# Markaların korunması hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:319)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Cemaleddin Uslu (MHP, Edirne)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim
- **Tarih:** 21 Ocak 2009
- **Gündem:** MARKALARIN KORUNMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:319)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/cemaleddin-uslu-23-2009-01-21-markalarin-korunmasi-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamede-degisiklik-ya

> Cemaleddin Uslu (MHP), 21 Ocak 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MARKALARIN KORUNMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:319)); konuşma 1.047 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, söz konusu bu tasarı, Bakanlar Kurulunca Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesine 2/1/2009 tarihinde karar verilerek 5/1/2009 tarihinde yüce Meclise intikal ettirilmiştir. Genel gerekçesine göz attığımızda, Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 61’inci maddesinin (d) bendinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği ve bu kararın 14/5/2005 tarihinde yürürlüğe girdiğinden bahsedilmektedir. Yine, 566 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 9’uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendiyle, 61’inci maddesinin (a) ve (c) bentlerinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği ve bu kararın 5/1/2009 tarihinde yürürlüğe gireceğinden bahisle, söz konusu iptal kararları nedeniyle doğmuş ve doğacak olan hukuki boşluğun giderilmesi amacıyla hazırlandığından söz edilmektedir.

Yine, Sayın Bakanın Komisyon görüşmeleri esnasındaki sunuşunda, sınai mülkiyet mevzuatının yürürlüğe girdiği 1995 yılından bu yana uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesi, uluslararası gelişmelere ve Avrupa Birliği mevzuatına uyum sağlamak ve mülkiyet haklarıyla ilgili kanun hükmündeki kararnamelerin yerini alması amacıyla, ortalama her biri 160-170 maddeden oluşan Markalar Kanun Tasarısı, Patent ve Faydalı Model Kanun Tasarısı, Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Tasarısı ve Coğrafi İşaretlerin ve Geleneksel Özellikli Ürün Adlarının Korunması Hakkında Kanun Tasarısı olmak üzere, dört adet tasarı taslağının Başbakanlıkta olduğunu ifade etmişlerdir. Bu kanun tasarılarının teknik içerikte olması nedeniyle yasalaşma süresinin uzun olacağından bahisle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı vermesi nedeniyle oluşacak hukuki boşluğun giderilmesine yönelik olarak, ikisi yürürlük ve ikisi yürütme maddesi olmak üzere dört maddeden oluşan Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hazırlanarak Meclise getirilmiştir. Bu tasarının 1’inci maddesi ile Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 9’uncu maddesinin yeniden düzenlendiğini, tasarının 2’nci maddesiyle de yine Anayasa Mahkemesince iptal edilen 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 61’inci maddesinin yeniden düzenlendiğini komisyon toplantısında ifade etmişlerdir. Ayrıca, tasarının amacının marka sahiplerinin münhasıran yetkilerinde olan markayı kullanma haklarına başkaları tarafından yapılacak tecavüzlerin engellenmesi ve marka sahiplerinin yapılacak tecavüzlerden korunmasını sağlamak olduğunu belirtmiştir. Yani bu tasarı, marka tescilinden doğan hakkın kapsamını marka sahibinin izni olmadan üçüncü kişilerin markayı kullanmalarının yasaklandığı durumları düzenliyor. Tasarıya göre, marka tescilinden doğan haklar marka sahibine ait olacak, marka sahibi markanın tescil kapsamına giren aynı mal ve hizmetlerle ilgili olarak tescilli markayla aynı olan herhangi bir işaretin kullanılmasını engelleyebilecek.

Değerli milletvekilleri, ceza hukuku alanında hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilmesi için zorunlu görülen suç ve cezaların kanuniliği ile suç ve cezalar hakkında ölçülülük ilkesinden bahsedilmiştir. Hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak ceza hukuku alanında hukuki güvenliğin gerçekleştirilmesinin suç ve cezaların kanuniliği ilkesi ile sağlanılmaya çalışıldığını, suç ve cezalara ilişkin temel esasların ceza hukukunun düzenleme alanına bırakılmayarak bu hususun Anayasa’mızın 38’inci maddesinde “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.” şeklinde düzenlendiğini belirtmiştir.

Suç ve cezaların yasayla konulmasının gereklerinden biri de bu konulardaki yasa hükümlerinin yeterince açık ve anlaşılabilir olmasıdır. Aksi hâlde, vatandaşlar yönünden hukuki güvenliğin mevcudiyetini söylemek mümkün olmayacaktır. Bu nedenle, bu yüce Meclisimiz tarafından yapılacak olan yasal düzenlemelerde ifade edilen bu ilkeler dikkate alınmalı, mümkün olduğunca her türlü öneri ve fikre açık olarak kanunlar çıkarılmalıdır. “Biz iktidarız, sizlerin görüş ve önerilerinin bizim için önemi yok.” diyerek kanun çıkarılırsa aynı kanunu tekrar tekrar Meclise getirmek durumunda kalırsınız.

