# Bazı kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık birimlerinin sağlık bakanlığına devredilmesine dair kan.tas. ( ss. 686 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Deniz Baykal (CHP, Antalya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim
- **Tarih:** 5 Ocak 2005
- **Gündem:** BAZI KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA AİT SAĞLIK BİRİMLERİNİN SAĞLIK BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİNE DAİR KAN.TAS. ( SS. 686 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-22-2005-01-05-bazi-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-ait-saglik-birimlerinin-saglik-bakanl

> Deniz Baykal (CHP), 5 Ocak 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA AİT SAĞLIK BİRİMLERİNİN SAĞLIK BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİNE DAİR KAN.TAS. ( SS. 686 )); konuşma 1.718 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi vesilesiyle Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bu önemli kanun tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisindeki görüşmelerinin, şu ana kadar ele alınış biçiminden başlayarak bir değerlendirmesini yapmak istiyorum.

Önce, bu kanun tasarısının, toplumsal yaşamımızda, sağlık politikamızda, sağlık sektöründe görev yapan insanlar arasında, sağlık hizmeti talep eden vatandaşlarımız açısından olağanüstü büyük önem taşıyan bir tasarı olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Böylesine önemli bir tasarının, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, hızla, alelacele, milletvekillerine gerekli inceleme, değerlendirme fırsatı tanınmadan, 48 saatlik inceleme zamanı bile tanınmadan, bir olupbittiye getirilerek, aniden Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşınmış olması, gerçekten, böylesine önemli bir konunun toplumumuzda bütün yönleriyle ele alınıp tartışılmasına fırsat vermeden bu konunun geçiştirilmek istenmesi, başlangıçtaki temel yanlışı ortaya koyuyor.

Gönül isterdi ki, böyle bir konu, toplumun çeşitli kesimlerinin ciddî katkısıyla, işbirliğiyle, paylaşmasıyla şekillendirilsin ve yine, demokratik, katılımcı, özgür, kurallara saygılı bir anlayış içinde Meclis müzakereleri sağlanabilsin. Maalesef, bu konuda bir telaşın, bir kapkaç yaklaşımının, meseleyi tartıştırmadan sonuca götürme arayışının egemen olduğunu görüyorum, bundan üzüntü duyuyorum. Sayın Ülkü Güney'in biraz önce dile getirdiği düşünceler de bu doğrultudadır, kendisine katılıyorum.

Gerçekten, bu konu, daha derli toplu bir şekilde ele alınıp tartışılabilmeliydi; çünkü, konu, sağlık sorunuyla ilgili. Sağlık sorunu, ülkemizin en önemli üç sorunundan birisi ve bu sorunun ele alınıp konuşulması, bu konuda atılan her adımın doğru bir sağlık politikası içinde yer tutmasının sağlanabilmesi büyük önem taşıyor.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de çok ciddî, çok temel sağlık sorunları var. Maalesef, bugün ülkemizde birbirinden farklı statüde yer alan, değişik sağlık hizmeti alma konumunda olan, ayrışmış toplumsal kesimler var. Hepimiz aynı sağlık hizmetini, vatandaş olarak, devletin sunduğu, kamunun kaynaklarıyla sunulan sağlık hizmetini aynı şekilde almak imkânına sahip değiliz. İmtiyazlı ve sınıflı bir sağlık politikası, maalesef, Türkiye'de yürürlüktedir.

Bizim saptamalarımıza göre, Türkiye'de sağlık hizmeti sunma açısından 7 sınıf vatandaş vardır. Kamudan, devletten sağlık hizmeti alma şansı bakımından 7 sınıf yurttaş vardır. 1 inci sınıf yurttaşlar milletvekilleridir. En güvenceli, en yüksek düzeyde, en geniş kapsamlı sağlık hizmetini milletvekilleri almaktadır; 2 nci sınıf yurttaşlar, çalışan memurlardır; 3 üncü sınıf yurttaşlar, Emekli Sandığı emeklileridir; 4 üncü sınıf yurttaşlar, SSK'lı yurttaşlardır; 5 inci sınıf yurttaşlar, Bağ-Kurlulardır; 6 ncı sınıf yurttaşlar, yeşilkartlılardır; 7 nci sınıf yurttaşlar da, hiçbir sosyal güvenceye sahip olmayan, yani, Allah'a emanet edilmiş olan vatandaşlarımızdır.

(x) 686 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Önce, bir defa, sağlık politikası, bir sağlık reformu anlayışı içerisinde bu konuya yaklaşılıyorsa, bu ayrışmayı ortadan kaldırmaya yönelik bir çerçeve ortaya konulmalıdır. Böyle, palyatif, oradan şunu alayım, buradan bunu alayım yaklaşımıyla ele alınacak konular, Türkiye'de kapsamlı bir sağlık reformuna katkı vermezler.

