# Cumhuriyet halk partisi grubu adına grup başkanvekilleri ankara milletvekili hakkı suha okay, istanbul milletvekili kemal kılıçdaroğlu ve izmir milletvekili kemal anadol'un, sabah gazetesi ile atv televizyonunun satış ihalesinde ve ihale bedelinin finansmanında bir grubun lehinde etkin rol alarak yetkisini kötüye kullandığı iddiasıyla başbakan recep tayyip erdoğan hakkında anayasanın 99 uncu, içtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/3)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Deniz Baykal (CHP, Antalya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim
- **Tarih:** 20 Mayıs 2008
- **Gündem:** CUMHURİYET HALK PARTİSİ GRUBU ADINA GRUP BAŞKANVEKİLLERİ ANKARA MİLLETVEKİLİ HAKKI SUHA OKAY, İSTANBUL MİLLETVEKİLİ KEMAL KILIÇDAROĞLU VE İZMİR MİLLETVEKİLİ KEMAL ANADOL'UN, SABAH GAZETESİ İLE ATV TELEVİZYONUNUN SATIŞ İHALESİNDE VE İHALE BEDELİNİN FİNANSMANINDA BİR GRUBUN LEHİNDE ETKİN ROL ALARAK YETKİSİNİ KÖTÜYE KULLANDIĞI İDDİASIYLA BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN HAKKINDA ANAYASANIN 99 UNCU, İÇTÜZÜĞÜN 106 NCI MADDELERİ UYARINCA BİR GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGESİ (11/3)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-23-2008-05-20-cumhuriyet-halk-partisi-grubu-adina-grup-baskanvekilleri-ankara-millet

> Deniz Baykal (CHP), 20 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CUMHURİYET HALK PARTİSİ GRUBU ADINA GRUP BAŞKANVEKİLLERİ ANKARA MİLLETVEKİLİ HAKKI SUHA OKAY, İSTANBUL MİLLETVEKİLİ KEMAL KILIÇDAROĞLU VE İZMİR MİLLETVEKİLİ KEMAL ANADOL'UN, SABAH GAZETESİ İLE ATV TELEVİZYONUNUN SATIŞ İHALESİNDE VE İHALE BEDELİNİN FİNANSMANINDA BİR GRUBUN LEHİNDE ETKİN ROL ALARAK YETKİSİNİ KÖTÜYE KULLANDIĞI İDDİASIYLA BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN HAKKINDA ANAYASANIN 99 UNCU, İÇTÜZÜĞÜN 106 NCI MADDELERİ UYARINCA BİR GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGESİ (11/3)); konuşma 2.005 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, bu gensoru görüşmesinin alışılmış, sıradan bir gensoru müzakeresinin ötesinde bir önem taşıdığına önce dikkatinizi çekmek istiyorum. Şunu herkesin bilmesini isterim ki: Bugün, burada gündeme getirmiş olduğumuz konu, siyasi hayatımızda zaman zaman ortaya çıkan siyasi tartışma konularından herhangi birisi değildir. Bu konu, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde gensoru olarak görüşülüyor; inanıyorum bundan sonra çok değişik zeminlerde uzun bir süre Türk siyasi hayatının bir temel ilgi konusu olmaya devam edecektir ve bu konu, sadece kendi içeriğiyle ilgili olarak değil, Türkiye’deki siyasal yaşamın bir anlamda röntgeninin çekilmesine fırsat verişiyle de çok büyük önem taşıyacaktır. Böyle bir tarihî oturumun içinde olduğumuza inanıyorum. Bu gensoru müzakeresi, siyasal hayatımızda belki hukuki hayatımızda, bundan sonraki dönemlerde de sık sık referans alınacak bir görüşme olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakanın bugün bu görüşmede bulunmasını çok isterdim -rahatsızlığını üzüntüyle öğrendim, kendisine geçmiş olsun dileklerimi, şifa dileklerimi ifade ediyorum- keşke Sayın Başbakan burada olabilseydi, ona bu konuyla ilgili doğrudan bazı soruları sorabilmeyi isterdim. Bunu sağlayabilmek için Sayın Başkana ve AKP yönetimine “Gerekirse bu gensoru müzakeresini Sayın Başbakanın katılacağı bir tarihe kadar erteleyebiliriz.” dedik ama bir değişiklik yapmak mümkün olmadı, görüşmeyi sürdürüyoruz.

