# 2005 mali yılı bütçe kan.tas.(10 uncu tur görüşmelerinde ) adalet bak.,yargıtay,milli eğitim bak.,yüksek öğr.kur.,üniversiteler

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim
- **Tarih:** 25 Aralık 2004
- **Gündem:** 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS.(10 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) ADALET BAK.,YARGITAY,MİLLİ EĞİTİM BAK.,YÜKSEK ÖĞR.KUR.,ÜNİVERSİTELER
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2004-12-25-2005-mali-yili-butce-kan-tas-10-uncu-tur-gorusmelerinde-adalet-bak

> Cemil Çiçek (AK Parti), 25 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS.(10 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) ADALET BAK.,YARGITAY,MİLLİ EĞİTİM BAK.,YÜKSEK ÖĞR.KUR.,ÜNİVERSİTELER); konuşma 2.352 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakanlık bütçesinin hazırlanmasında büyük katkı sağlayan başta Plan ve Bütçe Komisyonu Değerli Başkan ve üyeleri olmak üzere, bugün Genel Kurulda Bakanlık bütçesiyle ilgili görüş serdeden tüm arkadaşlarıma huzurunuzda teşekkür ediyorum.

Aslında, gerek Genel Kurulda gerek komisyonda gerekse kamuoyu önünde yargıyla ilgili beyanların, serdedilen görüşlerin tamamı, yargıya verilen önemden kaynaklanıyor. İster bu görüşler, beyanlar bizi tatmin etsin ya da etmesin, isterse tenkit edilir yanları bulunsun, bunların hepsi, yargıyı daha yükseklerde, daha yücelerde görme adına yapılan beyanlardır, değerlendirmelerdir. Meseleye böyle bakmakta fayda var; çünkü, bir devlet hayatı içerisinde iki iş var, iki faaliyet alanı var ki, bunlar Türk Milleti adına yapılmaktadır. Bunlardan birincisi, Türk Milleti adına yasama yetkisini bu Meclis kullanıyor, Meclisin şahsında milletin işleri burada sürdürülüyor, yürütülüyor. İkincisi, yargı faaliyeti, Türk Milleti adına yapılıyor. Devlet hayatı içerisinde başkaca pek çok faaliyet olmasına rağmen, bu iki faaliyetin önünde "Türk Milleti adına yasama yetkisi", "Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan" ifadesi var. Dolayısıyla, yargıya olan saygı, bir anlamda, millete olan saygıyla eşdeğerdir. Yargının itibarı, aynı zamanda, devletin ve milletin itibarıdır. Onun için, hepimiz, bu mesleğin, bu hizmetin üzerinde duruyoruz, önemsiyoruz; onun problemlerini çözme adına, hep birlikte bir çabanın, bir gayretin içerisindeyiz. Kimsenin niyeti, maksadı, bu kurumu, bu hizmeti yürütenleri bir başka şekilde görmek, bir başka şekilde göstermek değildir; bu da olamaz. Meseleye böyle bakmak lazım. Bugün, burada, dile getirilen hususlar da, bu çerçevede değerlendirdiğim hususlardır.

Şimdi, şüphesiz, yargı bu derece önemliyken, yargıyla ilgili olarak bugüne kadar lafların doğrusu hep söylendi. Yargı adına, yargının önemi adına, yüceliği adına bugüne kadar söylenmedik laf kaldığı kanaatinde değilim. Geriye dönük, bakanlık bütçeleri üzerindeki müzakerelere bakalım; geriye dönük, yargı yılının açılışı dolayısıyla sayın başkanların veya yüksek mahkemelerin kuruluş yıldönümlerindeki açıklamalara bakalım, konuşmalara bakalım, yargının önemiyle ilgili olarak söylenmedik söz kalmamıştır. Bunların hepsini kabul ediyoruz; ama, yargı adına, esas itibariyle, işlerin çoğu yapılmamıştır. Bunu da, bir tespit olarak, burada ifade etmek istiyorum. İlk defadır ki, birçok konuyu biz gündeme getirdik, bu hükümet döneminde getirdik. Bu, hem yargıya olan saygımızdan hem de içinden geçtiğimiz süreçte yargıya düşen sorumluluktan kaynaklanıyor.

