# Ceza muhakemesi kanununda değişiklik yapılması hk. (s.s. 903)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim
- **Tarih:** 25 Mayıs 2005
- **Gündem:** CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S. 903)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2005-05-25-ceza-muhakemesi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s-s-903-2

> Cemil Çiçek (AK Parti), 25 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S. 903)); konuşma 1.184 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize teker teker teşekkür ediyorum, gruplarımıza teşekkür ediyorum katkılarınızdan dolayı.

Şunu açıklıkla ifade etmek isterim: Aslında, bu getirdiğimiz düzenlemelerle, kabul ettiğimiz düzenlemelerle, hukuk devleti ilkesine aykırı herhangi bir durum kesinlikle söz konusu değil. Ceza muhakemesi denildiğinde, soruşturma evresinde yetkili olan esas itibariyle savcıdır, cumhuriyet savcılarıdır. İşlenmiş bir suçla ilgili olarak, cumhuriyet savcısı, soruşturmayı her zaman kendisi yürütebilir, hiçbir şekilde bunu kolluğa devretmek gibi bir mecburiyeti de söz konusu değil; ancak, iş yoğunluğu sebebiyle, başkaca zorluklar sebebiyle bazen bu soruşturmayı savcılarımız kendileri yürütmemekte, özellikle bazı suçlar bakımından bizatihi kendileri yürüttükleri halde bazılarında yürütmemekte, onun adına, ona niyabeten kolluk güçleri bu soruşturmaları yürütmektedir. Dolayısıyla, esasen bu düzenlemelerin omurgasında cumhuriyet savcıları vardır. Cumhuriyet savcılarımızın soruşturmaları sonuna kadar kendilerinin yürütmeleri bizim arzumuzdur, bizim tercihimizdir. Bize düşen de, onların bu soruşturmayı yapabilmeleri için gerekli imkânları sağlamaktır. Bugün bu imkânlarda bazı eksiklikler olabilir, zorluklar olabilir; bunları gidermek için elimizden geleni yaptık. Bundan sonra da her geçen gün yargının durumu daha iyileşeceği için, ümit ederiz ki, en kısa sürede, bugün, burada, arkadaşlarımızın iyi niyetle dile getirdikleri eksiklikler de ortadan kalkmış olsun; yani, burada kolluğa devrediliyor, hukuk devleti ilkesi çiğneniyor hususu söz konusu değil.

Şimdi, burada, gecikmesinde sakınca bulunan haller, gecikmesinden sakınca bulunan haller... Bu, bu kanuna mahsus bir düzenleme değil, Anayasa emri. Açın 20 inci maddeye bakın, 21 inci maddeye bakın, diyor ki: "Hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulanan hallerde kanunla yetkili kılınmış mercii..." 20 nci maddede var, 21 inci maddede var; yani, Anayasa ifadesidir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, esas itibariyle, hâkim kararına bağlı olarak usul kanunundaki işlemlerin sürdürülmesi lazım; ama, gecikmesinde sakınca varsa... Olabilir mi; var. Demek ki, bu da durup dururken yazılmış bir husus değil, bugüne mahsus bir husus değil. Türkiye'nin coğrafyasını, Türkiye'nin şartlarını, Türkiye'nin iklim durumlarını dikkate aldığımızda, bazen Bingöl'de, Bitlis'te yol kapanıyor, iki gün, üç gün gidilemediği zamanlar oluyor. Şimdi, bütün bunları hesaba kattığımızda, gecikmesinde sakınca vardır; ama, bir işlemin de sürdürülmesi gerekiyor. Onun için, burada, bugüne kadar olan keyfîlikler de ortadan kalksın, varsa kolluk güçlerimizin eski alışkanlıkları, onları da bertaraf etme adına burada rezerv bir cümle koyduk; önemli bir yetki verdik. Eğer savcılığa ulaşılamıyorsa diyoruz, o zaman, bu işin omurgası soruşturmada cumhuriyet savcısı olduğuna göre, eğer bir eski alışkanlık varsa, savcıya ait bir yetki keyfî olarak kullanılıyorsa, kötüye kullanılıyorsa, o zaman cumhuriyet savcılarımız pekala şu soruyu sorabilir kolluk güçlerine; sen beni aradın da ne zaman bulamadın? Ben bu telefondaydım, bu adresteydim, gittiğim yer belli, geldiğim yer belli.

