# 375 sayılı kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:108)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Emin Haluk Ayhan (MHP, Denizli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim
- **Tarih:** 27 Şubat 2008
- **Gündem:** 375 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:108)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/emin-haluk-ayhan-23-2008-02-27-375-sayili-kanun-hukmunde-kararnamede-degisiklik-yapilmasina-dair-kanu

> Emin Haluk Ayhan (MHP), 27 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 375 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:108)); konuşma 1.890 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 108 sıra sayılı 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında MHP Grubunun görüşlerini arz etmek için söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisin muhterem üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz tasarının 1’inci maddesiyle benzer görevlerde bulunanların aldıkları ücretler arasındaki farklılıkların giderilmesi amacıyla görev tazminatının yerini alabilecek çeşitli düzenlemeler yapıldığından, bütçe imkânları çerçevesinde görev tazminatı ödenmesi mümkün olmadığından, Hükûmet ileride kullanabileceği haktan korkarak bu haktan vazgeçmektedir. Bu, bütçenin geldiği nokta itibarıyla, tespiti açısından çok önemlidir.

Sayın milletvekilleri, refah devleti hedefi ekonomik olarak vatandaşların tamamının insanca yaşayabileceği bir hayat seviyesinin tesis edilmesidir. Bugün ekonomide pembe tablolar çizilmesine rağmen borçlanma, cari açık ve dış ticaret açıklarında rekorlar kırılmaktadır. Ekonomideki kırılganlık her geçen gün daha da artmaktadır. Son beş yıldır ekonomi ortalama yüzde 6 civarında büyümesine rağmen, dar ve sabit gelirliler, özellikle de kamu çalışanları ile bunların emeklileri bu büyümeden pay alamamışlardır. Yoksul insan sayısı artmaktadır.

2001 yılında ücret adaletinin sağlanması amacıyla, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de değişiklik yapan 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çıkarılmıştır. Bu kanun hükmünde kararname ile aynı ya da benzeri iş yaptıkları hâlde kurumsal statüye veya unvana dayalı olarak farklı ücret alan memurlara ilişkin farklılaşmaların önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Yüksek düzeyde ücret alan kamu görevlilerinin ücretlerinde daha az, düşük ücret alan memurların ücretlerinde ise daha yüksek oranlı artışlar yapmak ve ilave ödemeler ihdas etmek suretiyle, kademeli bir geçiş sonucu, eşit işe eşit ücret prensibi doğrultusunda aynı işi yapan personel arasında ücret adaletinin sağlanması amaçlanmıştır.

(x) 108 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Bu kanun hükmünde kararname, ayrıca, bir kısım kamu görevlilerine diğerlerine nazaran kurum farklılığı nedeniyle yapılan farklı ödemelerin de zaman içinde kaldırılmasını öngörmüştür.

Bu kapsamda, devlet memurları yanında aynı ya da benzer işler yapmakla birlikte, mali ve sosyal hakları, Devlet Memurları Kanunu’na bağlı olmaksızın, memur emsallerine göre farklı ve yüksek belirlenen düzenleyici ve denetleyici kurumlarda ve bazı özerk kuruluşlarda çalışan personelin ücretlerinin de belirli bir tavanı aşmaması da öngörülmüştür. Bu şekilde beş yıllık bir sürenin sonunda kabul edilebilir bir ücret dengesi sağlanması hedeflenmiştir. Ancak, zaman içinde, bir yandan çeşitli meslek gruplarının baskıları, bir yandan çeşitli kurum ve kuruluşların baskıları sonucu yapılan münferit düzenlemelerle 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin amacına sadık kalınmayarak istisna hükümler getirilmiştir.

