimdi, bu, fevkalade kötü bir tablodur ve özellikle, sosyal politikaların uygulanması bakımından, hem devletin üzerinde hem sosyal güvenlik sektörü üzerinde hem işverenin üzerinde hem maalesef işçilerimizin ve emeklilerimizin üzerinde büyük bir baskı yaratmaktadır. Bu Parlamentonun, inşallah, bunu da halletmesi gerekir ve edecektir.

Ben, buna inanıyor, beni sabırla dinlediğiniz için hepinizi saygı ve sevgilerle selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Cemal Uysal (AK Parti, Ordu). “Kamu görevlileri sendikaları kanunu,sosyal sigortalar kanunu ve sosyal sigortalar kurumu kanununda değişiklik yapılması hakkında kan.tas.(ss: 613)”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 24 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemal-uysal-22-2004-06-24-kamu-gorevlileri-sendikalari-kanunu-sosyal-sigortalar-kanunu-ve-sosyal (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
