# 190 sayılı genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamenin ekli cetvellerin yargıtay başkanlığına ait bölümünde değişiklik yapılması (s.s.1075)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim
- **Tarih:** 6 Nisan 2006
- **Gündem:** 190 SAYILI GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKLİ CETVELLERİN YARGITAY BAŞKANLIĞINA AİT BÖLÜMÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.1075)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2006-04-06-190-sayili-genel-kadro-ve-usulu-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-e

> Cemil Çiçek (AK Parti), 6 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 190 SAYILI GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKLİ CETVELLERİN YARGITAY BAŞKANLIĞINA AİT BÖLÜMÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.1075)); konuşma 1.097 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla bütün avukatlarımızın, değerli meslektaşlarımın bugününü kutluyorum, başarılı yıllar temenni ediyorum.

Biraz evvel de burada ifade edildiği gibi, 1987 yılından bugüne kadar 5 Nisan, Avukatlar Günü olarak Türkiye'de kutlanmaktadır. Bu avukatlar günü münasebetiyle avukatlığın önemi ve bu mesleğin sorunları, zorlukları bir taraftan konuşulurken, öbür taraftan da hukuk devleti, hak ve özgürlükler, savunma hakkı ve buna bağlı birkısım konular da Türkiye'de gündeme getirilmekte, böylece, Türkiye'de hukuk bilincinin oluşmasına bu gün vesilesiyle de tekrar temas etme fırsatı bulunabilmektedir.

Savunma hakkı en temel haklardan bir tanesidir. Bu, hem bizim hukuk metinlerimizde, Anayasamızda hem de evrensel metinlerde çok açık bir şekilde ifade edilmiştir. Savunma hakkı, aynı zamanda adil yargılanma hakkının da vazgeçilmez bir parçasıdır. Dolayısıyla, bu iki hak yan yana geldiği zaman, Türkiye'de hukuk devleti kavramının anlatımı, anlaşılması da daha kolay olabilecektir.

Biz şuna inanıyoruz ki, savunma hakkının olmazsa olmaz şartı hukuk devleti ilkesidir. Bu ilke, bütün uygar, demokratik rejimlerin temel özelliğidir. Bir toplumun huzur ve mutluluk içinde yaşaması, büyük ölçüde, adalet işlerinin düzenli yürütülmesine, her ferdin hukukî muhatabı kim olursa olsun haksızlığa uğraması halinde hakkına en kısa sürede kavuşacağına inanması ve bu hakkın kendisine teslim edilmesiyle mümkündür.

Anayasanın 36 ncı maddesinde "herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir" denilmektedir. Bu Anaysa kuralına göre herkes bizzat yargı mercilerine başvurarak dava açabilmekte, takip yapabilmekte, aleyhine açılan dava takiplerini kendisi sürdürebilmekte ve savunmasını yapabilmektedir. Aynı düzenleme, Avukatlık Yasasının 35 inci maddesinde de savunma hakkının bir gereği olarak yer almaktadır.

Günümüzde avukatlar da, insanların hukuksal sorunlarının çözümünde görev almakta, onu savunmakta, diğer yandan da, yargının kurucu unsuru olarak, bağımsız savunma makamının temsilcileri olarak kamu hizmeti yapmaktadırlar. İnsanlar, hiç şüphesiz, değişik sebeplerle, kendini savunurken bir başkasının yardımına ihtiyaç duydukları takdirde, hukukun karmaşık yapısı içinde hak kaybına uğramamak için bu işin uzmanı sayılan avukatlara kendisini temsil ettirmektedir. Diğer yandan, yargıçların çabuk ve sağlıklı karar vermelerinde avukatların çok önemli katkılarının olduğunu da kabul etmemiz gerekmektedir. Bu açıdan baktığımızda, avukatları, sadece savunma mesleğini icra eden kişiler değil, meslek mensupları değil, aynı zamanda hukukun uygulanmasında en önemli katkıyı sağlayan ve hukukun üretilmesinde de önemli çabaları olan bir meslek ve meslek mensupları olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Bundan dolayıdır ki, yargılamanın kurucu unsuru olarak avukatların telakki edilmesi bu anlamda doğru bir tespittir.

Hiç şüphesiz, Türkiye'de, yargının sorunları olduğu gibi, onun bir parçası olarak avukatların da birçok sorunları vardır. Bu sorunların çözümü noktasında, elbirliğiyle bir çaba içerisinde, gayret içerisinde olmamız gerektiği de ortadadır. Biz, göreve geldiğimiz günden bu tarafa, hem barolarla hem onların üst kuruluşu olan Türkiye Barolar Birliğiyle çok yakın bir ilişki içerisindeyiz; her vesileyle, her fırsatla görüşüyoruz. Dün akşam da, Ankara'da bu kutlamalara katılmak suretiyle, onların sevincini paylaşmış olduk, böyle bir imkânı bulduk.

Şüphesiz, bu mesleğin Türkiye'de en iyi şekilde görevini yerine getirebilmesi bakımından, günün ihtiyaçlarına uygun yeni düzenlemelerin yapılması gerektiği ortadadır. Bu ihtiyaç, bizim tarafımızdan kendilerine de iletilmiştir. Tamamı hukuk adamı olan baroların ve avukatların, doğru olanı, kendi yasalarını kendilerinin hazırlamalarıdır; Parlamento olarak da bizim bu taslağın buradan yasa olarak geçmesinde kendilerine yardımcı olmamızdır. Bu isteğimizi, bu talebimizi, bu mutabakatımızı kendilerine her vesileyle ifade ettik. Dolayısıyla, ben de eski bir avukat olarak, bu meslekte görev yapmış bir insan olarak, bu isteğimizi ve bu desteğimizi verebileceğimizi kendilerine ifade ettik. Ümit ederiz ki, Türkiye Barolar Birliği, günün ihtiyaçlarına ve mesleğin sorunlarının çözümüne yönelik bir yasa taslağını kısa sürede hazırlama imkânını bulur ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk ettiğimizde, iktidar ve muhalefetiyle, böyle bir önemli düzenlemeyi gerçekleştirebiliriz diye düşünüyoruz. Bu talebimiz, bu iyi niyetimiz kendilerine de müteaddit defalar iletilmiştir.