Bakınız, bir Avrupa Birliği süreci var. Hep birlikte götürdüğümüz ve bu hedefi yakalayabilme adına da pek çok çalışmayı birlikte yaptığımız Avrupa Birliği süreci. Bu sürecin gündem maddesi, Kopenhag Kriterleridir. Görüntüsü itibariyle siyasî kriterler olarak ifade edilse de, özü itibariyle hukukî düzenlemelerden ibarettir büyük ölçüde ve sizler de biliyorsunuz ki, şu son iki sene içerisinde Genel Kurulda en çok görüşülen kanun tasarıları Adalet Bakanlığının hazırladığı tasarılardır; büyük bir özveriyle, büyük bir gayretle yasalaştırdığımız yasalardır. Şayet, bu geçen iki yıllık süre içerisinde Adalet Bakanlığı olarak biz bu yasaların hazırlanmasında tekleseydik, Adalet Komisyonu geceyi gündüze katarak çalışmasaydı, sizler büyük bir özveriyle bu tasarılara destek vermeseydiniz; herhalde, 17 Aralıkta bizim için bazı sıkıntılar orta yere çıkacaktı ya da Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği noktasında muhalefeti olanlar, bunları, en azından bahane olarak kabul edip; şunları yapmadınız, bunları yapmadınız tarzında birkısım iddiaları ileri sürebileceklerdi. Dolayısıyla, bugün, Adalet Bakanlığı bütçesi konuşulurken biz Bakanlık olarak, takdir ederseniz de Adalet Bakanı olarak, görevini yapmış olmanın huzuru içerisinde bu bütçeyi görüşüyoruz ve bunu da tarihe bir not olarak düşüyoruz.

Kaldı ki, bu iki yıllık süre içerisinde sadece yasaların çıkarılması yetmedi; uygulama, en az yasa çıkarmak kadar önem arz etti; bundan sonra da önem arz ediyor. Uygulama söz konusu olduğunda da devletin iki kurumu öne çıkıyor; bir taraftan, yargı, yargılama faaliyetleri; öbür tarafta da güvenlik güçlerinin uygulamalarıdır. Dışarıda, içeride, devletin yürüttüğü politikalara en fazla desteği sağlayan; ama, yeri geldiği zaman de en fazla tenkit konusu olan husus, bu iki alandaki değerlendirmelerdir, uygulamalardır, verilen kararlardır. Dolayısıyla, bu geçtiğimiz süre içerisinde yargıya çok fazla görev düşmüştür. Yargı, bazı eksiklikleri olabilir; ama, büyük bir başarıyla da bu görevlerini bugüne kadar yerine getirmiştir, bundan sonra da getirecektir; bunu da bir hakşinaslık olarak burada ifade etmemiz gerekiyor.

Şüphesiz, yargıçlarımız, savcılarımız çıkardığımız yasaları uyguluyor. Biz, ne kadar düzgün yasa çıkarırsak, büyük ölçüde şikâyet ettiğimiz hususları da belli ölçüde ortadan kaldırırız diye düşünüyoruz; ama, geriye dönük, Türkiye'deki mevzuata baktığımızda, çıkarıldığı dönemin izlerini taşır. Belli bir tarihe kadar bütün dünyada ceza hukuku alanıyla ilgili olarak öne çıkan husus güvenliktir. Güvenliğin öncelikli konu haline geldiği ülkelerde ve dönemlerde yasaklar çoktur, yasaklamalar çoktur, özgürlükler -daha çok- istisna teşkil eder. Elbette, çıkarılan yasalar ya da yürürlükteki yasalar yasaklamaları kural haline getirmiş, özgürlüğü ikinci plana itmişse, yargılama faaliyetinde de ister istemez ona uygun sonuçlar çıkacaktır. O sebeple, bir kurumun sorumluluğunu tartışırken, fotoğrafı tümüyle orta yere koyup, ona göre şurada sorumluluğu var, burada sorumluluğu yok demek lazım.

