# Batı trakya türk azınlığının içinde bulunduğu durum (8/28 - 8/33)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Edip Safder Gaydalı (Bitlis)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim
- **Tarih:** 9 Ocak 2007
- **Gündem:** BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞININ İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM (8/28 - 8/33)
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c143/b047/tbmm221430470410.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/edip-safder-gaydali-22-2007-01-09-bati-trakya-turk-azinliginin-icinde-bulundugu-durum-8-28-8-33

> Edip Safder Gaydalı, 9 Ocak 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞININ İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM (8/28 - 8/33)); konuşma 2.213 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Bugün, Bağdat'ta düşen, Türk işçilerimizin şehit olmasına vesile olan elim uçak kazasını öğrendik. Burada, hayatlarını kaybeden Türk işçilerine Allah'tan rahmet diliyoruz. Ayrıca, geçtiğimiz Kurban Bayramı'nda trafik kazasında yitirdiğimiz tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyoruz. Kabine arkadaşım Sayın Taşar'a ve Sayın Nezir Büyükcengiz'e de Allah'tan rahmet dileyerek sözlerime başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devleti, döneminin en büyük emperyal devletlerine karşı verdiği bir bağımsızlık savaşı neticesinde kurulmuştur, bölgemizde bulunan bazı devletler gibi, dönemin emperyal devletlerinin çıkar hesapları ve lütuflarıyla kurulan devletlerden değildir. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin büyük Osmanlı İmparatorluğu'nun vârisi olarak tarihsel sorumluluk alanı Misakımillî sınırlarına hapsedilemez.

Bugünkü genel görüşme konumuz itibarıyla konuşmamı, Batı Trakya Türklerinin yaşamakta olduğu sorunlar ve bu sorunlar karşısında Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak bizlerin yapması gerekenler çerçevesinde sınırlandıracağım.

Bugün Yunanistan sınırları içinde büyük bir çoğunluğu Batı Trakya'da bulunan yaklaşık 150 bin Müslüman Türk azınlığı yaşamaktadır. Oysa, Müslüman Türk azınlığının nüfusu, Lozan belgelerine göre, 1923 yılında 129.120 idi. 1923 yılından sonra geçen seksen üç yılda artan nüfus sadece 20 bin civarındadır. Eğer dışarıdan müdahale olmasaydı bugün Batı Trakya Türkleri nüfusunun 500 bin dolayında olması beklenirdi.

1923 yılında Batı Trakya Türk nüfusu bölge nüfusunun yüzde 68'ini teşkil ederken, bugün bölge nüfusunun ancak yüzde 35'ini teşkil etmektedir. Paralel bir durum Türklerin sahip olduğu arazilerin oranı bakımından da mevcuttur. 1923'te bölge toprak mülkiyetinin yüzde 84'üne sahip olan Türk azınlık, bugün bölge toprağının sadece ve sadece yüzde 20 gibi bir oranına sahiptir.

Yunan idaresi Lozan Anlaşması'nın 45'inci maddesine dayanarak sadece "Müslüman azınlık" kavramını kullanmakta, bölgede yaşayan Türklerin etnik kimliğini reddetmektedir. İçinde "Türk" kelimesi geçen dernekler kapatılmaktadır. Millî kimliğin inkârı ve millî kimliğin dinî kimlik içinde etkisizleştirilme çabalarına karşı dikkatli olmak zorundayız. Çünkü, millî devletler millî kimliklerini yaşattığı sürece var olabilirler. Bu dikkati ülkemiz içinde göstermemizin yanı sıra, ülkemiz sınır- lan dışında da yaşamakta olan Türklerin kimliklerini kaybetmemeleri konusunda da gayret ve çalışma içinde olmalıyız.

Bugün Yunanistan'da okuryazarlık oranının en düşük olduğu bölge Batı Trakya bölgesidir. Bu bölgenin cahil bırakılması bilinçli bir tercih olarak karşımıza çıkmaktadır.

Lozan Anlaşması'na göre kendi eğitim kurumlannı kurma ve öğretmenini tayin etme hakkı bulunan Batı Trakya Türk toplumu, bugün bu hakkını kullanamamaktadır.