AHMET YENİ (Samsun) – Haftaya bir daha verirsiniz.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Ama Sayın Başbakanın da bu tutanaklardan konuyu izleyeceğine ve üzerine düşen açıklamaları zaman içinde yapacağına inanıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Sabah-ATV satışı sadece bir ticari olay olarak değil, onun çok ötesinde bir büyük konu olarak toplumumuzda ilgiyle izlenmiştir.

TMSF, Sabah-ATV konusunda belirlediği takvim istikametinde bir satış operasyonu gerçekleştirmiştir ve şunu hep birlikte görmüşüzdür ki: TMSF’ye yönelik olarak hem dünya çapında hem Türkiye’de ciddi pek çok firma, bu alanda iddialı, kapkaç değil işin esasıyla ilgili pek çok firma yakından ilgi göstermişlerdir. Dünya çapında basın kuruluşları Sabah’a ve ATV’ye sahip çıkmak istemişlerdir. Türkiye’de pek çok değerli iş adamı, güvenilen, saygın, ne yaptığı bilinen iş adamı bu konuya içtenlikle ilgi göstermiş, hazırlık yapmış, proje geliştirmiş, harcama yapmış ve konuya yönelik olarak ciddi bir çaba sergilemiştir. Kamuoyumuz da bunu dikkatle izlemiştir.

Böyle bir ilginin şaşırtıcı bir tarafı da yoktur çünkü söz konusu olan Türkiye'nin ikinci büyük medya grubudur. Türkiye’de artık herkes ülkenin ekonomik, stratejik, siyasal öneminin, dünya çapında değerinin farkında. Böyle bir tablo içinde bir medya grubuna yön vermenin olağanüstü önem taşıdığını, sadece sıradan ticari bir operasyon olmanın ötesinde Türkiye’yi yönlendirebilme açısından fevkalade değerli bir fırsat olduğunu herkes görüyor, değerlendiriyor ve bu çerçevede konuya önemle yaklaşıyor idi. Bu yüksek ilgi ki, yani on kadar firma, beşten fazlası yabancı olmak üzere on kadar ciddi firma bu konuya yönelik teklif geliştirmiştir, harcama yapmıştır, konuya sahip çıkmak girişiminde bulunmuştur.

Ama ilgi çekici bir tabloya tanık olmuşuzdur: Bu on firma, bütün toplum, medya ve iş çevreleri onların ilgisini yakından bildiği ve izlediği hâlde ilginç bir manzara kendisini göstermiştir ve ön yeterlik alma süresi… “Yoğun talep var. Ön yeterlik almak isteyen çok firma var. O nedenle ön yeterlik süresini uzatıyoruz.” ilanlarından sonra ön yeterlik almak için müracaat eden firma sayısı birdenbire üç firmaya inmiştir. Pek çok firma, bu konuya ciddi ilgi gösterdiğini bildiğimiz firma ön yeterlik alma gereğini duymamıştır. Ön yeterlik alan üç firmadan ise iki tanesi ön yeterlikten sonra vazgeçmişler ve tek firma kalmış; o tek firma da Sabah ve ATV grubunu kendi teklifiyle almak imkânına sahip olmuştur.

İlginç bir süreç. Bu sürecin izah edilmesi lazım, anlaşılması lazım. Yani bu süreçte, pek çok kişinin, başta Başbakanın bizzat kendisinin konuya ilgi gösteren önemli insanlarla, iş adamlarıyla yabancı yatırımcılarla bire bir temaslar kurduğunu biliyoruz. Bu temaslarda… Ben Başbakanın yüzüne şu soruyu sormak isterdim: Sayın Başbakan, konuştuğunuz iş adamlarına, siz hiç “Bu işten vazgeçin.” dediniz mi demediniz mi? Herhangi bir iş adamına, siz, Sabah-ATV alımı konusuna ilgi duymaktan vazgeçmesi telkinini yaptınız mı yapmadınız mı? Bu soruyu sormak istiyorum. Bu sorunun cevabını, keşke burada olsaydı da Başbakandan alabilseydik.

Değerli arkadaşlar, bu, çok önemli bir sorudur. Bir devlet ihalesinde bir Başbakanın ihaleye ilgi gösteren iş adamlarıyla bire bir görüşmeler yapması ve bu görüşmelerde bazılarına “Sen katılma.” demiş olması olağanüstü önemlidir. Sadece siyasi olarak değil, sadece ahlaki olarak değil, hukuki olarak da büyük önem taşır. Bunların hepsini yaşayacağız, hiç telaş etmeyin. Bu, uzun bir süreç, yeni başladı. Bunların hepsini göreceksiniz, hiç telaş etmeyin.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, ben, çok somut olarak sormak istiyorum Sayın Başbakana: Ön yeterlik başvuru süresi 19 Kasımda sona erdi. “Yoğun talep var.” denilen müracaat artışı orada beklendi. Adı geçenler ön yeterlik için girişim yapmadılar.

