# 2007 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı ile 2005 mali yılı genel ve katma bütçe kesin hesap kanunu hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Deniz Baykal (CHP, Antalya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim
- **Tarih:** 15 Aralık 2006
- **Gündem:** 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2005 MALİ YILI GENEL VE KATMA BÜTÇE KESİN HESAP KANUNU HAKKINDA
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c140/b033/tbmm221400330021.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-22-2006-12-15-2007-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2005-mali-yili-gen

> Deniz Baykal (CHP), 15 Aralık 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2005 MALİ YILI GENEL VE KATMA BÜTÇE KESİN HESAP KANUNU HAKKINDA); konuşma 4.845 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADİNA DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, 2007 yılma ilişkin bütçe tasarısının Gerel Kurulumuzdakı görüşmeleri re, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına katılıyorum Bu vesileyle. Sayın Başkanı ve ırıılletvekıİlerimizi içten sevgilerle, saygılarla selamlıyorum Bu bütçenin, milletimize hayırlı olmasını, yararlı olmasını diliyorum

Bu bütçe vesilesiyle, Türkiye'mizin ekonomik durumunun, uluslararası ilişkilerinin, siyasetinin bir genel değerlendirmesini yapına fırsatını da bulabileceğimizi umul ediyorum Bu çerçevede, bu buiçe görüşmelerine iyi dileklerle başlıyorum

Değerli arkadaşlarım, bu bütçe AKP iktidarının beşinci bütçesidir Bu bütçe, IMF'yle uzun bir sureden ben sürdürülmekte olan anlaşmaların ve verilen niyet mektuplarının uygulanması sadedinde hazırlanmış olan bir bütçedir Bundan önce, bu doğrultuda, bu Meclis seçilip göreve başlamadan önce, IMF'yle kurulan ilişki doğrultusunda bir istikrar programı uygulanmaya çalışılıyordu Bu istikrar programının, şimdi AKP İktidarındaki beşinci yıl butçesıre giriyoruz AKP iktidarından önce de, gene >sııkrar programının ıkı yıllık bir uygulama donemi vardır

Değerli arkadaşlarım, bu istikrar programının amacı, Türk ekonomisinin enflasyon üreten yapısını, özelliklerini değiştirmek ve Türk ekonomisini enflasyon sorunundan çekip çıkarmak, bir malı istikrarı ortaya koymak ve Türk ekonomisinin dış borçlarını ödeyebilir hale gelmesini sağlamak, borç üretmeyen bir ekonomiyi şekillendirmek, sürdürülebilir bir büyümeyi güvence altına alacak politikaları ve altyapıyı hazırlamak, sürdürülebilir bu buyume çerçevesi içinde de Türkiye'de ıssızlık sorununun yenilmesine yardımcı olmak, insanlarımızın iş bulabildiği, refahın arttığı, enflasyonun emeklen ve tasarrufları tüketmediği, Türkiye'nin dış dünyaya sürekli ve artan borç bağımlılığının ortadan kaldırılabıldtğı bir ekonomik yapıya ulaşmak Bu doğrultudaki çalışmanın yedinci yılını gende bırakıyoruz Yedi yıldır bu böyle sürdürülüyor, beş yılı da, şimdi, bu Hükümet tarafından sürdürülmüş olacaktır

Değerli arkadaşlarım, bu uygulamanın sonucunda geldiğimiz aşamayı, öyle sanıyorum ki, açık bir kafayla, gerçekçi olarak, doğru bıı biçimde değerlendirmemize ihtiyaç vardır

Ekonomimizin temel sooınu olarak enflasyon tespit edilmişti Enflasyonla mücadele doğrultusunda çarpıcı sonuçların alınmış olduğu bir gerçektir Gerçekten de, daha 2002 seçimleriyle bu Hükümet iş başına gelmeden, Türkiye'de yüzde 70'ın üzerindeki enflasyon, 2002 yılı sonu ıtıbany- la yüzde 30 düzeyine ındırılebılmıştı Yanı, 2001 yılında alınan tedbirlerle, 2002 yılı uygulamasıyla, bir yıl içinde enflasyon, daha biz Meclise gelmeden, bu Hükümet iş başına gelmeden, yüzde 70'lenn işaretlediği düzeyden yüzde 30 düzeyine ındırılebılmıştı Şimdi, dört yıldır, bu yüzde 30 düzeyindeki enflasyonu indirmeye çalışıyoruz Şu anda geldiğimiz nokta, kasım ayı sonuçlan itibarıyla ifade ediyorum, yüzde 10'lar civarıdır Yüzde 10 civarında bir enflasyon noktasına, dört yılda yüzde 30'dan yüzde 10'a indirdik, bir yılda, bırbuçuk yılda, yüzde 70'ten enflasyon yüzde 30" a indi

Enflasyon indikçe, daha aşağı indirmek elbette daha guç olur, kuşku yok, başlangıçta daha kolay iner, ama, şimdi geldiğimiz noktada, öyle sanıyorum ki, Türkiye'deki ekonomik durumun verdiği işaretlen doğru değerlendirmemiz lazım Buna baktığımız zaman ne görüyoruz'' Şimdi, önce, ilk görülen şu Enflasyon artık kolayca düşebilir olmaktan çıkmıştır Geride bıraktığımız beş yıllık donem içinde, her yıl enflasyon bir öncekinin altında gerçekleşirken, ilk kez, şimdi, bu yıl, enflasyon bir önceki yılın altında değil üstünde gerçekleşmiştir Yanı, 2006 yıl sonu enflasyonu, 2005'ın yıl sonu enflasyonunun üzerindedir Kasım ayı itibarıyla rakamları bir kez daha hatırlatayım Bildiğiniz gibi, üretici fiyatlarıyla enflasyon 11,67 artmıştır, tüketici fiyatlarıyla 9,86 artmıştır kasım ayı itibarıyla, on ıkı aylık sure içinde Bu rakamlar 2005 yılında gerçekleşen rakamların üstündedir 2005 yılında üretici fiyatlarıyla gerçekleşen enflasyon 2,66 ıdı Dikkatinizi çekerim, 2,66 ıdı Bu yıl 11,67 olmuştur Tüketici fiyatlarıyla enflasyon bu yıl 9,86 olmuştur, geçen yıl 7,61 ıdı Yanı, üretici fiyatlarıyla enflasyon 9 puanın üzerinde hızlanmıştır, tüketici fiyatlarıyla enflasyon 2,25 puanlık bir hızlanma sergilemiştir

