# 2006 yılı merkezi yönetim, 2004 mali yılı genel bütçe kanunu (s.s.1028,1029,1030)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Deniz Baykal (CHP, Antalya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim
- **Tarih:** 14 Aralık 2005
- **Gündem:** 2006 YILI MERKEZİ YÖNETİM, 2004 MALİ YILI GENEL BÜTÇE KANUNU (S.S.1028,1029,1030)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-22-2005-12-14-2006-yili-merkezi-yonetim-2004-mali-yili-genel-butce-kanunu-s-s-1028

> Deniz Baykal (CHP), 14 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 YILI MERKEZİ YÖNETİM, 2004 MALİ YILI GENEL BÜTÇE KANUNU (S.S.1028,1029,1030)); konuşma 1.669 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılı bütçesinin tümü üzerindeki Genel Kurul görüşmelerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun düşüncelerini ifade etmek üzere huzurunuzdayım; bu vesileyle, Sayın Başkan, sizi, değerli milletvekillerimizi, içten sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.

Bu bütçe müzakereleri, aslında, Türkiye'nin içinden geçmekte olduğu ekonomik krizin ve bu kriz karşısında izlenen politikaların değerlendirilmesi, eksiğinin, noksanının ortaya konulması ve Türkiye'nin ekonomik açıdan, maalesef, son dönemlerde içine sürüklendiği büyük sıkıntıdan çıkış yollarının tartışılması açısından bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Elbette, bütçe görüşmeleri, iktidar-muhalefet arasında bir siyasî tartışma zeminidir, elbette herkes kendi iddiasını ortaya koyacaktır; ama, ortada ciddî bir ihtiyaç var, bu ihtiyacın görmezlikten gelinmesi ve Türkiye'nin, Parlamento platformunda, ekonomik durumu ve ortaya çıkan sorunları nasıl aşabileceğine ilişkin objektif, güvenilir bir tartışma yapmamış olması gerçekten çok büyük bir kayıp olur. Ben, elimden geldiğince, Türkiye'nin bugün karşı karşıya bulunduğu ekonomik durumu değerlendirmeye ve yeni gelişmekte olan sorunlara, hükümetin, ilgililerin dikkatini çekmeye, bu sorunlar karşısında yeni ve sağlıklı önlemlerin alınması ihtiyacını vurgulamaya çalışacağım.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, 2001 yılından bu yana yaşadığı 2000-2001 yıllarında ortaya çıkan kriz karşısında, geliştirilmiş olan bir uluslararası istikrar programını uygulamaya çalışıyor, bu programın uygulanmasında beşinci yılı tamamlamış bulunuyoruz. Beş yıldır Türkiye, içine sürüklendiği krizden çıkış için, uluslararası katkılarla, destekle, IMF'nin öncülüğünde, belirlenmiş olan bir programı uygulayıp kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi oluşturmaya çalışıyor. Bu program, çeşitli hükümetler döneminde uygulandı. Sizden önceki hükümet bu programı ortaya koydu, onu uyguladı. Daha sonra 2002'de yeni bir hükümet kuruldu seçim sonrasında ve siz de üç yıldan beri bu programı uyguluyorsunuz. Bu program çerçevesinde şimdi dördüncü bütçeyi biz burada konuşuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu programın çözmeye çalıştığı sorun, 2001 yılı ortamında bu programın çözmeye çalıştığı sorun Türkiye'de enflasyonu kontrol altına almak, enflasyonu indirirken büyüme sürecini harekete geçirebilmek ve bir malî istikrar tablosunu gerçekleştirebilmek. Bu amaca yönelik olarak bu program hazırlandı, tasarlandı ve bu doğrultuda olumlu sonuçlar vermeye başladı.