Şimdi, bu son günden beş gün önce 14 Kasım 2007 günü Sayın Başbakan siz, Prag’a hareket etmeden önce Ankara’da VIP salonunda bu işe talip bir iş adamı ile baş başa görüştünüz mü, görüşmediniz mi? 14 Kasım 2007 günü saat 22.55’te, Prag’a hareket etmeden önce bu konuda talip olduğu bilinen, bunun için büyük harcama yapmış, geniş imkânları olan, iddialı bir iş adamı ile bir görüşme yaptınız mı, yapmadınız mı? Bunun cevabını Başbakandan duymak isterdim.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu müdahaleler sonucu Murdoch’la konuştu Sayın Başbakan, başka iş adamlarıyla konuştu; firmalar birden azaldı, birden kayboldu. İlgilenen firmalar ilgisini kaybetti ve üç firma yeterlik aldı, bu üç firmadan da ihaleye katılma kararını alan tek firma oldu.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Başbakanın yaptığı görüşmelerle ilgili yapacağı açıklamalar büyük önem taşıyor. Geçmişte bu doğrultuda “Görüşmedim.” deyip sonra, öğleden sonra görüştüğünü kabul ettiği durumları biliyoruz ama ben gene de Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının kendisine sorulacak olan bu kadar somut bir soruya doğru bir cevap vereceğini umut ediyorum. Bu cevabı bekliyorum kendisinden.

Bu süreçlerin sonucunda teke indi arkadaşlar; herkes teker teker çekildi, tek firma kaldı ve o tek firmaya da bu verildi.

Şimdi, tabii, şunu sorma ihtiyacını hissediyorum: Bundan önce bazı ihaleler de mesela Telekomünikasyon Kurumunun 7 Eylül 2007’deki üçüncü nesil telefon ihalesinde Turkcell tek başvuru yapan firma olarak kaldığı için iptal edilmişti. Son olarak Kiler grubunun İstanbul’daki, likör fabrikası olarak bilinen arsasıyla ilgili ihale de TOKİ tarafından “Tek firma kaldı, toplum vicdanı rahatsız.” diye iptal edildi. Şimdi, niçin acaba burada bu yola başvurulmadı? Bundan önce tek firma kamu vicdanını rencide ediyor da burada niye etmedi? Bunu da anlama ihtiyacındayım.

Değerli arkadaşlarım, bu, işin birinci aşaması; bu, dikkatle izlenecek, konuşulacak. Bütün o süreçler, o temaslar, ilgilenen insanların ilgisinin kaybolması, onun altında yatan gerçekler, ilişkiler, sözler, kimler devreye girdi, hepsi konuşulacak. Bu, olayın bir boyutudur.

İkinci boyutu, ihale tek kişiye kararlaştırıldıktan sonra yaşanan boyutudur yani Çalık grubuna, Sayın Başbakanın damadının yöneticisi olduğu Çalık grubuna Sabah-ATV ihalesinin 1,1 milyar dolara verilmesi noktasından sonra yaşanan olaylar. Ne olmuştur? Kredi ihtiyacı çıkmıştır. “Para hazır.” falan denildiği hâlde, uzun süre, kredi oluşturma çabaları kendisini göstermiştir.

Şimdi, bu süreçte şu soruların aydınlatılmasını istiyorum: İlgili grup, Çalık grubu bu 1,1 milyar krediyi bulmak için yabancı bir şirketle, yabancı finans kuruluşlarıyla temas kurmuş mudur, kurmamış mıdır? Bu temasları sonucunda bir kredi olanağı elde edebilmiş midir, edememiş midir?

İki: Yerli özel bankalarla bu doğrultuda bir temas kurulmuş mudur, kurulmamış mıdır? Yerli özel bankalardan ihtiyaç duyulan kredi alınabilmiş midir, alınamamış mıdır? Bunların, tabii, aydınlatılması lazım. Ama net olan bir şey var: İki kamu bankası, Vakıflar ve Halk Bankaları 750 milyon dolarlık bir krediyi Çalık grubunun emrine amade kılmışlardır.

