# Türkiye cumhuriyeti devleti ile suriye arap cumhuriyeti devleti arasındaki kara sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetleri ile ihale işlemleri hakkında kanun tasarısı (s.s.:263)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Çetin Soysal (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim
- **Tarih:** 21 Mayıs 2009
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ DEVLETİ ARASINDAKİ KARA SINIRI BOYUNCA YAPILACAK MAYIN TEMİZLEME FAALİYETLERİ İLE İHALE İŞLEMLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:263)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/cetin-soysal-23-2009-05-21-turkiye-cumhuriyeti-devleti-ile-suriye-arap-cumhuriyeti-devleti-arasin

> Çetin Soysal (CHP), 21 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ DEVLETİ ARASINDAKİ KARA SINIRI BOYUNCA YAPILACAK MAYIN TEMİZLEME FAALİYETLERİ İLE İHALE İŞLEMLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:263)); konuşma 1.201 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kara mayınlarının hem Türkiye’de hem dünyada temizlenmesi elbette daha barışçı bir dünya açısından son derece önemlidir. 2007 sonu itibarıyla Türkiye'nin stoklarında 2 milyon 616 bin 770 mayın bulunduğu belirtilmektedir.

Hepimiz biliyoruz ki mayın bir risk anlamına geliyor. Mayın patlaması nedeniyle ülkemizde ve dünyada pek çok insan yaşamını kaybetmekte ya da sakat kalmaktadır. Türkiye’de bu konuda oluşturulmuş sağlıklı bir veri tabanı ne yazık ki bulunmamaktadır. Bu nedenle Türkiye’de mayın kurbanı sayısı bilinmiyor. Elimizdeki rakamlara göre, 2007’de 257 antipersonel mayın kurbanı olduğunu, 53’ünün ölü, 204’ünün yaralı olduğunu biliyoruz ancak bunlardan kaçının sivil, kaçının köy korucusu, kaçının asker olduğu bilinmemektedir. Bu nedenle, sağlıklı bir veri tabanı oluşturulması için konuyla ilgili bakanların koordineli bir çalışma yapması ve bilgilerin tek merkezde toplanmasını sağlayacak bir sistemin oluşturulması, imzaladığımız sözleşmenin gereğidir.

Mayın patlaması sonucu sakat kalanlar, maalesef, sosyal ve ekonomik haklar açısından son derece içler acısı durumdadır. Türkiye’de sakatlar, eğitim, sağlık, sosyal ve kamu hizmetlerine erişim konusunda önemli sıkıntılar yaşamaktadır. Mayından etkilenmiş bölgelerde fiziksel destek sağlama kapasitesi çok sınırlı ve çok mağdur olduğu için bu hizmete ulaşılamıyor ve destek ihtiyacı ne yazık ki karşılanamıyor, hatta, bir rehabilitasyon merkezi bile bulunmuyor.

Değerli arkadaşlarım, bugüne kadar, mayından zarar görenlerin yaşamlarını idame ettirmelerini kolaylaştıracak hiçbir çözüm belirlenmemiştir. Mayın patlaması nedeniyle hayatını yitirenlerin ailelerine yardım edilmediği gibi sakat kalanlara dönük de yeterince bir sosyal güvenlik anlayışı geliştirilememiştir. Ottawa Anlaşması’nın gereği, mayın patlamasından sağ olarak kurtulanların ihtiyaçlarının giderilmesi ve haklarının yasal güvence altına alınması için derhâl harekete geçilmesi gerekmektedir. Ayrıca, acilen mayın merkezleri kurulması için de adım atılmalıdır.

Mayınsız Bir Dünyaya Doğru 2008 Raporu’na göre Türkiye, stoklarındaki mayınların imhasını tamamlamayan üç ülkeden biridir. Türkiye, imzaladığı ve taraf olduğu bu uluslararası sözleşmenin gereğini yerine getirmek durumundadır. Ancak, kara mayınlarının temizlenmesini öncelikle barışçıl ve insani açıdan zorunluluk olarak görmekteyiz. Ottawa Sözleşmesi’nin gereği yapılmalı, tüm kara mayınları en kısa zamanda temizlenmelidir. Mayınların temizlenmesine ilişkin takvimin hâlâ yapılamamasını büyük bir eksiklik olarak görmekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarı, yargı tarafından iptal edilen tasarıyla aynı. Burada görülüyor ki aslında, Ottawa’nın gereğini yerine getirmemek için bu yasa tekrar gündeme getiriliyor aynı şekilde. Danıştayın verdiği iptal kararında, mayınlı arazinin temizlenmesi ve temizlenen arazinin tarımsal amaçla kullanılması, aynı ihale içinde, hukuken ve işin niteliği icabı mümkün bulunmamaktadır. Danıştayın verdiği iptal kararına rağmen ısrarla aynı düzenlemeleri getirmek, kara mayınlarının temizlenmesinin istenmediği, hatta, temizlenecek tarım alanlarının da bölge çiftçisinin ekonomik ve sosyal kalkınmasına sunulmak istenmediği anlamına geliyor.

