# Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması hk.

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim
- **Tarih:** 11 Aralık 2002
- **Gündem:** ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2002-12-11-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hk

> Cemil Çiçek (AK Parti), 11 Aralık 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.); konuşma 2.070 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum ve yeni yasama yılında hepinize başarılar diliyorum.

Dün, 10 Aralık İnsan Hakları Günüydü. Bütün dünya insanlığı için 10 Aralık, fevkalade önem ifade ediyor. Bugün ise, gündemdışı konuşmalarda da ifade edildiği gibi, tarihi 5 Aralık olmakla beraber, içinden geçtiğimiz süreç, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının tanınışının 68 inci yıldönümü. Bu iki tarih bile, getirilen bu tasarının ne kadar önemli ve anlamlı olduğunu ifade ediyor; çünkü, 58 inci hükümet olarak huzurunuza getirdiğimiz ilk tasarı, netice itibariyle haklar ve özgürlüklerle alakalı bir tasarıdır ve Türkiye'nin daha demokratik, daha çağdaş, daha uygar bir ülke olabilmesi noktasında önemli hükümleri ifade etmektedir; Sayın Komisyon Başkanının da ifade ettiği gibi, 16 yasada 37 maddelik bir değişikliği içermektedir. Bu ve benzeri paketler, önümüzdeki günlerde yine huzurunuza getirilecek ve Türkiye'nin daha modern, daha çağdaş, daha ileri bir ülke olabilmesi noktasındaki yasal altyapıyı hazırlamış olacaktır.

Şüphesiz, tasarının huzurunuza gelinceye kadar geçirdiği dönemlerde, devrelerde, İçişleri Komisyonumuzun, Adalet Komisyonumuzun ve son olarak da Anayasa Komisyonumuzun Sayın Başkanlarının ve üyelerinin çok önemli katkıları olmuştur. Hassaten, huzurunuzda ifade etmek isterim ki, muhalefet partimizin de çok önemli katkıları olmuştur; huzurunuzda hepsine teşekkür ediyorum.

Şimdi, bu tasarı, basın tarafından "Avrupa Birliğine uyum yasası" olarak ifade edildi. Sanki Avrupa Birliği olmasaydı, 12 Aralık zirvesi olmasaydı Türkiye'nin bu neviden düzenlemelere ihtiyacı yokmuş gibi bir tek sebebe indirgenen, bir yanlış anlamaya imkân veren bir üslup içerisinde takdim edildi. Şunu çok açık olarak ifade edeyim ki; bu ülkede hükümet eden herkesin en öncelikli meselesi içinden geldiğimiz millettir; ona layık olan bir düzenlemeyi yapıyoruz. Bu tasarının getiriliş amacı da, milletimizin bu düzenlemelere ihtiyacı olduğundandır. İster 12 Aralık ister 15 Aralık, bu, olur ya da olmaz, bunun hiçbir önemi yok ya da belli bir saatten sonra çok fazla önemi yok; ama, biz, bu ülkede yaşıyoruz, bizim insanımız da bir Alman vatandaşı kadar, bir İngiliz vatandaşı kadar, Batı'da yaşayan herhangi bir insan gibi daha özgür bir ortamda yaşayabilmeli, daha demokratik bir ortamda yaşayabilmelidir. (AK Parti sıralarından alkışlar) 37 maddelik bu değişikliği düzenlerken, huzurunuza getirirken en öncelikle düşündüğümüz mesele budur; çünkü, bizim milletimiz her şeyin üstündedir ve her şeye layıktır; bunun altını özellikle çizmek istiyorum.

İkincisi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasasının 2 nci maddesinde de ifade edildiği gibi "...demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir." Getirdiğimiz tasarı açısından baktığımızda, demokratik niteliği ve hukuk devleti niteliği öne çıkmaktadır; çünkü, demokrasi dediğimiz şey mevsimlik bir statü değildir, toplumumuzun, milletimizin en az yarım yüzyıllık bir tecrübeden sonra bir tercihidir, bir hayat tarzıdır. Belli zamanlarda, zaman zaman askıya alınmış olsa bile, Türkiye'deki halkımız, insanlarımız, hepimiz demokrasiyi özlüyoruz, demokrasiyi özümsemek istiyoruz. Demokrasi dediğimiz mesele sadece bir slogan değil, bir hayat tarzı olacaksa, bunun gereğini yapmak, bunun yasal ve anayasal alt zeminini de hazırlamak mecburiyetindeyiz. Dün, bu Mecliste görüşülen anayasa değişikliği ve bugün getirdiğimiz tasarı böyle bir altyapının hazırlanmasında önemli adımları atmaktadır.