Yunanistan, azınlıkların eğitim kurumlarını Din İşleri ve Eğitim Bakanlığına bağlayarak Türk azınlığın kendi eğitim kurumlarındaki kontrolünü hükümetin yetkisine almıştır. Türk toplumunun çağdaş eğitimden yararlanmasını sağlamak amacıyla imzalanan 1953 ve 1968 Türk-Yunan Eğitim Anlaşmaları da uygulanmamaktadır.

İskeçe'de Gümülcine'de ve daha birçok Türk azınlığın yaşadığı bölgede belki de en büyük sorun eğitimdir. Yunanistan'la Türkiye arasında 1953 yılında varılan bir mutabakat çerçevesinde her yıl karşılıklı olarak Batı Trakya ve İstanbul'a 25 öğretmen gönderilmesi öngörülmüş, daha sonra 1955 yılında öğretmen sayısı 35'e çıkartılmıştır.

Ancak, aradan geçen süre zarfında Yunanistan, Batı Trakya azınlık okullarına Türkiye'den gönderilecek öğretmen sayısını resen giderek azaltmış ve sadece 16 öğretmen için vize vermeye başlamıştır.

Batı Trakya Türk azınlığın din, vicdan özgürlükleri ve hakları Lozan Anlaşması'yla genel olarak düzenlenmiştir. Fakat, Yunan idaresi, bu hakların kullanımı hususunda devamlı engelleyici tavırlar içinde olmuştur. Yunan idaresiyle Türk azınlık arasındaki en belirgin ve somut çalışma konusu, müftülerin seçimidir.

Türk azınlığa, Lozan Anlaşması'yla Yunan idaresinden bağımsız olarak kendi din işlerini organize etme ve yönetme hakkı açıkça tanınmıştır; fakat, 1985 yılından bu yana Yunan Hükümeti Lozan Anlaşması'nı göz ardı ederek müftüleri doğrudan kendisi atamaya başlamıştır. 1913 tarihli Atina Anlaşması'yla, Yunanistan'daki azınlıkların hakları garanti altına alınmıştı ve bu haklar, 1920 tarih ve 2345 sayılı Yasa'yla Yunan hukuk sisteminin bir parçası hâline getirilmişti. Yasa'ya göre, Batı Trakya Türk azınlığı dinsel kurumlarını kendi özgür iradesiyle oluşturmakta ve müftüleri seçim yoluyla görevlendirmekteydi. 1984 yılından itibaren Yunan Hükümeti, Türk azınlığa danışma gereği duymadan tek taraflı olarak müftü ataması yapmaya başlamış ve Türk azınlığa kendi müftülerini seçme hakkı veren 2345 sayılı Yasa'yı yürürlükten kaldırarak müftülerin atama yoluyla iş başına getirilmesini öngören 1920 sayılı Yasa'yı yürürlüğe koymuştur. Bu şekilde Atina Anlaşması'nı da ihlal eden Yunanistan, 590/1977 sayılı Yasa'yla, Yunan kilisesine tanıdığı metropolitleri, 2456/1920 sayılı Yasa'yla Yahudi cemaatlerine tanıdığı yöneticilerini ve hahamlarını seçme hakkını Türk azınlığından esirgeyerek, azınlıklara diğer vatandaşlara tanınan hakların tamamının tanınacağına dair Lozan Anlaşması'nın amir 40'ıncı maddesini de ihlal etmektedir. Yunan Hükümetinin Müslüman topluluğun müftülerinin atanması konusundaki tutumu, Türk azınlığın insan haklarının ihlalini gösteren en utanç verici örneklerden birisidir.

Hâlihazırda İskeçe ve Gümülcine'de ikişer müftü bulunmaktadır. Bunlardan biri, Yunan Hükümetince, tüm anlaşmalar hilafına yasa dışı olarak atanmış, diğeri de Türk azınlık mensuplarınca anlaşmalara uygun olarak, yasal olarak seçilmiş müftüdür. Seçilmiş müftüler, müteaddit defalar müftü unvanını yazılı olarak kullandıklarından dolayı "makam sahtekârlığıyla" itham edilmişler ve mahkeme önüne çıkarılarak hüküm giydirilmişlerdir. Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerife karşı yapılan idari işlemlerin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin düşünce, din ve kanaat özgürlüğüne dair 9'uncu maddesinin ihlali olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından tespit edilmiş ve Yunan Hükümeti mahkûm ettirilmiştir.

