# 23 nisan ulusal egemenlik haftası hk.

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Deniz Baykal (CHP, Antalya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim
- **Tarih:** 23 Nisan 2003
- **Gündem:** 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK HAFTASI HK.
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-22-2003-04-23-23-nisan-ulusal-egemenlik-haftasi-hk

> Deniz Baykal (CHP), 23 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK HAFTASI HK.); konuşma 1.603 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GENEL BAŞKANI VE MECLİS GRUBU BAŞKANI DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, 23 Nisanın ve geleceğimizin gerçek sahibi sevgili çocuklarımız; hepinizi, şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi adına sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.

Bütün halkımızın, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyorum. Ülkemizin, barış, mutluluk, refah ve bağımsızlık içinde daha nice bayramlar geçirmesini diliyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışını gerçekleştiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ve Birinci Meclisten başlayarak bugüne kadar bu kutsal çatı altında görev yapmış tüm millet temsilcilerini saygıyla selamlıyorum.

Bugün, 83 üncü kuruluş yıldönümünde, üyeleri olmaktan onur duyduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisinin, dünyadaki benzerlerinin hiçbirisinde bulunmayan bir temel özelliğine bir kez daha dikkatinizi çekmek istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bir askerî zaferin eseri değildir; tam tersine, askerî zafer Türkiye Büyük Millet Meclisinin eseridir. Türkiye Büyük Millet Meclisinden önce ne bir devlet, ne bir cumhuriyet, ne de bir ordu vardır; devleti de, cumhuriyeti de, orduyu da Türkiye Büyük Millet Meclisi kurmuştur. Millet Meclisi ve onun dayandığı millî irade, bütün siyasî varlığımızın çıkış noktası, yaşam kaynağı olmuştur.

23 Nisanda, artık, alışılan, sıradanlaşan biçimsel kutlamaların, tören konuşmalarının arasında yeterince ortaya çıkmayan, kaybolup giden bir şeyler var. Hiç kuşkusuz, 23 Nisan 1920'de gerçekleşen olay, tarihin yeniden yazılışıdır. Altıyüz yıllık hukuk, siyaset, egemenlik kavramları ve kurumları, bir damla kan akıtılmadan, bir silah patlamadan yerlerini bir yeni anlayışın kavramlarına, kurumlarına terk etmişlerdir.

23 Nisan 1920, bir yenilgi ve çöküntü ortamında, İstanbul'daki gibi bir Meclisin Ankara'da da açıldığı bir tarih değildir; siyasal egemenlik anlayışının köklü bir biçimde değiştirildiği bir tarihtir. Daha sonraki bütün siyasal oluşumların temelinde "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesi vardır. Askerî zaferler de, cumhuriyetin ilanı da, demokrasinin benimsenmesi de, kalkınmanın gerçekleşmesi de hep bu ilkenin sonucudur. O nedenle, Kurtuluş Savaşımızı, yalnızca işgal kuvvetlerine karşı bir bağımsızlık mücadelesi, Mustafa Kemal'i de bu mücadelenin başarılı bir askerî komutanı olarak algılamak, yaşanan büyük dönüşümün siyasal ve felsefî temellerini gözden kaçırmak demektir.

23 Nisanda egemenlik gökten yere inmiş, hanedandan millete geçmiştir; egemenliğin kaynağı ilahî olmaktan çıkmış, insanî olmuştur; teokratik otorite dönemi kapanmış, demokratik otoritenin önü açılmıştır.

23 Nisan, dine dayalı egemenlik anlayışını da, bir sosyal sınıfa, ırka, kana, kafatasına dayalı egemenlik anlayışını da reddeder. O nedenledir ki, son seksenüç yılın çalkantıları içerisinde, rejimler, sistemler, devletler altüst olurken, millî egemenlik düşüncesi Türkiye'nin önünü aydınlatmaya devam ediyor.

