# 2007 yılı merkezi yönetim bütçesi kanun tasarısı (başbakanlık,mit müsteşarlığı,milli güv.kurulu gen.sek.,atatürk dil ve tarih yüksek kurumu başkanlığı, diyanet işleri başkanlığı) ikinci tur

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Edip Safder Gaydalı (Bitlis)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim
- **Tarih:** 16 Aralık 2006
- **Gündem:** 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KANUN TASARISI (BAŞBAKANLIK,MİT MÜSTEŞARLIĞI,MİLLİ GÜV.KURULU GEN.SEK.,ATATÜRK DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI, DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI) İKİNCİ TUR
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c141/b034/tbmm221410340061.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/edip-safder-gaydali-22-2006-12-16-2007-yili-merkezi-yonetim-butcesi-kanun-tasarisi-basbakanlik-mit-must

> Edip Safder Gaydalı, 16 Aralık 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KANUN TASARISI (BAŞBAKANLIK,MİT MÜSTEŞARLIĞI,MİLLİ GÜV.KURULU GEN.SEK.,ATATÜRK DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI, DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI) İKİNCİ TUR); konuşma 1.199 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin 2007 yılı bütçeleri hakkında, Anavatan Partisinin görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Yüksek müsaadelerinizle, önce Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun bütçesi hakkında görüşlerimizi arz etmek istiyorum.SP Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin en eski kurumlarından biridir. Kurumun temelini, kuruluşlarında bizzat Büyük Atatürk'ün direktif verdiği ve öncülük ettiği, 1931 yılında kurulan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti ve ertesi yıl kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti oluşturmaktadır. Bu iki müesseseyi çok önemseyen Büyük Atatürk, mirasının bir kısmını, sürekliliklerini sağlamak amacıyla da onlara bırakmıştır. Cumhuriyetimizin en eski kültür kurumları olma özelliğine sahip bu müesseseler, kuruldukları tarihten bu yana çeşitli evreler geçirerek, çok kıymetli hizmetler göstererek varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Büyük Atatürk'ün çok önem verdiği bu kurumların kuruluş amacı, Türk tarihinin ve Türk dilinin ilmî zeminine oturtularak araştırılmasıdır. Bu kurumlarımızın değerli çalışmaları olmasaydı, em- peryal gayelerle bilimi de siyasete alet eden bazı ön yargılı sözde bilim adamlarının, Türkler ve Türk tarihi hakkında ortaya attıkları yanlış yalan bilgiler hâlâ kitap sayfalarında yer işgal ediyor olacaktı.

Bu sebeple, değerli çalışmalarından dolayı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna huzurlarınızda şükranlarımı arz ediyorum.

Atatürk ilke ve inkılaplarının benimsetilmesi ve yaşatılması Türk tarihi ve Türk dili ile Türk kültürünün araştırılarak ilmî kaynaklara dayanan bulguların ortaya çıkarılması, Kurumun hedefleri ve anayasal görevleridir. Toplumları millet yapan bu değerlerin genç kuşaklara aktarılması ise, ülkeyi idare edenlerin üzerinde ciddiyetle ve kararlılıkla durmaları gereken en önemli toplumsal hassasiyetlerdir.

Tabii, bu hassasiyet hamasi nutuklarla gösterilemez. Milletimizi millet yapan değerler üzerinden siyaset yapmadan, ortaya somut şeyler konmasını öneriyorum. Milleti millet yapan değerler üzerinden siyaset yapmaya çalışmanın doğuracağı sakıncaları, artık hepimiz çok iyi anlamalıyız.

