# Basın kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s.s.456)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Emin Koç (CHP, Yozgat)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim
- **Tarih:** 9 Haziran 2004
- **Gündem:** BASIN KANUNU TASARISI İLE AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S.S.456)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/emin-koc-22-2004-06-09-basin-kanunu-tasarisi-ile-avrupa-birligi-uyum-ve-adalet-komisyonu-rapo

> Emin Koç (CHP), 9 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BASIN KANUNU TASARISI İLE AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S.S.456)); konuşma 1.225 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA EMİN KOÇ (Yozgat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu akşam Türkiye'nin en önemli sorunlarından birisi, basını görüşüyoruz, basın özgürlüğünü tartışıyoruz ve bununla ilgili bir yasayı bu akşam çıkaracağız; ancak, bu konuyu görüşürken Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak Türk basınının gerçek sorunlarına eğilmiyoruz. AKP sözcüleri, Sayın Bakan çıktı burada güzel konuşmalar yaptı ve basın özgürlüğünü sağlıyoruz anlamında kelimeler etti.

Şimdi, Türk toplumu da bizi izliyor. Bu akşam bu yasayı çıkaracağız, daha sonra Cumhurbaşkanı onaylayacak ve yürürlüğe girecek. Buradaki milletvekili arkadaşlarımız inanıyor mu, gerçekten Batılı anlamda bir basın özgürlüğü Türkiye'de sağlanacak mı? Bence hiç alakası yok. Ben yirmi küsur yıl basında çalışmış, muhabirlik yapmış, siyasî partiler ve Parlamento muhabirliği yapmış bir insanım ve ben sizlere basındaki, Türkiye'deki gerçek durumu bazı örnekler vererek hatırlatmak ve konuya değinmek istiyorum ve sorun nasıl çözülmelidir konularında belli ışık tutmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, gerçek anlamda günümüzde basın özgürlüğü, bir toplumun, halkın, bilgi edinme hakkını tam anlamıyla sağlamak, doğru bilgiye ulaşmasını sağlamaktır. Bizlerin, hükümetlerin en önemli görevleri budur; ancak, son yıllarda, özellikle yirmi otuz yıldır medyamızda bu durum söz konusu değildir. Batılı anlamda halkı bilgilendiren, aydınlatan bir medya maalesef yok. Medya-ticaret-siyaset ilişkisi nedeniyle, medya kuruluşları, özellikle seçimlerde ve çeşitli dönemlerde, iktidara gelecek partileri veya iktidarları destekleyerek, halkı yönlendirme yönünde yayınlar yapmaktadır. Geçmiş iktidar dönemlerinde de bunu yaşadık. Türkiye'de çok büyük sıkıntılar ortaya çıktığında, bankalar hortumlanmaya başlanıldığında, hiçbir gazetede "bankalar hortumlanıyor, soyuluyor, Türk Milleti çok büyük yüklerin altına sokulacak" diye manşet veya haber gördünüz mü?! Maalesef görülmedi; çünkü, bazı medya patronları da bu işin içindeydi. Arkasından gelen, Türkiye'yi büyük borçlara sokan, Türkiye'yi ekonomik krizlere sokan iktidarları, medyanın nasıl desteklediğini hep beraber izledik. Türkiye büyük bir süratle krize sürüklenirken, o dönem bazı medya ve gazeteler "75'lik devrimciler" diye manşetler atıyordu ve arkasından medya alacağını aldı, arkasından da aynı başbakanlar için "şöyle kirli; tırnağı kirle doldu, böyle oldu, şöyle oldu" diye haberler yapılmaya başlanıldı. Şimdi, siz iktidardasınız, tüm medya kuruluşları sizi destekliyor. Hiç merak etmeyin, sizle de işleri bittiğinde, aynı haberleri sizler için de yapacaklardır.

Burada, hep beraber el ele vermeliyiz ve gerçekten, Batılı anlamda, bir medyanın çalışmasını hep beraber sağlamalıyız. Sadece bu yasayı çıkararak medyanın özgürleşmesi, medyanın bağımsız olması sağlanamaz. Medya deyince, acaba, Sayın Bakanımız ve milletvekillerimiz, medya patronlarını mı anlıyor? Tüm dünyada örnekleri var. Medya deyince, eğer, özgür, bağımsız, tarafsız bir medya olacaksa, önce, basın çalışanlarıyla işe başlamalıyız. Basın çalışanlarının, köşeyazarlarının özgür olmadığı bir medya özgür olabilir mi, tarafsız olabilir mi?! Peki, bunu yapmak için ne gerekli; önce, basın çalışanlarını güvence altına almamız gerekir. Ben, beklerdim ki, AKP Hükümeti, Sayın Bakan, bu yasadan önce, basın çalışanlarını güvenceye alacak yasalar getirmeliydi. O zaman, sevinerek, sizleri, avuçlarımız patlayıncaya kadar burada alkışlardık.