Söz konusu düzenlemeyle Şırnak’ta 16 bin, Mardin’de 49 bin, Şanlıurfa’da 57 bin, Gaziantep’te 15 bin, Kilis’te 11 bin, Hatay’da 34 bin olmak üzere toplam 185 bin dekar alan tarıma açılabilme şansına erişecek.

Tüm bu illerimizi yakinen ilgilendiren nitelikli tarım alanlarının oluşmasını sağlayan, Türk tarımına önemli katkılar sunabilecek ve bölgedeki istihdam ve sosyal proje ile önemli adımların atılmasını sağlayabilecek bir proje iken, yine bu bölgede birlikler kurularak, bölge insanını çiftçiliğe teşvik eder hâle getirerek, bizzat bölge insanının ve yatırımcısının bölgede daha aktif organik tarım yapmasını planlayarak sağlamak mümkün iken, ısrarlı bir şekilde hiçbir ön çalışma yapmadan, maliyetler belirlenmeden, kolaycı bir yöntemle, baştan savmacı bir anlayışla yap-işlet-devret modelini öne çıkarmak büyük bir gayriciddiliktir.

Henüz Maliye Bakanlığı mayın temizlenmesi ile ilgili bir maliyet dahi oluşturabilmiş değildir. Sorulara verilen yanıtlarda 2 ila 15 dolar arası bir rakam verilmesi bile bu işe ne kadar gayriciddi yaklaşıldığının göstergesidir. Aradaki fark 2 ila 15 dolar arası, neredeyse 10 katı. Ve Genelkurmayın bu konuda yapabilecekleri göz önüne alınarak mutlaka değerlendirilmek durumundadır.

Değerli arkadaşlarım, direkt veya dolaylı olarak, buralarda uluslararası sermayeye dönük bir politika oluşturulması büyük bir ihanettir. Bunu tarih asla affetmez. Tarihimiz nice ihanetlerle doludur, ki bu ihanetler asla sorgusuz kalmaz.

Sayın Maliye Bakanı dün toprak reformunun verimliliği artırmayacağını ifade etti; bir bölge insanı olarak bölgeden ne kadar uzak kaldığını, bölgeyi kavrayamadığını, bölgedeki çiftçilerin sorunlarını bilmediğini bir kez daha gözler önüne serdi. Bugün Güneydoğu’da tarımı bitiren, çiftçiyi perişan eden, uygulamalarınız ve sizin politikalarınızdır. Hayvancılığın yok edildiği, çiftçilerimizin ağır maliyetler altında zor bir süreç yaşadığı gözler önündedir. Gelişmiş sanayi toplumlarında bile özel sübvanse uygulanırken, alabildiğine teşvikler verilirken, tarım ülkesi olan Türkiye, tarımı ne yazık ki yok eder hâle geldi.

Değerli arkadaşlarım, örneğin Mardin’de, Urfa’da çiftçilerimiz çok zor durumda. Bölge çiftçisinin yüzde 80’inin TEDAŞ’a çok yüksek miktarda borcu var. Bu bölgedeki çiftçilerimiz tüm topraklarını satsalar dahi TEDAŞ’a olan borçlarını ödeyemeyecek durumdadır. Bu kadar büyük sorunlarla karşı karşıya olan çiftçilerimiz haciz ve ipotek tehdidi altında üretim yapma çabası içindedir. Güneydoğu’da tarımla ilgili Maliye Bakanlığı olarak ne yapılacağına dair bugüne kadar hiçbir çaba sarf edilmemiştir. Enerji fiyatlarından dahi haberleri olmadığını düşünüyorum. Bölgede daha verimli, daha üretken, tarımın gelişimine dayalı ciddi projeler üzerinde çalışmamız, hatta GAP’ı bile hayata geçirmek için önündeki engelleri kaldırmamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, bir gerçeği görmemiz gerekiyor: 877 kilometrelik sınırımız boyunca kara mayınlarının temizlenmesi ve bu toprakların işletilmesi Türk tarımına son derece önemli katkılar sunacaktır. Yine aynı şekilde Güneydoğu’daki çiftçimize istihdam katkıları sağlayacaktır. Ancak 185 bin dekarlık alanın temizlenmesi işini toprakların işletilmesinden ayrı tutmak zorundayız. Ülkemize hiçbir katma değer getirmeyecek olan, güvenlik açısından hassasiyetle bakmamız gereken bölgenin birtakım konsorsiyumlara verilmesi yurdum insanına yapılacak en büyük haksızlıktır.