Bilim adamlığının temeli araştırma görevliliğiyle başlar. Hâlihazırda üniversitelerimizde araştırma görevlilerimiz, açlık sınırının altında bir gelirle yaşamlarını sürdürmek ve bilimsel çalışmalarım devam ettirmek mecburiyetiyle karşı karşıya bırakılmışlardır. Bu anlamda, diğer akademisyenlerin hâli de hiç iç açıcı değildir. Bu ihmallerin bir boyutu, şüphesiz geçmişe dayanmaktadır. Ancak, başta üniversiteler olmak üzere, hiçbir cumhuriyet hükümeti döneminde, ilmî kuruluşlarla yürütme arasında bugün var olan sorunlar yaşanmamıştır. Mevcut yürütmenin sahip olduğu dünya görüşünün bilimsel çevrelerle uyuşmamasına dayanan bu sorunları onlarla kavgaya dönüştürerek, gerginlik yaratarak, tahsisat kısarak, bunların da ötesinde onların faaliyet alanlarını daraltmaya kalkışmaya hiç hakkı yoktur. Neredeyse cumhuriyetle yaşıt olan bu kurumları geliştirerek yaşatmak durumundayız. Biz, önce biz olmak zorundayız. Elbette, Büyük Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık yolunda hızla mesafe katet- meyi sürdüreceğiz. Ancak, bu yolda biz olarak yürüyebilmek son derece önemlidir.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ülkemizin siyasi hayatında Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği üzerinde her zaman hararetli tartışmaların yapıldığı bir konu olagelmiştir. Milletimizin güçlü, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesi için devletin tamamen millî bir siyaset izlemesi ve bu siyasetin iç kuruluşlarımıza tamamen uygun ve dayalı olması lazımdır. Bu sözü söyleyen Yüce Atatürk, bugün için de bizlere yol göstermeye devam etmektedir. Bu ülkeye lazım olan da budur. Dış dünyaya karşı gücümüzü, ancak millî mutabakata dayalı politikalarla gösterebiliriz. Bu millî mutabakata dayalı olarak Türkiye, tıpkı geçmişte olduğu gibi, kendi dinamik ve hedeflerini tehdit edecek gelişmelere karşı gerektiğinde korku salan, gerektiğinde himaye eden bir rolü oynamayı sürdürebilmelidir. Ama, en önemlisi, bunu yaparken, gerçekten kendi korkularına teslim olma zaafından kaçınmalıdır. Çünkü, Türkiye'nin ve bölgenin gerçeği bu korkuların içinden geçiyor olamaz. Bölgede Türkiye'nin inisiyatifi ve iradesi dışında hiçbir oluşum gerçekleşemez. Bu gerçeğin altını çizmek, ancak etkin bölgesel politikalar uygulamakla mümkündür. Türkiye'nin ağırlığına uygun bir güvenlik ve dış politika stratejisi belirleme ve bunu AB üyesi ülkelerle tartışır hâle gelme gereğinin farkında olmalıyız. Sayın Hükümetin müzakerelerdeki pazarlık gücünün kaynağı kişisel dostluklar değil, Türkiye'nin büyüklüğü ve gücü olmalıdır. İç politikaya dönük arada bir efelenmelerle Türkiye'nin hakkı ve hukuku korunamaz.

Bulunduğumuz yüce kürsünün arkasında "Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız milletindir." yazılıdır. Son senelerde dış kaynaklı kayıt ve şartların arttığını görmek ıstırap vericidir. Hükümranlık haklarımıza sahip çıkmamız gerekiyor. İçinde söz sahibi olmadığımız her türlü uluslararası örgüte karşı -ki, buna AB de dâhildir- hükümranlık haklarımızı son derece iyi savunmamız gerekiyor. AB müzakere sürecinde dahi güçlü olabilmemiz için, unutmayalım ki AB dışı ülkelerle ve uluslararası birliklerle de ilişkilerimizi güçlü tutmak zorundayız. Türkiye'nin, global dengeleri dikkate alarak dünyadaki yer ve rolünü tayin etmesi gereği bir kat daha artmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maalesef, son dönemlerde, medyanın da bir kısmının desteğiyle, "millî" kelimesinin kullanılması neredeyse yasaklanılmaya uğraşılıyor. "Millî" kelimesine vurgu yapanlar, globalleşen dünyada çağın gerisinde kalmış dinozorlar olarak nitelendiriliyor. Küreselleşme günümüzün baskın paradigması, fakat diğer taraftan da bu küreselleşme rüzgârına karşı da ulus devletlerin ciddi bir direnişi de var. Dünyanın çoğu ülkesindeki kamuoyları, küreselleşme hareketlerinin karşısında seslerini yükseltiyor. Uluslararası küreselleşme politikalarının içinde yer alacaksak bile, bu ortamda aktör olabilmenin yolu millî politikalara sahip olunmasıdır. Ulus devlete ve millî politikalara sahip olmak, küreselleşme rüzgârının önünde savrulmamanın tek yoludur.

Çok üzücü olan konulardan birisi de, sayıları az olmasına rağmen medyada ağırlıklı bir yer işgal eden kimi fikir erbabının, Türkiye'ye bakışlarının birçok Batılının kalıplaşmış önyargılarıyla paralellik arz etmesidir, ama milletimizin derin irfanı, bu, sesi yüksek çıkan kişilerin söylediklerinin millet nazarında kök salmasını engellemektedir. Zaman zaman basında yayınlanan anketler de gösteriyor ki, kamuoyumuz şu anda yürütülmekte olan dış politikanın millî çıkarlarımızla uyuşmadığına inanıyor. Millete doğruları anlatmadan milletin desteğini almak mümkün değildir. Ne kadar fazla dezenformasyona maruz bırakılsa da, milletimiz irfanıyla doğruyu bulabilmektedir.