Nöbet çizelgesi getiriyoruz; getirdiğimiz 2802 sayılı Yasayla bunu daha da sağlıklı hale getiriyoruz. Hadi bir defasında eski alışkanlık devam etti, ikincisinde devam etti, üçüncüsünde buradan ifade ediyorum ki, cumhuriyet savcılarımız, kolluk güçlerine şu soruyu mutlak surette sormalıdır. Benim yerim belli, telefonum belli, nöbetteydim, işimin başındaydım, sen beni ne zaman aradın da bulamadın deyip, iki tane soruşturma açtığı takdirde herkes eski alışkanlıklarından vazgeçer.

Onun için "gecikmesinde sakınca bulunan hal" tabiri, bir Anayasa ifadesidir; dolayısıyla, usul kanununun da Anayasaya uygun çıkarılması gerektiği... Şimdi, bunlar da usul hükümleriyle alakalı olduğu için buradan getirilmiştir.

İkincisi, en çok üzerinde vurgu yapılan husus, savunma mesleğiyle alakalıdır. Bendeniz de ekmek parasını bu meslekten kazanmış, avukat olarak, bundan da şeref duyarak huzurunuzda ifade ediyorum ki, bizim maksadımız savunma mesleğinin önemini ne ikinci plana itmek ne de avukatlık mesleğini binbir güçlükle yerine getiren arkadaşlarımızı bir potansiyel suçlu kabul etmektir. Eğer öyle düşünürsek, Ceza Kanunu yetmiş milyon vatandaşımız için çıkıyor. O zaman, yetmiş milyon adam mı öldürecek ki, adam öldürme maddesini düzenliyoruz; yetmiş milyon insan kapkaççılık mı yapacak ki, hırsızlık maddesini düzenliyoruz?! Her mesleğin çok önemli bir kısmı saygıdeğerdir; ama, içinde her meslekte yanlış yapanlar var. Bu yanlışların yapılabileceği kabul edildiği içindir ki, her meslek için disiplin kurulları vardır, disiplin kuralları getirilmiştir; hatta bunun da ötesinde meslek kuralları getirilmiştir. O sebeple, yaptığımız düzenleme açısından bu meslekte de zaman zaman yanlışlıklar yapılabileceği, savunma hakkının kötüye kullanılabileceği hesaba katılarak bir düzenleme getirilmek istenmiştir. Bu düzenleme yapılırken de -özellikle hep diyoruz ya Avrupa Birliği filan- acaba bu sadece bize mahsus bir düzenleme mi, Avrupa Birliğinde hiç yok mu; Avrupa Birliğinde var. Peki, Avrupa Birliğinde -şimdi okuyacağım bir maddeyi, doğrudan doğruya biraz evvel konuşulan konuyla alakalıdır- orada savunma hakkı kısıtlanmıyor da, savunma mesleği ikinci plana itilmiyor da Türkiye'de niçin itilsin?! Biz, bu mesleğe, bu meslek örgütüne saygımızdan dolayı olabildiğince bu düzenlemeyi yaparken kendilerinin de görüşlerini almaya çalıştık.

Bakınız, Alman Ceza Usul Yasasının 138/a bendi: "Müdafiin görevden yasaklanması." Maddenin başlığı da bu. "Müdafi, hakkında aşağıda sayılanlar bakımından kuvvetli veya son soruşturmanın açılmasını gerektirecek derece kuvvetli şüphe varsa, aşağıdaki hallerde muhakemeye katılmaktan yasaklanabilir." Nedir o: "Muhakemenin konusunu teşkil eden fiile iştirak ettiği, serbest bulunmayan şüpheliyle olan ilişkisini suç işlemek veya infaz kurumunun emniyetini önemli derecede tehlikeye düşürmek için kullandığı, şüpheli mahkûm edildiği takdirde suçun işlenmesinden sonra faile yardım etme suçu, failin cezasız kalmasına yol açma suçu veya yataklık etme suçu olarak tavsif edilebilecek bir fiilî işlemişse" diye başlıyor, böyle hallerde müdafilikten yasaklanacağını ifade ediyor.