Bu getirilen tasarıda temel hak ve özgürlükler açısından iki özgürlük önem arz ediyor; bunlardan birincisi siyasî özgürlüklerdir. Maalesef, Türkiye'de siyaset alanı daralmıştır, siyaset yapan insanlar bakımından yeteri kadar özgürlük yoktur. Bunun en açık misalini bu dönem yaşıyoruz, AK Parti olarak da yaşıyoruz, bütün dünyanın kabul ettiği bir sayın genel başkanı, halen yasaklı durumda tutmanın ayıbını taşıyoruz, Türkiye, bu ayıptan bir an evvel kurtulmalıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İşte, gerek Siyasî Partiler Kanununda gerekse Milletvekili Seçimi Kanununda yaptığımız düzenlemeler, bir anlamda hem siyaset alanını genişletmekte, hem de ikinci ve önemli bir özgürlük olarak, İnsan Hakları Sözleşmesinde de ifadesini bulan örgütlenme özgürlüğüne kolaylıklar getirmekte, yeni imkânlar, yeni fırsatlar açmaktadır.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin niteliği, eğer demokratik hukuk devletiyse, demokrasi ile hukuk devleti arasında doğrudan bir bağ vardır, yani, bir ülkede demokrasi varsa, orada bir hukuk devleti var; hukuk devletinden başlayarak hukukun üstünlüğüne giden bir çaba, bir gayret, bir mücadele vardır demektir. Eğer bir taraftan bir ülkeye demokratik ülke deniyorsa; ama, diğer taraftan da temel hak ve özgürlükler baskı altındaysa, bu anlamda olabildiğince yasaklar varsa, daha açık bir ifadeyle yasaklar kural, özgürlükler istisna haline gelmişse, ne yazılırsa yazılsın, ne söylenirse söylensin sadece belli metinlerde demokrasinin yazılmış olması, belli metinlerde "hukuk" lafının geçmiş olması, o toplumun demokratik bir hukuk devleti olduğu anlamını ifade etmez. O halde, mesele, sadece bu kavramları, bu nitelikleri metinlere yazmak değil, onu, toplumun her kesimindeki insanlarımızın teker teker yaşadığı birer nitelik haline getirmek lazım.

İşte, getirdiğimiz bu 37 maddelik tasarı, bir anlamda Anayasada ifadesini bulan ve çok önemli olan, Anayasada yazılmış olmasa bile -yani, önemi Anayasada yazılmış olmaktan kaynaklanmıyor- demokratik hukuk devleti, laik ve sosyal hukuk devleti, zaten çağdaş devletin, modern devletin özellikleridir. Bu anlamda, bu önemli nitelikleri, özellikleri toplumumuzda yaşanır hale getirmek çabası ve gayreti içerisindeyiz. İşte, bu tasarının gündeme getirilmesindeki ikinci amaç da budur.

Üçüncü amaç şudur: Tabiatıyla, Türkiye Cumhuriyeti Devleti pek çok uluslararası sözleşmeye taraf olmuştur. Oradaki ilkeleri, düşünceleri, fikirleri benimsemiştir ve bunları benimsediğini de Parlamentolarından geçirmek suretiyle, çok açık metinler olarak, uyulması geren metinler olarak ortaya koymuştur. Bunların başında İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi geliyor, bunların başında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi geliyor, bunların başında Çocuk Hakları Sözleşmeleri geliyor. Bunların hepsi bu Parlamentoda görüşüldü ve Resmî Gazetede yayımlanıp yürürlüğe girdi. O halde, biz, geçmişte olduğu gibi, bundan sonra da huzurunuza hangi metinleri getirirsek getirelim -ister teklif tarafınızdan getirilmiş olsun, isterse tasarı olarak tarafımızdan getirilmiş olsun- bu metinlerin uluslararası sözleşmelere uyumunu sağlamak da bir vecibedir, bir görevdir, Anayasa emridir. Dolayısıyla, bu getirdiğimiz tasarıda, bu sözleşmelere uyumu sağlamak babında da önemli adımlar atılmaktadır.

