# Serbest bölgeler kanunu ile gümrük kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.275)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Emin Haluk Ayhan (MHP, Denizli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim
- **Tarih:** 22 Ekim 2008
- **Gündem:** SERBEST BÖLGELER KANUNU İLE GÜMRÜK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA (S.S.275)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/emin-haluk-ayhan-23-2008-10-22-serbest-bolgeler-kanunu-ile-gumruk-kanununda-degisiklik-yapilmasina-da

> Emin Haluk Ayhan (MHP), 22 Ekim 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SERBEST BÖLGELER KANUNU İLE GÜMRÜK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA (S.S.275)); konuşma 1.527 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; görüşülmekte olan 275 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında MHP Grubunun görüşlerini arz etmek için söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle şahsım ve grubum adına yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Muhterem milletvekilleri, serbest bölgelerin evrensel olarak benimsenmiş tek bir tarifi bulunmamaktadır. Serbest bölge tarifleri farklı da olsa serbest bölgelerin uluslararası ticarette hızla gelişen ve değişen bir uygulama olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. Günümüzde serbest bölgeler hızla lojistik parklarına, endüstri bölgelerine dönüşmekte ve artan uluslararası rekabette yabancı sermaye yatırımları için tercih edilen merkezler olarak yeniden önem kazanmaya başlamışlardır. Bunun temel nedenlerinden biri, serbest bölgelerin uluslararası yatırımlara açık olması ve ülkelerin yabancı sermayeyi çekebilmek için uygulamalarını şeffaflık çerçevesinde profesyonel yönetimlerle sürdürmeleridir.

Serbest bölgeler, ülke geneline göre sağladığı esnekliklere karşın en sıkı korunan ve kayıt altında tutulan yerlerdir. Buna karşın temel kuruluş amacı yatırımcıyı çekmek olduğundan serbest bölgelerde bürokratik işlemler açısından kolaylaştırılmış bir sistemle çalışılması, serbest bölgelerin başarısı açısından önemli bir unsurdur.

Ülkemizdeki serbest bölgeleri değerlendirmek için öncelikle serbest bölgeler tarihine kısaca bakmak gerekmektedir. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında asıl hedeflenen, özel sektörün desteklenmesi, yerli bir sermaye kapasitesi yaratmaktı. Bu yönde bir adım atılmış ve serbest bölgelerle ilgili olarak yürürlüğe giren ilk yasa 1927 yılında çıkarılan 1132 sayılı Serbest Mıntıka Kanunu olmuştur.

Ekonomimizde uluslararası ortamdan da kaynaklanan sorunlar nedeniyle başarıya ulaşamayan bu denemenin ardından 1946 yılında çıkarılan 4893 sayılı Şark Halı ve Kilimleriyle Benzerleri ve Hayvan Postları İçin Kurulacak Serbest Yer Hakkında Kanun, 1953 yılında 6209 sayılı Serbest Bölge Kanunu ile denemeler devam ettirilmiştir.

Ancak serbest bölgelerin kurulmasıyla ilgili en önemli gelişme 24 Ocak 1980 kararlarının uygulanmasıyla başlamıştır. Ekonomide dışa açılma ve liberalleşmenin hedeflendiği bu dönemde uzun süre ara verilen serbest bölge kurma çalışmalarına tekrar başlanmış ve 15 Haziran 1985 tarihinde 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu yürürlüğe girmiştir.

3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu yürürlüğe girdiği dönemin şartlarının da ötesinde liberal düzenlemeler getirmiştir. Kanun’un 6’ncı maddesine göre serbest bölgeler gümrük hattı dışında sayılmış, bölgelerde vergi, resim, harç gümrük ve kambiyo mükelleflerine dair mevzuat hükümlerinin uygulanmayacağı ve Türkiye’deki tam ve dar mükellef gerçek ve tüzel kişilerinin serbest bölgedeki faaliyetleri dolayısıyla elde ettikleri kazanç ve iratların Türkiye’ye getirildiğinin kambiyo mevzuatına göre tevsiki hâlinde de gelir ve kurumlar vergilerinden muaf olacağı hükme bağlanmıştır. Bu kilit maddeyle hem serbest bölgelerdeki mali teşvikler düzenlenmiş hem de serbest bölgelerin etkin işleyişi için önemli bir unsur olan bürokratik işlemlerde basitleştirme gereği temin edilmiştir.