23 Nisan, geçmişe özlemin değil, geleceğe yönelişin adıdır. Onun içindir ki, Mustafa Kemal, bir büyük devrimcidir.

23 Nisan olmasaydı, Sakarya Meydan Savaşının, tarihimizdeki askerî zaferlerin herhangi birisinden hiç farkı olmazdı.

23 Nisan, millî mücadeleyi, hilafetin, saltanatın, kurulu düzenin korunmasına yönelik olmaktan çıkarmış, yeni bir rejim arayışının, düzen değişikliğinin temeli haline getirmiştir. Bizim devletimizin temelinde, resmiyet değil, sivil toplum vardır, müdafaai hukuk vardır. Anadolu'nun dört bir köşesinde, vatanın bağımsızlığını güvence altına almak için mücadele kararını içinden hissederek bir araya gelen, bağımsızlık mücadelesini gerçekleştiren insanlarımız vardır. Bir talimatla bir araya gelmemişlerdir; kendi iradeleriyle, kendi kararlarıyla, ülkelerini, vatanlarını savunmak için bir araya gelmişlerdir. Kuvayi Milliyenin hedefi, müdafaai hukuktur. Müdafaai hukuk; yani, hakların savunulması. Bizim, kendimiz olarak yaşama hakkımızı, kendi değerlerimizle, kendi kimliğimizle, kendi inançlarımızla, kendimiz olarak yaşama hakkımızı savunmak için, bizim, biz olma hakkımızı savunmak için bir müdafaai hukuk hareketi ortaya konulmuştur.

Müdafaai hukukun özündeki kimlik hukukudur, vatan olma, devlet olma, ülke olma, millet olma hukukudur, Türkiye'nin, kendi kurallarını kendisinin koyması, hakkına, hukukuna sahip çıkması, hakkını, hukukunu savunmasıdır.

Bugün, Millî Egemenlik Bayramıdır. Ne demektir millî egemenlik; egemenlik, saltanatta olmayacak, hilafette olmayacak, dinde, mezhepte olmayacak, millette olacak demektir. Kimdir millet; milleti, nasıl tanımlayacağız; belli bir ırka mensup olanlar mı, belli bir dine mensup olanlar mı, belli bir sosyal sınıfa, aşirete, sülaleye, kabileye mensup olanlar mı, belli bir servete sahip olanlar mı, belli bir cinsiyete sahip olanlar mı; kimdir millet; millet, millî sınırlar içinde yaşayan bütün insanlarımızdır, hepsi beraberdir; hiçbirisi diğerinden farklı olmayacak şekilde, hepsi, aynı hak, aynı hukuk, aynı eşitlik içinde egemenliğin bir parçasıdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; cumhuriyet ve demokrasi, millî egemenlikle çıkılan yolculuğun kaçınılmaz duraklarıdır. Millî egemenliği, ne söylediğinizi bilerek söylüyorsanız, ne kastettiğinizden kuşkunuz yoksa, içtenlikle, anlayarak, bilinçle söylüyorsanız, siz, yönetiminizi, cumhuriyet yapmak zorundasınız. Eğer, cumhuriyeti bilinçle içinize sindirmişseniz, siz, bir süre sonra, demokrasiye geçmek zorundasınız.

İnsana dayanıyorsanız, insana saygı gösteriyorsanız, önce insan diyorsanız, insanın düşüncesine, örgütlenme hakkına, düşünce hakkına, siyasî iktidar talep etme hakkına, inancını söyleme hakkına saygı göstereceksiniz. Bu, sizi demokrasiye taşıyacaktır.

23 Nisanda, ulusal egemenlik diyerek, biz, yerel kimliklerden ulusal kimliğe sıçradık, yerel dayanışmalardan ulusal dayanışmaya sıçradık, evrenselleşmeye doğru çok önemli bir atılım yaptık; içimize kapanmadık, birbirimize sırtımızı dönmedik, ortak noktalarımızı yakaladık. Kuzeyiyle güneyiyle, doğusuyla batısıyla; o mezhepten, bu mezhepten insanlarıyla, o ırktan, bu ırktan insanlarıyla hepimizin aynı siyaset anlayışının parçaları olduğumuzu, birbirimize dayanışma göstermek durumunda olduğumuzu, birbirimizin başarısı için çalışmak zorunda olduğumuzu anladık, kavradık. Böylece, bir ulusal bütünleşme içine girmeye başladık.

Ulusal egemenlik dediğiniz zaman, egemenlik milletin olacaktır. Teokrasiden egemenliği aldığınız zaman, devletle dinin etki alanlarını birbirinden ayırmak ve ikisine de saygı göstermek durumundasınız, her ikisinin de hakkını vermek durumundasınız.

