# 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Devlet Bahçeli (MHP, Osmaniye)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim
- **Tarih:** 23 Nisan 2009
- **Gündem:** 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI MÜNASEBETİYLE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/devlet-bahceli-23-2009-04-23-23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-munasebetiyle

> Devlet Bahçeli (MHP), 23 Nisan 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI MÜNASEBETİYLE); konuşma 1.282 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ GENEL BAŞKANI VE MECLİS GRUBU BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temsilcisi olmaktan onur duyduğumuz büyük Türk milletini ve yüksek heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Sizlere hitap etme imkânı bulduğum bu en büyük millet eserinin ve kutlu mekânın kurucusu olan ecdadımıza şükranlarımızı arz ediyorum. Bugünün armağan edildiği sevgili çocuklarımızı ve aziz milletimizi en samimi duygularımla kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, takdir edersiniz ki tarihî olayları hatırlamanın gerçek değeri, onlardan çıkaracağımız ders ve sonuçlar ile kazanacağımız ilham ve heyecanın bugünümüzü aydınlatması ve geleceğimize ışık tutmasında yatmaktadır. Aksi hâlde tarihe yalnızca geride kalmış olaylar olarak bakmak, birbirinden irtibatsız yaşantılar olarak yorumlamak, geçmiş ile gelecek arasındaki bağı, dün, bugün ve yarın arasındaki terkibi anlamaktan bizleri uzaklaştıracaktır.

Bu yaklaşımla döneminde mütevazı bir Anadolu kenti olan Ankara’da 1920 yılı Nisanının 23’üncü gününde yaşanan muazzam olayı bütün yönleriyle dile getirirken gözden kaçırmamamız gereken en önemli husus, bu tarihin bir son değil, bir başlangıç olduğu gerçeğidir. Bu tarihte neyin başladığını anlamak ise ecdadımızın Anadolu’yu yurt tutmak üzere ayak bastığı 1000’li yıllardan bugüne uzanan çizgide bu topraklarda tutunabilmek için verdiğimiz zorlu mücadelenin tamamını ve Türklüğün Anadolu’dan uzaklaştırılması için sergilenen senaryoları bilmekten ve doğru okumaktan geçmektedir. Özellikle asırlar sonra ilk toprak kaybımızın gerçekleştiği 1699 yılından 1920 yılına kadar geçen zorlu iki yüz yirmi yılın muhasebesinin hem vicdanlarda hem de şuurlarda bir kez daha yapılması ve tazelenmesi şarttır. Geniş bir zaman aralığını bütüncül bakışla okuyacağımız böylesi derin ve kapsamlı muhasebe, milletimizin yüzyıllardır mücadelesini verdiği gerçeklerin günümüze kadar ulaşmış yeni boyutunu ve şeklini de doğru anlamamızı sağlayacaktır. Bu itibarla, küresel gelişmelerin Türkiye’ye sunduğu fırsatları veya getireceği riskleri tahlil ederken Büyük Millet Meclisinin hangi şartlar altında hangi olayların sonucunda hangi imkânlarla, kimlerin mücadelesiyle kurulmuş olduğunu, azim milletimizin yüzyıllarca nasıl bir bedel karşılığında bu sonuca ulaştığını dikkate almamız, bir millî sorumluluk olarak karşımızdadır.