Türk azınlığın yaşadığı önemli bir sıkıntı kaynağı da, kendi vakıflarının yönetiminde Lozan Anlaşması'na aykırı olarak etkin olamamalarıdır. Lozan Anlaşması'nın 40'ıncı maddesi uyarınca, Batı Trakya Türk azınlığın, giderlerini kendileri karşılamak üzere, her türlü hayır kurumları, dinsel ve sosyal kurumları ve her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapmak konularında eşit hakka sahip olmaları öngörülmüştür. Türk azınlığın bu hakları, uluslararası anlaşmalara aykırı olarak yapılan çeşitli kanun değişiklikleriyle ve uygulamada çıkarılan zorluklarla Türk azınlık tarafından kullanılamaz hâle getirilmiş ve Türk azınlıkların vakıflardaki kontrolü Yunan idaresinin tasarrufuna bırakılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1955 tarihinde çıkarılan ve 1998 yılına kadar yürürlükte kalan Yunan Vatandaşlık Kanunu'nun 19'uncu maddesi, Yunan hükümetlerinin bölgenin etnik kompozisyonunu değiştirmek hususunda kullandıkları en önemli araç olmuştur. Bahse konu bu maddeye göre "Yunan olmayan kökenden bir kişi, geri dönme niyeti olmaksızın Yunanistan'dan aynlırsa bu kişinin Yunan vatandaşlığını yitirdiğine hükmedilebilinir. Bu hüküm, yurt dışında doğmuş ve oturmakta olan Yunan olmayan etnik kökenli kişilere de uygulanır. Ana babasından ikisi birden veya hayatta olanı vatandaşlığını yitirmiş olan reşit olmayan çocuklardan yurt dışında yaşayanlar da vatandaşlığını yitirmiş olarak ilan edilebilir. Vatandaşlık Konseyinin aynı yönde alacağı karara dayanarak, bu konuda, İçişleri Bakanı hüküm verir." denilmektedir.

Batı Trakya Türk azınlığın mensuplarını vatandaşlıktan çıkarmak için kullanılan bu madde, Yunan vatandaşları arasında etnik kökenlerini kıstas alarak "Yunan asıllı olanlar ve olmayanlar" şeklinde ayırım yapmaktaydı. Bu maddeyle vatandaşlıktan ıskat edilenler, kendilerine bir tebligat dahi yapılmadan, keyfî biçimde vatandaşlıktan çıkarılmışlardır. Soydaşlarımız, vatandaşlıktan çıkarıldıklarını sınır kapılarında öğrenmiş, haklarında alınan karara itiraz edebilmeleri için Yunanistan'a giriş yapmalarına dahi izin verilmemiştir.

Bu şekilde Yunan vatandaşlığı kaybettirilen soydaşlarımızın sayısının 60 bin civarında bulunduğu tahmin edilmektedir. 11 Haziran 1998 tarihinde, Yunanistan Parlamentosu, Vatandaşlık Yasa- sı'nın 19'uncu maddesini iptal etmiştir. Bununla birlikte, Yunan Hükümeti, binlerce vatansız soydaşımızın beklentilerinin aksine, yasa iptalinin geriye dönük etkisi olmadığını, yani, vatansız soydaşlarımızın gasbedilen vatandaşlıklarının iade edilmeyeceğini açıklamıştır. Irkçı bir zihniyetin ürünü olan böyle bir yasa maddesi, Avrupa'nın göbeğinde elli üç yıl yürürlükte kalmıştır. Bu kanun yüzünden, bugün, yaklaşık 6 bin Batı Trakyalı Türk vatansız duruma düşmüştür.