3218 sayılı Kanun’un sağladığı yasal çerçeve serbest bölgelerin bir dış ticaret politikası olarak benimsenmesini sağlamıştır. 3218 sayılı Kanun devlet ve özel sektör iş birliğinin en verimli örneklerinden birisi olmuştur. Kamunun altyapı yatırımlarını gerçekleştirdiği, arazisi hazineye ait, işletilmelerinin ise özel sektöre bırakıldığı Antalya ve Mersin Serbest Bölgelerinin ardından altyapı yatırımlarının da özel sektör tarafından yapıldığı bir modele geçilmiştir. Bugün ise 20 serbest bölgeden 9’unun arazisi özel sektöre aittir.

Serbest bölgelerimizin tümünün başarılı olduğunu söylemek doğru olmayacaktır ama bu serbest bölge modelinden değil, hem serbest bölge yerlerinin politik baskılarla seçiminden hem de ülkemizde yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmelerin etkisinden kaynaklanmaktadır. Az önce de değindiğim gibi, yatırımcıları çekmek için şeffaf politikalar, basitleştirilmiş bürokratik işlemler büyük önem taşımaktadır. Bunun yanında serbest bölgenin stratejik bir konuma sahip olması, ulusal dış ticaret politikalarının ve bölgesel kalkınma stratejilerinin serbest bölge konseptini desteklemesi başarı için vazgeçilmezdir.

Maalesef ülkemizde serbest bölgelerin tam olarak desteklendiğini söylemek güçtür. İlk serbest bölgenin kuruluşunda yaşanan heyecan yerini bazı kurumların şüpheci yaklaşımlarına bırakmış, münferit olaylar genele yansıtılmıştır. Serbest Bölgeler Kanunu’nda değişiklik yapılması konusundaki dışarıdan girişimler yatırımcıların güvenini sarsmış ve nihayetinde 5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un yürürlüğe girişiyle serbest bölgeler kuruluş amacından uzaklaşmıştır. 5084 sayılı Kanun’la serbest bölge kullanıcılarının vergi mükellefi olması ve Kanun’un yürürlüğe girdiği 6 Şubat 2004 tarihinden sonra üretim konusu dışında ruhsat alan firmaları vergi istisnalarından mahrum bırakması hem başvurularda azalmaya hem de kullanıcıları süresi dolan faaliyetlerin ruhsatlarını yenilememeye itmiştir.