Bu enflasyondaki düşme eğiliminin durması, beş yıldan ben devam eden düşme eğiliminin durması ve tersine bir arlısın ortaya çıkmaya başlaması rereden kaynaklanıyor, bunu anlamamız lazım Türkiye'nin enflasyonla mücadele iradesinde bir zafiyet yok. Hükümetin alıp izlediği politikaların enflasyonu indirmeye yönelik niteliğinde bir zafiyet yok Hükümet her turlu gelir politikasını, Hükümet her turlu yatırım politikasını enflasyonu indirme amacına göre endekslemış Türkiye'de tarımsal ürünlerin fi yat I an d in I ması, gelir politikası, IŞÇI ücretleri, memur maaşları, emekli maaşları, "Enflasyonu indireceğiz," diye baskı altına alınmış Türkiye, altıncı yıl yüzde 6,5'luk bir faiz dışı fazla verme iddiasını sürdürmüş, başarıyla da gerçekleştirmiş Faiz dışı fazla ortada, yüzde 6,5 Dünyada rekor Bu kadar sürekli gerçekleştirmiş başka bir ülke yok Tarımsal urun fiyatları bastırılmış, emekli maaşları bastırılmış, memur maaşları bastırılmış, IŞÇI ücretleri bastırılmış, yatırımlar askıya alınmış, GAP unutulmuş, bu donemde hiçbir ciddi entegre elektrik enerjisi üretim tesisinin temeli dahi atılmamış, yatırım bakımından bir hareketlenme yok, Türkiye'nin butun gucu enflasyonla mücadele için seferber edilmiş, fakat, enflasyon geçen yılın üzerinde gerçekleşmiş Şimdi, bunu gormezlıklen gelmek, bunu ihmal etmek çok yanlış olur diye düşünüyorum Bu konuya, bir defa, herkesin dikkatim çekmek istiyorum

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de enflasyonla mücadelede ihmal yok, fakat, ıçne gınlen bir yeni tıkanıklık var, bu tıkanıklığı anlamamız lazım Bakınız, şu goraldu ki, artık, Türkiye'de enflasyonla mücadele sadece maliye ve para politikalarıyla, sadece malı tedbirlerle indirilebilir olmanın sınırına gelmiştir Türkiye'de enflasyonu belirleyen en iemel unsur kur olarak ortaya çıkmaya başlamıştır Kur, Türkiye'de enflasyon bakımından en belirleyici olay olmuştur Mayıs ayında yaşanan dalgalanma, kuru biraz yukarıya çekmiştir, o dalgalanma, doğal olarak, enflasyonun aşağıya inmesine fırsat vermemiştir Şimdi geldiğimiz noktada kurun, Türk ekonomisine ıkı yonlu etkisi işliyor Bu etkilerden birisi, enflasyonun belirlenmesine yardımcı olan etkisidir Eğer biz, Türk lirasını değerlendirirsek, doları duşurursek enflasyonu da düşürüyoruz, ama, bunun bir başka bedeli ortaya çıkıyor O da, Türkiye'nin dış ticaret dengesini etkilemesi, carı açığını etkilemesi Eğer dolar duşuk olursa, ithalatı teşvik ediyorsunuz, dış ticaret açığı tehlikeli biçimde yükseliyor, carı açık patlıyor Yanı, öyle bir noktaya geldik ki, Türkiye'de, bugün, kur.enflasyon ve cart açık aras.nda tersine çalışan bir ilişkinin dayanak noktası hâline gelmiştir Bir tarafı olumlu etkiliyor, bir tarafı olumsuz etkiliyor Bu açmazın aşılması lazımdır

Değerli arkadaşlarım, bakınız, geldiğimiz noktada nasıl bir tıkanıklıkla karşı karşıyayız Enflasyonun, geçen yılın üzerinde bir noktada kronik hâle gelir bir manzara sergilemesi ve Türkiye'de nominal faizlerin yüzde 22 civarında kendisini göstermesi Ne zaman9 Enflasyon hedefi daha bu bütçeyle yüzde 4 olarak ilan edilirken 2007 için enflasyon yüzde 4 ama, faizler yüzde 22 Bu ne demektir' Reel faizler, en azından, yüzde 13,5'un üzerinde demektir Yüzde 13,5'luk reel faiz ve orada tıkanma gerçek bir uyarıdır Bu yüzde 13,5'luk reel faizin, faizle, enflasyon hedefi arasındaki bu farkın açılmış mesafenin anlamı nedir9 Bunun anlamı, Türk ekonomisinin geleceğiyle ilgili güven kaybıdır Bu ekonominin böyle sürdürülebilir olduğu konusundaki inancın artık zaafa uğramaya başlamasıdır Bunun altında yatan temel gerçek Türkiye'nin dış ticaret rakamlarında kendisi gösteriyor

Değerli arkadaşlarım, övünüyoruz, hepimiz dikkatle izliyoruz, gerçekten ihracat rakamlarımız artıyor Ama, bu kimseyi yanıltmamalıdır İhracat rakamlarındaki artış, ne yazık ki, ithalat rakamlarının çok daha hızlı artmasını zorunlu kılmaya başlamıştır ve geldiğimiz noktada Türkiye'nin dış ticaret açığı, on ıkı aylık esas itibarıyla, 52,5 milyar dolardır Türkiye, ilk kez 52,5 milyar dolarlık bir dış ticaret açığı vermiştir Carı açık 34 milyar doların üzerine çıkmıştır 9

Değerli arkadaşlarım, bu ne demek oluyor Bu, kuru. rakamları yonımlayabılınek için nereden nereye geldiğimizi hatırlatmakla yarar var 2002 yılında bu Hükümet göreve geldiği 7aman Türkiye'nin dış lıcaret açığı 14 milyar dolar düzeyindeydi, şimdi, 52,5 milyar dolaı düzeyine çıkmıştır Carı açık 2002 yılında, bu Hükümet iş başına geldiği zaman 1,5 milyar dolaı düzeyindeydi, şimdi, 34 milyar dolar düzeyine çıkmıştır