Bakınız, aynı zamanda, şu tespitleri de yapmak durumundayım: Türkiye'de, maalesef, sağlık hizmetleri bakımından, sadece statü açısından değil, imkân açısından da çok büyük farklılıklar vardır. Bugün, Türkiye, Hakkâri'ye, Şırnak'a, Kahramanmaraş'a, Kars'a, Iğdır'a uzman hekim gönderemez haldedir ve SSK hastanelerine elkoydum diyerek bu konuya yaklaşmak, Türkiye'nin bu pek çok kentinde uzman hekim barındıramayan bir ülke tablosu karşısında irdelenmelidir, sorgulanmalıdır.

Bugün, Türkiye'de, 11 837 sağlıkevinin yaklaşık 6 000'inde ebe yoktur; ebe olarak tayin edilememiş binlerce ebe, açıkta tayin beklemektedir; bu, başlangıçta çözülememiştir. Bu 11 837 sağlıkocağının, maalesef, 6 000'inde ebe yok; pek çoğunda düzenli bir doktor bulunmasını da sağlayamıyoruz. Hastanede adam gibi tedavi olabilmek için önce muayenehaneden geçme mecburiyeti, Türkiye'nin bir acı gerçeği olmaya devam ediyor. Bu düzen değişmemiştir, aynen işleme durumundadır. Sağlık Bakanlığı kurumlarında tedavi görmek isteyen hastalar, önce muayenehaneye uğrama zorunluluğunu sürdürmeye devam ediyorlar. Yani, SSK hastanelerini Sağlık Bakanlığına bağladığınız zaman, Sağlık Bakanlığına zaten bağlı olan hastanelerde çekilen ıstırapların, yanlış uygulamaların ortadan kalkabileceğini umut etmek kadar yanlış bir şey yoktur. Maalesef, SSK hastanelerini devrettiğimiz zaman da, bizim vatandaşlarımız "bıçak parası" diye bilinen bu haraçtan kurtulamayacaklardır.

Bugün, hasta yataklarının yüzde 39'u, hekimlerin yüzde 47'si 3 büyük şehirdedir. Türkiye'nin 81 ili vardır; 3 büyük şehirde, Türkiye'nin sağlık birikimi temerküz etmiş, toplanmış bir manzara sergilemektedir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, böyle bir manzarada bir düzenleme getiriliyor. İddialı bir düzenleme; sağlık sorunlarının çözümüne katkı verecekmiş! Ne yapmak istiyorsunuz bununla; SSK'yı Sağlık Bakanlığına bağlamak istiyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu, SSK nedir allahaşkına?! Yani, gelenin vurduğu, geçenin vurduğu, hakkı yenilen bu SSK'ya daha objektif bir gözle bakmanın bir vicdanî sorumluluk olduğu kanısındayım. Düşünün ki, Türkiye nüfusunun yarısına bugün Sosyal Sigortalar Kurumu hizmet vermektedir. Türkiye nüfusunun yarısı SSK'dan yararlanıyor. SSK bu hizmeti nasıl veriyor; SSK bu hizmeti -yani Türkiye nüfusunun yarısına sağlık hizmetini- Sağlık Bakanlığında hizmet veren hekim sayısının beşte 1'iyle vermektedir. Bugün, Sağlık Bakanlığındaki hekim sayısı SSK'da görev yapmakta olan hekim sayısının tam 5 katıdır; ama, Türkiye'de, vatandaşa gerçek hizmeti veren kurum SSK'dır. Sağlık Bakanlığındaki doktor, hemşire, sağlık personeli sayısının beşte 1'iyle Sosyal Sigortalar Kurumu Türkiye nüfusunun yarısına hizmet vermektedir. Sağlık Bakanlığının yataklı kurum sayısının yedide 1'iyle -1998 rakamlarıyla- Sosyal Sigortalar Kurumu, daha kısıtlı sayıda sağlık kurumuyla, Sağlık Bakanlığıyla mukayese edilemeyecek kadar geniş kapsamda vatandaş kitlesine hizmet verme çabası içindedir. Yaptığı harcamalara baktığınız zaman ortaya çıkan tablo da şudur: 1998 rakamlarıyla, Bağ-Kurun kişi başına yaptığı harcamanın üçte 1'iyle, Emekli Sandığının yaptığı harcamanın sekizde 1'iyle, Sosyal Sigortalar Kurumu, sağlık hizmeti vermektedir. Hasta başına SSK'nın harcadığı para, Bağ-Kurun üçte 1'i; hasta başına SSK'nın harcadığı para, Emekli Sandığının sekizde 1'idir ve Türkiye nüfusunun yarısına hizmet vermektedir, Sağlık Bakanlığındaki sağlık personeli sayısının beşte 1'iyle bu hizmeti vermektedir. Şimdi, buna elkoyuyoruz, Sağlık Bakanlığına bağlayacağız.