Globalleşme, uluslararasılaşma süreci, her insanın kendi ulusuyla, kendi kimliğiyle iftihar etmesine engel değildir, yurtseverliğe engel değildir, ülkemizin haklarını savunmamıza engel değildir, ülkemizin hukukunu takip etmemize engel değildir. Uluslararası dayanışma diye, ulusal haklarımızdan vazgeçmemizi kimsenin bizden istemeye hakkı yoktur. Uluslararası dayanışmanın alanı var, ulusal sorumluluğun ve ulusal dayanışmanın kendi alanı var; hepsine saygı göstereceğiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; cumhuriyeti azaltarak demokrasiyi çoğaltamazsınız, cumhuriyetle demokrasi birbirinin rakibi değildir. Birini azaltarak öbürünü artırırız anlayışı kadar yanlış, yapay ve bizi çıkmaza sokacak bir anlayış yoktur. Cumhuriyet ve demokrasi, birbirini besler; en ileri cumhuriyet, en güzel demokrasiyi en sağlam temele oturtur. O nedenle, sağlam bir cumhuriyet temelinden vazgeçerek demokrasiye ulaşacağımızı zannedenler yanılıyorlar. Cumhuriyet değerlerine, cumhuriyet kültürüne, cumhuriyet aydınlanmasına dayanmayan bir demokrasi, sadece sayısal çoğunlukların karar alma süreci haline dönüşür. Böyle bir demokrasiyi uzun vadede yaşatma olanağı yoktur.

Demokrasinin varsayımı nedir; insanın zihninin ambargolardan, ablukalardan, dogmatik saplantılardan kurtarılmış olmasıdır. Demokrasinin temelinde, teokratik düşüncenin tutsağı olmayan bir yurttaş varsayımı yatar; eğer buna ulaşamamışsanız, eğer aydınlanma düşüncesini yurttaşların zihinlerine yerleştirememişseniz, onlarla demokrasiye ulaşma olanağı yoktur. Demokrasinin öngördüğü, varsaydığı yurttaş, kendisini, bir aşiretin, bir kabilenin, bir cemaatin, bir inanç grubunun, bir inanç altkimliğinin, bir etnik altkimliğin parçası sayma tutsaklığını aşmış olan insandır. (CHP sıralarından alkışlar) Aşarsa, o, demokrasinin öngördüğü yurttaş haline gelir; aşamamışsa, onunla demokrasi yapmak olanağı yoktur.

Bizim Batı dünyasıyla ilişkimiz, Kurtuluş Savaşımız boyunca sürekli bir gerilim ilişkisi olmuştur. Biz, bağımsızlığımızı, egemenliğimizi, Batıya karşı mücadele ederek kazandık; ama, Batı'nın üstünlüğünü sağlayan ne varsa, bilimini, hukukunu, tekniğini, siyasetini, yönetimini, hiçbir komplekse kapılmadan sahiplendik. Bunu yaparken de, sizin ilminiz, sizin teknolojiniz, sizin bilginiz çok yüksek; gelin, siz, bizi yönetiverin, siz ne söylerseniz onu yapacağız, size teslim olacağız, sizinle birlikte yürüyeceğiz, en iyisini siz bilirsiniz, siz söyleyin biz yapalım anlayışının içine girmemeyi, Erzurum Kongresinde manda teklifini reddettiğimiz anda ortaya koyduk. (CHP sıralarından alkışlar) Biz biliyoruz ki, kimliğimize, onurumuza, hukukumuza, ulusal yararlarımıza sahip çıkarak Batı dünyası içinde yer alacağız. Bu anlayışla davranırsak, çağdaş, Batılı bir toplum oluruz; eğer, bunu yapmaz da, siz karar verin, siz iyisini bilirsiniz, sizin her dediğinizi uygulayacağız, madem biz Batı dünyası içinde yer almaya karar vermişiz, bunu, siz takdir edeceksiniz; sizi mutlu edersek, biz, Batılı olacağız dememiz mümkün değildir, doğru değildir, tarihimize de yakışmaz.

Demokrasimizi, cumhuriyetimizden ödün vermeden güçlendireceğiz, yaygınlaştıracağız, etkinleştireceğiz. Uluslararası dünyada yerimizi, dünyaya meydan okuyarak değil; ama, haklarımıza sahip çıkarak güvence altına alacağız; bu ilişkileri, bu dengeleri kuracağız. 23 Nisanda Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partinin günümüzdeki genel başkanı olarak, yöneticisi olarak, müdafaai hukuk hareketinin dönüştüğü bir siyasî parti olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu duygularımı, bu kez, bu vesileyle, bütün ülkemize ve sizlere iletmeyi görev bildim.

