# Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile rusya federasyonu hükümeti arasında türkiye cumhuriyetinde akkuyu sahasında bir nükleer güç santralinin tesisine ve işletimine dair işbirliğine ilişkin anlaşmanın onaylanması hk. (s.s.538)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Cemaleddin Uslu (MHP, Edirne)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim
- **Tarih:** 14 Temmuz 2010
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE RUSYA FEDERASYONU HÜKÜMETİ ARASINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE AKKUYU SAHASINDA BİR NÜKLEER GÜÇ SANTRALİNİN TESİSİNE VE İŞLETİMİNE DAİR İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASI HK. (S.S.538)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/cemaleddin-uslu-23-2010-07-14-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-rusya-federasyonu-hukumeti-arasinda-t-2

> Cemaleddin Uslu (MHP), 14 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE RUSYA FEDERASYONU HÜKÜMETİ ARASINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE AKKUYU SAHASINDA BİR NÜKLEER GÜÇ SANTRALİNİN TESİSİNE VE İŞLETİMİNE DAİR İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASI HK. (S.S.538)); konuşma 1.014 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 538 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında söz aldım. Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu ve şahsım adına sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı 30/6/2010 tarihinde tali olarak Enerji Komisyonuna, esas olarak da Dışişleri Komisyonuna havale edilmiştir. Enerji Bakanı burada olduğuna göre ve tasarı esas olarak Enerji Bakanını ilgilendirdiğine göre, neden Dışişleri Komisyonunda görüşüldüğü manidardır.

Değerli milletvekilleri, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı verilerine göre, dünyada elektrik enerjisi üretilen 438 adet mevcut, 54 adet inşaat hâlinde, 2’si Türkiye’de olmak üzere 148 adet de planlanmış nükleer santral mevcuttur. Dünyadaki nükleer santrallerin 370 gigavat üretim kapasitesi için yılda yaklaşık 75 bin ton uranyum konsantresine ihtiyaç duyulmaktadır.

Ülkemizde henüz kurulu bir nükleer santral bulunmamaktadır. Geçmişte atılmış olan bazı adımlar sonuçsuz kalmıştır. Nükleer santral kurulurken dışa bağımlı olmaktan kaçınılmalıdır.

Yapılacak sözleşmelerde temel ilkeler şöyle sıralanabilir: Başlangıçta yapılacak santrallerin inşasında Türk teknik elemanlarının yerini alması, yapılacak santrallerin Türk mühendis ve teknisyenlerinin denetim ve kontrolünde faaliyette bulunması, santrallerimizin yakıtını kendi kaynaklarımızdan üreterek zenginleştirebileceğimiz teknolojinin ülkemizde kurulması -santral en yakın teknolojiyle en doğru yerde kurulmalı- atık sorununun çözümlenmiş olması, ülkemizin araştırmacılarının yapacakları nükleer araştırma ve çalışmalara engel ve sınırlama getirilmemesi olmalıdır. Aksi takdirde, nükleer teknolojide dışa bağımlı olmaktan kurtulmamız mümkün değildir.

Olayın diğer bir boyutu da santral yapımında yer seçimi, proje yönetimi, mali yönetim, teknik kontrol, işletme ve güvenlik altyapısı için kısır siyasi tercihler hiçbir zaman gündeme gelmemelidir.

Devlet Planlama Teşkilatı özel ihtisas komisyonu raporlarına göre, Türkiye’de nükleer santrallerde yakıt olarak kullanılabilecek, Köprübaşı, Fakılı, Küçükçavdar, Sorgun ve Demirtepe’de 9.129 ton uranyum rezervleri mevcuttur. Bu rezervler ve tenörleri aranıp bulundukları yıllarda dünyaca kabul edilen ekonomik sınırlarda olmasına karşın, bugün için bu sınırların altında kaldığı ifade edilmektedir. Ancak bir ülke kendi nükleer yakıtını kendisi üretecekse maliyet unsurlarını da göz ardı edebilmelidir.