Bunun yanında Kanun’un sağladığı teşviklerle bu illerde ve bu illere yakın merkezlerde bulunan serbest bölgelerin avantajlarını kaybetmesine yol açmıştır. Her yıl ortalama yüzde 15 düzeyinde artış olan faaliyet ruhsat sayısı 2004 yılına kıyasla yüzde 9 azalış kaydetmiştir. Ülkemiz ekonomisindeki canlanmanın da etkisiyle yıllık yüzde 49’a varan ticaret hacmi artışları ise 2005 yılında yüzde 5,6’ya, 2006’da da yüzde 2’ye kadar gerilemiştir. Tüm bu gelişmelere karşın serbest bölgelerimiz, artan uluslararası rekabete karşı ülkemizin sahip olduğu en önemli lojistik merkezler olarak önemlerini sürdürmüşlerdir. 2007 yılında 24,5 milyar dolarlık bir ticaret hacmi yaratan serbest bölgelerimiz, 1988-2007 yılları arasında toplam 174 milyar dolarlık bir ticaret hacmi oluşturmuştur. Uluslararası düzenlemeler ve yükümlülüklerimizin yeni politikaların uygulanmasında sınırlamalar getirdiği bir dönemde serbest bölgelerin, rekabet gücünü, teknolojik ilerlemeyi ve yabancı sermaye girişini artırmak amacıyla etkin olarak kullanılabileceği unutulmadan desteklenmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; serbest bölgeler, gelişmekte olan ülkelerde ihracatın artırılması, yabancı sermayenin özendirilmesi, teknoloji transferi ve istihdam yaratmak amacıyla kullanılmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler için serbest bölgeler bu sayılan amaçlar doğrultusunda genel ekonominin tamamlayıcı birer unsuru olarak yer almaktadır. Ülkemizde ise 1987 yılında başlayan serbest bölge politikası sonucunda, istihdam, yabancı yatırım ve ihracat konularında ülkemize katkı sağlamaya devam etmektedir. Ancak, 2004 yılına kadar belli bir ivmeyle çalışan bu bölgeler, AKP Hükûmetinin çıkardığı 6 Şubat 2004 tarihinde yürürlüğe giren 5084 sayılı Yasa’yla en önemli vasıflarını yitirmiş ve maalesef büyük darbe almıştır.

Söz konusu Yasa, serbest bölgelerde faaliyet gösteren üretici ve alım satım ruhsatı sahibi tüm firmaların daha önce Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti tarafından kendilerine vadedilen ve ruhsat verilmesiyle tüm yatırım planlarını Türkiye Cumhuriyeti yasalarına inanarak yapıp üretim ve alım satım ruhsat faaliyetlerini planladıkları yönde gerçekleştirdikleri sırada bir sürprizle bu firmaların önüne konulmuştur. Neden konulmuştur? Çünkü Hükûmet, AB’ye verdiği sözleri yerine getirirken gözü kendi topraklarına yatırım yapanları görmemiştir, verdiği sözleri sonuç analizlerini sorgulamadan yerine getirmenin telaşı içine düşmüştür. Tabii ki sonuçlar kendilerinin öngörmedikleri safhalara gelmiştir.

Şimdi aynı Hükûmet, bu tasarıyla 2004 yılında kendi koyduğu hükümlerin tersine bu teşvik unsurlarını geri getirmektedir. Dolayısıyla, şimdi sormak istiyorum: 2004 yılında çıkarılan 5084 sayılı Yasa’yla kaldırdığınız teşvikleri o zaman niye kaldırdınız, şimdi niye getiriyorsunuz? O zaman AB zorlamasıyla dikte ettirilen ve birçok firmayı zora sokan bu durumun farkına varmanız niye bu kadar zaman almıştır?

Yine bu tasarının dikkat çeken bir başka noktasına da vurgu yapmakta fayda vardır. Bu yasa tasarısında “Bazı işlemler, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi değildir.” hükmü yer almaktadır. Kanunun gerekçesinde ise “2886 sayılı Devlet İhale Kanununun bu tür işlemlerde uygulanmayacağının ayrıca belirtilmesiyle karışıklığın önlenmesi amaçlanmıştır.” denilmektedir. Devlet İhale Kanunu’ndan Hükûmet niye korkmaktadır?

Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri, şimdi burada tasarı ile amaçlanmakta olan serbest bölgelerin ihracata yönelik yatırım ve üretimini teşvik etmek, doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandırmak, işletmeleri ihracata yönlendirmek ve uluslararası ticareti geliştirmek değil midir? Peki, kanun tasarısının arasına “2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmama” hükmü niye sıkıştırılmıştır? Burada aradan kaçırılmak istenen nedir? 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu niçin sizi bu kadar rahatsız etmektedir ki serbest bölgelerde uygulanması bu kanun tasarısı ile men edilmektedir?