Kanunun gerekçesinde de belirtildiği gibi, her ne kadar farklı ödeme unsurları ihdas edilerek kamu personelinin ücretlerinde denge sağlandığından söz edilse de gerçekte, son beş yıllık dönemde, özellikle teşkilat kanunlarında yapılan ücretle ilgili özel, münferit düzenlemelerle ücret adaleti bozulmuştur. Kamu görevlilerinin çoğunluğunu bin YTL’nin altında ücret alanlar oluşturmaktadır. Bu grubun ücretlerinde yapılacak en küçük bir iyileştirmenin mali yükü fazla olacağı kaygısıyla bunlarda ciddi bir iyileştirme yapılmamakta, sayısal olarak daha az olan bazı kamu görevlisi grubun maaşlarında iyileştirmeler yapılmaktadır. Bu durum adaletsizliği azaltmak bir yana, sürekli artırmaktadır.

Bugün yoksulluk sınırı bir aile için 2.500 YTL’ye dayanmıştır. Kamu çalışanlarının yüzde 90’ı yoksulluk sınırının altında gelir elde etmektedir. AKP döneminde ücret rejiminde tahribat yapılmıştır. Kamu çalışanlarının çoğunun yoksulluk sınırının altında ücret aldığı bir dönemde, kamu çalışanlarını insanca yaşanabilecek bir ücret düzeyine kavuşturacak adımlar yerine, kurumlar arası ücret adaletsizliğini artıran düzenlemeler yapılmıştır.

Kamu çalışanlarını en çok ilgilendiren konu, kuşkusuz, kendilerine sağlanan mali ve sosyal haklardır. Çalışanları genel ücret seviyesinin düşüklüğünden çok, benzer işler yapmalarına rağmen, oluşan ücret farklılığı ve adaletsizliği rahatsız etmektedir. Bu dönemde “Eşit işe eşit ücreti sağlamak.” söylemde kalmış, yapılan yasal düzenlemelerle kurumlar ve unvanlar arası ücret dengesi daha da bozulmuş, ücret adaletsizliği artmıştır.

Bu kanun tasarısı ile 631 sayılı, sözü edilen, Kanun Hükmünde Kararname’nin bir hükmü daha uygulanamaz hâle getirilmektedir. Yeni ücret unsurları getirilmiş olsa bile, Bakanlar Kuruluna adaletin tesisi adına yetki veren bir düzenlemenin muhafaza edilmesi yararlı olacaktır.

Hâlen ülkemizde yaklaşık 2 milyon memur ve diğer kamu görevlisi çalışmaktadır. Kamu görevlileri, yürüttükleri hizmet, hitap ettikleri kitle, aile ve yakın çevreleriyle birlikte dikkate alındığında, toplumsal hayattaki etki alanları ve önemleri daha iyi anlaşılmaktadır.

Görevlerini yerine getirme sürecinde kamu görevlilerinin devletle olan ilişkisini personel rejimi düzenler. Kamu personel rejiminin en önemli özelliği, kamu çalışanlarının statü hukukuna tabi olmalarıdır. Türk personel rejimini oluşturan altı temel yasal düzenleme bulunmaktadır. Bunlar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu, 4857 sayılı İş Kanunu ve 399 sayılı kamu iktisadi teşebbüsleri personel rejimini düzenleyen Kanun Hükmünde Kararname’dir. Bunlar dışında, teşkilat kanunlarındaki özel hükümler uyarınca personel istihdam eden kurumlar bulunmaktadır. Yasama organı üyeleri ve belediye başkanları hariç, özel düzenlemelerle birlikte, on kategoride personel çalıştırılmaktadır. Bu düzenlemeler çerçevesinde kamuda, memur, sözleşmeli personel ve geçici personel ve işçi olmak üzere dört temel istihdam şekli bulunmaktadır.