Yine, siz, daha önce, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun tüm uyarılarına rağmen, buradan bir İş Yasası çıkardınız. O dönemde uyarılarda bulunduk; ancak, hiç kimse dinlemedi. Arkasından ne oldu; bazı örnekler vereceğim.

Yine, Türkiye'de, büyük bir medya kuruluşu, bir gazetemiz, televizyonumuz, bu yasaya dayanarak gazetecileri sürgüne gönderdiler. Bir sabah, ilgili gazetenin temsilcisi, gazeteci arkadaşları çağırdı; o gazetede yirmi yıl, onbeş yıl, on yıl görev yapmış gazeteci arkadaşları çağırdı, önlerine yeni sözleşmeler uzatıldı; denildi ki: "Bu sözleşmeyle geçmiş haklarınızdan vazgeçin, onbeş yirmi yıllık emeklerinizden vazgeçin, alacaklarınızdan vazgeçin, bu sözleşmeyi imzalayın, işinize devam edin." Bunu kabul etmeyen 13 arkadaş Diyarbakır'a sürüldü. Bir bayan arkadaşımızın, görev yeri, on gün aralıklarla -Silopi'den tutun güneydoğunun çeşitli illerine- durmadan değiştirildi.

Şimdi, durum bu iken, gazeteci arkadaşların emekleri korunmadan, iş güvenceleri sağlanmadan basın özgürlüğü sağlanabilir mi?! Çalışanların iş güvencesinin olmadığı tek ülke bu bölgede Türkiye'dir. Gazetecilerin sendikasının olmadığı tek ülke Türkiye'dir. Türkiye, bundan on onbeş yıl önce, basında daha iyi durumdaydı. Gazete patronları, tüm gazetelerdeki sendikalı arkadaşlara "ya işi tercih edeceksin ya sendikayı" dedi. Bugün, Fransa'da durum nedir, Hollanda'da durum nedir? Sayın Bakanımız, onlara baksın, inceleme yapsın. Oralarda, önce gazeteciler sendikasına üye olmayan gazeteciler, gazetelerde çalışamıyor. Önce gazetecinin işgüvenliğini sağlayacağız ki, arkasından tarafsız haberleri, gerçek haberleri bu toplumda göreceğiz. Türkiye krizlere sürüklenirken, Türkiye soyulurken, yolsuzluklar her tarafı sararken, maalesef, gazetelerimizde Türk toplumunu uyaran haberleri göremedik. Ben de o gazetelerde çalıştım; her gün işten atılma korkusuyla yatıp kalktık. Ya patronun ya gazetenin genel yayın müdürünün ya da temsilcinin istediği haberleri yapmak zorundasınız; yoksa, yaptığınız haberi ya çöpe atarlar ya da ertesi gün işinizi kaybedersiniz.

Değerli arkadaşlar, AKP ve Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu cesareti göstermeli, önce basın çalışanlarını güvence altına almalıdır; bunu yapmadan, gerçekten basında hiçbir şeyi düzeltemeyiz; iş bununla başlamalıdır diyorum ve Sayın Bakandan da bu yönde çalışmalar yapmasını rica ediyorum.

Yine son günlerde bir gerçeği daha yaşadık; şimdi, burada, basın özgürlüğünü savunuyoruz. Bildiğiniz gibi, banka hortumlamaları ve başka nedenlerle, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, bazı yayın organlarına el koydu. Bu yayın organlarından birisi de Star Gazetesidir, Star Televizyonudur. Hepiniz biliyorsunuz, bu gazete, el konulmadan önce, AKP'ye muhalif bir gazeteydi; el konulduktan sonra, devletin kontrolüne geçtikten sonra, bu gazete, bugün, tamamen AKP'nin yayın organı haline gelmiş bir gazete oldu. Bunu, başta AKP kabul etmemelidir. Bir gazete, dünyanın neresinde, onbeş günde, yirmi günde, yayın politikasını, bu kadar, 180 derece değiştirebiliyor?! Bu gerçeklere bakıp, bu gerçekleri değerlendirerek kabul etmememiz gerekir.