Bir başka özellik de şuradadır: Tabiatıyla, 1982 Anayasası, 1982 şartlarında yapılmış bir Anayasadır ve yapıldıktan kısa bir süre sonra da bu Anayasanın Türkiye'nin bünyesine uymadığını, o günün şartlarında, makul, anlayışla karşılanabilecek bazı hükümlerin, artık, aradan geçen zaman zarfında eskidiğini, önemini yitirdiğini, yeni bir konseptle, yeni bir anlayışla bu maddelerin yeni baştan gözden geçirilmesi lazım geldiğini herkes kabul etmiştir, her parti kabul etmiştir.

Bu noktadan hareketle, yapıldığı günden bugüne kadar -bildiğim kadarıyla 7 defa değişiklik yapılmış oluyor, 8 incisi de dün gündemdeydi- bu değişikliklerin hepsi bir ihtiyaçtan kaynaklanmıştır ve önemli değişikliklerdir. Anayasayı değiştirmişiz -belli maddelerini değiştirmişiz, önemli maddelerini değiştirmişiz- fakat, buna karşılık yasalarımızda halen eski hükümler devam etmektedir; yani, bir tarafta Anayasanın emredici hükümleri, öbür tarafta bunlara aykırı mevzuatımızdaki, kanunlarımızdaki hükümler. Doğrusu, hukuk devletinde, hukuk normlarının bir hiyerarşisi söz konusu olacağına göre, yasaların Anayasaya uygun hale getirilmesi lazım. Dolayısıyla, bu 37 maddelik değişiklik bir anayasal zaruret olarak, yasaların Anayasaya uygunluğunu sağlamak anlamında, uyumunu sağlamak anlamında bir zaruretin sonucu olarak huzurunuza getirilmiştir ve nihayet, önemli bir sebeptir. Şüphesiz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Avrupa Birliği meselesini bir millî politika haline getirmiştir, bir devlet politikası haline getirmiştir. 58 inci hükümet olarak da bunu uyguluyoruz, uygulamak durumundayız, bu politikanın da arkasındayız. Belki, hiçbir dönemde olmadığı kadar, iktidarıyla muhalefetiyle, sivil toplum kurumlarıyla beraber 12 Aralık meselesini diğer saydığım sebeplerin yanında önemsiyoruz ve bu getirilen 37 maddelik tasarının 12 Aralık sürecinde önemli bir katkı sağlayacağına inanıyoruz ya da en azından, Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesini istemeyen bir kısım Avrupalı çevreler varsa onların istismarına da meydan vermek istemiyoruz, onların samimiyetini test etmek istiyoruz. Yani, Avrupa Birliği dediğimiz nesne, Avrupa Birliği dediğimiz şey bir coğrafî beraberlik midir, yoksa bir değerler bütünü müdür; bu noktada da 12 Aralık önemli bir gösterge olacaktır.

Biz inanıyoruz ki, iktidar olarak da, parti olarak da, Avrupa Birliği bir değerler manzumesidir, bir değerler topluluğudur, çağdaş değerler topluluğudur. Biz de Türkiye olarak bu değerler topluluğu içerisinde yer almak istiyoruz ve Türkiye'nin bu topluluğa çok önemli katkıları olacaktır, Türkiye'nin yapabileceği bu katkıyı da hiçbir Avrupa ülkesinin veya bir başka ülkenin yapması söz konusu değildir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, meseleye bu açıdan da baktığımızda getirilen bu tasarının, ümit ediyoruz ve inanıyoruz ki, 12 Aralık Zirvesinden çıkacak karara olumlu katkıları olacaktır.