Lozan Anlaşması'nın resmî verilerine göre, Batı Trakya Türk azınlığı, 1920'lerde toprağın yüzde 84'üne sahipti; ancak, bu oran, günümüzde yüzde 20'li oranlara düşmüştür. Bunun nedeni, Yunan Hükümetinin, Yunan vatandaşlarının bölgeden toprak alması için gösterdiği kolaylıklar ve ayrılan kotalar, Türk topraklarının kamulaştırılması, arazilerinin birleştirilmesi uygulaması, Osmanlı toprak dağılımının ve mülkiyetlerinin tanınmaması ve Sovyetler Birliği'nden getirilen Yunan göçmenlerin yöreye yerleştirilmesidir. Kamulaştırılmanın nasıl adil olmayan bir şekilde yapıldığı oranlara bakılarak anlaşılabilir. Kamulaştırılan arazilerin yüzde 80-90'ı Türklere, sadece yüzde 10 ila 20'si Yunanlılara aittir.

Osmanlı'dan gelen topraklar meselesinde de Yunan otoritelerinin ayrımcı politikaları göze çarpmaktadır. Devlet Osmanlı tapusunu eğer söz konusu arazi bir Yunanlı çiftçiye aitse tanımakta iken, aynı haktan Türk çiftçileri yararlandırılmamaktadır. Bu şekilde 1974 yılında İskeçe'nin İnhan- lı nahiyesindeki 1.800 hektar arazi Yunan Devlet Malları Konseyi tarafından kamulaştırılmıştır. Gerekçe ise, üzerindeki sahipliğin 1872 tarihli Osmanlı tapusu dışında başka bir belgeye dayanmamış olmasıdır.

1990 yılına kadar Türklerin bölgedeki toprakları üzerindeki hakları önemli ölçüde kısıtlanmıştır. 1938 yılma ait 1366 sayılı Kanun, Batı Trakya'yı sınır bölgesi olarak nitelendirmiş ve bu bölgedeki toprakların Yunan asıllı olmayanlara satılmasını yasaklamıştır. Bu konudaki haksız uygulamalar Avrupa Konseyinin ilgisi buraya çekilene kadar sürmüştür. Konsey, bu uygulamaların Avrupa Birliğinin insanlarının, hizmetlerin ve sermayenin hareket özgürlüğü ve aynı zamanda mülkiyet hakkıyla ilgili normlarına aykırı olduğu yönünde karar almış ve Lüksemburg mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme de bu uygulamayı Roma Anlaşması'nın 52'nci maddesine aykırı bulmuştur. Bunun üzerine, Yunanistan, 31 Ağustos 1990'da 1892 sayılı yeni bir kanunu yürürlüğe koymuştur. Ancak hâlâ eski kanunda olduğu gibi bölgede toprak alımı için devlet izni gerekmektedir.

Batı Trakya Türklerinin siyasete katılımı ve siyasi örgütlenmesi hususunda da büyük kısıtlamalar mevcuttur. Batı Trakya bölgesinde nüfus olarak büyük öneme sahip olan Türk azınlık, siyasi alanda çok aktif bir çizgi izleyememektedir. Azınlığın yönetime katılmasını engellemek isteyen Yunanistan, bağımsız azınlık adayların seçimini çeşitli düzenlemelerle engellemektedir. Bu kapsamda, 1993 yılında getirilen düzenlemeyle, milletvekili seçilebilmek için, bağımsız adaylar dâhil olmak üzere, tüm adayların ülke genelinde geçerli oyların yüzde 3'ünü alması öngörülmüştür. Yaklaşık 200 bin rakamına tekabül eden bu yüzde 3'lük baraj uygulaması, nüfusu 120 bin civarında ve oy kullanacak kişi sayısı 50 bin civarında olan Türk azınlığın siyasi iradesini engellemeye yönelik bir uygulamadır.

1993'teki genel seçimlerde ilk kez uygulanan baraj sistemi, beklendiği gibi, bağımsız azınlık adaylarının milletvekili seçilmelerini engellemiştir. Bu gelişme, azınlık mensuplarının parlamentoya ancak bir siyasi partinin adayı olarak girmelerini zorunlu kılmıştır.