Kamu hizmetine girme, ilerleme ve yükselme ile ücret konusu personel rejiminin en önemli unsurlarıdır. Hükûmet olduğundan beri “bürokratik oligarşi” söylemleriyle kamu yönetiminin ve bürokrasinin altüst edileceği sinyalini veren Adalet ve Kalkınma Partisi, bu tahminde bulunanları da yanıltmamıştır. Liyakat ilkesi yerine vücut dilinden anlayan bürokrat profili ön plana çıkmıştır. Birçok kurumun teşkilat kanunları değiştirilerek, yasa ile çalışanlar görevlerinden alınmış ya da yerleri değiştirilmiştir. Bürokraside yıldırma süreciyle birlikte siyasi kadrolaşma yaşanmaya devam etmektedir. Personel rejimi, içinde bulunduğu dağınık yapıdan kurtarılmak amacıyla 1965 yılında Devlet Memurları Kanunu çıkartılmıştır. Mali ve sosyal haklara ilişkin karmaşık yapının yerine ücrette birlik ilkesi doğrultusunda memurların tüm mali ve sosyal hakları bu Kanun’da toplanmıştır. Liyakat ve kariyer ilkesine uygun olarak, öğrenimiyle birlikte, kıdemi ve yapılan işin niteliğini dikkate alan bir maaş rejimi ihdas edilmiştir. Devlet Memurları Kanunu’yla oluşturulan bu temel yapı, diğer personel kanunlarına da girmiş ve Devlet Memurları Kanunu’na paralel maaş sistemi, askerî personel, hâkim ve savcılar ve akademik personel bakımından da uygulamaya konulmuştur. Ancak, gerek bu Kanun’da yapılan değişiklikler gerekse başka kanunlarda getirilen istisna hükümleri ile kırk yıl içinde birlik anlayışından uzaklaşılarak personel rejimi ve ücret rejimi daha da karmaşık hâle gelmiştir.

Hâlen kamu da kayırmacılığın önlenmesi, liyakatin hâkim kılınması, çalışanların haklarının uluslararası normlara uygun olarak düzenlenmesi ve verimliliğin artırılarak ücret adaletinin sağlanması, gerçekleştirilmesi gerekli en önemli sorunlardır. Bu sorunlar içinde çalışanlar için en önemli olanı yeterli bir ücretin sağlanamamış ve sürdürülebilir bir ücret sisteminin kurulamamış olmasıdır.

Mali ve sosyal hakların yetersiz ve dengesizliği sonucu bazı meslek grupları kamuoyu oluşturarak münferit düzenlemelerle ücretlerin farklı şekilde artırılmasını sağlamakta bu durum daha sonraki dönemde bir başka meslek grubunun benzeri talebine yol açmakta, ancak yaklaşık 1 milyondan fazla en düşük ücreti alan memur grubunun bütçeye getireceği yük dikkate alınarak tatmin edici bir iyileştirmeden yararlandırılmamaktadır.

Hükûmet, kamu çalışanlarının haklı tepkilerine gerçekçi çözümler üretmek yerine, toplumun diğer kesimlerini çalışanlara karşı kışkırtmayı tercih etmektedir. Bugün, Kamu-Sen araştırmasına göre memurların yüzde 30’u boşta, yüzde 19’u yakınlarının yardımıyla ayakta kalmaya çalışırken, yüzde 60’ı maaşıyla sadece zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilmektedirler.

AKP döneminde, kamu çalışanlarının ücretleri reel olarak gerilemeye devam etmektedir. Mevcut endekslere itimat edilmemekte, İnternet sitelerinde “kendi enflasyonunu hesap et” diye bilgiler oluşturulmakta ve vatandaşların kendi gerçek enflasyonunu ölçmesine yardımcı olunmaya çalışılmaktadır. Bütün bunların sonucunda ücret sistemi dengesiz ve adaletsiz bir yapıdadır. Ücret yapısındaki bu dengesizlik aşağıdaki sonuçları doğurmuştur:

Aynı ya da benzer işler yapmalarına rağmen, özellikle düzenleyici kurullar olmak üzere, bazı diğer kurumlar ile bakanlıklarda çalışanlar arasında kurumsal ücret farklılıkları oluşmuştur.

İşçi, sözleşmeli personel ve memur ücretleri arasındaki statüye dayalı ücret farklılığı oluşmuştur.

Bölgesel veya çalışılan bölge, sektör ya da üniteye göre ücret farklılıkları oluşmuştur.

Unvan farklılığına dayalı ücret farklılıkları oluşmuştur.