Şimdi, bu tasarıyla nelerin getirildiğini, şüphesiz, maddelerin görüşülmesi sırasında daha teferruatlı bir şekilde görüşeceğiz; ancak, kabul etmemiz lazım ki, bir iki hususta bir özeleştiri yapmaya, geriye dönüp kendimize bakmaya, hep başkalarını suçlamak yerine kendimizin de nerede hata yaptığını zaman zaman ortaya koymaya mecburuz. Haklı ya da haksız, doğru ya da yanlış, içinden geçtiğimiz sürecin getirileri ne olursa olsun, bugün uluslararası platformlarda, özellikle Batı platformlarında, Batı organlarında Türkiye bir işkenceci ülke olarak gözükmektedir; en çok insan hakları ihlallerinin yapıldığı birkaç ülkeden biri olarak gözükmektedir. Dolayısıyla, biz, bu görüntüyü ortadan kaldırmaya mecburuz, bu görüntü bize yakışmıyor. Şüphesiz, Türkiye'de görev yapan insanlarımız, sıfatı ne olursa olsun, ister güvenlik görevlisi, ister yargı görevlisi, ister bir başka kamu görevlisi olsun; ne olursa olsun, bu insanların tamamını aynı kategoriye koymak, aynı kare içerisinde mütalaa etmek haksızlık olur, insafsızlık olur. Bu insanların hepsinin büyük bir vatanperverlikle görev ifa ettiklerine inanıyoruz ve bundan dolayı kendilerine huzurunuzda şükranlarımızı ifade etmek istiyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ancak, sayıları az dahi olsa -ki, her toplumda bulunur, her organın içerisinde yanlışlık yapanlar olabilir- bu yanlışlıkları düzeltmek de, ülkeyi yöneten insanlar olarak, Türkiye'de yasama faaliyetini yürüten ve bu noktada yetkili olan insanlar olarak, bu görüntüleri de ortadan kaldırmak bizim görevimiz oluyor.

Şimdi, elimdeki birkaç rakam bile Türkiye'nin bu noktadaki gölgesinin ne kadar koyu olduğunu göstermesi açısından bir anlam ifade ediyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Türkiye aleyhine başvuruda bulunanların sayısı 5 000'in üzerindedir ve dava sayısı, 2001 rakamları itibariyle 3 142'dir. 3 142 dava İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye'nin aleyhine sürdürülmektedir. Bu 3 142 dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yetkisini kabul etmiş olan ülkelerin açtığı davaların üçte 1'dir; yani, üçte 1'i Türkiye aleyhine, üçte 2'si de, geriye ne kadar ülke kalıyorsa, ne kadar devlet kalıyorsa onların aleyhinedir.

Bu görüntüyü ortadan kaldırmamız lazım gelir diye düşünüyoruz; çünkü, Türkiye bu görüntüyü hak etmiyor. Elbette, bu noktada, yasalarımızdan kaynaklanan boşluklar varsa, bunları düzeltmeliyiz. Nitekim, getirdiğimiz tasarının 1 inci maddesi bu anlamda önemli bir açılım ifade ediyor, önemli tedbirleri içermektedir. Şüphesiz, bundan daha ileri adımlar atılmasını isteyen değerli üyelerimiz olabilir, partilerimiz olabilir; ancak, biz, getirdiğimiz düzenlemenin bu haliyle bile çok önemli adımları attığını ve işkencenin Türkiye'de bugünkü bulunduğu noktadan itibaren, hiç olmazsa caydırıcı bir nitelik taşıması açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Ancak, şunu da kabul etmiş olmamız lazım gelir: Tabiatıyla, zaman zaman Türkiye için söylenen de budur; bu noktada bir kabulü de huzurunuzda ifade etmemiz lazım. Eğer, bir ülkenin tüm sorunlarını yasak çıkararak çözmek mümkün olsaydı, dünyada sorunlu olan hiçbir ülke de olmazdı. Demek ki, mesele, sadece yasa çıkarmak değil. Yasayı çıkarmak belki bunun önşartıdır ya da ilk şartıdır; ama, bütün mesele, kendi insanımızı da kanunlarla, bu getirdiğimiz düzenlemelerle korumaya çalıştığımız değerler noktasında eğitmektir, insanımızın bilincini o noktaya getirmektir, en evvel de kamu görevlilerini çıkan bu yasalarla ilgili, bugün, bundan sonra çıkacak yasalarla ilgili bilgilendirebilmek, eğitebilmek ve bu yasaların doğru uygulanmasını temin etmek lazım gelir. Kabul edelim ki, zaman zaman bu noktalarda sıkıntılarımız var, bunları açık yüreklilikle konuşmakta da ben şahsen bir beis görmüyorum.