Diğer taraftan, Batı Trakya Türk azınlığının siyasi hayata katılımı yolunda önemli bir adım olan Dostluk Eşitlik ve Barış Partisi girişimi, parti önderi Doktor Sadık Ahmet kişiliğinde kısa dönemde ses getirmiş idi. Sadık Ahmet, bağımsız listeden milletvekili seçildiği 18 Haziran 1989 seçimleri ardından azınlık içindeki etkinliğini artırmıştır. 13 Eylül 1991 tarihinde kurmuş olduğu Dostluk Eşitlik ve Barış Partisi aracılığıyla azınlık sorunlarını gündeme getiren Sadık Ahmet, 24 Temmuz 1995 tarihinde, geçirdiği şüpheli bir trafik kazası sonucu, maalesef, hayatını kaybetmiştir.

Azınlığın siyasi etkinliğinin azaltılması amacıyla uygulamaya konulan bir diğer yöntem ise, il, belediye ve nahiyelerin birleştirilmesi uygulamalarıdır. Mart 1997'de Belediye ve Nahiyelerin Birleştirilmesi Yasa Tasarısı'yla köy ve nahiyeler birleştirilerek yeni nahiyeler oluşturulmuş, özellikle azınlığın yaşadığı bazı köy ve nahiyelerin idari açıdan Yunan nüfusunun ağırlıklı olduğu köy ve nahiyelerle birleştirilmesi sağlanarak, azınlığın seçilme şansı bir kez daha kısıtlanmıştır.

Batı Trakya Türklerinin yaşamakta olduğu sıkıntıların sadece bu kadarla sınırlı olmadığı herkesin malumlarıdır. Batı Trakya...

Daha sınırlı zamanımız içinde bu kadarlık bir kısmı ifade etme imkânı bulabildim. Yunanistan'ın uyguladığı politikaları ve amaçlarını özet olarak bir kez daha belirtmek isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gaydalı.

EDİP SAFDER GAYDALI (Devamla) - Yunanistan, Türk azınlığını farklı etnik kökenlere bölerek "homojen olmayan bir topluluk" olarak tanımlayarak azınlık mensupları arasındaki birliği parçalamaya çabalamaktadır. Dinî kimliği tanıyıp Türklük kimliğini tanımayarak soydaşlarımızın Türkiye'yle bağlarının zayıflatılması hedeflenmektedir. Batı Trakya Türklerinin ekonomik gelişmesini engelleyerek, sosyal güvenlik ve dayanışmalarını sarsarak, göçü özendirerek bölgenin tamamen Yu- nanlaştırılmasma gayret edilmektedir.

Yine, Batı Trakya'da taşınmaz mal edinimlerini denetleyerek ve kamulaştırmalar yoluyla Türklerin toprak sahibi olmalarını engelleyerek esas uğraş alanları çiftçilik olan Türkleri göçe zorlamaktadırlar.

Yunanistan'ın Avrupa Birliğine girmesinden sonra Batı Trakya Türkleri bazı haklarını geri kazanarak belli bir rahatlama sürecine girmiştir. Avrupa Birliği kendi standartlarını Batı Trakya'ya yerleştirmek için Yunanistan'a baskı yapmaktadır. Fakat, görülen o ki, Yunanistan, bazı hukuki düzenlemelerini Avrupa Birliği baskısıyla değiştirmek zorunda kalsa da, uygulamalarıyla, Türk azınlığı asimile faaliyetlerinden vazgeçmediğini göstermektedir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Batı Trakya meselesi aynı zamanda Türkiye'nin ve Türk milletinin bir davasıdır. Tarihsel misyonumuz ve soydaşlık bağımız, bizlere, Türkiye Cumhuriye- ti'ne, Batı Trakya Türklerinin yaşadıkları sorunların çözümü ve varlıklarının devam ettirilebilmesi için ağır sorumluluklar yüklemektedir.

Batı Trakya, bölgenin istikrarı ve Türkiye'nin güvenliği açısından, Kıbrıs gibi önemli bir konumdadır. Bu bakımdan, Türkiye, bu davayı her zaman gündemde tutmalı, gerçekleri dünya kamuoyu önünde sık sık getirmelidir. Şurası hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, Türkiye'nin bu ve benzeri konularda tavizler vererek sonuç alması mümkün değildir. Zaten, bu sorunların verilen tavizlerin sonucunda ortaya çıktığı da bir gerçektir.

