# 2014 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı ile 2012 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı nedeniyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 24. Dönem)
- **Konuşmacı:** Demir Çelik (Muş)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim
- **Tarih:** 12 Aralık 2013
- **Gündem:** 2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=27479
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/demir-celik-24-2013-12-12-2014-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2012-yili-merkezi

> Demir Çelik, 12 Aralık 2013 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE); konuşma 560 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyor, iyi geceler diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genel manada bütçe, özelde de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi, katılımcı olmaktan uzak, eşitlikçi, özgürlükçü bir anlayışı esas almayan; aksine, tekçi, katı merkeziyetçi, otoriter zihniyetin yansımasıdır. Bu yönüyle de çatışmacıdır, asimilasyonist politikaların uygulanmasının ve sürdürülebilmesinin aracı durumundadır; erildir, egemenlikçidir, hiyerarşiktir. Bu yönüyle de bütçe, toplum ve toplulukların yararı yerine, az sayıda, küçük bir azınlığın, iktidarı elinde bulunduran egemenin hizmetine sunulan nitelikte ve özelliktedir. Bu anlayış yeni değil, bu anlayış Türkiye iktidarlarına, Türkiye devlet sistemine de ait ve onun özeline de indirgenebilecek bir durum değil; 1975’li yıllardan bu yana, yaklaşık otuz yılı aşkın bir süredir küresel boyutta uygulanan neoliberal politikaların Türkiye’deki versiyonudur, yansımasıdır.

Biz, şu gerçeği biliyor ve hatırlatmak istiyoruz: 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünya tarumardı. Savaşın yıkıntıları, erozyonu, yıkımı, siyasal, sosyal travması önüne geçilmez bir enkazla insanlığı karşı karşıya bıraktırmıştı. Ama buna rağmen, bugün dünyanın en gelişmiş sekiz ülkesinden olan Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya bu enkazdan azami ölçüde nasibini alan ülkelerdi. Bu ülkeler, o otuz yıllık zaman dilimi içerisinde hem dünyanın gelişmiş sekiz ülkesinden biri olmayı başardılar ama aynı zamanda, sosyal devlet olmanın gereği olarak da hiyerarşik olduğu kadar, dikey olduğu kadar yatay toplumsal refahı da, zenginliği de yayan bir özelliğe, niteliğe de sahiptiler. Bu demek ki, toplumun zenginleşmesiyle birlikte devletin ve sistemin gelişmesinin de mümkün olduğu gerçeğini bize hatırlatır.

Toplumun gelişmesi, toplum dinamiklerinin hiyerarşik ilişkilere karşı kendi öz yönetimlerini geliştiriyor olması bu iktidarcı zihniyetin hoşuna gitmemiş olacak ki Reagan’dan başlayan, Thatcher’la devam eden neoliberal politikalarla piyasalaştırma, taşeronlaştırma, metalaştırma uygulaması pervasız bir şekilde, önüne geçilmez uygulamalarla günümüz dünyasında insanlığı da, vicdanı da öldüren bir nitelikte, özellikte devam ediyor. Ülkemizdeki yansımaları da ağır siyasal ve sosyal travmalarla bizi karşı karşıya bıraktırmış durumdadır. Nasıl diye soracak olursanız, öncelikle dönüp ülke gerçeğini görmemizde yarar var, fayda var.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1900’lü yılların yüz yıl sonrasında bile biz hâlâ kapitalist finans kurumunun tarihsel ve yapısal olan krizine, tarihsel ve yapısal olmasına binaen radikal, sistematik bir çözüm bulamama, buna karşın da bir kısım palyatif (geçici) çözümlerle günceli ve gündemi meşgul ediyor olma talihsizliğiyle karşı karşıyayız. Hâlbuki, yapısal ve tarihsel olan bu kriz, 1929’da olduğu gibi 2008’de de bütün ülkeyi, bütün bir dünyayı sarmalamıştı. Bu krizi Türkiye’nin kazasız belasız ya da az hasarla gidermiş olmasının temel parametreleri, 2002’de iktidar olma nasibini yakalayan AKP’nin başarısı, yetenekleri, bu konudaki üstün eforu değil, öncesi, mali disiplinle başlayan banka ve finans sistemine ilişkin bir kısım iyileştirmelerin hazırı üzerine konan ama bununla birlikte, Türkiye gibi ucuz iş gücü, ucuz iş emeği potansiyeline sahip bir ülkeye akan yoğun sermayedir, bol paradır, düşük kurdur, yüksek gecelik repo faizidir. Bunun ürünü ve eseridir ki 2008’de küresel boyutta başta Yunanistan, Portekiz, İspanya olmak üzere dünyayı kavuran kriz Türkiye'de bu manada ciddi sonuçlara yol açmadan atlatılmış görünse de hâlâ tehlikesi, riski söz konusudur.

Son on yılda Uluslararası Finans Kurumunun ucuz iş gücü potansiyeline sahip ülke olma özelliğinden dolayı Türkiye'ye akıttığı bu sermaye yüzde 5’ler, yüzde 6’lar oranında bir büyüme trendine erişmemize yol açmışsa da ithalata dayalı tüketim ekonomisi üzerine kendisini idame ettiren bir ülke olma özelliğini aşamadığımızdan kaynaklı, şişen ama şişirildiği ölçüde de ihtiva ettiği yüksek basınçla patlama ve boşalma riskiyle karşı karşıya olan bir balon gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu balon…

---

**Kaynak gösterme:** Demir Çelik (Muş). “2014 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı ile 2012 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim tutanağı, 12 Aralık 2013. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/demir-celik-24-2013-12-12-2014-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2012-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=27479

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