Bu yasanın iptal edilen yasayla aynı çerçevede getirilmesi bu yasanın geçmemesi anlamına gelmektedir. Bu arazilerin mayınlardan temizlenmesi farklı, işletilmesi daha farklı bir olaydır. 185 bin dekarlık alanın işletilmesinin bir şirkete verilmesi son derece sancı ve sıkıntı yaratır, ayrıca güvenlik açısından da kaygı vericidir.

Buralarda toprakların kullanımını bu tasarıdan ayırarak bölge insanının gerek kişisel gerek ticari gelişimine katkı sunarak feodal dokuyu ortadan kaldıran, ziraat odaları ve birlikleriyle iş birliği yaparak çiftçiyi geliştiren, tarımı geliştiren, teknolojiden yararlanan eğitimli çiftçiler oluşturan, insanın gelişimine dayalı bir anlayış içerisinde Güneydoğu Kalkınma Projesi çalışmalarının başlatılması gerekiyor ve bir an önce GAP’ın önündeki engeller kaldırılarak Türk tarımını daha etkin hâle getirebilecek büyük projelere kafa yormalıyız. Yap-işlet-devret gibi kolaycı, rantabl olmayan, sadece birilerine rant sağlayan anlayışı kesinlikle ortadan kaldırmalıyız.

Değerli milletvekilleri, burada bu alanların gerçekten mayından temizlenmesini istiyor isek, güvenliğimiz, bölgemizin hassasiyeti ve endişeler ortadan kaldırılarak yapılmalıdır. Bölgenin sosyoekonomik yapısı, işsizlik, göç, güvenlik gibi konular değerlendirilmeli ve bu alanlarda sadece temizleme işlemlerinin yapılması gerekmektedir. Öncelikle kullanım hakkı ve temizleme işinin birbirinden ayrılması gerekmektedir. Maliyetlerde oluşturulan rakamlara gelince, 2 ile 15 dolar arasında fiyatlardan bahsedildiği gibi dün Sayın Bakan, on dört firmanın teklif verdiğini, bu tekliflerden en azının 530 trilyon, en yükseğinin ise 2 katrilyon 289 trilyon olduğunu söyledi. Bu, rakamların bile birbirinden ne kadar uçuk ve ne kadar birbirinden farklı olduğunu gösteriyor. Doğru bir fizibilite yapılmadan bu işin olmayacağını görmemiz gerekiyor. Bu işe daha ciddiyetle yaklaşmamız gerekiyor ve bununla ilgili de gerekirse 2009 bütçesinden ödenek ayrılabilir.

Hiçbir fizibilite yapmadan, maliyetler belirlenmeden yap-işlet-devret kolaycılığı içerisinde bu toprakların kullanımını uluslararası sermayeye veremezsiniz. Ottawa Anlaşması’nın gereğini yapalım, aksi takdirde Sevr’e imza atanlardan hiçbir farkınız kalmaz. İşgal güçleri topla tüfekle işgal ettiler, siz de şimdi karşılığı olmayan dolarla ülke topraklarını peşkeş çektirmeye onay vermeyin, yazık olur. Tarih sizi asla affetmez.

Değerli arkadaşlarım “minaremiz süngümüz, kubbeler miğferimiz, camiler kışlamız, müminler askerimiz.” diyen anlayışa ithaf etmek istediğim bir şey var:

“Bastığın yeri toprak diyerek geçme, tanı,

Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı,

Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.”

Değerli arkadaşlarım, bunlar her biri bir vatan toprağıdır. Bu topraklarda şehitlerimiz, bu topraklarda… Uluslararası sermayeye peşkeş çekilmek adına bu toprakları yok sayamayız. Bu toprakları bu noktada tutar isek Sevr’in altına imza atanlardan hiçbir farkımız kalmaz. Bu İstiklal Marşı’yla bunun dizeleri kolay yazılmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Çetin Soysal (CHP, İstanbul). “Türkiye cumhuriyeti devleti ile suriye arap cumhuriyeti devleti arasındaki kara sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetleri ile ihale işlemleri hakkında kanun tasarısı (s.s.:263)”. TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim tutanağı, 21 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cetin-soysal-23-2009-05-21-turkiye-cumhuriyeti-devleti-ile-suriye-arap-cumhuriyeti-devleti-arasin (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