Devletlerin diplomasideki gücünün temel kaynağı, artık, politikalarını destekleyen demokratik kamuoyu desteğine sahip olabilmektir. Bu kamuoyu desteği, diplomaside kırmızı çizgilere sahip olabilmenin dayanağıdır. Bu, kamuoyu desteğini isteyen hükümetlerin kamuoylarını da doğru bilgilendirmek sorumluluğudur. Eğer kamuoyu desteğinden yoksun olursanız, taviz için yapılan baskıların karşısında dayanma gücünüz ciddi zafiyet görür. Gerektiğinde "ben bunu milletime anlatamam, Meclisin desteğini alamam" diyebilmelisiniz. Eğer Kıbrıs ile ilgili olarak ek protokolü Meclise getirebilme dirayetiniz olsaydı, bu yüce Meclis size daha gerisine geçemeyeceğiniz bir kırmızı çizgiye sahip olmanızı sağlardı. Ara formüllerle günü kurtarma politikalarımıza da gerek kalmazdı.

Millî güvenlik, siyaset üstü bir konudur. Bu noktada bir partinin, bir hükümetin "Benim partimin dünyayı algılaması böyle. Partimin politikası bu." diyerek tek başına millî güvenlik siyaseti belirlemesi beklenemez. Başında millî sıfatı bulunan politikaların üretilmesi, ancak devletin bütün kurumlarının mutabakatı ve milletin desteğiyle mümkün olabilir. Aksi takdirde, o politika amaçlanan hedefe ulaşma gücünden yoksun olur. Maalesef, içinde bulunduğumuz 22'nci Dönemde bu yüce Parlamentonun bile millî güvenliği ilgilendiren konularda bırakınız fikrine başvurulması, bilgilendirilmesi dahi mümkün olamamıştır. Son dönemlerdeki, Hükümetin Kıbrıs politikaları maalesef, bu konuda üzücü bir örnektir. Hükümetin mutabakatı önemsemeyen yaklaşımının dışarıda Hükümetin elini zayıflattığı, pazarlık gücünü azalttığı düşüncesindeyim. Çünkü, dış politikada gücün kaynağı bireysel dostluklar değil, milletinin ve kurumlarının desteğini almış, millî bir politikaya sahip olmaktır. Bu Hükümetin, istişare mekanizmalarını kullanmamasını anlamak çok güç. Ortak akıldan yararlanmayan dar kadrolarla siyaset üretmenin ülkemize neler kaybettirdiğini, Hükümetin bir an önce fark etmesini temenni ediyorum.

Gündem belirleme ve değiştirme uğruna, millî birliğimizi zaafa uğratabilecek tartışma ortamlarının yaratılması, bu ülkenin ve bu ülkede yaşayan herkesin aleyhinedir. Basiretli siyasetçi, ağzından çıkan sözün gideceği yeri, yaratacağı tartışmaları ve sonuçlan iyi hesaplamakla mükelleftir. Yoksa, bu dönem siyasetimizde sıkça görülmeye başlandığı şekilde, her sözün ne anlama geldiğinin bir kez daha açıklanma cihetine gidilmesi de kaçınılmaz olur.

Bu Hükümetle birlikte, kurumlarla basın yoluyla konuşma usulü gelişmiştir. Devletin kurumları arasında koordinasyon ve uyum sağlamakla görevli olan Başbakanlık makamı, bırakınız bu görevi ifa etmeyi, uyumu bozucu davranışlar sergilemektedir.

2000 yılı bütçemizin, milletimize ve ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını diler, yüce heyetinize en derin saygılarımı arz ederim. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Edip Safder Gaydalı (Bitlis). “2007 yılı merkezi yönetim bütçesi kanun tasarısı (başbakanlık,mit müsteşarlığı,milli güv.kurulu gen.sek.,atatürk dil ve tarih yüksek kurumu başkanlığı, diyanet işleri başkanlığı) ikinci tur”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/edip-safder-gaydali-22-2006-12-16-2007-yili-merkezi-yonetim-butcesi-kanun-tasarisi-basbakanlik-mit-must (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c141/b034/tbmm221410340061.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