Çok şükür, geriye dönük iki yıllık süreç içerisinde, elbirliğiyle, sadece bizim çıkardığımız uyum yasalarıyla ilgili paket 6 tanedir. 6 tane uyum paketini biz bu Parlamentodan geçirdik. Daha şunun şurasında birkaç gün evveline kadar, ceza hukuku alanıyla ilgili seksen yıllık, yetmişbeş yıllık, kırk yıllık temel yasaları elbirliğiyle değiştirdik ve bunları gerçekleştirirken de, bu yasaların hem felsefesini hem sistematiğini hem önceliğini hem de birçok noktada suçun unsurlarını ve buna tekabül eden cezaları değiştirdik.

Şimdi, uygulamada bazı aksaklıklar olabilirse, işte, yargının sorumluluğu da bu andan itibaren başlıyor ya da başlayacak demektir. O sebeple, çıkarılmış olan yasalar o dönemin izlerini taşıdığı için ve büyük ölçüde değişen dünya şartlarına, Türkiye şartlarına cevap veremediği için, eskiyen yasalar sebebiyle, yargılamada da zaman zaman sıkıntılar meydana gelmiştir. Bunu burada ifade etmek istiyorum.

İkincisi, tabiî, hem dünyada hem de ülkemizde çok önemli, çok köklü bir değişim yaşanıyor. Bu değişimi yasalarımıza yansıtmamız lazım. Bu değişim yasalara yansımadığı sürece, değişimi doğru bir hukukî çerçeveye oturtmak da mümkün değil. İşte, bir taraftan uyum paketleriyle, öbür taraftan temel yasalarda yaptığımız ve bundan sonra da yapacağımız değişikliklerle, Türkiye'de gerek dıştalepten gerekse içtalepten kaynaklanan bu değişimi doğru bir hukukî zemine en kısa sürede oturtabilirsek, yargıyla ilgili beklentiler azalacak, şikâyetler azalacaktır.

Ceza hukuku alanında bunu büyük ölçüde gerçekleştirdiğimizi düşünüyoruz. Güvenliğin öne çıktığı dönemin felsefesi, yasal düzenlemeleri büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Geri kalanları da zaman içerisinde ayıklayacağız; ama, özel hukuk alanına baktığımızda da, kapalı ekonominin öne çıktığı dönemlerde hazırlanmış olan borçlar hukuku, ticaret hukuku ve benzeri özel hukuk kurallarıyla, düzenlemeleriyle, rekabetin öne çıktığı, rekabete açık bir ekonomik hayatın sürdürüldüğü ülkelerde, mecburen bu temel yasaların da değiştirilmesi gerekiyor. Bu yasaları değiştirdikten sonradır ki, o zaman, yargılamada aksaklık var mı yok mu, yargı bu anlamda görevini yerine getiriyor mu getirmiyor mu, bunu daha net görebilme imkânımız var. Ümit ediyorum ki, nasıl 2004 yılında ceza hukuku alanında köklü değişiklikleri yaptıysak, 2005 yılında, Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu başta olmak üzere, İdarî Yargılama Usulü Kanunu, İdarî Usul Kanununu -ki, her biri yüzlerce maddeden müteşekkil- bu temel yasalarımızı da Meclisimizden geçirmiş olmamız kaydıyla, inanıyorum ki, bu hukukî altyapıyı büyük ölçüde tamamlamış olacağız. Demek ki, yargıdan beklenilen hizmetlerin büyük ölçüde yerine getirilmesi, evvela, kaliteli yasaları yapmaktan geçiyor, çağın gerçeklerine uygun, toplumun gerçeklerine uygun temel yasaları gözden geçirmekten geçiyor. Bunu belli ölçüde başardık; önümüzdeki dönemde de bunu birlikte başaracağız.