Değerli arkadaşlarım, bakınız, tam bu noktada söylemeliyim Gerçekten çok çarpıcı bir manzarayla karşı karşıyayız Türkiye'de, can açığın, ekonomik büyümenin gereği olduğunu iddia eden çevreler vardır Ama, öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki, ekonomik buyume uzun suredir devam eden, sürekli her çeyrek yıllık dönemlerde ortaya çıkan ekonomik buyume, artık kaygı verici bir noktaya gelmiştir İlk kez, ekonomik büyümenin en duşuk düzeyim bu yılın uçuncu çeyreğıyle ilgili olarak almış bulunuyoruz, yüzde 3 düzeyin; ilk kez düşmüştür ama, bu düşme carı açıkta azalmaya neden olmamıştır Carı açık, ekonomideki buyume daralmasına, kuçulmesme rağmen devam etmektedir

Bakınız, Türkiye'de I birimlik milli gelir büyümesi için her yıl daha fazla carı açık vermek zorunda kalıyoruz Öyle bir yapı gelişmiştir ki, bu izlenen politikalarla, geldiğimiz noktada, 1 birimlik millî gelir artışı için, eskiden olandan çok daha fazla can açık vermek zorunda kalıyoruz Bu carı açık da, bildiğiniz gibi, sıcak para girişiyle sağlanıyor, özelleştirme gelirleriyle sağlanıyor ve dış kaynak girişiyle bu gerçek hıssedılebılır olmaktan çıkma şansını elde ediyor, ama o tablo orada, o var olmaya devam ediyor

Bakınız, Türkiye'nin millî geliri, 2006 yılında, ilk dokuz aylık donemde 27,2 milyar dolar artmıştır İlk dokuz ayda 27,2 milyar dolar artmıştır, ama bu donemde carı açık miktarı, bu dokuz aylık donsmde 25,5 milyar dolar olmuştur Yanı, millî gelirin her 100 dolarlık büyümesi için, 2006 yılı gerçeğine dayanarak söylüyorum, yüzde 94'luk bir carı açık verme zorunluluğu ortaya çıkmıştır

Değerli arkadaşlarım, 2000 yılında, yanı krizin hemen öncesinde dahi bu oran yıllık temelde yüzde 66 ıdı, şimdi yüzde 94 düzeyine çıkmıştır 2002'de 100 birimlik ekonomik buyume için 4,3'luk bir carı açık verilirken, 2003'ten itibaren çift hanelere geçilmiştir ve 2003'te yüzde 13,8, 2004'de yüzde 25,9, 2005'de yüzde 37,5 carı açık verilmesi kaçınılmaz olmuştur 2005'de 100 dolarlık buyume artışı için 37,5 dolarlık carı açık verilirken, 2006'nın ilk dokuz aynıda 100 dolarlık bir buyume için 94 dolarlık bir carı açık verilmesi kaçınılmaz olmuştur Böyle bir yüksek platoya bu ışın gelmesi Türkiye'de ilk kez gerçekleşmektedir 2000 yılını krize götüren ortamında gerçekleşen oransal ilişkinin dahi 1,5 katına 2006 yılının dokuz ayında ulaşılmış durumda

Değerli arkadaşlarım, bu, dikkatle üstünde durulması gereken bir tabloya dikkati çekiyor Zaten, faizlerin bir yerde tıkanıp kalmasının altındaki temel gerçek de işte buydu Merkez Bankası Başkanının kısa bir sure önce kamuoyuna yaptığı "dovız geliri olmayanlar dövizle yatırım yapmasınlar" uyarısının altında da işte bu tablo yatmaktadır Yanı, böyle bir uyarının anlamı, Türkiye'deki kurun istikrarının garanti edilemeyeceği konusunda bir uyarı niteliği vardır Bunun ifade edilmek ihtiyacının hissedilmiş olması, durumun ciddiyetini açık bir biçimde ortaya koymaktadır

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de, bakınız, bu dış ticaret gelişmesi, asıl butun bu olayların altında yalan ana olaydır 2002 yılında, iktidar iş başına geldikten sonra, Türkiye'de ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 69,9 iken, şimdi, geldiğimiz noktada, 2006 yılı sonu itibarıyla söylüyorum, yüzde 60,4 olmuştur Yanı, yüzde 60'ın altına inilmesi tehlikesi önümüzde durmaktadır

Bu tablo, tabu, Türkiye'deki borç manzarasını da ciddi şekilde etkilemekte ve yansıtmaktadır Türkiye'de maalesef gende bıraktığımız donemde borçlar azalmamıştır, artmıştır Türkiye'de kamu sektörünün iç ve dış borçlarıyla özel sektörün dış borçları toplandığı zaman 375 milyar dolarlık bir miktar ortaya çıkmaktadır Bu iktidarın devraldığı güne bakıldığı zaman, 150 milyar dolarlık bir artışı işaret etmektedir

Değerli arkadaşlarım, bu tablo sürdürülebilir bir tablo değildir Yanı, bu tabloyu, biz bu politikaları biraz daha uygularsak. ıkı uç yıl sonra değiştireceğiz diye bir umudu beslemenin hiçbir hak- lı dayanağı yoktuı Maalesef, Türkiye, böyle bir açmazın giderek daha çok dış.ırıyn bağımlı olan, giderek daha çok carı açık veren, carı açığını giderek daha çok sıcak parayia ve borçla karşılayan bir ekonomik yapıya doğru sürüklenmektedir

Türkiye'de ekonomi bir tılketım ve borçlanma bağlantısına dayalı buyume anlayışı içinde bu güne kadar getirmiştir, şimdi buyume de kendi içinde bir sıkıntının ortaya çıkmaya başladığını bize göstermekledir Bu tablo, tabu, sürdürülemez Dünyada kalkınan butun ülkeler dış ticaret açığı vererek değil, lam tersine dış ticaret fazlası vererek kalkınmışlardır Biz sürekli olarak dış ııcaret açığı veriyoruz, daha çok dış ticaret açığı veriyoruz, ama verdiğimiz açığı kapatabiliyoruz Verdiğimiz açığı borçlanarak kapatabiliyoruz Bu bize yapay bir sanal istikrar görüntüsü veriyor, o istikrarın altında, temelde, Türkiye'nin her geçen gun daha çok yabancı para girişine mecbur, mahkûm bir hâle dönüştüğü gerçeğim görüyoruz Bu tablo sürdürülebilir bir tablo değildir, bu, Türkiye'yi kendi ayakları üzerinde kalkınmaya taşıyacak bir tablo değildir Bunun altında, Türkiye'deki yanlış yatırım politikası, yanlış sanayileşme yapılanması gerçeği vardır Izleren politikalar, maalesef, Türkiye'nin ekonomik yapısını ve sanayi yapısını daha da olumsuz yönde bozmuşlardır Ara malı ithalatı ihtiyacı her geçen gun daha çok artmıştır ve Türk ekonomisi dışarıya bağımlı bir ekonomi hâline gelmiştir