2002 yılında, yani, seçimlerden önceki hükümet döneminde gerçekten bu program uygulanarak Türkiye'de enflasyonun yüzde 80'lerden yüzde 30'a indirilebileceği somut bir biçimde ortaya konuldu. Bu, tabiî, çok çarpıcı bir gelişmeydi. Türkiye bu programa olan tepkileri bir yandan ifade ederken, bir yandan da bununla bir çıkış yolunun bulunup bulunamayacağı umudunu en azından korumaya çalıştı ve enflasyon çok ciddî bir düşme gösterdi, Türkiye'nin enflasyonla mücadelesindeki en radikal düşme 2002 yılında sağlanmıştır, en büyük düşme burada ortaya çıkmıştır ve ayrıca, 2002 yılında gene çok çarpıcı bir ekonomik büyümenin ortaya çıkabileceği görülmüştür, yüzde 7,6'lık bir büyüme, enflasyonda bu kadar ağır bir düşme gerçekleşirken eşzamanlı olarak sağlanabilmiştir. Bu da, tabiî, büyüme ve enflasyon konusunda toplumda bir umut yaratılmasına yol açmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu program şimdi aynen uygulanmaya devam ediliyor. 2003'te uygulandı, 2004'te uygulandı, 2005'te uygulandı, şimdi 2006 içinde gene aynen uygulanacaktır. Daha kısa bir süre önce, birkaç gün önce, 9 Aralık günü, hükümet, vermiş olduğu niyet mektubunun IMF İcra Kurulu tarafından onaylandığını gördü ve bu program, bu taahhütler çerçevesinde bir politika götürüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu politika, bu beş yıllık uygulama sonucunda, artık, Türk ekonomisinde yeni ve önemli bazı sorunların ortaya çıktığını bize göstermeye başlamıştır. Bu programın yeni sorunları ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu sorunların çözülmesi için yeni bir politik yaklaşım ihtiyacı çok net bir şekilde ortaya çıkmıştır; fakat, şu an itibariyle söylüyorum, Türkiye'yi yöneten kadrolarda bu ihtiyacın yeterince kavrandığını, o doğrultuda bir arayışın başladığını söyleme olanağı, maalesef, yoktur.

Şimdi, nedir yeni ortaya çıkan sorunlar; değerli arkadaşlarım, bir defa, şu açıkça görülmüştür ki, izlenen bu program, Türkiye'de, çok önemli bir dışticaret açığı yaratılmasına neden olmaktadır; yani, bu izlenen programın doğal sonucu olarak, Türkiye'de, bir dışticaret dengesizliği ortaya çıkmaya başlamıştır. Türkiye, ihracatını artırdığı halde, o ihracatla mukayese edilemeyecek bir ithalat patlamasını yaşamak durumunda olmuştur. Bu, tabiî, bir yapısal tablo olarak kendisini göstermiştir. İthalattaki bu artış gelişmesi, Türkiye'de, sanayii ciddî şekilde sıkıntıya sokmaya başlamıştır ve Türkiye'nin ödemeler dengesi problemini yeni bir biçimde ağırlaştırmaya başlamıştır. Türkiye, bu içinde bulunduğumuz yıl itibariyle, öyle gözüküyor ki, 45 milyar dolarlık bir dışticaret açığı verecektir. Yani, Türkiye'nin verdiği dışticaret açığı, 45 milyar dolarlık açık, Türkiye'nin dışborçları, gayri safî millî hâsılası dikkate alındığı zaman, fevkalade önemli, kaygı verici bir tabloyu işaret etmektedir. Bu dışticaret açığını, Türkiye, diğer döviz gelirleriyle, turizm gelirleriyle, işçi dövizi gelirleriyle, sermaye girişiyle kapatma imkânına da sahip olamamakta ve bu, Türkiye için çok önemli bir cari açığın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu yıl için beklenen cari açık 23 milyar dolar düzeyindedir; yani, gayri safî millî hâsılamızın yüzde 6 civarında bir cari açığı, Türkiye, verme durumuna fiilen girmiştir. Düşünün ki, 2002 yılında siz iktidara geldiğiniz zaman Türkiye'nin cari açığı 1,5 milyar dolardı. 1,5 milyar dolar cari açık devraldınız, şimdi, bu yıl, üç yıl sonra, bu, 23 milyar dolara çıkmıştır; bunu, sağlıklı bir gelişme, olumlu bir gelişme olarak kabul etmek mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, bu cari açığın arkasında, demin konuştuğum ithalat patlaması yatıyor. İthalat, elbette, kalkınma durumunda olan ülkelerin değerlendirmesi gereken bir imkân, makul dışticaret açıkları da elbette kabul edilebilir; ama, şunu herkesin bilmesi gerekir ki, hiçbir ülke, yüksek ithalat rakamlarıyla kalkınmış değildir. Dünyada, daha önce kalkınmış olan ülkelere bakınız, şimdi kalkınmakta olan ülkelere bakınız, tümünde, ihracatı artırarak, dışticaret fazlası vererek, cari fazla vererek kalkınmayı gerçekleştirme uygulaması vardır; Çin de böyledir, diğer ülkeler de, aynı şekilde, bu, Japonya'da, Uzakdoğu ülkelerinde gerçekleşmektedir, kalkınmış ülkelerin tümünde zaten tablo budur. Sürekli dışticaret açığı vereceksin ve uzun vadeli, sağlam bir kalkınma gerçekleştireceksin; böyle bir şey kesinlikle mümkün değildir. Türkiye, maalesef, bir tuzağa doğru girmektedir; giderek ithalata bağımlı, giderek daha çok tüketmek durumunda olan ve giderek daha çok dışticaret açığı, cari açık veren bir ülke konumuna Türkiye sürüklenmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu politika, bunun sonucu… Bu nereden kaynaklanıyor; o, sabit kur politikasından kaynaklanıyor. Sabit kur politikası enflasyonu indirmede bir sağlam dayanak. Dalgalı kur politikası adı altında, Türkiye'de, istikrarlı bir döviz kuru götürülmekte, bu istikrar, Türk Lirasının her yıl daha çok değer kazanması sonucunu doğurmakta. Bugün Türk Lirasının yüzde 40 civarında bir aşırı değerlendirmeye tabi tutulduğu çok ciddî çevreler tarafından ifade edilmekte, Türkiye'de resmî ekonomi yönetimi yer yer bunu açıkça kabul etmekte, DPT kabul etmekte, IMF, Türkiye'de Türk Lirasının aşırı değerlendirilmiş olduğunu kabul etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Türk Lirasının aşırı değerlendirilmesi ne demektir; hak ettiğinin ötesinde, sanal, yapay bir yükseklik sanki sürdürülebilirmiş gibi kabul edilerek ekonomi işletilmekte demektir.

