# Dışişleri Komisyonu toplantısındaki konuşma

- **Tür:** Komisyon konuşması (TBMM 28. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ceylan Akça Cupolo (DEM Parti, Diyarbakır)
- **Yer:** TBMM Dışişleri Komisyonu
- **Tarih:** 27 Ekim 2026
- **Gündem:** Tutanak Metni
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90855
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ceylan-akca-cupolo-2026-10-27-tutanak-metni

> Ceylan Akça Cupolo (DEM Parti), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Dışişleri Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 842 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CEYLAN AKÇA CUPOLO (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında Özgül Vekilin bıraktığı o mülteci meselesiyle ilgili bir şey ekleyeceğim: Burada, paktın metninde halklararası kardeşlikten bahsediyor ama Türkiye yanılmıyorsam 2024'tü, 173 tane charter uçuşuyla Pakistanlı mültecileri Pakistan'a gönderdi yani çok da kardeşliğe denk düşmeyen şeyler.

Bu anlaşma imzalandığından beri her birimiz bütün kaynaklardan metni bulmaya çalışıyorduk "Tam olarak neye imza atıldı? Bizi neyin altına soktular?" diye anlamaya çalışıyorduk. Ben de Fuat Başkanı darladım epeyce mesajlarımla fakat yanıt alamadım. Neyse ki sonunda anlaşma metnini gördük ama o kadar hızlandırılmış ilerledi ki her şey, yetmiş dört gün boyunca hiçbir şey duymadık, ardından önce Middle East Eye duydu ne olduğunu, gördü metni, ondan sonra biz gördük. Bir kere bu usulü reddettiğimizi, kabul etmediğimizi söylememiz gerekiyor.

Bir diğer şey, yine bu Parlamentoda 5 Ağustosta bir komisyon kurulmuştu, Millî Birlik ve Dayanışma Komisyonu. Mesela o komisyonun müthiş bir raporu var. Biz bir yıldır o raporun uygulanmasını bekliyoruz. Bu pakta gösterilen hız ve azmin bir kısmını yürüyen süreç için görmüş olsaydık şu anda kurulmuş olan kurullar -Cevdet Bey'in de Başkanlığını ettiği kurullar- çalışıyor olurdu. Yani kendi barışına ayak sürüyen Türkiye başkasının savaşına koşa koşa gitmeye çalışıyor. Bunu reddediyoruz.

Yine bu komisyonda Kırgızistan'ın 58 milyon dolarlık borcunun affı için bir araya gelmiştik. O zaman neredeyse her bir iktidar vekili bana "Ya yazıktır, fakirdirler; 58 milyon dolar, affedelim, ne olur." falan demişlerdi, biz de haklısınız, evet, altyapı projeleri için kullanılırsa neden olmasın, tabii ki de affedebiliriz dedik. Sonra bir baktım, Kırgızistan bu aftan çok kısa süre önce Türkiye'den 34 milyon dolarlık silah satın almış. Silaha parası olan bir devletin biz borcunu affettik ve sonra o borcu Türkiye'de vergi ödeyen, mesela asgari ücretle çalışan insanlar ödedi. Şimdi yine bu anlaşmada da bir silah satma niyeti gözlüyoruz ve bunu da reddediyoruz. Bu silah satma ve asker gönderme kisvesinin altında bunu perdelemek için kutsal toprakların buna alet edilmesini de kabul etmiyoruz.

MHP'li Vekilimiz Somali'den bahsetti, sanırım ağız birliği başlamış çünkü dün Anadolu Ajansının bir röportajı vardı, Yemen Dışişleri Bakanıyla yapmışlardı. O da herhâlde bu anlatıyı takip ediyor olmalı ki Türkiye'nin Yemen'de stratejik bir rol oynayabileceğini söylüyor ve Yemen'deki Husilerin kalkıp Al-Shabaab'ı yani Somali'deki bu silahlı güçleri eğitebileceğini, Türkiye'nin oradaki stratejik çıkarları için de bir risk teşkil edebileceğini söylemiş. Bu anlatının şimdiden yaygınlaştığını görmek gerçekten şok edici.