Değerli arkadaşlarım, yine, SSK'nın daha iyi anlaşılması için dikkatinize bir rakamı daha sunmak istiyorum: Kişi başına düşen ilaç tüketimi Türkiye ortalamasında 54 dolardır. Her hastamız, kişi başına, ortalama 54 dolarlık bir ilaç harcaması yapıyor; SSK'da bu harcama, 19,5 dolardır. Yani, SSK, Türkiye'nin yükünü çeken, çilesini çeken, az parayla çok iş yapan, geniş vatandaş kitlesine hizmet götüren ve her türlü karalamaya, suçlamaya da hedef olmuş bir kurum durumundadır. SSK'da tedavi olan hastaların kişi başına tükettikleri ilaç 19,5 dolar, Türkiye'de 54 dolar, Bağ-Kurda 67 dolar, Emekli Sandığında 205 dolar değerli arkadaşlar.

Şimdi, bu kuruma müdahale ediyoruz. Ne diye müdahale ediyoruz, kurumun neyine müdahale ediyoruz; kurumun, mülkiyetine, malvarlığına müdahale ediyoruz. Anayasamızda, çok açık bir şekilde "Devlet, sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp, hizmet vermesini düzenler" deniliyor. "Anayasamızın bu maddesine göre bunu yapıyoruz" diyorsunuz.

Yine, Anayasamızın 56 ncı maddesinin bir sonraki fıkrasında "Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir" deniliyor; yani "bütün devlet kurumlarını, bütün özel kuruşları kendi kontrolüne al da sağlık hizmeti ver" demiyor. Çok açık bir şekilde "Devlet, sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp, hizmet vermesini düzenler" deniliyor.

Değerli arkadaşlarım, bu, çok yerinde bir madde, bir koordinasyon görevi, bir eşgüdüm görevi veriyor ve fevkalade haklı, yerinde bir düzenleme; Anayasamızın öngördüğü bu.

Son zamanlarda AKP sözcülerine araz olan bir yaklaşım var. Herhangi bir konuyu gündeme getirmeye kalkışırken "CHP de bu konuda böyle düşünüyor, CHP'nin de böyle bir tezi var" diyorlar. AKP sözcüleri, başları sıkıştığı yerde "CHP de böyle bakıyor" diye, CHP'den imdat almaya çalışıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, biz, tabiî, bizim düşüncelerimize referans verilmesinden, bizim düşüncelerimizden güç alınmak istenmesinden, bizim düşüncelerimizden meşruiyet talep edilmesinden mutluluk duyarız; hiç şüphe yok. Biz, düşünüyoruz, proje ortaya koyuyoruz ve AKP'li arkadaşlarımız da sıkıştıkları zaman "CHP de böyle düşünüyor" dedikleri zaman, bunun, bize verilen önemin, bize verilen değerin bir yansıması olduğunu biliyoruz; ama, burada, tabiî, ince noktalar var; yani, ne demişler; "şeytan ayrıntıda gizlidir." Dikkatle bakacak olursanız, o şeytanı görürsünüz orada.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinin seçim bildirgesinde, bu konuda da, bu yasaya mesnet teşkil eden bir hükmün, bir anlayışın bulunduğunu AKP sözcüleri söyleyerek, bu girişimi kabul ettirmek istiyorlar. Bu, doğru değildir; bu, tıpkı, işine gelenin, işine geldiği gibi atıf yaparak, eksik, noksan... "Sarhoşken namaza yaklaşma" yı, "namaza yaklaşma" diye okursan, tabiî, ona göre hüküm verirsin.

Şimdi, bizim, Cumhuriyet Halk Partisinin bildirgesindeki düzenlemeyi ben tekrar dikkatinize sunmak istiyorum: "İşçilerin, SSK hastaneleri üzerindeki hakları saklı tutulmak kaydıyla, SSK'nın sağlık hizmetlerini Sağlık Bakanlığının koordinasyonuna devredeceğiz." "İşçilerin, SSK hastaneleri üzerindeki hakları saklı tutulmak kaydıyla..." Yani, Anayasamızın 56 ncı maddesindeki anlayış burada da ifade edilmiştir; ama, önümüze getirilen düzenleme, maalesef, bu iki anlayışa da uygun bir düzenleme değildir. Burada bir çelişki var.