Değerli arkadaşlarım, eğer, bu yapay köpük, bu yüzde 30, hatta 40 civarında olduğu ifade edilen aşırı değerlendirme ortadan bir noktada kalkacak olursa, şu ya da bu nedenle kalkacak olursa, bunun, gayri safî millî hâsılamızın gerçek rakamlarını ortaya koyması, Türkiye'deki borç düzeyinin gerçek rakamının ne olduğunu ortaya koyması mümkün olacaktır.

Şimdi, biz, aşırı değerlendirilmiş Türk Lirası varsayımına, umuduna, sanal kabulüne dayalı olarak gayri safî millî hâsıla şu kadar yüksek, borçlarımız bu kadar düşük diye kendimizi avutuyoruz. Bir an için hesabı yapın, eğer yüzde 30 aşırılık ortadan kalktı diye düşünürseniz, Türkiye'nin 350 milyar dolarlık gayri safî millî hâsılasının 100 milyar dolarını tenkıs etmeniz, indirmeniz gerekecektir; yani, 250 milyar dolarlık bir millî geliri, siz, Türk Lirasını aşırı değerlendirerek 350 milyar dolarmış gibi sunmaktasınız.

Türkiye'nin dışborçlarının, bilmelisiniz ki, eğer Türk Lirasını yüzde 30 civarında gerçekçi bir noktaya çekecek olursanız, bugünkü rakamın çok üzerinde bir rakama ulaştığını görürsünüz. Türkiye'nin, bu değerlendirme ifna edilecek olursa, ortadan kaldırılacak olursa, gerçekçi bir kurla hesap yapılacak olursa, ki, 2000 yılında, 1999 yılında, 2001 yılında sizin mukayese esası diye kabul ettiğiniz rakamlar, Türk Lirasının bu şişkinlikten yoksun olduğu dönemin rakamlarıdır. Şimdi, o şişkinliği esas alarak mukayese yaptığımız zaman kendimizi aldatırız. Bugün geldiğimiz nokta, maalesef, budur. Türkiye'de, yüzde 30... Türk Lirasının bu aşırı değerlendirilmesinin ortadan kalktığı varsayımıyla hesap yapınız, Türkiye'nin gayri sâfi millî hâsılası düşecektir, borçları artacaktır, borçluluk oranı bambaşka bir noktaya gelecektir ve Türkiye'nin bütün parametreleri değişecektir.

Değerli arkadaşlarım, ama, bu devam ediyor, devam ettiği sürece mesele yok deniliyor. Evet, devam ediyor; ama, neye mal olarak devam ediyor, ne kadar devam eder? Bu soruyu bir ekonomi yönetiminin ihmal etmesi mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, bu niye devam ediyor biliyor musunuz; bu, sıcakpara girişi sayesinde devam ediyor. Türkiye'deki ekonomi politikasının en sağlam dayanaklarının başında sıcakpara gelmektedir.