Bazen kurumsal, bazen unvana dayalı, bazen de çalışılan yer ya da ünite esas alınarak döner sermaye, fazla çalışma, fon ve prim ödemeleri gibi özel kanunlarla getirilen ilave ödemelerden kaynaklanan farklılık oluşmuştur.

Sonuçta, ücret azlığından ziyade ücretler arasındaki ahengin bozulması, kamu personeli arasındaki huzurun ve iç barışın bozulmasına da neden olmuş ve daha da artırmıştır.

Bu durum, adaletsiz bir durumdur. Tüm memurlar açısından genel ücret seviyesi düşüktür. Hükûmetin görevi, hem kamu çalışanlarının hem de tüm vatandaşların geçimini temin edebileceği bir ekonomik ve sosyal düzeni oluşturmaktır. Ülkemizde AKP, bu düzeni sağlayamamıştır. 60’ıncı Hükûmet Programı’nda da kamu çalışanları unutulmuştur. AKP, geçen dönemde bir yandan kamu yönetimindeki koordinasyonsuzluktan, dengesizlikten, verimsizlikten, kalitesizlikten ve bürokratik oligarşiden şikâyet ederken, bu düzensizlikleri giderme yerine kullanmayı, bu yolla eş dost kayırmayı tercih etmiştir.

Bürokraside beş yıldır yıldırma ve yıpratma süreci yaşanmıştır. Personel rejimi objektiflikten uzaklaştırılmıştır. Liyakat ve hakkaniyet göz ardı edilerek akraba, eş dost ve yakınlar kamu kurumlarına yerleştirilmiştir. Milyonlarca işsiz merkezî sınavla iş hayali peşindeyken kayırmaya müsait geçici istihdam uygulamalarıyla yandaşlar işe alınmışlardır.

AKP döneminde, bir kere daha kamu çalışanları hayal kırıklığına uğratılmıştır. Hükûmet, çoğunluğu yoksulluk sınırının altında ücret alan çalışanları insanca yaşayabileceği bir ücret düzeyine kavuşturamamış, Hükûmet Programı’nda da bu konuda bir hedef öngörmemiştir.

Kamu personelinin işe alınma, tayin ve terfileri objektif kıstaslara bağlanmalıdır. Çalışanlar, insanca yaşanabilecek bir ücret seviyesine kavuşturulmalı, ücret adaletsizliği de giderilmelidir. Uluslararası normlarla uygun sendikal haklar da sağlanmalıdır.

Bürokraside estirilen yıldırma ve yıpratma süreci devam etmektedir. Devlet memurları hiçbir gerekçe gösterilmeksizin görevlerinden uzaklaştırılmakta, liyakat ve hakkaniyet göz ardı edilerek akraba, eş dost ve yakınlar kamu kurumlarına yerleştirilmektedir.

Kamu çalışanlarının tayinlerinde, yükselmelerinde AKP teşkilatları karar vermekte, parti teşkilatlarının istemediği memurlar sürgün edilmekte, görevlerinden uzaklaştırılmaktadır. Herkes görmektedir ki Hükûmet, çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve verimliliğin artırılması adına hiçbir çaba sarf etmezken devlet teşkilatı da personel rejimi de içinden çıkılmaz hâle getirilmektedir.

Kamu yönetiminde yolsuzluk ve yozlaşma bütün boyutlarıyla hüküm sürmektedir. İşler çoğu zaman meşru zeminde gibi yürümektedir. AKP döneminde orta ve üst düzey görevlilerin tamamına yakını değiştirilmiştir. Atamalar sadece üst düzey görevlilerle sınırlı kalmamış, merkez ve taşra teşkilatlarında müdür ve şef düzeyine kadar kapsamlı bir tasfiye yapılmıştır.

AKP teşkilatlarının istediği doğrultuda kamu görevlileri tayin ve sürgün edilmektedir. Kurumların atama ve yer değiştirme mevzuatı değiştirilerek görevde yükselmelerde objektiflikten uzaklaşılmakta, yandaşlar kayırılmaktadır.