Bakınız, yine, çarpıcı olduğunu düşündüğüm bir rakama dikkatinizi çekmek istiyorum Daha az yatırım yapıyoruz, daha az tasarruf ediyoruz, daha çok tüketiyoruz 2003 yılında, Türkiye'de, toplam gelirin yüzde 26'sı tasarruf ediliyordu, bugün yüzde I4'u tasarruf ediliyor, yanı, yarı yarıya azalmıştır Uç yıllık bir donemde Türkiye'de tasarruf oranı yüzde 26'dan yüzde I4'e düşmüştür

Türkiye'de tüketim 2003 yılında yüzde 74 ıdı, şimdi yüzde R6'ya çıkmıştır Bu yüzde 86'lık tüketim düzeyi, bilmeliyi/ ki, İrlanda gibi çok hızlı kalkınan, Japonya gibi çok hızlı kalkınan, Fransa, Almanya, Amerika gibi ülkelerin tüketim düzeyinin üzerindedir Türkiye, daha çok tüketen bir ekonomi hâline bu donem içinde dönüştürülmüştür Bunun yansıması, Türkiye'de kredi ve borçluluk tablosu -sadece devlet bakımından değil, halk bakımından da, şirketler bakımından da- kaygı verici bir noktaya bizi getirmiştir Türkiye'deki tüketim kredisi kullanımı bu donem içinde 20 kat artmıştır ve kredi kartı borçluluk düzeyi de 5 kat artmıştır Bu, Türkiye'de, halkın çok ciddi bir borçluluk tablosu içine girmiş olduğunu göstermektedir

Türkiye'de buyume var Buyume borç üretiyor, carı açık ihtiyacı doğuruyor, buyume ıssızlık yaratıyor Sayın Bakan demin burada ıssızlık rakamlarını söyledi Değerli arkadaşlarım, kimse kendisini aldatmasın Bakın, gende bıraktığımız donem ıçm söylüyorum Son uç yılda, son dört yılda, Türkiye'de istihdam ortamına giren insan sayısı 3,6 milyon olmuştur Yanı, nüfusun doğal gelişmesi sonucunda on altı yaş ustu istihdam kesiminin içine giren nüfus sayısı 3,6 milyon olmuştur Bu donem içinde yaratılan ek, ilave iş gucu 446 binden ibaret kalmıştır

Peki, nasıl oluyor da ıssızlık rakamı düşüyor diye burada konuşmalar yapılıyor'' İş gucune katılım oranı Türkiye'de düşüyor Yanı, ıssızlığı içinde atayacağımız havuz değişiyor O havuzu küçülttükçe, ıssızlık oranı da doğal olarak azalıyor Bakınız, Türkiye'de yüzde 52,5 düzeyindeydi iş gucune katılım oranı Hiçbir şey değişmediği hâlde, bu son donemde iş gucune katılım oranı yüzde 47,8 düzeyine indirildi Bu indirilince ne oluyor9 İşsizlik oranı düşüyor Bunların hepsi kendi ken dımızı aldatma niteliğinde düzenlemeler Acı gerçek odur ki, Türkiye'de, çok ağır bir ıssızlık yaşanmaktadır ve 3 milyon 600 bin kışının sadece 44R bin kişisi istihdam edilebilmiştir bu son donemde I milyon 900 bin kışı tarımdan koparılmış ve sanayide, hizmetlerde istihdam şartı yaratılamamıştır

Değerli arkadaşlarım, bu tablo, bizi, ciddi sosyal sorunlarla da karşı karşıya bırakmaya başlamıştır Ülke, giderek daha az yatırım yapmak durumundadır, çunku izlenen politikanın talebi odur Tarıma yönelik destek giderek daha azalmaktadır

Burada, Sayın Maliye Bakanı birtakım rakamlar verdi Yanı, o rakamlarla ilgili olarak şunu söylememiz lazım 2002 yılında 1 milyar R68 milyon destek yapılıyormuş, 2006 yılında 5 milyar lı- ra yapılmış Nasıl fiyatlar bunlar7 Nominal fiyatlar Reel fiyallaıa baktığımız zaman ne çıkıyor9 2006 yılı fiyatlarını esas aldığınız zaman, 2002 yılında yapılan tarım desteği 4 milyar 460 milyon Yanı, ortadaki artışın, millî gelir artışı dikkate alındığı zaman bir artış ifade etmediği ortada Nitekim, millî gelirimizin yüzde Tını tarıma destek olarak verme konusunda bir mutabakat sağlandığı hâlde olamamıştır ve binde 7 düzeyinde ancak bir deslek yapılabilmiştir

Yanı, bunlarla kendimizi aldatmanın hiçbir yararı yoktur Maalesef, acı geıçek odur ki, Türkiye (anma da, enerjiye de, eğitime de daha az kaynak ayırmaktadır

GAP yatırımı unutulmuştu! Güneydoğu Anadolu'nun rahatlamasına en çok yardımcı olacak, en temel bu proje, dış telkinler doğrultusunda maalesef bir kenara itilmiştir ve orada vatandaşların gelirim ciddi şekilde arttırabilecek sulama yatırımları, bilmeli bir biçimde ihmal edilmekledir Bunu, üzüntüyle tespit etliğimi söylemeliyim

Gene, herhangi bir yanlış anlaşılmaya meydan vermeden, açık ve resmî ıakamı size söylüyorum Mesela, millî eğitim harcamaları, gaynsafi millî hasıla içinde 2001 yılına göre 2006 yılında azalmıştır 2001 yılında gaynsafi millî hasılanın 2,9'u düzeyinde bir tahsis yapılırken, şimdi 2,66'ya inmiştir

