# 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Devlet Bahçeli (MHP, Osmaniye)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim
- **Tarih:** 23 Nisan 2010
- **Gündem:** 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI MÜNASEBETİYLE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/devlet-bahceli-23-2010-04-23-23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-munasebetiyle

> Devlet Bahçeli (MHP), 23 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI MÜNASEBETİYLE); konuşma 1.035 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ GENEL BAŞKANI VE MECLİS GRUBU BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ (Osmaniye) - Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı, değerli milletvekilleri; mensubu olmaktan şeref duyduğum ve iftihar ettiğim büyük Türk milletini ve yüksek heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Görüşlerimi açıklama imkânı bulduğum bu en büyük millet eserinin kurucusu olan muhterem ecdadımıza şükranlarımı arz ediyorum. Bu güzel ve anlamlı günün armağan edildiği sevgili çocuklarımızı en samimi duygularımla kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, bundan tam doksan yıl önce bir cuma günü Ulus’taki eski taş binada başlayan ilk toplantının yıl dönümünü bir kez daha saygıyla ve hayranlıkla yâd ediyoruz. O yılların yokluklar ve sıkıntılarla dolu günlerini Mustafa Kemal’in liderliğiyle aşabilmek için Ankara’ya kadar ulaşmış vatanseverlerin fedakârlıklarını minnetle anıyoruz.

Ne var ki, millî tarihimizin dönüm noktası olan bu günün layıkıyla anlaşılabilmesinin yolunun, yalnızca bu tarihe dayanarak yapacağımız yorumlarla sınırlı kalmaması gerektiği düşüncesindeyim. Zira, Ankara’da açılan Meclis, elbette ki hepimiz için yeni bir dönemin başlangıcıdır. Ancak, bu başlangıç, geride kalan asırlar içinde sayısız sonları barındıran tarihî bir ibret noktasıdır da.

Büyük Millet Meclisinin açılışı, bin yıllık bir vatanı sahiplenmenin, savunabilmenin mücadelesini veren Türk milleti için geri çekilmenin son bulmasıdır, asırlarca hak ve adaletle süren imparatorluk hükümranlığının ardından milletimizin millî bir devlete ulaşarak çare arayışının son bulmasıdır, yıllarca kısır bir asabiyet içinde birbirleriyle mücadele eden ecdadımızın aralarındaki çekişmelerin millî kimlikle buluşarak ayrışmanın son bulmasıdır. Bu tarihî gün, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyet havzalarını birer birer kaybederek Türk milletinin yaşama alanının Anadolu’ya sıkıştığı acı ve ıstırapla dolu bir tablo içinde milletimizin en son ve en etkili hamlesinin de adıdır, yıllardır üç kıtada evlatlarını kaybetmiş, sayısız göçlerle büyük acılar çekmiş Türk milleti için, verilecek coğrafya parçasının, dönülecek yurt toprağının ve kaybedilecek insanımızın kalmadığının da milletimiz adına nihai kararıdır. Vatan evlatlarını savaş meydanlarından önce Anadolu’da kongre salonlarında ve Ankara’da ilk Mecliste toplanmaya iten gerçek, neden de budur. Bu itibarla, yüce Meclisin kuruluşunu daha iyi anlamanın yolu geride kalan yılların tahlilinden geçecektir.

Malumlarınız olacağı üzere, 1910’lu yıllar, toprak ve insan kayıplarının milletimizi yılgınlık ve kaygılara sürüklediği, ataletin bütün vatan sathına yayıldığı bir dönemin hüzünlü tarihinin hatıralarıdır. Savaşların, isyanların, göçlerin yaşandığı bu talihsiz dönem, unutmamak lazımdır ki, vatan topraklarımızı aralarında pay edebilmek için haritalar üzerinde küresel pazarlıkların yapıldığı, yalnızca coğrafyalarımızın değil üzerinde hayat bulmuş beşeriyetin bile sömürgeciler tarafından birbirine ikram edildiği, bir asırdır cepheden cepheye koşmuş ordumuzun yorulduğu, milletimizin bunaldığı ve devletimizin hırpalandığı, yılların ihmalinin neden olduğu ağır bir yoksulluğun ve mahrumiyetin bütün milletimizi pençesine aldığı ve bir avuç vatansever aydının dağınık ve bulanık kurtuluş reçeteleri peşinde koştuğu bir devrin gerçekleridir.

Takdir edersiniz ki bu derece kökten bir diriliş ve doğruluş ihtiyacı için yalnızca bu karanlık tabloya karşı tahammülü kalmamış olanların uyanmış olması yetmezdi. Bu duyguları derinlerinden yaşayanlarla fikir ve eylem birliğine gidilmesi, ortak kaygıyı taşıyanların aynı ülküye yönelmesi gerekirdi. İşte, 23 Nisan 1920’de Ankara’nın Ulus semtinde başlayan sürecin özü ve özeti budur. Bu özet, birliğin, beraberliğin ve kucaklaşmanın sağlanmasıdır. Samsun’da ilk adımın, Amasya’daki tamimin, Erzurum ve Sivas kongrelerinin ve nihayet Büyük Millet Meclisinin açılışının anlamı, burada bu yüksek buluşma ve kaynaşma arzusunda aranmalıdır.

O gün tam bir şuur ve heyecanla, yurdumuzun her yöresinden bir araya gelen vatan evlatlarının yaptıkları, gerilemeye karşı yeniden yükselişin, kayıplara karşı yeniden kazanışın, atalete karşı yeniden doğruluşun, parçalanmaya karşı yeniden kuruluşun dünyaya ilanıdır.