Şimdi değerli arkadaşlarım, bu krediyle ilgili konuşulacak çok konu var. Bir defa, bu kredi nasıl bir kredidir? Proje kredisidir. Elinizi vicdanınıza koyunuz, yıllardır faaliyet yürütmekte olan bir televizyon kuruluşuyla bir gazetenin devren satılması nasıl bir proje kredisi konusu olabilir? Burada nasıl bir proje söz konusudur? “Proje” dediğiniz, olmayan bir üretimin, bir çalışmanın, bir faaliyetin gerçekleşmesini sağlamak üzere ortaya atılacak bir proje doğrultusunda fizibilitesi hazırlanmış, finansmana ihtiyacı var, o finansman bir şeklide sağlanarak belli bir periyot içinde üretime geçip kârlılığını sağlayacağı umuduyla gerçekleştirilen bir mali işlem değil mi? Burada Sabah, bildiğimiz Sabah; ATV, bildiğimiz ATV. Proje nerede değerli arkadaşlarım? Bunun neresi proje? “E, canım, proje oluversin, proje olursa ne olur?” Haa, proje olursa ödemesiz süre olur. Çünkü bir projenin ekonomik geçerlilik kazanabilmesi için makul bir süre üzerine yürümemek lazım. E, bu, üreten, satan, reklam alan, ilan toplayan bir kurum. Burada proje var mı? “Hayır, bu proje kredisi.”

Değerli arkadaşlarım, Vakıflar Bankasının ve Halk Bankasının hangi kesimlere proje verdiğiyle ilgili resmî yayınlarını inceledik. Hiçbirisinde “Medya kuruluşlarına proje kredisi veririz.” diye bir şey yok. Yani endüstri kuruluşlarına var, inşaata var, pek çok alanda proje kredisi veririz diye saymış ama medya ile ilgili yok. Veriyor! “Proje kredisi” dediğiniz anda, bir defa olay bu noktaya geliyor.

Değerli arkadaşlarım, üç yıl ödemesiz süre -proje kredisi ya- on yıl vade… E, siz normal verdiğiniz endüstri alanındaki proje kredilerine en çok iki yıl ödemesiz süre, yedi yıl vade tanıyorsunuz. Buraya nereden bu imkân, bu bolluk? “Üç yıl ödemesiz süre ve on yıl vade” diyorsunuz. Faiz ne? Libor artı 4,85. Kredi verdiğiniz kuruluş, 2007 yılında piyasaya tahvil çıkarmış, uluslararası piyasadan 200 milyon dolarlık tahvil toplamış. Hangi faizle toplamış? Şu andaki faiz yüzde 15 civarı. Siz hangi faizle oraya kredi veriyorsunuz? 4,85 libor artı yani 7,9 faizle. 7,9 faizle siz Çalık’a veriyorsunuz, Çalık dışarıdan 15 faizle borç alıyor. Kredibilitesi bu. Bu da hiç onun kredibilitesini düşürmeden önceki tablo.

Değerli arkadaşlarım, 750 milyon dolar kredi almış Türkiye’de bugüne kadar bir tek yerli büyük kuruluş var mı? Yerli bankaların tek başına ya da konsorsiyum hâlinde, 750 milyon dolar kredi verdikleri bir Koç Holding kuruluşu, Sabancı Holding kuruluşu, Eczacıbaşı Holding kuruluşu… Türkiye'nin büyük holding devlerinin herhangi birisine, bugüne kadar, Türk finans sisteminde 750 milyon dolarlık bir krediyi verdik mi bugüne kadar? Hayır vermedik, ilk kez vereceğiz. Kime vereceğiz? Çalık grubuna vereceğiz. Hangi Çalık grubu? Başbakanın damadının genel müdür olduğu Çalık grubuna vereceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin en büyük holdingi bu mu? Hiçbirisi almamış. Buraya veriyoruz. Vatandaş müracaat etti, “En sağlam teminatı vereceğim -teminata birazdan bakacağız- aynı şartlarla 100 bin dolar kredi istiyorum sizden.” dedi, libor artı 4,85. “Hayır vermeyiz.” dediler, geri çevirdiler. E, sen vatandaşa bunu vermiyorsun ama damada 750 milyon doları bu şartlarla veriyorsun!