Değerli milletvekilleri, 23 Nisan 1920 tarihi elbette ki üç yıl sonra varlığını ve bağımsızlığını bütün dünyaya ilan edecek olan Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi ve hukuki altyapısının hazırlandığı bir dönemin başlangıcıdır. Bu yönüyle ilk Meclis Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesidir ve değeri asla tartışılmaz. Yine bu tarih, varlığıyla övündüğümüz millet iradesinin en büyük tecelli mekânı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin temelinin atıldığı gündür. Bu yönüyle de demokrasi ve millî egemenliğe doğru attığımız ilk adımdır ve anlamı çok büyüktür ve inkâr edilemez bir gerçektir ki yine bu tarih, vatanın bağımsızlığı ve milletin varlığı için yüreğini ortaya koymuş muhteşem kadroların Büyük Atatürk önderliğinde tarihe damgasını vurduğu dönüm noktasıdır. Bu yönüyle ise bu olay yeni Türk devletinin habercisidir. Ancak bütün bunlara ilave olarak 23 Nisan 1920 tarihine anlam ve özel değer katan bir başka husus daha vardır. Bu tarihî gün, Osmanlı devletinin hâkimiyet havzalarını birer birer kaybederek Türklüğün yaşama alanının Anadolu’ya sıkıştığı vahim ve ıstırapla dolu bir tablo içinde, milletimizin o dönemdeki en son ve en etkili hamlesinin adıdır. Yıllardır geniş coğrafyalarda evlatlarını kaybetmiş, sayısız göçlerle büyük acılar çekmiş Türk milleti için, artık, dönülecek toprak parçasının, izlenecek göç yolunun, kaptırılacak vatan köşesinin kalmadığının nihai kararıdır. Ankara’nın Ulus Meydanı’ndaki tek katlı taş binadan ortaya çıkan sonuç, yaklaşık iki asrı aşan elem ve çile dolu geri çekilmenin artık son bulacağının, bugünkü coğrafyamız üzerinde sonsuza kadar yaşamaya devam edeceğimizin, vereceğimiz tavizin nihai sınırları olarak kalpgâhımız olan Anadolu’yu sonuna kadar koruyacağımızın, akıl, hesap, irade, iman ve süngüyle birleşen bir mücadeleyle Türklüğün makûs talihini döndüreceğimizin bütün insanlığa ilanıdır. (MHP sıralarından alkışlar)

Bu itibarla, Meclisimizin açılışı, milletler mücadelesinin acımasızca sürdüğü bir dönemde, milletimizin tam bir mutabakatla millî kimlikte ve millî hedefte buluşmasının, yıllardır süren kayıpların çöküntüsünü atarak güç ve moral toplamasının, teslimiyet ve tavizlere son vererek, silkinerek doğrulmasının, silahla verilen bir mücadele bile toplumsal mutabakatlarla sağlanan millî meşruiyetin nirengi ve dönüm noktasıdır. İzzetinefsi ve haysiyetiyle oynanmayı reddeden Türk milletinin topyekûn ayağa kalktığı bir diriliş ve yükseliş abidesidir. Ne kadar övünsek azdır.

Değerli milletvekilleri, Büyük Millet Meclisinin açılması, aziz milletimizin varlığına ve bekasına yönelmiş olan ve sabırları zorlayan dayatma ve gelişmeler karşısında neleri göze alıp nasıl başarabileceğinin de emsalsiz bir örneğini teşkil etmiştir. Gerek Büyük Millet Meclisinin açılış destanı ve şartları gerekse sonradan yaşanan siyasi, sosyal gelişmelerin tamamı, bizleri küçümseyen, onurumuza ve mukaddesatımıza el ve dil uzatmaya yeltenen, gücümüzü sınamaya kalkışanları nasıl bir akıbetin beklediğini anlamaları açısından da tarihî bir ibret ve ihtar belgesi olmuştur.

Bu nedenle, Millet Meclisimizin açılmasıyla başlayan sürecin manasını ayrıntılarıyla bilmenin, devlet ve millet hayatımızda yeniden karşımıza çıkan benzer tehditlerin ve gelişmelerin doğru anlaşılması bakımından da çok önemli olduğuna inanıyorum. En karamsar ortamda, en müşkül anlarda bile Türk milletine gücü yetmeyenlerin bugün yeni maceralarla ve yollarla şanslarını bir kez daha denemeye çalışmaları bu açıdan beyhude bir gayret olacaktır.

Büyük Millet Meclisinin açılması ile milletimiz son sözü o tarihte söylemiştir. Bu son sözün karşılığı 1915 Çanakkale’sinden 1922 İzmir’ine kadar karış karış savunulan vatan toprakları ve dökülen şehit kanlarıyla tescil edilmiş ve bedeli ödenmiştir. Tercihini bin yıllık kardeşlikten ve kaynaşmadan yana kullanan, tam bağımsızlıktan başka hiçbir arayışı olmayan, alnı açık, bahtı açık, yolu açık millet temsilcileri tarafından bu konu 23 Nisan 1920’de bir daha açılmamak üzere kapatılmıştır. (MHP sıralarından alkışlar) Bu nedenle, tarihin acı ve tatlı hatıralarla kapanmış sayfalarının son bulmayan öç ve intikam duygularıyla asla hak etmediğimiz insanlık dışı iftiraların “yüzleşme” adı altında canlı tutulmaya çalışılması, dikkat etmemiz gereken bir konu olarak tekrar karşımızdadır. Aksi takdirde Türk Milletinin Selçuklu Sultanı Alparslan adına Romen Diyojen’den, Osmanlı Padişahı Fatih adına Konstantin’den ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk adına ise yedi düvelden özür dilemeye kadar götürecek olan suçlamaların ve hesaplaşmaların kapısının aralanmasını kim engelleyecektir? (MHP sıralarından alkışlar) Buna fırsat tanımamız ve bu dayatmaları kabul etmemiz asla ve asla mümkün değildir. Büyük Millet Meclisinin manevi mirası da buna kesinlikle izin vermez. Unutmayalım ki inancımızın ve iddialarımızın devamı ancak dayanma gücümüz, dik duruşumuz ve savunabilme direncimiz kadar olabilecektir. Bunun en güzel örneği de Büyük Millet Meclisinin açılışıdır.