Bir tane veri vereceğim ve bu anlaşmanın neden uygulanmaması gerektiğine bu verinin biraz zemin edilmesini rica ederim. Seksen yılın savaş verisi incelenmiş son dönemde ve bu savaş verisinde şu tespit edilmiş: Yüzde 20'den azı askerî başarıyla sonuçlanıyor, başlayan savaşların yüzde 20'den çok daha azı askeri başarıyla, yüzde 20'den yine çok azı müzakereyle ve yüzde 80'i ise "soğuk barış" dediğimiz hiçbir şeyin olmadığı, hiçbir durumun ilerlemediği bir sonuçla nihayete eriyor yani eğer ki biz bu Mekke Anlaşması'yla bir savaşın içine sürüklenirsek savaşın içinde kalma ihtimalimiz yüzde 80 daha fazla. Yine, Pakistan geçen sene Eylül ayında Suudi Arabistan'la zaten bir anlaşma yapmış ve bu anlaşmanın bir parçası olarak 8 bin asker göndermişti. Mısır dün ilan etti, oraya destek vereceğini söyledi. Suriye her ne kadar reddetse de 10 ila 20 bin arası asker göndereceğine dair raporlar görüyoruz. Yine, Suudi Arabistan'ın Körfez İşbirliği Konseyi'yle bir savunma anlaşması var aslında yine ABD'nin üsleri var. Şimdi bu kadar şeyden caydırıcılık üretemeyen bir Suudi Arabistan'a Türkiye nasıl bir caydırıcılık vaat edecek bunu öğrenmek istiyoruz çünkü eğer Pakistan -ki buna kapıyı kapattığını söyledi-nükleer şemsiyesini paylaşmayacaksa bu durumda Türkiye neyi caydıracak, nasıl caydıracak, neyiyle caydıracak? "Bölgesel sahiplenme" söylemi son günlerin en popüler herhâlde kelime öbeği ama bölgesel taşeronluğa benziyor mesela geçen sene Suudi Arabistan'ın Veliaht Prensi ABD'ye gitmişti orada 1 trilyon dolarlık bir anlaşma yaptı sonra 620 milyon dolarlık biraz daha silah aldı. Şimdi Suudi Arabistan ABD'ye sipariş verdi, "Benim korumaya ihtiyacım var." dedi, ABD yani aradığımız ABD'ye ulaşılamadı, hâliyle ABD de dedi ki "bölgesel sahiplenme" diyor onlar ama "Ben size bölgesel taşeronumu göndereceğim ve benim adıma size orada savunma sağlayacak bir kuvvet gönderiyorum." dedi.

Yine, en problemli gördüğümüz noktalardan biri istihbarat paylaşımı. bunu hem soru olarak soruyorum hem de bir beyan olarak söyleyeceğim. Türkiye ile İsrail istihbarat paylaşıyor mu? Bize göre yani duyduğumuz Gazze söylemleri, anlatısına göre paylaşmıyor olması gerekiyor değil mi? Türkiye ile İsrail istihbarat paylaşımı yapıyor mu? Çünkü bazı açık bilgiler var, bu açık bilgilere bakalım. 27 Eylül tarihinde Netanyahu ve eşi Birleşik Arap Emirlikleri'ne gidiyor ve orada işte emirle görüşüyorlar. Sonra 28 Eylülde Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan da gidiyor, çok tesadüfi, art arda gelen ziyaretler ve yine İsrail'in Suudi Arabistan'a bu devam eden saldırılar süresince istihbarat paylaşmak istediğine açık olduğunu ve bunun için her tür çabaya, destek çabasına hazır olduğunu söylemişti ve yine CENTCOM'un öncülüğüyle Almanya'da, çok yakın zamanda yapılan bir toplantıya yine İsrail'in katıldığı, Suudilerin katıldığı, Pakistanlıların katıldı yani aslında Mekke Anlaşması'na taraf herkesin katıldığını görüyoruz. Şimdi buna baktığımızda meydanda bir Gazze anlatısı var, Gazze'de yürüyen soykırımla ilgili bir anlatı var, bir taraftan da İsrail'le kapalı kapalı kapılar arkasında yürüyen bir anlatı var. Atlar arabanın önünde koşuyor, bir barış anlatısı -ayıp olmasın diye herhalde koymuşlar "barış" kelimesi bir defa, iki defa geçiyordu- ama burada bu paktta bulunan barış anlatısının altının boş olduğunu, dolmadıkça da buna asla kabul vermeyeceğimizi söylüyorum.

Teşekkür ediyorum.

---

**Kaynak gösterme:** Ceylan Akça Cupolo (DEM Parti, Diyarbakır). “Dışişleri Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Dışişleri Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ceylan-akca-cupolo-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90855

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