Değerli arkadaşlarım, Vakıfbank 2008 sonuna kadar, bu yılın sonuna kadar 1,2 milyar dolar konsorsiyum kredisi geri ödemesi ile karşı karşıya. Bu ciddi bir olay. Bir yandan bu 1,2 milyar dolarlık geri ödemeyi yapacak, bir yandan da bir tek kuruluşa 750 milyon dolarlık bir krediden üzerine düşeni verecek.

Değerli arkadaşlarım, teminatı ne bu paranın, bu kredinin? Sabah-ATV satışının değerinin yüzde 70’i. Niye yüzde 70’i? Yüzde 30’u Katarlı. Yüzde 70’i oraya verildi, teminat azaldı. Sabah-ATV’nin yüzde 70’ini 750 milyon dolarlık krediyle kabul ediyoruz. Hesabı nasıl yapıyoruz? Kredi bedeli ile satış bedelini eş kabul ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, nerede bu üzümün bolluğu? Hangi banka, kendisine teminat olarak gösterilen bir malın bedelini kredi bedeliyle eş değer kabul ederek işlem yapar? 100 milyon borç için 200 milyon teminat almadan yola çıkan bir banka var mı? Burada yüzde 30’unu teminat olarak kabul ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, TÜPRAŞ’ta teminat olarak Arçelik ve Migros hisse senetlerini aldı banka. Şimdi, burada ne aldınız? “E, canım Sabah-ATV’yi alıyoruz zaten.” Sabah-ATV’nin kendisi alınan paranın teminatı. Başka ne var? Başka bir şey yok.

Bakınız, Fitch’in Çalık’ın kredisini düşüren notunu incelediğimiz zaman görüyoruz ki orada çok açık bir şekilde, Turkuvaz’ın bu borcuna karşılık Holdingin ya da Holdinge bağlı şirketlerden herhangi birisinin teminatının söz konusu olmadığını ifade ediyor. Yani uluslararası ortama denilmiş ki: “Biz bunu sadece malın bedelini teminat göstererek alıyoruz, yoksa kendi mal varlığımızı teminat olarak göstermedik. “

Değerli arkadaşlarım, eğer gösterdiyse o zaman sorulması gereken soru şu: Acaba Sabah ve ATV daha önce bu bankalardan herhangi bir kredi aldı mı, almadı mı; ayrıca, bu Sabah-ATV satışından bağımsız olarak bir kredi aldı mı, almadı mı? Kredi aldıysa o aldığı kredilere karşılık bir teminat gösterdi mi, göstermedi mi? O teminatlarla bu Sabah-ATV alınışına karşılık gösterilen Sabah-ATV kendi teminatının bir bağlantısı, bir ilişkisi var mı? Bunlar, cevaplandırılması gereken çok önemli sorular.

Değerli arkadaşlarım, şunu da hemen söylemeliyim: Bu olaydan sonra, bu işlemin mali teamüllere uygun olmadığı, Fitch’in aldığı not indirme kararıyla ortaya çıkmıştır, Fitch, Çalık’ın notunu kırmıştır. Aslında, kırılması gereken not Çalık’ın değil -tabii o Çalık’la ilgili olarak bu yetkiye sahip- kamu bankalarının, kamu bankalarına bu işlemi yaptıranların notunun kırılması lazım, asıl yapılması gereken o. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, burada, bakınız, çok tipik bir çıkar çatışması durumu var, malum deyimiyle conflict of interest. Bir yandan bankaların genel müdürü Başbakanın emrinde, Başbakan o genel müdürlerin sicil amiri; öbür taraftan bankanın kredi vereceği şirketin genel müdürü Başbakanın damadı. Çıkar çatışması, özel ve kamusal görevler çatışıyor. Böyle bir şey kesinlikle kabul edilemez.

Değerli arkadaşlarım, şunu herkesin çok iyi bilmesini istiyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Deniz Baykal (CHP, Antalya). “Cumhuriyet halk partisi grubu adına grup başkanvekilleri ankara milletvekili hakkı suha okay, istanbul milletvekili kemal kılıçdaroğlu ve izmir milletvekili kemal anadol'un, sabah gazetesi ile atv televizyonunun satış ihalesinde ve ihale bedelinin finansmanında bir grubun lehinde etkin rol alarak yetkisini kötüye kullandığı iddiasıyla başbakan recep tayyip erdoğan hakkında anayasanın 99 uncu, içtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/3)”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 20 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-23-2008-05-20-cumhuriyet-halk-partisi-grubu-adina-grup-baskanvekilleri-ankara-millet (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