Bu mesleğin birçok zorlukları var; mesleğe girişten tutun, özlük haklarına varıncaya kadar, sosyal güvenceye varıncaya kadar, çok sayıda sorunları var. Bunların bir kısmını belki Avukatlık Yasasıyla, bir kısmını da başka yasal düzenlemeler içerisinde ortadan kaldırmak mümkün olabilecektir.

Bir de, son günlerde bir iki konu var, bunlara da açıklık getirmek istiyorum, bugünkü basında da yer alıyor. Bildiğiniz gibi, hep beraber yürürlüğe koyduğumuz 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasıyla ilgili olarak birkısım değerlendirmeler bugün basında da yer alıyor.

Şimdi, buradaki temel problem şudur: Eğer, biz, hükümet olarak bir yasayı çıkardıysak, bunun kaynağı var. Burada, problem kaynak sorunu değildir. Esas problem… Dün, hem Maliye Bakanlığıyla görüştük, müteaddit defalar, Türkiye Barolar Birliği yöneticileri, Sayın Başkan başta olmak üzere, hem bizim Bakanlığımızda hem de Maliye Bakanlığında bazı toplantılar yaptık. Yasal düzenleme gerektirecek hususlar varsa, onları birlikte düzenliyoruz; taslağı birlikte hazırladık zaten.

İkincisi, ödemelerdeki zorluk, kaynak yokluğundan ziyade, bunun prosedüründen kaynaklanıyor. Tabiatıyla, adil yargılama hakkının bir gereği olarak, hem mağdurlara müdafi tayini hem çocuk yaşının yükseltilmesi sebebiyle bunun getirdiği birkısım yükler, özürlülere müdafi tayini başta olmak üzere, geçmiş yıllara nazaran ceza muhakemesi uygulamasından kaynaklanan bir artışın söz konusu olduğu doğrudur; ancak, bunun karşılığı, şu veya bu şekilde devlet bütçesinde vardır. Tabiatıyla, esas mesele, bunun ödenmesindeki problemden kaynaklanıyor. Şimdi bizden istenen… Bugün basında da var; deniliyor ki: "2006 yılı bakımından 150 trilyon lira civarında bir ödeneğe ihtiyaç var." Kendileri de biliyor. 2005 yılı itibariyle toplam alacakları 48 trilyondu; Sayın Başkan bize müracaat ettiler, biz de gerekli teşebbüsü yaptık. Bu para ilk defa defaten ödenmiştir. Yine, geçtiğimiz günlerde 14 trilyon bir aktarma daha yapılmıştır. Şimdi maliyenin söylediği şey şudur: Biz bu ödemeyi yaparız; ancak, bu talebin bir belgeye dayalı olarak yapılması lazım. Yani, (A) barosu benim bu işten dolayı bilfarz 4 trilyon 750 milyar alacağım var diyorsa, bunu bir belgeye, bir müstenidata bağlaması lazım, bir dayanağı olması lazım ki, devletin bütçesinden para harcanırken, para verilirken bu evraka dayalı olarak verilmesi gerekecektir. Dolayısıyla, dün, hem Türkiye Barolar Birliği Sayın Başkanıyla yaptığımız görüşmede hem Maliyeyle, ilgili görüşmelerimizde, bunlar, bir araya gelmek suretiyle bu problemi çözeceklerdir. Burada, kaynak sorunundan ziyade, ödemelerin şeklinin bir yere bağlanması, bir usule bağlanmasıyla ilgili düzenleme söz konusudur.

İkincisi, 1993 yılından beri bu ödemeler yapılmaktadır; ancak, bu ödemelerin ne ölçüde bu maksat için kullanıldığıyla ilgili de doğru dürüst bir denetim yapılamamıştır. Bu da, yine, barolarımızın samimî olarak yaptığımız toplantılardaki değerlendirmeleridir. Dolayısıyla, bir taraftan bu ödemeler yapılırken, öbür taraftan, devletin verdiği paranın maksada mahsus harcandığını belgelemeleri ve bununla ilgili, icap ediyorsa, bir denetim mekanizmasının kurulması da, geldiğimiz şartlar icabı, ortaya çıkan yeni bir ihtiyaç olarak gözüküyor. Bunun da, tek başına Maliye Bakanlığı veya tek başına Adalet Bakanlığı olarak değil, bir meslek örgütü olarak Türkiye Barolar Birliğiyle oturulup, bir arada, bir uzlaşma içerisinde bunların gerçekleşmesi ve düzenlenmesi gerekmektedir. Bunda da bir tereddüt yok, bir mutabakat var. Ümit ediyorum ki önümüzdeki günler içerisinde hem ödemenin şeklinin tayini ve düzenli akışı sağlayabilmek açısından hem de söylediğim zaruretler açısından bir düzenleme ihtiyacı olabilecektir. Bunu da kısa süre içerisinde Parlamentomuzun önüne getirmiş olacağız.

Bu vesileyle, tekrar, değerli meslektaşlarımızın, avukatlarımızın bu gününü kutluyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “190 sayılı genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamenin ekli cetvellerin yargıtay başkanlığına ait bölümünde değişiklik yapılması (s.s.1075)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2006-04-06-190-sayili-genel-kadro-ve-usulu-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-e (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