Bu çerçevede, gene, Sayın Maliye Bakanı yabancı sermaye girişinin Türk ekonomisine yomlık bir güven ifadesi olduğunu belirtiyor ve bunun Türk ekonomisinin kalkınmasına çok ciddi katkı yapacağı umudunu dile getiriyor Bunun da içyüzüne Turkıye Buyuk Millet Meclisinin ve vatandaşlarımın dikkatim çekmek isterim

Değerli arkadaşlarım, doğrudur, Türkiye'ye giren doğrudan yabancı sermaye rakamları, geride bıraktığımız donemde ciddi bir tırmanış göstermiştir ve 2006 yılında 14 milyar dolar düzeyinde bir yabancı sermaye girişi sağlanmıştır Ama, bunun ne olduğuna biraz daha yakından bakınca şunu görüyoruz, size ben kalem kalem vereyim Ocak-ekım arasında doğrudan yabancı sermaye girişi Vo- dafone, telekomünikasyon konusundaki Vodafone 4 milyar 550 milyon dolar. Petrol Ofisinin satışı dolayısıyla I milyar 54 milyon, Fınansbankın Yunanlılara satışı dolayısıyla 2 milyar 774 milyon, Başak Sigortanın satışı dolayısıyla 204 milyon, Başak Emekliliğin satışı dolayısıyla 63 milyon, De- nızbankın satışı dolayısıyla 2 milyar 43? milyon, gayrimenkul alımı dolayısıyla 2 milyar 700 milyon, toplam 13 milyar 782 milyon Nerede burada doğrudan iş yaratacak, istihdam yaratacak, Türkiye'nin var olan üretim yapısını ileri götürecek, Türkiye'de bir zenginleşmeye yardımcı olacak yabancı sermaye yatırımı'' Bu, Türkiye'nin pazarının paylaşılması niteliğinde bir yabancı sermaye girişidir (CHP sıralarından alkışlar)

Bu, Türkiye'de var olan kuruluşları geliştirmeye, büyütmeye değil, onların yerini almaya, onların orta ve uzun donemde Türkiye pazarı üzerindeki egemenliğini paylaşmaya yönelik, bu nitelikte girişimlerdir Maalesef, bizim aradığımız, beklediğimiz yabancı sermaye, doğrudan yabancı sermaye yatırımı bu değildir O nitelikte gelmek üzere olan bir Hyundai yatınım, maalesef, kaçırılmıştır, şimdi Çek Cumhurıyetı'ne gitmiştir Onun gibi yatırımlar, yem u retim-yat in m niteliğinde olacak olan, istihdam yaratacak olan, ihracatı artıracak olan, gaynsafi millî hasılamızın yükselmesine yardımcı olacak yatırımları bunlardan ayıntıak lazımdır

Aynı şekilde, 2005'tekılere baktığımız zaman da, gene, Garanti Bankası, Turkcell, Türk Tele- kom, Dışbank ve Yapı Kredi Bankası satışlarından elde edilen 6,5 milyar dolarlık bir kaynağın, 1 milyar ROO milyon dolarlık da gayrimenkul satışının bulunduğunu böylece görüyoruz

Değerli arkadaşlarım, bunlar, bizi, içinde bulunduğumuz durumu daha ciddi, daha sorumlu şekilde incelemek, irdelemek sorumluluğuyla karşı karşıya bırakıyor Olaya böyle bakmamız lazımdır Yoksa, kendimizi aldatmak, birbirimize propaganda yapmak için gerçeklen saptırmak arayışı içine girersek, bunun kimseye bir yararı olmayacağını bilmemiz lazımdır

Bakınız, gen;, Sayın Bakan uzun uzun bize millî eğitimde, okullarda kitapların dağıtılmasıyla sağlanan kolaylığa dikkatimizi çekti Bunu Sayın Başbakan da, AKP sözcüleri de, her vesileyle, gittikleri her yerde belirtiyorlar Değeriı arkadaşlarım, evet, kitap dağıtılıyor Bu kıiap dağılma ışının gerçeği nedir, ona bir ciddi bakmak lazım Buraya baktığımız zaman gördüğümüz şu Bir değerli arkadaşımız Millî Eğitim Bakanına sordu ve bu kitap dağıtma dolayısıyla öğrenci başına yapılan harcamanın ne olduğunu öğrenmek istedi Bunun 15 milyon 800 bin liralık bir öğrenci başına katkı olduğunu Sayın Bakan yazılı cevabıyla ifade etti

Şimdi, değerli arkadaşlarım, öğrenciye 15 milyon S0O binlik bir kaıkı yapılmış Peki, ne olmuş buna karşılık9 Kayıt parası, kafkı parası, silgi, tahta, kalem, ampul parası, sıra parası, spor parası, karne, takdir, (eşekkur, fotokopi ücreti, perde, masa, ottu, temizlik parası, çalıştırma ücreti, kaloriferci maaşı gibi çeşitli adlar altında para toplanmıştır

Bakınız, gene -elimizde resmî belgesi var- Erzurum'da, Mecidiye Anadolu Lisesinde, 20 Eylül 2006 tarihinde -daha yeni yanı- velilere gönderilen bir yazıda "2005-2006 öğretim yılından ben, eleman yetersizliğinden dolayı, biri kaloriferci, diğeri yardımcı hizmetli ıkı eleman çalıştırmaklayız Gerek bu ıkı elemanın maaşları, gerekse yıl boyunca yapacağımız diğer harcamaların karşılan ması için her velimizden 40 milyon lira bağışta bulunmasını beklemekteyiz"' diye resmî yazı vardır Bu yazıyı da Sayın Bakan doğrulamıştır

Değerli arkadaşlarım, eğitimin manzarası da budur Eğer bunun ötesinde daha bir aydınlanma istiyorsanız, size Kars'ta, İğdır'da, Ardahan'da çocukların kendi evlerinden getirdikleri tezeklerle okulda ısındıklarını gösteren resimleri bilgilerinize sunmak istiyorum Öğrenciler okula geliyorlar Kitap dağıtıyorsunuz, ama, okulun sağlaması gereken ısınma ihtiyacını, okulun sağlaması gereken gunluk harcamaları velilerin vermesini bekliyorsunuz