Değerli milletvekilleri, ülkenin kalkınması için dünyada gelişen teknolojilerin karşısında durulması söz konusu değildir. Bu kapsamda, uygun şartlarda ülke menfaatleri doğrultusunda kurulacak bir nükleer santrale kimsenin karşı çıkması söz konusu olamaz. Ancak bu Hükûmetin Rusya’yla yaptığı nükleer anlaşmaya karşı çıkmak da her vatansever Türk vatandaşının boynunun borcudur.

Bu anlaşma metni gündeme geldiğinde kamuoyu ile tam olarak paylaşılmamıştır. Anlaşma yeni yeni ortaya çıkmaktadır. Hükûmet bu Anlaşma’yı âdeta yangından mal kaçırırcasına kamuoyunda saklamak istemektedir.

Yapılacak anlaşma çok ilginç hükümler içermektedir. Anlaşma’ya göre nükleer santral yüzde 100 hisseye sahip bir Rus şirketi tarafından kurulacaktır. Rus şirketi bir süre sonra yüzde 51 hissesi kendisinde kalması koşuluyla isterse kalan yüzde 49 hissesini satabilecektir. Satın alacak şirket de büyük ihtimalle Hükûmete yakın bir Türk şirketi olacaktır. Çünkü bu hisseleri satın alacak şirketler konusunda Türkiye’nin yani Hükûmetin de onayı alınacaktır.

Bu santralde ülkemiz insanının çalışabilmesi ya da istihdam sağlanabilmesiyle ilgili bağlayıcı bir hüküm bulunmamasına karşın, nükleer santralde çalışacak Rus vatandaşlarına her türlü kolaylık sağlanacağı Anlaşma’da yer almıştır. Nükleer santralin kurulması için Rusya’dan işçiler gelecek, kurulacak nükleer santral de Rus personel tarafından işletilecek.

Yine Türk tarafı, Rus çalışanların ülkeye giriş-çıkışı, santral bölgesine yerleşimi, çalışanların Türkiye’de edineceği taşınır ve taşınmaz mallarının yönetimi konusunda özel kolaylıklar sağlayacaktır.

Türkiye, nükleer santral kurulacak araziyi Rus şirketine bedelsiz olarak verecektir. Santralin yardımcı tesislerinin ve üretilecek elektriğin sahibi Rus şirketi olacaktır. Rusya projenin tek patronu durumunda olacaktır. Projedeki başarısızlık ve gecikmeler ile ilgili, Anlaşma’da hiçbir yükümlülük ya da yaptırım yer almamıştır. Nükleer santralde, elektrik satış anlaşmasında belirtilen miktardan daha fazla üretim yapılırsa fazla üretilen miktarı da Türkiye satın alacaktır. Şirket Türkiye’de oluşturulan elektrik piyasasında daha ucuza elektrik satın alma olanağı bulursa üretim yapmak yerine elektrik alıp ülkemize satabilecektir.

Rusya ülkemizde dört üniteli nükleer santral kuracaktır. Kurulacak santralin üreteceği elektrik enerjisine ilk iki ünitesi için yüzde 70, diğer iki ünitesi için yüzde 30’una on beş yıl süreli alım garantisi verilmiştir. On beş yıldan sonra Rusya kazancının yüzde 20’sini bize bırakacaktır. Daha doğru bir ifadeyle, alım garantisi süresi sonunda Türkiye Cumhuriyeti devleti kâr ortağı hâline getirilerek şirketin geleceği garanti altına alınmaktadır.

Rus şirketi, Anlaşma’da, yapacağı yatırımın, alacağı kredilerin geri dönüşünü satış fiyatlarını da belirleyerek garanti altına almıştır. Anlaşma’ya göre Türkiye'nin nükleer santral üzerinde hiçbir hakkı bulunmayacaktır. Nükleer yakıt temini konusunda Rusya’nın sahibi olduğu şirket yetkili olacaktır.