Peki, 138/b'de ne var; çok daha geniş, biz daralttık bunu daha çok terör suçları ve örgütlü suçlar bakımından. Orada diyor ki: "Devlet güvenliğini tehlikeye düşürmek nedeniyle müdafiin görevden yasaklanması." Yukarıdakilerden farklı olarak bir de, devlet güvenliğini tehlikeye düşürüyorsa diyor. "Belirli olaylar müdafiin mahkemeye katılmasının Almanya Federal Cumhuriyetinin güvenliği için bir tehlike doğurabileceği şüphesini haklı gösteriyorsa, böyle hallerde de müdafi bu görevden yasaklanabilir" deniliyor.

Peki, bu yasaklanma, oradaki cezaevi müdürünün veya herhangi bir idarî görevlinin emriyle olmuyor, aynen bizim buradakine benzer tarzda. Biz de burada hâkim kararına bağlıyoruz. Her defasında ifade etmiyor muyuz; işte, kollukla ilgili görev devri iddiası söz konusu olduğunda diyoruz ki: Hâkim, bu neviden işlerde daha sorumlu davranacaktır, daha bağımsızdır, daha isabetli karar verecektir. O halde, avukatlık görevini kötüye kullanarak ya da savunma hakkını suiistimal ederek yardım ve yataklık yapıyorsa, örgüt işlemlerinden talimat alıp, getirip götürüyorsa ve bunu da alenî söylüyorsa, bunu ifade ediyorsa kamuoyu önünde, şimdi, buna karşılık devlet savunmasız kalamaz. Tam tersi, avukatlık mesleğinin itibarı bakımından, onun saygınlığı bakımından, bu, son derecede önemlidir.

Mesela, bir televizyon kanalında -bilinmesi açısından ifade ediyorum, hemen bitireceğim sözümü- birkaç tane avukatla ilgili olarak yapılan bir televizyon konuşmasında -bu, 8.4.2004 tarihinde- şu an hükümlü olan bir kişiyle olan görüşmesinden bahisle diyor ki: "Bizim, sadece hukukî temsilci durumumuz yok; bir yerde siyasî temsilcilik de yapıyoruz. Sadece içe yönelik değil, dışa yönelik görüşmelerimize de bu yansıyor zaten. Birileri bizimle görüşmüş olunca, işte, onunla görüşmüş gibi olur." Bir başka avukat diyor ki: "Silahlı güçler ülke dışına çekilsin dediğinde, şimdi kime diyecek bunu; içeride, cezaevinde; bunu birine demesi lazım; bize diyor, biz de bu talimatı alıp götürüyoruz, bunda ne var." Üstelik, buna da kendine göre bir gerekçe söylüyor. Bir başka avukat, o televizyon kanalında diyor ki: "Oraya giderken, şüphesiz, deyim yerindeyse, iyi hazırlanarak, gündemdeki bütün önemli değişmeleri, perde arkalarını analiz ederek, o gelişmelere ilişkin değişik analizleri, yurt içinde mi, yurt dışında mı ve benzeri, oraya iletmek durumunda kalıyoruz tabiî." Şimdi, bunun, avukatlık göreviyle ne alakası var.

Dolayısıyla, getirilmek istenen de, çok büyük bir ekseriyeti hukuka saygılı olarak mesleğini icra eden avukatlarımızı bu neviden sıkıntılardan kurtarmak, eğer bir kısıtlama getirilecekse de, bunu hâkim kararına bağlamak gibi, yine de hukuk devleti ilkesini olabildiğince koruyarak getirilmiş düzenlemelerdir. Bundan emin olmanızı tekrar rica ediyor, katkılarınızdan dolayı hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Ceza muhakemesi kanununda değişiklik yapılması hk. (s.s. 903)”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 25 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2005-05-25-ceza-muhakemesi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s-s-903-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