İkinci husus, şüphesiz, bu yasaların çıkmış olması tek başına yetmiyor; bunları uygulayacak kişilerin yeni bir eğitimden geçirilmesi gerekiyor. Şüphesiz, bu konuşmayı yapan kişi olarak, benim hukuk fakültesinde okuduğum dönemlerde görmediğimiz birkısım suçlar, birkısım ihtilaflar, birkısım yeni yeni konular gündeme geldi. Mesela, biz, o dönemde, fikrî ve sınaî hakları okumadık; o zaman böyle bir konu gündemde yoktu. Mesela, iş hukuku, birçoğumuz bakımından -İstanbul Hukuk Fakültesinden olanlar daha iyi takdir edecekler, takip edeceklerdir- o zaman seçimlik dersti; kriminolojiyi seçen iş hukukunu okumazdı veya buna benzer bazı dallarda... Halbuki, o gün seçimlik ders olan veya hukuk fakültelerinde okutulmayan veya günümüzde internet suçları dediğimiz... Şimdi internet üzerinden kumar oynanır hale geldi; internet kavramını biz o zaman okumadık. Bu neviden suçlar nasıl oluşur, nasıl teşekkül eder, bunun unsurları nedir, o dönemde olmadığı için ve şimdi gündeme geldiği için, pekâlâ, bizim hâkim ve savcılarımızın da bu konuda bilgilendirilmeleri, bir eğitimden geçmeleri gerekiyor.

Bununla söylemek istediğim şey şu: Belki, her alanda eğitimin sürekli yapılması lazım; ama, yargı hizmetleri alanındaki bu süreklilik daha önemlidir. Ondan dolayıdır ki, biz, belki, Millî Eğitim Bakanlığından sonra, en fazla eğitim yapan kurumların başında geliyoruz. Şu iki sene içerisinde çıkardığımız uyum yasalarından beklenen muradın hâsıl olabilmesi, uygulamadaki aksaklıkların ortadan kaldırılabilmesi adına, sayısız eğitim programları düzenledik. Üç tane temel yasa çıktı; Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Ceza İnfaz Kanunu. Yılbaşını takiben, Türkiye'deki yaklaşık 5 000 hâkim ve savcımızı, bu yeni anlayış çerçevesinde, ortaya koyduğumuz bu yasalar çerçevesinde bir eğitimden geçirmeye gayret ediyoruz. Bunun da tek başına yetmeyeceği kanaatindeyiz. Aynı zamanda, hâkim ve savcılarımızı, en başta insan hakları alanındaki gelişmeler dahil, bir mukayese imkânı bulabilmeleri açısından, zaman zaman, gruplar halinde yurtdışına gönderiyoruz.

Belki, şu anda, devlet kurumları içerisinde bilgisayar problemi olmayan tek kuruluş Adalet Bakanlığıdır. Bugün, en ücra, beşinci sınıf ilçedeki bir hâkim ve savcımızda dahi bilgisayar vardır. Belki, birçoğumuzun evinde yok, birçoğumuzun böyle bir imkânı henüz mevcut değil; ama, biz, bu imkânı sağladık. Bu iş için, 89 000 000 dolarlık bir projeyi yürürlüğe koyduk, hiçbir ödenek problemi yok. Geri kalanı teknik meseledir, geri kalanı bu işi yürüten ilgili firmanın -HAVELSAN- ve bu işte çalışanların gayretine, çabasına bağlı, belli ölçüde de, bu işleri yürütecek olan hâkim ve savcılarımızın, aman, bizim zamanımız geçti demeden konuya eğilmelerine bağlı; çünkü, bu, biraz da merak meselesidir. Dolayısıyla, eskiye nazaran, adalet hizmetlerinde bilgiye ulaşmada en son teknoloji -bilgisayar- kullanılmaktadır. e-devlet projesinin belki en önemli ayağı olarak e-adalet projesini gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla, yargıdan beklenen hizmetler açısından eğitim önemlidir.

Yine, sizlerin oylarıyla, Türkiye Adalet Akademisinin kuruluş kanununu çıkardık; kuruluş safhasındadır, ciddî bir çalışmanın ve çabanın içerisindedir. Muhatap ülkelerdeki adalet akademileriyle veya benzeri okullarla da işbirliği yapmak suretiyle, Türkiye'de çağdaş bir akademiyi bütün unsurlarıyla ortaya koymanın çabası ve gayreti içerisindeyiz.