Batı Trakyalı soydaşlarımızın yaşadıkları ekonomik sıkıntıların azaltılabilmesi için, Türkiye, Batı Trakya'da mutlaka bir banka şubesi açmalıdır. Batı Trakya'da üretilen tütün ve pamuğun alımı yapılmalı, seracılık teşvik edilmelidir. Bölgenin ekonomik olarak güçlenmesi ve bu sayede ekonomik yetersizlik sebebiyle oluşan göçlerin önüne geçilebilmesi için, Türkiye'nin, bölgenin üretim ve ticaretinin canlanması için mümkün olduğunca doğrudan veya şartlara göre, Türk firmaları aracılığıyla, dolaylı olarak bölge ekonomisini desteklemesi gerekmektedir.

Batı Trakya'da azınlığın şirketleşmesi teşvik edilmeli, iş adamlarımızın Yunanistan'la yapacakları ithalat ve ihracat öncelikle bu şirketler vasıtasıyla yapılmalı ve böylece, azınlığın ekonomik hayat standartları mutlaka yükseltilmelidir.

Batı Trakyalı soydaşlarımızın eğitimi, hiç şüphesiz, yaşanan sıkıntıların aşılmasında, uzun vadede belirleyici bir çözüm olacaktır. Eğitimin iki noktada önemli sonuçları olacaktır: Birincisi Türk kimliğinin yaşatılması şuurunun gelecek nesillere aktarılabilmesi, ikincisi de Türk kimliğini kaybetmeden Batı Trakyalı Türklerin etkili makamlara gelebilmelerinin sağlanmasıdır. Ayrıca, Batı Trakya Türklerinin davası ancak bu toplum içinden çıkan aydınlarca en iyi şekilde savunulabilir. Bu bağlamda, Batı Trakyalı Türk gençlere sağlanan çeşitli burslarla, bu gençlerin Avrupa üniversitelerinde lisans sonrası eğitim alabilmelerinin imkânlarının sağlanması son derece faydalı olacaktır. Türk üniversitelerinin ve Batı Trakya Türklerinin kültürel varlıklarının geleceğe iletilmesi için, Batı Trakya tarihi, coğrafyası ve kültürel hayatıyla ilgili akademik çalışmalar mutlaka yapılmalıdır.

Batı Trakya Türkleri davasının bilimsel bir zeminde de savunulabilmesi, gerekli lobi çalışmalarına bilimsel desteğin sağlanabilmesi için Türk üniversitelerinde Yunanca diline, tarihine vâkıf uzmanlar yetiştirilmesi de son derece faydalı olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin dış Türkler politikasının kapsamlı ve koordineli olması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu koordinasyonun bugünkü devlet kurumlarıyla sağlanması imkânsızdır. Dış Türkler bakanlığının kurulması, Türkiye Cumhuriyeti'nin büyük hedeflerini takip edebilmesi için de elzemdir. Elçiliklerimizdeki müşavirliklerimiz birbirleriyle kopuk ve ortak hedef için kendi alanlarında hazırlanmış bir programdan yoksundur. Dış Türklerle ilgili yapılması gerekenler, sadece diplomasi ve iktisadi faaliyetler, sadece kültürel faaliyetler, sadece eğitim faaliyetleri de değildir. Lazım olan, bütün bunların genel bir politika çerçevesinde koordine edilmesi ve yönetilmesidir. Umarım dış Türkler bakanlığının kurulduğunu görme bahtiyarlığını hep birlikte yaşarız.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinize en derin saygılarımı arz ediyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Edip Safder Gaydalı (Bitlis). “Batı trakya türk azınlığının içinde bulunduğu durum (8/28 - 8/33)”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 9 Ocak 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/edip-safder-gaydali-22-2007-01-09-bati-trakya-turk-azinliginin-icinde-bulundugu-durum-8-28-8-33 (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c143/b047/tbmm221430470410.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