Kamu hizmetine girişteki nesnel kurallar esnetilerek siyasi yandaşların sınavsız kamu hizmetine girmeleri sağlanmaya çalışılmaktadır. İhtiyaçlara bakılmadan, özellikle kariyer mesleklere yandaş kadrolar doldurulmaktadır. Sakıncalı olduğu için üst düzey görevlere atanmayanlar, vekâlet yoluyla istihdam edilmektedir.

Denetim sistemi tahrip edilmek istenmektedir. Yargı, üniversiteler ve TÜBİTAK gibi kuruluşlar, kamuoyu önünde, nezdinde yıpratılarak güvenirlikleri sarsılmakta, bir yandan da buralara da kadrolaşmanın yolunu açacak düzenlemeler yapılmaktadır.

Kurumlar arasında sürtüşme ve kaos yaratacak bir gerilim politikası izlenmektedir. Bir yandan kamuda bürokrasideki hantallıktan yakınılırken bu düzensizlikten yararlanmak için aksaklıklar giderilmemektedir.

Teşkilat kanunlarındaki değişiklikler, işlevsel olmaktan çok kadroları tasfiye etme anlayışına dayanmaktadır. Ayrıca “Kamu Yönetimi Temel Kanunu” adı altında hazırlanan, ancak yasalaşmayan tasarıyla idari yapımız tahrip edilmek istenmiştir. İdari yapımızdaki esas problem, devletin temel nitelikleri ya da idarenin karar alma ve denetim yetkisinden kaynaklanmamaktadır. Oysa söz konusu tasarıya bakıldığında, sorun olarak devletin bu temel dinamiklerinin görüldüğü anlaşılmakta ve âdeta bunların değiştirilmesine yönelik düzenlemeler yapılmaktadır. Esasen bu düzenlemeler, demokratikleşme, özgürlük ve yerelleşme kisvesi altında karar alma, denetleme ve inisiyatif kullanmaya dönük işlevlerini etkisizleştirmek suretiyle devletin egemenlik alanının zaafa uğratılmasına hizmet etmektedir.

Sonuç itibarıyla, her ne kadar görüşülen tasarının gerekçesinde, “Kaldırılan 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ilgili hükmü yerine, küçük memurlara dönük ilave ödemeler getirildiği söyleniyorsa da bu tek başına yeterli değildir. Aynı işi yaptığı hâlde sırf farklı kuruluşlarda çalışıyor oldukları için farklı ücret alanların olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, kademeli olarak, az ücret alanlar da bu seviyeye getirilmeli, ücrette birlik ve adalet tesis edilmelidir. Personel rejimi bütünüyle ele alınarak reforme edilmelidir. Tabiidir ki, en önemli ayak olan ücret rejiminin acilen ıslah edilmesi gerekmektedir.

MHP olarak, kamuda eşit değerde iş yapanın eşit ücret alması prensibinin kamuda yerleştirilmesi gereğinin şiddetle devam ettiğini söylemek istiyorum. Şu anda bazı kamu görevlilerinin maaşlarının 20 bin YTL’yi aştığı gazetelerde -geçen yıl itibarıyla 16-17 bin YTL’yi bulduğu- yer almıştır. Bunlarla ilgilenilmemektedir, bunun nedeni söylenilmemektedir. Bir Başbakanlık Müsteşarından 2-3 misli f azla maaş alan genel müdürler bulunmaktadır.

İşte, asıl çözülmesi gereken sorunlar bu sorunlardır. Asgari ücretlinin, küçük memurun aldığıyla uğraşmak yerine bunların çözülmesi gerekir. Elinizde kullanma imkânı olan bir hukuki müesseseyi ortadan kaldırmak dar gelirlilere yapılacak bir iyilik değildir.

Bu vesileyle, yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Emin Haluk Ayhan (MHP, Denizli). “375 sayılı kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:108)”. TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim tutanağı, 27 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/emin-haluk-ayhan-23-2008-02-27-375-sayili-kanun-hukmunde-kararnamede-degisiklik-yapilmasina-dair-kanu (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