Üçüncü husus şudur: Türkiye'de, adaletten beklenen maksadın hâsıl olabilmesi, bu hizmetin yürütüldüğü mekânlar açısından önem arz ediyor. Hepimiz, bir seçim bölgesinden seçilip gelmiş insanlarınız. Gidiniz, bakınız, devlet kurumları içerisinde en olumsuz şartlarda görev yapanlar hâkimlerimiz ve savcılarımızdır; bunu burada ifade etmek, itiraf etmek mecburiyetindeyiz. Neden bu böyledir dersek; geriye dönük, hangi dönemden başlatırsak başlatalım, adalet hizmetleri, siyasî iktidarlar tarafından öncelikli bir hizmet olarak algılanmamıştır -bunu ben de biliyorum siyasetin içinden gelen insan olarak- çünkü, adalete yapılan yatırım, iktidarlara seçim kazandırmaz; ama, ülkenin geleceğini kazandırır. Bunu anlayabilmemiz için, Türkiye'nin büyük bir bedel ödemesi gerekti, bu bedeller ödene ödene, şimdi artık hepimiz biliyoruz, hepimiz görüyoruz ki, adalet olmadan, yargıya gerekli imkânı sağlamadan, ona gerekli önemi vermeden Türkiye'nin geleceğini teminat altına almakta ciddî zorluk vardır; bağırmamız, çağırmamız, çabamız, düz cümle, devrik cümle kullandığımız her şey, bu önemli alakalıdır. Bu konuyu Türkiye'nin gündeminde tutmaya, bu konuda daha hızlı adımlar atmaya gayret ediyoruz.

Bakınız, imar planlarını inceleyin; hiçbir belediyenin, hiçbir ilin imar planında adalet hizmetlerine ayrılmış bir arazi göremezsiniz; hastaneye yer ayrılır -şüphesiz lazımdır- okula yer ayrılır, başka devlet hizmetlerine yer ayrılır, meteorolojinin yeri vardır, Şap Enstitüsünün yeri vardır, şurası da adalet hizmetlerine ayrılmıştır diye bir tek imar planında yer gösteremezsiniz. Buradan özellikle ifade etmek istiyorum: İstanbul dünyanın en önde gelen merkezlerinden bir tanesidir. İstanbul'da, bir yabancı heyet geldiğinde götürüp ziyaret ettireceğiniz eli yüzü düzgün bir adalet sarayı gösteremezsiniz, yargı hizmetinin görüldüğü bir mekân gösteremezsiniz. Herkes geldi geçti, sağ iktidar geldi, sol iktidar geldi; suçlama anlamında katiyen söylemiyorum, benim de, bu dönemin belli bir kısmında sorumluluğum var, ayrı bir olay, bunu da burada itiraf ediyoruz. İlk defadır ki bu dönemde, biz, bu konuyu, geceyi gündüze katarak, sizlere güvenerek -ki, bu konuda her türlü desteği veriyorsunuz, müteşekkirim- bu dönemde çözmeye kararlıyız. Zaten dikkat ederseniz, her birinizin seçim bölgesinde, adalet hizmetiyle ilgili bir yatırım mutlak surette başlıyor ya da başlamak üzeredir. Bunu önemsiyoruz, bunu önemli buluyoruz; çünkü "yüce" kavramına uygun, düzgün mekânların olması şarttır. İnsanlar, daha kapıdan girerken, yargılama yapılan mekânda, hâkime, savcıya saygı duymalıdır. Bir gümrükçünün odasına girerken, bir polis komiserinin odasına girerken veya filanca müdürün odasına girerken duyduğu saygıyı, en azından yargı hizmetleri bakımından, onları yürütenlere de duyabilmelidir. Şimdi, kırık dökük sandalye, kahveden bozma yer, masanın bir köşesinde savcı, öbür köşesinde hâkim, kırık dökük daktilo... Şimdi, böyle bir yargı hizmeti ortadayken, yargıdan, bunun ötesinde bir hizmet beklemekte de zorluk var; ama, şunu, teşekkürle, şükranla ifade etmek isterim ki, bütün bu olumsuzluklara rağmen, Türkiye'nin en ücra köşesine yüzü buruşmadan giden birkaç kamu görevlisinden birisi de hâkim ve savcılarımızdır. Kurayı çeker, beşinci sınıf ilçeye gider, beşten dörde, dörtten üçe; Ankara'ya, İstanbul'a gelebilmesi on onbeş sene sürer. Bu mesleğin mensupları, bütün bu olumsuzluklar içerisinde bu görevi ifa ediyorlar; kendilerine, huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, onun içindir ki, önümüzdeki üç yıl içerisinde Türkiye'de bir iddiamız, bir hedefimiz var; en başta büyük şehirlerimiz ve illerimiz olmak üzere, fizikî mekân problemini kesinlikle çözeceğiz. Bunun başında İstanbul geliyor. İstanbul için de -İstanbul milletvekillerimiz var- en az 500 trilyonluk bir kaynağa ihtiyacımız var. Bu hükümet, bu beklentinin, bu projenin arkasındadır. Anadolu yakası için projeyi bugün yarın bitirmek üzereyiz, Avrupa Yakası için yer tahsisi yapıldı; yani, Anadolu yakasında 2 adliye, Avrupa yakasında da 2 ya da 3 adliye olmak üzere, çok dağınık, 40'a yakın yerde, bu neviden faaliyet gösteren arkadaşlarımızı, derli toplu, gerçekten modern binalarda bu hizmeti verir hale getirmeye çalışıyoruz. İllerimizin dışında, büyük ilçelerimiz ve özellikle Türkiye'nin dışa dönük ilçeleri var, turistik ilçeleri var. Bakınız, yolunuz düşerse -yine, Aydınlı olan arkadaşlarımız var- Kuşadası, Türkiye'ye en fazla döviz getiren ilçelerimizin başında gelir. Orada, hâkim ve savcılarımız...