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de izlenen ekonomi politikasının yarattığı sonuçlara dikkatinizi çekmek istiyorum Pek çok alanda, özellikle tarım alanında, sosyal güvenlik alanında çok ciddi sorunlar ve sıkıntılar kendisini göstermeye başlamıştır

Bu çerçevede, gelişmelere baktığımız zaman, görülen şudur Maalesef, izlenen politika, Türkiye'de, özellikle çiftçilerimizi çok buyuk sorunlarla, sıkıntılarla karşı karşıya bırakmıştır

Bakınız, bu iktidarın iş başına gelirken en çok üstünde durduğu konulardan birisi bu ıdı Çok açık, somut taahhütler yapılmıştı İşte mazotun vergilerinin indirilmesi taahhüdü yapılmıştı, pancar kotalarının, tutun kotalarının kaldırılacağı taahhütleri yapılmıştı Bunların hiç birisi gerçekleşmemiştir ve maalesef, bu dört yıllık donem, Türk tarımı ve çiftçimiz açısından bırçokuntu donemi olarak yaşanmıştır

Bu donemde, gayrısafi millî hasılanın ancak binde 7'sı, R'ı civarında btr bütçe ayrılmıştır ve bu da, verimli bir şekilde maalesef kullanılamamıştır Kotalar kaldırılmamıştır, şeker kotası aynen devam etmektedir ve Türkiye'de, bugün, çiftçi, 1 litre mazotu 2002 yılında 4 kilo buğdayla alırken, şimdi 7 kilo buğday satarak alma durumuna girmiştir Aynı şekilde, buna, gübre için baktığımız zaman, traktör için baktığımız zamanda aynı tabloyu net bir şekilde görmekteyiz Çeltik, pamuk, ayçiçeği gibi temel ürünlerin tümünde, çıitçı sıkıntıların içine sürüklenmiştir 2002 yılında çiftçi 10 ki loluk buğdayla bir piknik tupu alabilirken, şimdi, aynı piknik tupunu, ancak, 17 kilo buğdayla alabilir haldedir

Önceki yıl 250 bin lira olan zeytinyağı primi, geçen yıl bu Hükümet tarafından 100 bin liraya indirilmiştir Bu yıl zeytinyağı fiyatı 6 milyon liradan 3 milyon liraya düşmüştür ve primi, gene, 110 bin lira olarak belirlenmiştir

Butun bunlar, tarıma, çiftçiye yönelik yanlış, haksız ve adaletsiz uygulamaların somut örneklendir

Fıskobırlık'te yaşananları, artık, herkes çok iyi biliyor, tam bir faciadır ve orada, maalesef, Fıs- kobırlık'e, hak ettiği Destekleme Fiyat İstikrar Fonu kredisi verilmemiştir Don karşılığında resmen tespit edilen ödeme yapılmamıştır 250 trilyon, fındık üreticisinin bu devletten resmî alacağı vardır Ama, bunların hiçbirisi venlmemışttr, kredi veıılmemıştır ve bugün, maalesef, 7 milyon liraya olan fındık 2 milyon lira civarına inmiştir ve bunun sonucu olarak da, Türkiye, I milyar dolar civarında bir fındık ihracat gelir kaybına sürüklenmiştir

Değerli arkadaşlarım, "Refah seviyesi artıyor mu artıyor mu çiftçinin'" konusunda, hep bu hesapları yapıyoruz, bunlara dikkatinizi çekiyorum Ama, bir başka yeni noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum Bakınız, Türkiye'nin en verimli narenciye bahçelerinin yer aldığı bölgelerde arazı fiyatları nereden nereye gidiyor, şunu bir inceleyin Yanı, çiftçinin malı, çiftçinin yatırımı, yatırım malı, sermayesi, toprağı, arazisi, nasıl bir değer kaybı içine giriyor9 Erzm'de, dorl yıl önce bir narenciye bahçesinin donumu 30-35 milyar lira ıdı, şimdi, 7,5 milyar liraya alan yoktur

Değerli arkadaşlarım, bu, çiftçinin, narenciye üreticisinin içine girdiği sıkıntının yansımasıdır Orada, bahçenin fiyatı yoksa niye duşsun' Artık, kimseyi beslemiyor, kimseyi zengin [eştirmiyor, kimsenin güveneceği önemli bir kaynak hâline donuşememıştır

2002 yılında, 60 donum greyfurdu 240 milyar liraya dalında satan adam, beş yıldır, şimdi, uç yıldır, dalında narenciyesini satamaz hâldedir "Cebimden para verip toplatarak dereye doktum " diye arkadaşlarımız açıklamalar yapmaktadırlar

Adana'da. uç yıl önce bahçenin donumu 25-30 milyar lirayken şu anda 10-15 milyar liraya inmiştir Finike'de portakal bahçesinin donumu 45-50 milyar liraydı, şimdi 30-35 milyara düşmüştür Finike portakalının fiyatının yüksek oluşu nedeniyle, turistik değerinin gayrımenkule yansıması nedeniyle oradaki kayıp daha duşuk düzeyde ortaya çıkmıştır

Butun bunlara rağmen, Türkiye'de çiftçilerin ciddi malı kuşatma, baskı altında olması durumu devam ediyor Bundan önceki bir bütçede yine konuşmuştuk. Sayın Başbakanla tartışmıştık, bu bütçede de bir kez daha dikkatinizi buraya çekmek ıslıyorum Maalesef, çiftçilerimizin, icra takibi altında borçları katlanarak artmaya devam etmektedir, bu konu hâlâ çözülebilmiş değildir Anapara miktarı 74 milyar olan çiftçi borcu 234 milyar liraya çıkmıştır, 74 milyarlık borç 234 milyara çıkmıştır ve icra takibatına maruz kalmış çiftçilerimizin butun belgelen işte buradadır 2 milyar 215 milyonluk bir borcun 11 milyar 682 milyona çıktığı açıkça burada da gözükmektedir

Değerli arkadaşların, tarımdaki manzara bu Hâlbuki, Acil Eylem Plam'nda bu konuda çok net öneriler yapılmıştı "Hayvancılık desteklenecek" denilmişti, ette kilo başına verilen teşvik primi önce 1 milyondan 500 bine indirildi sonra o 500 bin de kaldırıldı Türkiye'nin dört bu yanından, hayvancılık yapan kooperatıfçıler feryat ediyorlar