Yüce Meclisin açılışı, umutsuzluk, yoksulluk, yılgınlık içinde ve hareketsiz kalmış millet varlığına olan inancın ifadesi ve çıkış noktası olmuş, cumhuriyetimizi müjdelemiştir.

23 Nisan 1920 tarihinin ön almasıyla, Türk milletinin Anadolu’da yaptığı bin yıllık yolculuk yeni bir devletle buluşmuş, yeni bir yönetim şekliyle tanışmış ve yeni ufuklar milletimizin önüne açılmıştır.

Bu muhteşem eserin arkasındaki başarının sırları, millî güçlere ve kanaat önderlerine dayalı kucaklaştırıcı meşruiyet arayışında, vatan için duyulan kaygıların ve şuurun bir araya getirildiği uzlaşma kültüründe, Türk milletini esas alan millî heyecanın ortaya çıkardığı tam bağımsızlık kararında, ülkemizde iştahları tükenmemiş küresel güçleri def etmek için lazım olan kahramanlıkta ve en önemlisi, birbirine yabancılaşma eğilimine girmiş ve kabuğuna çekilmiş bir toplumda millî kimliği yeniden yükseltmek için duyulan heyecanda aranmalıdır.

Onlar, kimlikleri kaşıyıp toplumu parçalara ayırmamışlardır. Onlar, farklılıkları körükleyip milleti zayıflatmamışlardır. Onlar, al bayrağın etrafında toplanıp millî kimliği savunmuşlar, ayrılmayı değil buluşmayı, farklılaşmayı değil bütünleşmeyi, dağılmayı değil kucaklaşmayı tercih etmişlerdir. Ders almak isteyenler için bu büyük eserin yegâne başarı sırrı budur. (MHP sıralarından alkışlar)

Muhterem milletvekilleri, güçlü ve yükselen bir devletin varlığının ve devamının dağınık, çözülmüş, ayrışmış bir milletin içinden çıkartılması insanlığın tabiatına aykırıdır ve örneği yoktur. Zaten bu yapıya millet demek de mümkün değildir. Kısır bir asabiyetin pençesine düşmüş ve sürekli birbirleriyle didişen parçalı bir yapının nasıl bir zafiyet doğurduğunu görmek için başka yerlere bakmaya da gerek yoktur. Anadolu’ya geldiğimiz asırlar veya Anadolu’da tutunmak için savaştığımız yıllar arasındaki benzerlikler bugün de yapmamız gerekenleri hepimize göstermektedir. Tam yedi asır önce Söğüt’te, dört yüz çadırlık bir Türkmen beyliğinden bir cihan imparatorluğunu çıkartan kudretle geçen yüzyılda Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasına kadar varan süreçteki dinamikler birbirleriyle aynıdır. Her iki tarihî olayda da ayrılıklar buluşmaya çevrilmiş, farklılıklar birleşmeye dönüştürülmüş, bir arada yaşama ülküsü bizi altı asır kaynaştıran yönetimin iradesi olmuştur. Bu milleti üç kıtaya hükümran yapan beşerî birleşme, imparatorluğun son asrında nifakla, ırkçılıkla, ayrımcılıkla zayıflayınca nasıl bir dağılmanın ve yıkılışın yaşandığı bilinen tarihin gerçeğidir.

Devletimizin kazanımlarını sekteye uğratacak, milletimizin kaynaşmasını geriye döndürecek gelişmelerin görüldüğü bugünlerde ilk Meclisin ve cumhuriyetin kurucu ruhunun anlamı hepimiz için daha da önem kazanmıştır. Tarihten ibret alınarak gidişata bir son verilemez ise kim nasıl yorumlarsa yorumlasın ülkemiz çok dilli ve çok ortaklı bir federal devlet yapılanmasına ve ardından ise çözülmeye doğru hızla sürüklenmektedir. Tarihin tekerrür etmemesi şarttır ve bunun için geçmiş doğru okunmalı ve mutlaka doğru anlamlandırılmalıdır. Zira, 23 Nisan 1920, zedelenen, aşağılanan, hor görülen millî onurun dirilişidir, Türk milletinin tarih sahnesinde yeniden doğruluşudur. Teslimiyetçiliğe karşı bağımsızlığın, tavizlere karşı dik duruşun, kimsizliğe karşı millî kimliğin ve dağınık yönetimlere karşı millî devletin doğuşunun müjdesidir ve bu müjde yeni bir nesli ve yeni bir dönemi temsil eden pırıl pırıl çocuklarımıza ithaf edilmiştir. İnancım odur ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin bugünkü üyeleri Türk milletinin tarihî gerçeklerine nüfuz edecek ve kurucu ruhun ve şartların anlamına ve nesillerimize mutlaka sahip çıkacaktır.

Bu vesileyle aziz milletimizin, sevgili çocuklarımızın ve dünyadaki bütün çocukların bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Barış, huzur ve kardeşlik diliyorum. Bu çok anlamlı günün 90’ıncı yıl dönümünde Mustafa Kemal Atatürk’ü, kurucu kahramanları, aziz şehitlerimizi ve bugün hayatta olmayan Türkiye Büyük Millet Meclisinin muhterem mensuplarını şükranla, minnetle ve rahmetle bir kez daha anıyorum. (MHP sıralarından ayakta alkışlar, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Devlet Bahçeli (MHP, Osmaniye). “23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim tutanağı, 23 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/devlet-bahceli-23-2010-04-23-23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-munasebetiyle (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