Serbest bölgeler hakkında son yıllarda basına yansıyan birçok olay kamuoyu vicdanında soru işaretleri yaratmaktadır. Şunu önemle belirtmek gerekir ki, Türk halkının vergileriyle kurulan bu ekonomik yapılar Türkiye ekonomisinin temel taşlarından olup ihracat, yatırım ve üretim konularında vazifelerini yerine getirmekle yükümlüdür. Ancak bu şekilde katma değer yaratıp istihdama katkı sağlayan halkımızın güvenine mazhar olabilir. Aksi takdirde bazı faaliyetleri odak hâline gelirse şu çok iyi bilinmelidir ki Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz bu konunun sonuna kadar takipçisi oluruz.

Serbest Bölgeler Kanunu ile Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında belirtilmesi gereken bir diğer husus, serbest bölgeler teşkilatı ile gümrük teşkilatı arasında bu Hükûmetin icraatlarıyla ortaya çıkan bir ayrışmadır. Bu iki kurum bu devletin aynı benliğinin parçaları değil midir? Bu iki kurum Anayasa’mızın altında güvenceye alınmış ve Türkiye ekonomisini yöneten ve dış ticaretini şekillendiren bir bütünün parçaları değil midir? Hatta son zamana kadar aynı bakana bağlı olarak faaliyet gösteren bu teşkilatlar niye bu kadar keskin çizgilerle serbest bölgeler konusunda birbirinden ayrılmışlardır?

Bu tasarıda 4458 sayılı Gümrük Kanunu’na geçici madde eklendiği ifade edilerek, geçici madde 7’de “Bu Kanunun 152 nci, birinci fıkrasının (a) bendi hariç olmak üzere 157 nci, 158 inci ve 185 inci maddelerinin 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununa aykırı olan hükümleri Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihe kadar uygulanmaz.” hükmü yer almaktadır. Şimdi, buradaki beceriksizlik ve amatörlüğün bedelini, serbest bölgelerde faaliyet gösteren binlerce firmaya mı, istihdam edilen binlerce kişiye mi yoksa bize inanarak serbest bölgelerimize gelen yabancı firmaya mı kesmemiz lazım veya diğer yerli firmalara mı kesmek lazım?

Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri, serbest bölgeler Türkiye’de ihracat için yatırım ve üretimi artırmak, yabancı sermaye ve teknoloji girişini hızlandırmak, ekonominin girdi ihtiyacını ucuz ve düzenli bir biçimde sağlamak üzere yirmi ayrı bölgede faaliyet gösteren, çevresiyle birlikte 200 binin üzerinde kişinin ekmek yediği işletmelerdir. Bu bölgeler ülkemiz ekonomisinin önemli yapı taşlarıdır. Bu sebeple doğru planlama, gerçek vizyon ve profesyonel bir anlayışla serbest bölgelerimizin problemlerini çözmeye yardımcı olmamız gerekir. Ancak, bu bölgelerde kamuoyu vicdanını yaralayacak olayların meydana gelmesinden öte, böyle bir algının ortaya çıkmasına bile meydan verilmemesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; merak ediyorum, Denizli’ye serbest bölge kuruldu. Büyük ümitlerle ilimiz sevindi, ilimizin vatandaşları sevindi, ümit bağlandı. 5084 sayılı Teşvik Kanunu çıktı, 10 kilometre öbür taraf da o kadar teşvikten yararlandı ki, Denizli’deki serbest bölge daha yeşermeden kurudu. Denizli’yi o kadar çok bakan ziyaret ediyor ki, bırakın bu serbest bölgenin dolmasını, serbest bölgede faaliyet gösteren şirketlerin artmasını, Denizli’ye her bakan ziyaretinin arkasından binlerce işçi maalesef işini kaybetmeye başladı.

---

**Kaynak gösterme:** Emin Haluk Ayhan (MHP, Denizli). “Serbest bölgeler kanunu ile gümrük kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.275)”. TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim tutanağı, 22 Ekim 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/emin-haluk-ayhan-23-2008-10-22-serbest-bolgeler-kanunu-ile-gumruk-kanununda-degisiklik-yapilmasina-da (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
