# Adli yargı ilk derece mah. ile bölge adliye mah. kuruluş ve görevleri (s.s.146)ve(146'ya 1inci ek)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 124. Birleşim
- **Tarih:** 26 Eylül 2004
- **Gündem:** ADLİ YARGI İLK DERECE MAH. İLE BÖLGE ADLİYE MAH. KURULUŞ VE GÖREVLERİ (S.S.146)VE(146'YA 1İNCİ EK)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2004-09-26-adli-yargi-ilk-derece-mah-ile-bolge-adliye-mah-kurulus-ve-gorevleri

> Cemil Çiçek (AK Parti), 26 Eylül 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 124. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ADLİ YARGI İLK DERECE MAH. İLE BÖLGE ADLİYE MAH. KURULUŞ VE GÖREVLERİ (S.S.146)VE(146'YA 1İNCİ EK)); konuşma 1.163 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, şu an görüşmekte olduğumuz bölge adliye mahkemeleriyle ilgili yasa tasarısının maddeleri ve geneli görüşülürken, böyle bir yapılanmaya neden ihtiyaç duyulduğunu o zaman ifade etmeye çalışmıştık. Aslında, Türkiye garip bir ülke; uzunca bir süreden beri tartışılan konu sanki ilk defa bu hükümet döneminde gündeme geliyormuş gibi, nereden çıktı böyle bir tasarı, nereden çıktı böyle bir teşkilatlanma diye, temelsiz değerlendirmeler yapılıyor.

İstinaf mahkemeleri konusu, Türkiye'de, evet, uzunca bir zamandan beri tartışılan bir konudur. Bunun lehinde görüş serdedenler var, aleyhinde görüş serdedenler var. Bu konu, ilk defa bu hükümet döneminde gelmiyor. Hükümet, bugüne kadar yapılan tartışmaları değerlendirdi, Türkiye'de, yargının sorunlarının çözülebilmesi açısından, yargı reformu açısından böyle bir teşkilatlanmaya gidilmesinin ülkenin yararına olacağına kanaat getirdi; dolayısıyla, bir tercih yaptı ve bu yasa tasarısını getirdik. Kaldı ki, bakınız, Türkiye'de, hepimiz bakımından önem arz eden birkısım belgeler vardır, birkısım dokümanlar vardır; onları hepimizin iyi değerlendirmesi lazım. Mesela, bunlardan bir tanesi kalkınma planlarıdır. Beş yılda bir, kalkınma planlarını getiririz, ilgili komisyonda ve Genel Kurulda enine boyuna tartışırız, sonunda, hepimizi -bir ölçüde- bağlayan bir metin haline gelir. Bu açıdan değerlendirdiğimizde, hem Yedinci Kalkınma Planında hem Sekizinci Kalkınma Planında -bu hükümetten evvel de- bunlar, bu Parlamentoda oturulmuş konuşulmuş ve böyle bir yapılanmaya gidilmesinin ülkenin yararına olacağı, bizim dışımızdaki başka siyasî heyetler ve bizden evvelki Parlamento dönemlerinde de bu konu karara bağlanmıştır. Dolayısıyla, bunlar gözardı edilerek böyle bir değerlendirme yapılması, bence çok doğru bir husus değildir. Kaldı ki, içinde yer almaya çalıştığımız dünya açısından baktığımızda da, birçok Avrupa Birliği ülkesinde bu derece bir mahkeme vardır. Şu an, biz, iki dereceli bir yargılama yapıyoruz; Avrupa Birliği Ülkelerinin çoğunda üç dereceli yargılama yapılmaktadır. Neden; çünkü, buna ihtiyaç var, adil yargılama ilkesi bakımından ihtiyaç var. Neden; çünkü, Yargıtayın bir içtihat mahkemesi olarak görev yapabilmesi açısından böyle bir derecelendirmeye gitmekte, bir istinaf mahkemesi tarzındaki kuruluşa gitmekte fayda var.