Değerli arkadaşlarım, girdi fiyatları olağanüstü bir şekilde yükselmeye devam ediyor Sadece mazottaki dört yıllık artış yüzde K4 Bunun "ne yapalım, mazot fiyatları artıyor ondan dolayı, dünyadaki petrol fiyatları artıyor ondan dolayı bu artış ortaya çıkıyor" diye değerlendirilmesi doğru değildir Bu artışın altında, OTV ve KDV konusunda bu Hükümetin izlediği aşırı vergilendirme politikası yatmaktadır Yoksa, gerçek petrol fiyatının artışının böyle yansıması mumkun değildir Zaten, onun içindir ki, dünyada en pahalı mazotu Türkiye'de çiftçi kullanmaktadır

Değerli arkadaşlarım, bu tablo böyle devam ediyor Ama, maalesef, başka bazı sorunlar, sıkıntılar da hızla gelişiyor Bunların başında, hiç kuşku yok, Türkiye'de, kayıt dışı ekonominin, artık, kayıtlı ekonomiye eşit bir noktaya gelmiş olması gerçeği yatıyor Bu, durust çalışan iş adamlarını, kayıtlı çalışan işçileri, çok ciddi şekilde haksız rekabete tabı tutuyor ve bu doğrultuda, tek başına iktidar olan bir hükümet olarak, hiçbir girişimin yapılmamış olmasını anlamak mumkun değildir Geçenlerde, Devlet Bakanı samimiyetle itiraf etti "hiçbir şey yapmadık" diye Niye yapmadınız9 Türkiye'de, bu konuya el atmak için daha neyi bekliyoruz7 En uygun siyası şartlar elinizde Derhâl el atılması lazım Buna el atmadan, Türkiye'de vergi sorunu çözülmez, sosyal güvenlik sorunu çözülmez Butun sorunların anası bu Buraya bir ciddi yaklaşım geliştirmek mecburiyeti vardı Fakat, maalesef, bu yapılmamıştır Şimdi, bu kayıt dışı ekonominin yanı sıra başka bir olay var, ona dikkatinizi çekmek istiyorum AKP İktidarı döneminde. Türkiye'de, bir kaçakçılık sektörü ortaya çıktı, kaçak ekonomi sektörü ortaya çıktı, kayıl dışını söylemiyorum, kaçak ekonomi sektörü oriaya çıkıı Gerçekten, fevkalade vahim bir manzara oluşturuyor Çok çarpık bir düzen oriaya çıkmıştır Akaryakıttaki kaçakçılığa bak tığınız zaman -Meclisteki araştırma komisyonumuz bunun tespitini yapmıştır- S milyar dolarlık bir kaçak akaryakıt sektörü bu ıktıdaı döneminde gelişmiştir 2,5 milyar dolarlık bir vergi kaybı demektir Bu, bu sektörün, bu kaçakçılık olayının, her turlu ciddi tedbııle bertaraf edilmesi mecburiyetim açıkça ortaya koymaktadır Yanı, akaryakıta baktığımız zaman bunu görüyoruz Bunun dışında, sigaraya baktığımız zaman, aynı şekilde görüyoruz, içkiye baktığımız zaman, aynı şekilde görüyoruz Bu Hükümetin izlediği politikalar, sigarada ve içkide bir ciddi kaçak sektörün gelişmesine neden olmuştur

Tutun Ust Kurulunun resmî verilerin; göre, sektörün yüzde 30'u kaçaktır Çayda, aynı şekilde kaçak bir sektör vardır, paralel sektör vardır Türkiye'de 30 milyon adet cep telefonunun kayıt dışı olduğu, artık, herkesin bildiği bir gerçek hâline gelmiştir Cep telefonu kaçak, petrol kaçak, içkisi, sigarası kaçak, çay kaçak, şeker kaçak, 10 binlerce ton kaçak şeker Güneydoğu Anadolu'dan Türkiye'ye geliyor ve 4,5 milyon insan kayıl dışında çalışıyor, sosyal güvenlikleri yok Değerli arkadaşlarım, bu, sağlıklı bir manzara değil, bir çözülme tablosudur bu Bu çözülme tablosu, Türkiye'yi çok ciddi ekonomik, sosyal, ahlakı bunalımlarla, sorunlarla karşı karşıya bırakmıştır

Bakınız, bu tablo, Türkiye'de kaçak sektörün yanı sıra bir de YIMPAŞ problemi var Bu da ekonominin bir buyuk yarası konumundadır Bu konuda da, maalesef, hiçbir ciddi girişim yapılmamıştır Burada, iyi niyetli, temiz, masum vatandaşlarımızın duygulan, inançları istismar edilerek, en yakışıksız biçimde istismar edilerek, 10 binlerce insanımızın bir omur boyu gerçekleştirdikleri tasarruflar ellerinden alınmış ve 5 milyar euroluk bir birikim açıkça talan edilmiştir

Bu konuda. Mecliste, bir araştırma komisyonu kurulmasını başarabıldık, ama, araştırma komisyonunun ortaya koyduğu önerilerin, maalesef, uygulanmadığını görüyoruz Bu konuda gerekenler yapılamamıştır Yanı, bakınız. Sermaye Piyasası Kurulunca, 2003 yılında, bu konuda hazırlanıp Başbakanlığa gönderilen yasa tasarısı sumen altı edilmiştir, niçin''

Şimdi, açıkça soruyorum ve yanıt bekliyorum Paraları yurt dışında hortumlanan bu vatandaşlar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değiller mıydı' Bu paraları toplayanlar arasında AKP milletvekilleri var mıydı yok muydu7 Hâlen AKP belediye başkanlığı yapanlar, AKP il ve ilçe örgütlerinde çalışanlardan para toplayan kaç kışı vardır' Hâlen bakan olarak görev yapan kaç milletvekilimiz bu holdinglerde etkinliklere katılıp bu şirketlere destek vermiştir'' Bu destek, soz konusu şirketlerle ilgili olarak dava açılan yıllarda da devam etmiş mıdır' Bunların mutlaka cevaplandırılması lazımdır "Efendim, bunların AKP'yle ilişkisi yoktur" diye konuyu geçiştirmek mumkun değildir