Yine, bu gazetede -kısa sürede gördük- çeşitli köşeyazarlarımız vardı. İbret verici bir duruma bakın; eğer, hükümete muhalifse, AKP'ye muhalifse, o köşeyazarlarının, o gazetecilerin haberleri konulmadı. Bir Taşkın Şenol vardı; hükümete muhalif görüşleri vardı; her gün köşeyazısını yazıyor, gazete yönetimine teslim ediyor, ertesi gün bekliyor ki, gazetede yazım çıkacak, yazı çıkmıyor. Böyle bir şey kabul edilebilir mi?! Belli bir süre sonra da, yirmi küsur yıl bu kuruluşa hizmet etmiş arkadaşın iş akti feshediliyor, tazminatları ödenmiyor; devlet bunu kabul edebilir mi?! Devlet bunu kabul ederse, ilgililer, yetkililer bunu kabul ederse, Türkiye'de basın özgürlüğünü nasıl sağlayacağız?! Yine, aynı gazetede, çok sayıda arkadaşımız, devletin elinde bulunan bir gazetede, tazminatsız olarak kapı önüne bırakıldı; yine, aynı gazeteye, başka köşeyazarları, başka muhabirler alındı.

Artık, Avrupa Birliğine girme iddiasında olan bir Türkiye, bu Türkiye'nin hükümetleri, bakanları, milletvekilleri, bu tür şeyleri kabul etmemelidir. Her şeye objektif gözle bakacağız ki, Türkiye'yi düzelteceğiz. Türkiye'nin bugüne nasıl geldiğini hepimiz biliyoruz. Eğer gerçekten tarafsız medya olsaydı, gerçekten halkı bilgilendiren medyalar olsaydı, Türkiye'de yanlış hükümetler işbaşına gelemezdi, yanlışlıklar bu ölçüde alıp başını gitmezdi.

Hükümetler geldiklerinde, gazeteler, medya, patronlar, gizli ilişkiler "bizi destekliyor, işlerine göz yumalım..." Sonuç, olan Türkiye'ye oluyor. Eğer medya, Türkiye'de, Batılı anlamda bir medya olsaydı, yolsuzluklar bu ölçüde Türkiye'nin en ücra köşelerine kadar yayılabilir miydi? Bir uyarı göreviyle bunun önüne geçilemez miydi? Ama, maalesef, Türkiye'de bunlar olmadı. Bu noktaya geldikten sonra, AKP yöneticileri ve Hükümetinin, artık buna bir son verme zamanının geldiği duygusuyla, Cumhuriyet Halk Partisiyle beraber bu çalışmaları yapmasının zamanı gelmiştir değerli arkadaşlarım, yoksa, burada basın özgürlüğünü sağlayan kanunu çıkarıyoruz, bu kanunla sadece kendi kendimizi avuturuz. Basın özgürdür, hürdür, sansür edilemez; öyle mi acaba; bu çıkınca bu işler tamamen olup bitecek mi, buna inanan arkadaşımız var mı içimizde? O zaman bu kanunu çıkaralım, biz de destekliyoruz, daha önceki kanuna göre bir adım ileride ve o nedenle ben de olumlu oy vereceğim; ancak, basın çalışanlarıyla ilgili, diğer konularla ilgili kanunu da en kısa sürede buraya getirip, tartışıp, çıkarmamız lazım.

Bir RTÜK Yasası vardı. O RTÜK Yasasında "medya patronları devlet ihalesine giremez" hükmü vardı. Türkiye'de kıyamet koptu, kanun olmasına rağmen medya patronları enerji ihalelerine girip ihale aldı, açık kanun hükmü olmasına rağmen... Arkasından da, RTÜK'teki o hüküm, yine onların istekleriyle değiştirildi. Buna bir son vermek gerekiyor. Bu ilişkiler bitirilmeden, özgür medyaya, bağımsız medyaya ulaşamayız arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Koç.

EMİN KOÇ (Devamla) - Sözlerimi burada bitirirken, hepinizi saygı ve sevgilerle selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Emin Koç (CHP, Yozgat). “Basın kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s.s.456)”. TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/emin-koc-22-2004-06-09-basin-kanunu-tasarisi-ile-avrupa-birligi-uyum-ve-adalet-komisyonu-rapo (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