Dolayısıyla, bugün geldiğimiz noktada, Yargıtayın, aşırı iş yükü sebebiyle, senede yaklaşık 450 000 ilâ 500 000 dosya gelmektedir; bu çerçeve içerisinde, her dairenin önünde yeri geliyor 10 000 dosya, 15 000 dosya, 30 000 dosya, 100 000 dosyaya varıncaya kadar dosya Yargıtayın önüne yığılmakta; dolayısıyla, içtihat üretme, hukuk üretme görevini yerine getirebilme noktasında yeterli zamanı da bulamamaktadır. Bu, önemli bir eksiklik olarak önümüzde durduğu için, Yargıtayın gerçekten böyle bir görevi yapabilmesi açısından da buna ihtiyaç var; yargının süratlenmesi açısından da buna ihtiyaç var. Neresinden bakarsak bakalım, böyle bir düzenlemede, biz, fayda görüyoruz, onun için konu tekrar bu olağanüstü toplantı döneminde gündeme gelmiştir, eşzamanlı olarak diğer yasalarla birlikte yürürlüğe koyabilmek adına. Evvela, bu tasarıyla ilgili söylemek istediğim kısaca bu; zaten başlangıçta bunları konuştuk.

Bu tasarı, öyle ya da böyle kararınızla, oylarınızla belli bir noktaya gelir; ama, üzüldüğüm bir noktayı da ifade etmek isterim. Bakınız, biz, iktidar ve muhalefet olarak bu dönemde gerçekten çok başarılı çalışmalar yaptık. Belki geçmiş dönemlerde milletimizin arzu ettiği, ama, siyasetçiler olarak çok da başaramadığımız, çok da iyi örneklerini ortaya koyamadığımız uzlaşma örnekleri vermeye çalıştık. Bunun için karşılıklı görüşmeler oldu, konuşmalar oldu. Ben, şu ana gelinceye kadar, Adalet Bakanı olarak, yaptığım hiçbir görüşmeyle ilgili bunun siyaseten dışarıda bir istismar konusu yapılmasına, birinin aleyhine kullanılmasına, birinin lehine kullanılmasına, bu noktada asla fırsat vermedim şu dönemde en çok sıkıntıyı yaşayan bir arkadaşınız olarak.

Şimdi, bir değerli arkadaşımızın -ki, kendisini şahsen çok takdir ederim, fikirlerine de hep itibar ederim; ama, üslubunu hiçbir zaman tasvip etmedim- burada yüksek sesle konuşması, çok haklı olduğu, çok doğru şeyler söylediği anlamına gelmez. Kaldı ki, hükümetinde görev almakla şeref duyduğum bir başbakan aleyhinde, burada, beni veya bir başkasını -ki, hiç de doğru değil- bizi kaynak göstererek bir suçlamaya gitmesini siyasî nezaket açısından da doğru bulmadığımı ifade etmek isterim. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bakınız, siyaset, biraz da nezakettir; bu nezaketi dışladığımız zaman, nezaketi yok saydığımız zaman, bundan sonraki her toplantıya cebimizde teyplerle gitmemiz lazım, ki, ileride, Türkiye'de bir başka istismara, bir başka konuya fırsat verilmesin, bir kapı aralanmasın diye.

Bakınız, ben söyledim; kendi fikrimi, düşüncemi televizyon kanalları önünde söyledim. Evvela Anayasayı dikkate alacaksak, zinayla ilgili bir düzenlemenin yapılması, bugünkü Anayasaya aykırı değildir; çünkü, 153 üncü maddeye göre, Anayasa Mahkemesi kararları herkesi bağlar, kişileri de bağlar, kurumları da bağlar. Anayasa Mahkemesi, 1996 yılında verdiği kararla, siyasî irade, yasa koyucu, zinayı suç olmaktan çıkabileceği gibi, eşitliğe riayet etmek kaydıyla, yeni bir düzenleme de yapabilir dedi. Dolayısıyla, Türkiye'nin mevcut, yürürlükteki Anayasası açısından baktığımızda, böyle bir hukukî düzenlemenin yapılması Anayasaya aykırı değildir söylediğim gerekçelerden dolayı; bu, hukuken savunulabilir. Daha, nasıl bir düzenleme yapılacağı ortaya çıkmadan evvel, herkes kendi yönünden, kendi bulunduğu noktadan baktığı için, Türkiye'de bir hukukî düzenleme, bir siyasî tartışmanın, bir ideolojik tartışmanın, hatta hükümeti yıpratmanın bir aleti, bir enstrümanı, bir kampanyasına dönüştü maalesef. Zaten, Türkiye'de birçok sorunu çözemediysek, bugüne getirdiysek, kendi bağlamı dışına taşırdığımız için, kendi çerçevesi dışında ve başka platformlarda tartıştığımız için bunları çözemedik.