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Bodrum...

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Bodrum... Misal olarak söylüyorum. Alanya'daki bitti, Manavgat'ta yapılacak olan adliye binasının ihalesini yaptık; inşallah, seneye bitireceğiz. Hep sahil boyu giderek söylüyorum.

Kuşadası'na, Yunanistan'dan, gemilerle, her gün insanlar gelir gider. Orada hâkim ve savcılar nerede görev yapıyor; sizi temin ederim, merdiven boşluğunda, zabıt kâtibi, evrak işlemlerini yapıyor. Bu, şimdiye kadar görülemedi mi, anlaşılamadı mı, iyi mi takip edilemedi? Birilerinin, gelip, bunların hepsinin, teker teker, burada hesabını vermesi lazım; ama, şunu söylemek istiyoruz: İlk defadır ki, büyük bir heyecanla, büyük bir şevkle, biz, bu işi çözmeye çalışıyoruz. Bize herkesin yardımcı olması gerekiyor, en evvel de, bize, yargının yardımcı olması lazım; çünkü, işin bu kısmını takip edecek olanlar da onlardır. Gayet açık; eğer, cumhuriyet başsavcılarımız, işlerini iyi takip ederse, arsa tahsisinde, yapılan inşaatları takipte, bize, belli ölçüde katkı sağlayabilirlerse, bizim, bu işleri, kısa sürede bitirme imkânımız var.

Hükümet, bu noktada, bir para esirgeme çabası içerisinde değildir; bundan dolayı da Hükümetimize teşekkür ediyorum. Sayın Başbakan bu işin arkasındadır. Maliye Bakanına teşekkür ediyorum; bugüne kadar taleplerimizi geri çevirmemiştir. Bizim sıkıntımız parada değil; bizim sıkıntımız, zamandadır. Maalesef, zaman, geriye dönük, yığılmış bu işleri bitirmeye yetmiyor, bunu bir yere getirmeye çalışıyoruz. Takdir edersiniz ki, kış şartları ağır geçen bir ülkede, bazı işleri iki seneden evvel bitirme imkânı, maalesef, yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “2005 mali yılı bütçe kan.tas.(10 uncu tur görüşmelerinde ) adalet bak.,yargıtay,milli eğitim bak.,yüksek öğr.kur.,üniversiteler”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 25 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2004-12-25-2005-mali-yili-butce-kan-tas-10-uncu-tur-gorusmelerinde-adalet-bak (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