Kanunlar yapılırken kamuoyunun görüşlerine başvurulmalı, hukukun yerleşmiş ilkelerine hassasiyetle uyulmalı ve farklı görüşlere de kulak verilmelidir. Aksi takdirde, yanlış hesap Anayasa Mahkemesinden dönecektir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi 566 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin cezai müeyyide öngören bazı maddelerini hukuk devleti ilkesi, ölçülülük ilkesi, suç ve cezaların kanuniliği ilkesi ve temel haklar ile kişi hakları ve ödevlerinin kanun hükmünde kararnameyle düzenlenemeyeceği ilkelerine aykırı görerek söz konusu Kararname’nin 9’uncu ve 61’inci maddesini iptal etmiştir. Bu iptal kararı nedeniyle meydana gelecek olan hukuksal boşluğu kamu yararını ihlal edici nitelikte görerek iptal hükümlerinin yürürlük tarihini altı ay uzatmış ve kanun koyucuya yeni düzenleme yapması için fırsat tanımıştır ancak tanınan bu süre zarfında herhangi bir düzenleme Meclis gündemine getirilmemiş ve 5 Ocak 2009 tarihi itibarıyla altı aylık süre dolduğundan meydana gelen hukuksal boşluğun oluşmasına sebep olunmuştur.

Değerli milletvekilleri, gazetelerde Türkiye’de 2007 yılında 465 bin taklit ürünün yakalandığı, bununla ilgili olarak 372 kişinin tutuklandığı, 2008 yılında ise yakalanan sahte ürün sayısının 678 bin olduğu ve 282 kişinin tutuklandığı ve yeni yasal düzenleme yapılmazsa 5 Ocak 2009’dan sonra taklitçilere gün doğacağı, dokuz bin taklit davasının düşeceği, bir marka mağazasının önünde taklit ürün satılsa bile bir şey yapılamayacağı yönünde haberlerin yer aldığını okumuşsunuzdur. Bu, dürüst, kanunlarla güvence altına alınarak verilen tescilli marka sahiplerinin haklarının devlet tarafından korunamaması demektir. Oluşan bu yasal boşluk nedeniyle birtakım problemlerin yaşanacağı görülmektedir. Bu tür boşluklar kanunlara uyan vatandaşlarımızın devlete olan güvenini zedeler. Bu haberler 1 Ocak tarihinde basında yer aldı.

Tasarının Bakanlar Kurulunca Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesine karar verilme tarihine baktığımızda Hükûmetin bu konuda hukuki boşluğu gidermeye yönelik düzenleme yapması gerektiğini basında yer alan haberler sonrası hatırladığını söylemek yanlış olmaz. Eğer böyleyse, bu bir skandaldır.

Değerli milletvekilleri, oluşan bu yasal boşluk sonucu Türkiye zamanında bu düzenlemeyi yapmadığı için, yıllar öncesine geri dönülmüş olması nedeniyle bir kaos ortamı oluşacağı endişesi marka sahiplerini tedirgin etmektedir. Sadece yabancı markaların değil, ARGE’ye, inovasyona yatırım yapan yerli markaların da bu durumdan olumsuz etkileneceği, milyonlarca dolar ile marka ve mağaza yatırımı yapan müteşebbislerin taklitçiler karşısında haklarını koruyamaz hâle geleceği unutulmamalıdır. Yine yasal boşluğu dolduracak bir yasal düzenleme henüz yapılamadığından bu dönemde işlenen suçlar müeyyidesiz kalacak, bu da markalar hukuku açısından büyük sıkıntılar meydana getirecektir. Ayrıca böylesi durumlar ülkemizin itibarını hem kendi vatandaşımız nezdinde hem de girmeye çalışılan Avrupa Birliği ülkeleri nezdinde zor duruma düşürecektir. Bu durum herhangi bir Avrupa ülkesinde yaşanmış olsa sorumlular bunun hesabını vermek durumunda kalırlardı. Çünkü hukuk devletinde suç ve cezaların kanuniliği ilkesi geçerlidir. Bu nedenle, kimse işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamayacağından dolayı Hükûmetin duyarsız ve basiretsiz tavrı sonucu oluşan bu hukuksal boşluk dürüst vatandaşlarımızda üzüntüye ve ticari kaygıya yol açacağı gibi taklitçilerin ve fırsatçıların ekmeğine yağ sürecektir. Kanunilik ilkesi, cezai müeyyidelerin geriye dönük uygulanmasının mümkün olmadığı dikkate alındığında, bu durum devlete olan güvenin azalmasına ve aynı zamanda toplumdaki adalet duygusunun zedelenmesine sebep olacaktır. Markalarını tescil ettirerek güvence altına alındıklarını düşünen dürüst ticaret erbabı vatandaşlarımız, iktidarın umursuz tavrı ve el yordamıyla ülke yönetimi sayesinde oluşan bu hukuksal boşluk nedeniyle ticari hayatta birçok haksızlık ve adaletsizlikle karşı karşıya kalacaktır.

Konuşmama son verirken yüce heyetinizi bir kez daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Cemaleddin Uslu (MHP, Edirne). “Markaların korunması hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:319)”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 21 Ocak 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemaleddin-uslu-23-2009-01-21-markalarin-korunmasi-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamede-degisiklik-ya (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