Şimdi, zina konusu Türkiye'nin gündemine geldi, Avrupa'nın gündemine geldi. Bu noktada kimin ne söylediğini basın da yazdı çizdi, ille basını burada konuşacaksak... Ama, bu noktada birbirimizi suçlamak yerine birbirimizi biraz anlayışla karşılamamız lazım. O takdirde herkes, ikili, üçlü, dörtlü toplantılarda birbirimize ne söyledik, bunları burada ifşa etmek gibi bir durumla karşı karşıya kalırız. O zaman da bundan sonra, eski usul bir siyaset-iktidar ilişkisi ortaya gelir ki; bu, Türkiye'nin yararına değildir.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bir şeyi çok iyi bilmemiz lazım: Avrupa Birliği noktasında çok zor, çok önemli bir sürece girdik; yani, amiyane tabirle, 40 ton yükle Cinnah yokuşundan çıkmaya çalışıyoruz. Bilelim ki, bundan sonraki süreçte, şu ana kadar hangi zorlukla karşılaştıysak, bunun yüz misli daha bir zorlukla karşılaşacağımız bir süreci başlatacağız. Burada, birbirimize destek vermemiz lazım, birbirimize yardımcı olmamız lazım. Bir ülkenin başbakanını "süklüm püklüm" tarzındaki bir ifadeyle burada dile getirmenin kime ne faydası var, ne kadar doğru, ne kadar nezakete sığar!.. Bu, son derece yakışıksız bir ifadedir, bunu reddediyorum, bunu doğru bulmuyorum; bu, doğru bir olay değil. (AK Parti sıralarından alkışlar) Türkiye Cumhuriyetinin hiçbir başbakanı, hiçbir yerde süklüm ve püklüm olmamıştır; ne bugünkü Başbakan ne de bundan evvelkiler. Bu neviden ifadeler doğru değil.

Hepimiz kendimizi aşarak ülkemizin menfaatını korumak durumundayız.. Geldiğimiz nokta itibariyle bir çözüm bulmaya çalışıyoruz, Türkiye'nin hayrına bir çözümü çıkarmaya çalışıyoruz.

Zina tartışması başladığı günden beri "bu resen takip edilsin" diyenlerimiz de oldu. Onun da kendine göre gerekçesi vardı. Bunu hemen itham mevzuu yapıp, bunu alıp yola mı çıkmamız gerekirdi! Bir işin resen takip edilebilmesi için, evvela Ceza Kanununda suç olması lazım. Demek ki, bu ülkede bu işin resen takip edilmesini isteyen arkadaşlarımız oldu, milletvekillerimiz oldu, görüş sahibi olanlar oldu. Bunu, hemencecik, tu kaka yapmanın anlamı yok. O da kendine göre bir görüş serdediyor. "Şikâyete bağlı olsun" diyenler de oldu. Bunun hiçbirisini kabul etmeyip, tümüyle Ceza Kanunu dışına çıkaralım, başka alanlarda, özellikle medenî hukuk alanında bunları düzenleyelim diyenler de oldu. Bunların hiçbirisini, biri diğerinin aleyhine bir itham mevzuu yapmak, hele hele siyaset malzemesi yapmak, hele hele bu ülkenin Başbakanın aleyhine dört tane cümle söyleyeceğiz diye, böyle çok da nezaketdışı bir üslup içerisinde bunu buraya getirmeyi, bundan sonraki müzakereler açısından, bundan sonraki ilişkiler açısından çok sağlıklı bulmadığımı, böyle bir konuşmayı yapmak üzere huzurunuza geldiğim için de özür dilediğimi ifade etmek istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Adli yargı ilk derece mah. ile bölge adliye mah. kuruluş ve görevleri (s.s.146)ve(146'ya 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 124. Birleşim tutanağı, 26 Eylül 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2004-09-26-adli-yargi-ilk-derece-mah-ile-bolge-adliye-mah-kurulus-ve-gorevleri (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