23 Nisan atılımının belki de en etkileyici olan yönü, bu muhteşem başlangıcın alçak gönüllü dekoru, gösterişsiz kahramanlarıdır. Harap bir okulun sıralarında çalışan, karavanadan yemek yiyen, han odalarında üçer, beşer yatan, poturlu, şalvarlı, şayaklı, pantolonlu, çizmeli, mestli, yemenili, iskarpinli, asker, sivil, medreseli, mektepli, her kökenden, her mezhepten 337 insan, hep birlikte, tarihin akışını değiştirmişlerdir. Neydi o 337 insanı bir araya getiren; herhalde, ortak bir şeref ve namus anlayışı, bir ulusal onur duygusu, kimseyi kendisinden üstün görmeyen bir ulusal benlik saygısı, her bedeli ödemeye hazır bir özveri, her başarıya ulaştırabilecek bir özgüven; onlar, başardılar.

Seksenüç yıl sonra, bugün, bizim de sorunlarımız var. Ekonomimiz borç ve faiz batağında, enflasyon, yatırımsızlık, yolsuzluk, işsizlik, partizanlık, toplumu kuşatmış; bu, bir krizdir biliyorum; ama, bu, bir ekonomik kriz değildir, bir siyasal krizdir; temelinde de, spekülasyonla, faizle, borçla, emeksiz, üretimsiz, çalışmasız refah tutkusu, iyi yaşama anlayışı vardır. Bunun sonucu, özverinin yerini vurgun, kendi benliğine saygının yerini boyun eğme, özgüvenin yerini teslimiyet alır; işte, bunalım budur. Bu bunalımın çözümü de IMF'de, Dünya Bankasında değildir; 23 Nisan ruhundadır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün Türkiye'nin ekonomik sorunlarını çözebilmek için de, sürekli değişen uluslararası sistemdeki hakkımız olan yeri alabilmek için de her şeyden önce ulusal onur duygusunu geliştirmeye ihtiyacımız vardır. Onlar, onca yokluk, yoksulluk içerisinde başlarını dik tuttular, başardılar; biz, bunca olanak içerisinde, başımızı eğerek, yenik kalamayız.

Türkiye, aklın, sevginin, hoşgörünün egemen olduğu bir ülke olacaktır. Kadınların, erkeklerin, her inançtan, her kökenden insanların eşit olduğu, özgür olduğu toprakları sulanan, madenleri işletilen, bereketi kardeşçe paylaşılan bir ülke; din istismarcılığının, ayırımcılığın, kapkaççılığın, köşedönmeciliğin kol gezmediği; bilimin, teknolojinin, sanatın, kültürün, emeğin, üretimin çiçek açtığı bir ülke... 23 Nisan bu umudun adıdır, çocuk da bu umudun köprüsüdür.

Çocuk, gelecektir, çocuk umuttur, çocuk değişimdir, çocuk yenileşmedir. Onun için 23 Nisanı çocuk ve egemenlik bayramı olarak kutluyoruz. Zaten, her çocuk, her zaman bir bayramdır; ama 23 Nisan, yalnızca modern okullarda, iyi yetişmiş mutlu öğretmenlerin bilgisayarlarla eğittiği, güler yüzlü, sağlıklı çocukların değil, sayısı milyonu aşan özürlü çocuklarımızın, sokaklara terk edilmiş, ailesiz ve kimsesiz çocuklarımızın, sanayi çarşılarında ekmek kavgasına sürülen, köprü altlarında, sur diplerinde tiner koklayan, kadersiz annelerinin peşinde cezaevlerinde doğup büyüyen çocuklarımızın; Biafra'da, Somali'de bir bardak süt içemeden solup çürüyen, Irak'ta, Filistin'de şarapnelle kolları kopan, beyni parçalanan çocuklarımızın bayramıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

23 Nisanı sadece geçmişe saygı anlayışıyla değil, geleceğe dönük bir umut olarak da selamlıyorum. Bu güzel günü, bütün dünya çocuklarıyla paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.

Yüce Meclisi sevgilerle, saygılarla selamlıyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Deniz Baykal (CHP, Antalya). “23 nisan ulusal egemenlik haftası hk”. TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim tutanağı, 23 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-22-2003-04-23-23-nisan-ulusal-egemenlik-haftasi-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