Sıcakpara nedir, paranın sıcağı, soğuğu olur mu?

Sıcakpara, Türkiye'ye yatırım yapmak, sanayi kurmak, istihdam yaratmak, üretim yapmak, Türk ekonomisinin kaderini paylaşmak üzere gelmeyip de, Türk ekonomisinin şu anda belli noktalarda sağladığı kârlılıkları, kısa dönemli ziyaretlerle, vur kaçlarla alıp götürmeye yönelik bir sermaye hareketidir, portföy yatırımıdır. Gelir, devletin içborçlanma senetlerine girer; girerken onun için önemli olan, dövizini, dolarını, hangi kur üzerinden Türk Lirasına çevireceği, çıkarken hangi kur üzerinden dışarıya çıkacağıdır. Eğer, çıkarken kullanılacak olan, kur, girerken kullanılan kura benzer, hatta, ondan kendisi için daha da avantajlıysa, bu, muhteşem bir olaydır. Zaten, yüksek Türk Lirası faiz kârlılığına onu da ekleyerek, bu çarkı döndürür. Bu çark, Türkiye'de bir döviz bolluğu manzarası yaratır. Bu döviz bolluğu manzarası bizi yüksek ithalata götürür, biz ithalatla kendimizi avuturuz, rakamlar büyüyor gibi olur, kalkınma gerçekleşiyor gibi olur; ama, Türk ekonomisi çok tehlikeli bir bağımlılığa sürüklenmiş olur.

Değerli arkadaşlarım, bugün geldiğimiz manzara budur. Kendimizi aldatmanın hiçbir anlamı yoktur. Türk ekonomisinin içinde bulunduğumuz konjonktürü, dışarıya çok önemli kaynak transferini göze alarak gerçekleştirmekte olduğunu hepimiz çok iyi bilmek durumundayız.

Bunun sonucu nedir; bu politikanın sonucu nedir; ekonomik sonuçları var, sosyal sonuçları var. Ekonomik sonucu, Türk ekonomisinin borçluluğunun artmasıdır, Türk ekonomisinin açığının artmasıdır; sosyal sonucu, işsizliğin artmasıdır, yoksulluğun artmasıdır.

Türkiye kalkınma gerçekleştiriyor diye bakıyoruz; ama, öte yandan, kalkınmanın topluma yansıdığını, insanların iş bulabildiğini, çalışabildiğini, refahın artırılabildiğini, alışverişin, ticaretin, toplumun her kesiminde canlandığını söylemek imkânını bulamıyoruz. İşte, bundan dolayıdır, olay budur.

Çok büyük problemler doğurabilecek olan yeni bir anlayışın içine girilmektedir ve Türkiye'nin, şimdi, bunu, içinde bulunduğumuz ortamın avantajlarını kullanarak, telafi edecek politikalar koymasına ihtiyaç vardır. Maalesef, bu politikalar görülmüyor, Türkiye hâlâ aynı anlayışı sürdürüyor. Yani, beş yıldan beri aynı ilacı veriyoruz; aynı ilacı veriyoruz; beş yıldan beri aynı ilaç Türkiye'ye, aynı acı ilaç Türkiye'ye veriliyor. O ilaç, başlangıçta, 2 000 000 insanın işsiz kalmasına yol açtı, tarımın çökmesine yol açtı, ekonominin büyük sorunlarla karşı karşıya kalmasına yol açtı, bütün bunlara rağmen sebat edildi, bunun sonucunda enflasyon düştü, bunun sonucunda büyüme hareketlendi, tamam; ama, şimdi, artık, yeni yeni sorunlar var, olaya yeniden bakmak lazım.

Sayın Başbakan, eskiden "efendim, un var, şeker var, yağ var; ama, sokmuyorlar ki mutfağa, girsek, bütün bu helvayı yapacağız" diyordu; ama, ortada helva yok.

M.CEVDET SELVİ (Eskişehir) - Sayın Başkan, lütfen dağıtmasınlar.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Hâlâ, benim oğlum döner döner bina okur... Yine aynı ilacı, aynı IMF reçetesini, aynı sosyal sonuçları göze alarak uygular.

---

**Kaynak gösterme:** Deniz Baykal (CHP, Antalya). “2006 yılı merkezi yönetim, 2004 mali yılı genel bütçe kanunu (s.s.1028,1029,1030)”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 14 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-22-2005-12-14-2006-yili-merkezi-yonetim-2004-mali-yili-genel-butce-kanunu-s-s-1028 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