Değerli arkadaşlarım, bakınız, Sermaye Piyasası Kurulunun gönderdiği yasa teklifi niçin sumen altına atıldı' Bu holdinglerle ilgili davaların daha kısa surede sonuçlandırılması için niçin herhangi bir önlem alınmadı' Türkiye Buyuk Millet Meclisi araştırma komisyonu raporundaki örenler niçin yerine getirilmedi' Bu önlemleri alma konusunda, hangi guç frenlemıştır. engel yaratmıştır' İmar Bankası olayında, hukuku bile zorlayarak düzenlemeler yapıldı Bu olayda mağdur olmuş binlerce insan var, bu insanların haklarını daha kolay alabilecekleri bir yasal düzenleme, maalesef, yapılmamıştır ve bunun da çok ağır sorumluluğu vardır

Değerli arkadaşlarım, ekonomimizin bu sorunlarının yanı sıra, maalesef, ekonomimizde görmezlikten gelemeyeceğimiz çok ciddi bir yolsuzluk sektörü de gelişmektedir. Kaçak sektörünün ötesinde bir yolsuzluk sektörünün de, Türkiye'de, ortaya çıktığına tanık oluyoruz Bu yolsuzluk sektörü, yeni bir olay değil, bu iktidar iş başına gelmeden önce de vardı, bu iktidardan sonra da de vam etti ve maalesef, hızlanarak devam etti

Şimdi geldiğimiz noktada, bu konularda hepimizin aydınlanma ihtiyacı var Bakınız, bu Hükümetin iş başında bulunduğu donemde bir "Ak Enerji" problemi çıktı, yanı, muteahhıt-mıllet- vekılı-burokrat ilişkisinin Türkiye'de ne gibi büyük kayıplara yol açtığı ortaya çıktı Resmî rakamlar, bu olayın 2.5 milyar dolarlık bir bedeli olduğunu ortaya koyuyor Ne yapıldı bu konuda'' Dava devam ediyor Değerli arkadaşlarım, bunlar, maalesef, örtbas edilırnşlerdıı

Ofer'le ilgili iddialar, TUPRAŞ'm yüzde 14,76'sının şaibeli bıı biçimde satılmış olması, bu satıştan dolayı 700 milyon dolaılık bir kaybın, hazine kaybının ortaya çıkmış olması ve bu satışın hukuk dışı olduğunun yasal bit kararla, mahkeme kararıyla kesinleşmiş olması, öyle anlaşılıyor ki, bu iktidarı hiç ilgilendirmiyor Bunları, tabu, üzüntüyle tespit ediyoruz

Simdi, bunlara ek olarak yeni bir tablo var, ona dikkatinizi çekmek istiyorum Bu Parlamento döneminde, bu çalışma yılı içinde, bir "Alı Dıbo" olayı çıktı Bu olay, AKP'nın orgut birimlerinin, devletin ihalelerini istedikleri biçimde yönlendirmek üzere nasıl iş birlikleri yaptığını ortaya koyan bir tabloyu onumuze getirdi Olayın içinde yer alan insanlar, bir değerli o zamanki AKP milletvekili, AKP ilçe örgütünde görev yapan insanlar, bunlar, çıktılar, infiallerini, isyanları ortaya koydular Dediler ki Kesinlikle kabul edilemez, çok yakışıksız bir uygulama yürüyor, buna derhâl el koymalıyız ve bunun üzerine yurumelıyız Bu doğrultuda, bir milletvekili harekete geçti ve önce grubunda parti yöneticileriyle bu konuyu müzakere etti, onların dikkatim çekti "Belge getir" Dediler, belge getirdi, "işte belgeler" dedi "Bu belgelen biz yorumlayanlayız, hukuk bu konuda konuşsun, yargı karar alsın " dediler Bu konuda Türkiye'nin en yetkili kurumu, İhale Kurumu, inceledi ve bu yapılmış olan 186 ihalenin 145'ının mevzuata aykırı olduğunu Türkiye İhale Kurumu tespit etti

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu tablo karşısında, bu olayı örtbas etmek isteyenler, böyle bir olay yokmuş gibi davranmayı tercih edenler acaba ne düşünüyorlar, çok merak ediyorum Yanı, yolsuzluklara karşı mücadele anlayışıyla bu tabloyu bağdaştırmak imkânı var mı 7 "Benim yolsuzluk yapan orgutum benim hımayemdedrr, ben, benim örgütümün dışındaki yolsuzluklarla ilgilenirim " Bu anlayışla, yolsuzluk mücadelesi başanya ulaştırılabilir mı*' Bu. içinde bulunduğunuz çelişkiyi ortaya koyuyor, yolsuzluk konusunda içinde bulunduğunuz tutarsızlığı ortaya koyuyor Bu, bizim için şaşırtıcı değil Niye şaşırtıcı değil'' Çunku, seçime girerken Sayın Başbakanla birlikte kamuoyu onunde çıktık, soz verdik "Milletvekili dokunulmazlığını kaldıracağız " dedik Ama, aradan don yıl geçti, mılletvekıfı dokunulmazlığım kaldırma niyetinde olmadığınız ortaya çıktı (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu konuyu başka turlu çözmek olanağı yoktur Yıpıltnası gereken iş çok açıktır Derhâl, milletvekili dokunulmazlığı konusunu yeniden ele alacağız Bu olmadan, bu konuyu çözmek mumkun değildir Çunku, hepimiz biliyoruz ki, Türkiye'de yolsuzluklar bir sacayağının iş birliğiyle yapılıyor Bu sacayağının içinde, hiç kuşku yok, haramzade iş adamı, aç gözlü bürokrat ve ahlaksız siyasetçi vardır (CHP sıralarından '•Bravo" seslen ve alkışlar, Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Hiç kuşku yok Bu sacayağını kırmadan bir yere gitmek imkânı da yoktur Bu sacayağının kırılacağı yer, ahlaksız siyasetçi ayağıdır Onun, bir an önce kırılması lazım

---

**Kaynak gösterme:** Deniz Baykal (CHP, Antalya). “2007 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı ile 2005 mali yılı genel ve katma bütçe kesin hesap kanunu hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 15 Aralık 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-22-2006-12-15-2007-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2005-mali-yili-gen (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c140/b033/tbmm221400330021.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