Peki, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu bu Anlaşma’nın neresinde olacaktır? Cevap: Hiçbir yerinde olmayacaktır. Sonuç olarak, bu Anlaşma’da ülkemiz kendi topraklarımız üzerinde figüranlık yapacak, kurulacak nükleer santrale uzaktan dürbünle bile bakamayacak, baktırılmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, her santralde acil durumlar için eylem planları vardır. Böyle bir santralde Çernobil gibi olası bir sızıntı karşısında çalışan yabancı personelin alacağı önlemleri ve yapacakları işleri bile düşünmek insanın tüylerini diken diken etmektedir.

Bu Anlaşma bir nükleer tesis anlaşması değil, bir teslimiyet anlaşmasıdır. Osmanlı döneminde Batılı devletlere verilen kapitülasyonlar bile bu Anlaşma’nın gölgesinde kalmaktadır. Bu Anlaşma ile ülkemiz toprakları başkalarının tahakkümü altını sokulmaktadır. Bu Anlaşma nasıl savunulabilir, bu Anlaşma’ya nasıl “evet” denilebilir, biz anlamakta zorluk çekiyoruz.

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün ısrarları doğrultusunda Maden Kanunu’nda radyoaktif mineralleri içeren ayrı bir ruhsat grubu oluşturulmuştu. Anlaşılıyor ki bu Anlaşma’nın bir ucu da Maden Kanunu’na dayanıyor. Acaba bu ruhsat gruplandırmasını birileri mi istedi? Bu Anlaşma’ya baktığımızda, bize uranyum da lazım olmayacak, o zaman neden uranyum arayacağız? Bulduğu rezervleri uluslararası tekellerin ellerine mi teslim edeceğiz?

Değerli milletvekilleri, enerji sorunu ülkemizin gündeminden hiçbir zaman düşmemiş, bundan sonra da düşmeyecektir. Bu sorunumuzu kısır bir çevre anlayışıyla, ikincil enerji kaynaklarına dayalı olarak çözmek de olası değildir. Öncelikle kömür ve hidrolik potansiyellerimizin kullanılması, nükleer santrallerde, kurulacak enerjide arz çeşitliliğine gidilmelidir.

Enerji gereksinimi ve çeşitliliği kadar, ülke savunması için de caydırıcı güç olarak kullanılması açısından ülkemizin nükleer teknolojiye ihtiyacı vardır. Ülkemizde kurulacak nükleer santral, çevre açısından bir tehlike oluşturmamalıdır. Önemli olan doğru, ileri teknoloji seçimi ve sistemin uzman kişilerce yönetilmesidir ama Hükûmetin yaptığı bu Anlaşma gibi değil. Görüyoruz ki Rusya’yla yapılan Nükleer Anlaşma ülkemiz menfaatleriyle ilgili hiçbir hüküm içermemektedir. Bu şartlarda ülkemizde nükleer enerji santrali kurulması ile ülkemiz topraklarının yabancılara ipotek edilmesi arasında bir fark yoktur. Bu noktada Hükûmete bir önerimiz olacak. Gelin, bu sevdadan vazgeçin, bu şartlarda Rusya’ya ülkemiz topraklarında nükleer santral kurduruncaya kadar Rusya’ya enerji hattı çekelim, bu hattın enterkonnekte sisteme bağlantısını yapalım, Rusya da bu santrali kendi topraklarına yapsın, bize de o santralden elektrik satsın, hiç değilse riski olmaz, en azından ülkemiz insanları Çernobil gibi bir olayla karşı karşıya kalmaz.

Hepinizi, özellikle de iktidar parti milletvekillerini düşünmeye davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Cemaleddin Uslu (MHP, Edirne). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile rusya federasyonu hükümeti arasında türkiye cumhuriyetinde akkuyu sahasında bir nükleer güç santralinin tesisine ve işletimine dair işbirliğine ilişkin anlaşmanın onaylanması hk. (s.s.538)”. TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim tutanağı, 14 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemaleddin-uslu-23-2010-07-14-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-rusya-federasyonu-hukumeti-arasinda-t-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