Değerli milletvekilleri, bu toprakları vatan yapan ecdadımızdan devraldığımız mirasın omuzlarımıza yüklediği görev elbette ağırdır. Ancak, bu kutlu vazifeyi yerine getirmek için ihtiyacımız olan cesaret ve ilham ise tarihimizin şanlı sayfalarında fazlasıyla mevcuttur. Türkiye'nin yükselişi de tıpkı 23 Nisan 1920’de tecelli eden şuurda anlamını bulduğu gibi, sorunlara yalnızca başkent Ankara’dan bakan, ayrışmayı değil birleşmeyi, dağılmayı değil buluşmayı, parçalanmayı değil kucaklaşmayı, farklılaşmayı değil bütünleşmeyi hedefleyen kolektif anlayışla mümkün olabilecektir.

23 Nisan 1920’nin aziz hatıralarını aramak ve anlamak için çok uzaklara gitmeye gerek yoktur. 19 Mayıs ruhunda tecelli etmiş yüksek ülkülerde, isli gaz lambalarının ışığında kaleme alınan kararlarda, ardı arkası gelmeyen sararmış telgraflarda, heyecanla buluşulan kongre salonlarında, asker götüren katarların boş, loş vagonlarında, mermi taşıyan kağnıların teknelerinde, uykusuz gecelerle geçen Meclis sıralarında ve nihayet şehadetlerle dolu vatan topraklarında onu anlamak ve tanımak isteyenler için kutlu anıları ve belgeleri canlılığını hâlâ korumaktadır.

Bugün de dün olduğu gibi kardeşliğimize musallat olan gelişmeler karşısında en önemli direnç ve dayanma gücümüz, yüreklerinin vatan ve millet sevgisiyle dolu olduğunu düşündüğüm siz muhterem milletvekillerinin yüksek iradesinde saklıdır. Aziz milletvekillerinin atacakları her adımda, verecekleri her kararda mensubu oldukları gazi Meclisin tarihine, şerefine, namusuna ve anlamına uygun hareket edeceklerine olan inancım tamdır.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetimizden üç yıl önce açılmış olan yüce Meclisimiz nasıl ki yeni Türk devletinin doğuşunu müjdelemişse pırıl pırıl çocuklarımız da ülkemizin onurlu ve yüksek geleceğini müjdelemektedir. Bu kutlu günün çocuklarımıza armağan edilmesinin en önemli nedeni ve gerekçesi de bu olsa gerektir. Milletimiz bağrından yetişen yeni nesillerle varlığını sürdürecek, devletimiz genç kuşaklarla geleceğe umutla ve aydınlıkla bakmaya devam edecektir.

Bu vesileyle, çocuklarımızın ve bugünün kendilerine ithaf edildiği dünyadaki bütün çocukların bayramını en içten dileklerimle kutluyorum, gerçek ve kalıcı barış, huzur, mutluluk ve kardeşlik diliyorum. Yüzyıllarca hüküm sürdüğümüz coğrafyalarda varlığını feda ederek huzur içinde yatan milyonlarca meçhul kahramanın aziz hatıralarını hürmet ve hayranlıkla yâd ediyorum. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde hayat ve vücut bulmamızı sağlayan kahraman evlatlarımızı, bu kutlu Meclisi emanet eden büyük Atatürk’ü, dava arkadaşlarını ve bugün hayatta olmayan Türkiye Büyük Millet Meclisinin aziz mensuplarını şükran duygularımla, minnet ve rahmetle anıyorum, yüce heyetinize bir kez daha sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından ayakta alkışlar, AK PARTİ sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Devlet Bahçeli (MHP, Osmaniye). “23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim tutanağı, 23 Nisan 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/devlet-bahceli-23-2009-04-23-23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-munasebetiyle (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