Sağlık politikasıyla ilgili olarak AKP'yi izliyoruz, Yerel Yönetimler Yasası Tasarısında, AKP, sağlık kurumlarının yerel yönetimlere devredilmesini öngörüyor. Sağlık kurumlarını, kendi elinde değil, yerel yönetimlerde bulundurmayı amaçlıyor. Bunun için bir Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı hazırladı. Siz, bir yandan, devletin elindeki kurumları yerel yönetimlere devretmeyi düşünüyorsunuz; öte yandan, devletin elinde olmayan, devletin dışında, özel hukuk hükümlerine tabi SSK gibi bir temel kuruluşun elindeki sağlık birimlerini devletleştirmeyi öngörüyorsunuz. Bir defa, bu, izaha muhtaç bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Aslında, bir çelişki yok tabiî; ama, amacın tümünün ilan edilmemesi durumu var, ortada gizli bir maksat var. Daha ilan edilmemiş, ortaya konulmamış bir proje var, projenin bu aşamasında çelişki var. Projenin bu aşamasında ne oluyor; SSK'ya ait hastaneler, devlete, devletin Sağlık Bakanlığına intikal edecek; devlet, elindeki, Sağlık Bakanlığındaki hastaneleri de yerel yönetimlere verecek.

Değerli arkadaşlarım, bu, bir yandan özelleştirme, bir yandan devletleştirme çabasının altında yatan temel amaç, açıkça görmeliyiz ve ifade etmeliyiz ki, sağlık hizmetini bir kamu hizmeti olmaktan çıkarmaktır. Temel amaç, ister genel düzeyde kamuyu, devleti, Sağlık Bakanlığını, ister yerel düzeyde belediyeleri bir kamu kuruluşu olarak vatandaşa sağlık hizmeti verir konumda olmaktan çıkarma anlayışı burada kendisini göstermektedir. Yani, kamu hizmeti konusunda, zaten, işin başından beri AKP'nin sürekli bir takibi var; kamu hizmeti anlayışını kaldırmak istiyorsunuz. Kamu hizmeti, devletin, kamunun, vatandaşlara vermekle mükellef olduğu bir hizmet olmaktan çıkarılmak isteniyor, bir ticarî ilişkiye, parasal ilişkiye dönüştürülmek isteniyor ve vatandaş, müşteri konumuna sokulmak isteniyor, hizmeti verecek olan da, işveren, iş sahibi haline getirilmek isteniyor.

Türkiye'de, genel düzeyde, devlet düzeyinde SSK'nın ya da Sağlık Bakanlığının vermekte yetersiz kaldığı, kamu kuruluşlarının vermekte yetersiz kaldığı sağlık hizmetini, yerel yönetimlerin -insaf ediniz, elinizi vicdanınıza koyunuz da söyleyiniz- özlenen, beklenen düzeyde etkin bir şekilde verebilme olanağını gerçekten düşünüyor musunuz; böyle bir olanağın olmayacağı belli; yerel yönetimler, devletin üstesinden gelemediği bir hizmeti, en kompleks ameliyatları, kalp ameliyatlarını, beyin ameliyatlarını, en masraflı tedavileri üstlenecek de verecek, yerel yönetimler verecek!

Değerli arkadaşlarım, buradaki amaç da, yerel yönetimlerin elinden... Bir süre sonra özelleştirme yoluyla bunu ticarîleştirmektir. Türkiye'nin çok önemli bir kamu sağlık hizmeti altyapısı vardır -hastaneleri vardır, kuruluşları vardır- SSK da bunların en önemlilerinden birisidir. Mesele bundan kurtulmak, kamudan kurtulmak, devlet hizmeti mükellefiyetinden kurtulmak ve vatandaşa, bir yandan muhatap, belediye deyip, üstesinden gelemeyeceği bir yükle belediyeleri karşı karşıya bırakmak, bir yandan da, bu işi parayla götüreceksin noktasına herkesi getirmek.

Değerli arkadaşlarım, amaç bu, niyet bu. Bu, tabiî, çok temel bir siyaset farklılaşması anlamına geliyor. Türkiye gibi pek çok sosyal sorunu olan bir ülkede, siz, devleti vatandaşa karşı sosyal görev yüklenemez bir hale, yüklenmemelidir anlayışına...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Deniz Baykal (CHP, Antalya). “Bazı kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık birimlerinin sağlık bakanlığına devredilmesine dair kan.tas. ( ss. 686 )”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 5 Ocak 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-22-2005-01-05-bazi-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-ait-saglik-birimlerinin-saglik-bakanl (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