Bakınız, demin bir şey arz etmeye çalıştım; Avrupa Birliği meselesini biz bir millî politika haline getirmişiz, bir devlet politikası haline getirmişiz. İktidarıyla muhalefetiyle, Sayın Cumhurbaşkanımızla, muhalefet partimizle, sivil toplum kuruluşlarımıza varıncaya kadar 4 Kasım sabahından itibaren yollara düştük, kendi haklılığımızı anlatmaya çalışıyoruz. Yarın ne tarih çıkar, ne anlam ifade eder, bunun hepsini bu kürsüden yine tartışabiliriz; ama, 4 kasım sabahından itibaren bütün Avrupa başkentlerinde Türkiye var, üstelik, Türkiye iyi adımlarla var, iyi görüntülerle var, bunu devam ettirmemiz lazım, bunu daha ileri bir noktaya götürmemiz lazım. Şimdi, bunu bu noktaya götürürken devletin bütün organlarının, devlette görev yapan herkesin tasarruflarını, kararlarını, tefsirlerini, yorumlarını bu hedefe göre yapması gerekir. Devletin bir organı Avrupa Birliğine girelim diye uğraşırken, bir başka noktada buna ters düşecek, acaba Türkiye bu noktada samimi midir, değil midir tarzındaki bir ikileme imkân verecek uygulamalardan da kaçınmış olmamız icap ediyor. İşte, bir manada, 1 inci maddeyle birlikte getirilmeye çalışılan düzenlemeler, bundan sonra getirilecek olan düzenlemeler, devletin bütün organlarının, bütün birimlerinin bir devlet politikası haline gelmiş Avrupa Birliği noktasında bir uyum içerisinde çalışmış olması lazım gelir. İşte, bu anlamda da bu tasarıyı biz bir uyum yasası olarak kabul edebiliriz.

Tabiatıyla bu 37 madde içerisinde yine siyasî partilerimizle ilgili, siyasî alanı daraltan, siyasî özgürlükleri kısıtlayan birkısım hükümler ya değiştirilmekte ya ortadan kaldırılmaktadır.

Dernekler Kanununda örgütlenme özgürlüğüyle ilgili önemli imkânlar, önemli fırsatlar getirilmeye çalışılmaktadır. Adlî sicil kaydı zaman zaman Türkiye için çok önem arz ediyor. İnsanların geçmişte yaptığı bir hatadan dolayı ömür boyu o sıfatla anılması, çoluğunun çocuğunun herhangi bir devlet kurumuna başvurduğunda babasının otuz sene evvel, kırk sene evvel veya kendisinin küçük yaşta işlediği bazı suçlardan dolayı hep önüne bu lekeyle çıkılıp, onun devlet hayatında, toplum hayatında görev almasını engelleyecek birkısım aksaklıklar, eksiklikler ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.

Diğer maddelerde de yeri geldiğinde açıkça ifade edeceğiz ki, bu tasarı yasalaştığında, şüphesiz, bugün bulunduğumuz noktadan çok daha ileri bir noktada olacağız. Türkiye'yi dışarıda temsil durumunda olan yabancı ülkelerde görev yapan misyonlarımız da Türkiye'yi savunmakta, Türkiye'nin hakkını, hukukunu başı dik olarak savunabilmekte önemli bir yasal imkâna kavuşmuş olacaktır.

Ben, Genel Kurulumuzun, bu tasarının yasalaşması noktasındaki katkılarına şimdiden, peşinen teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması hk”. TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim tutanağı, 11 Aralık 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2002-12-11-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
