# Chp grup önerisinde

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Engin Altay (CHP, Sinop)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim
- **Tarih:** 9 Kasım 2005
- **Gündem:** CHP GRUP ÖNERİSİNDE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/engin-altay-22-2005-11-09-chp-grup-onerisinde

> Engin Altay (CHP), 9 Kasım 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CHP GRUP ÖNERİSİNDE); konuşma 914 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ENGİN ALTAY (Sinop) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin lehinde söz aldım; size, üç yıldır uğraştığımız, bir türlü anlatamadığımız bu konuyu bir kere daha anlatmaya çalışacağım.

Sokrates bir akşamüstü polisler tarafından evinden alınır. Eşi de arkasından "Bey, seni haksız yere götürüyorlar" diye bağırır. Sokrates gayet kendinden emin, son derece rahat bir şekilde hanımına döner ve der ki "sus hanım, ya beni haklı bir gerekçeyle alıp getirselerdi." Sokrates, kendinden emin bir şekilde yargının yolunu tutar. Bunu şunun için söylüyorum: Bu Parlamento göreve başladığı günden beri, bu konuyla hem Parlamento gündemini meşgul ediyoruz hem kamuoyunu meşgul ediyoruz, münferit olaylar çıkınca da basın ülke gündemini meşgul ediyor; ama, konu bir türlü çözülemiyor.

Değerli arkadaşlar, sizler de takdir edersiniz ki, Parlamentomuzun itibarı her şeyden ve herkesten çok çok önemlidir. Dünyanın hiçbir parlamentosundaki üyelerin bu kadar yoğun bir tezkere, dokunulmazlık fezlekesi parlamentoya intikal etmemiştir. Parlamentomuzun yaşayan 546 üyesi var ve 160 küsur dosya beklemekte. Bu bekleyen dosyalarla ilgili olarak birkısım parlamenterlerimiz de, Meclis Başkanlığımıza başvurmak suretiyle, görüşmelerin Genel Kurula indirilmesini ve dokunulmazlıkların kaldırılmasını talep etmektedirler. Sayın Selami Yiğit de -eski partisindeyken- bu konuda Meclis Başkanlığına başvurmuştur. Şimdi büyük grubunuzun içindedir, bu arkadaşımızın da böyle bir başvurusu vardır. İnsanın en doğal hakkı olan yargılanma, aklanma hakkını bu şekilde gasbetmenizi çok doğru bulmuyoruz, insanî bulmuyoruz, çok etik de bulmuyoruz. Hatırlayalım, 2002 yılı ekim ayının son haftalarında, Sayın Başbakan ile Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı Deniz Baykal bir televizyon programında karşı karşıya geldiler ve Sayın Başbakan, o programda, simit sattığı günlerden bahisle, o günlerden dem vurarak "ben buralardan geldim" diyerek, burayla da bir bağlantı kurarak "beytülmalin hakkını kimseye yedirmeyiz elbette" diyerek Yüce Milletimizin önünde dokunulmazlığın kaldırılmasına yönelik olarak açık taahhütte bulundu. Bir siyasetçi için sözünde durmaktan, milletine verdiği sözü yerine getirmekten daha büyük bir erdem, daha büyük bir şeref, haysiyet, onur olamaz diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, o günden bu yana aylar ayları, yıllar yılları kovaladı, iktidarınız ve onun Başkanı milletimize ve kamuoyuna verdiği sözü hâlâ yerine getirmiş değildir.

Bilindiği üzere, parlamenter demokrasilerin üç temel ayağı vardır değerli arkadaşlarım. Bunu, defeatle, burada söyletmek zorunda, beni, bırakıyorsunuz; yasama, yürütme, yargı. Sizin dışınızda Türkiye'deki bütün çevreler, yürütme organının yargı organı üzerinde bir büyük tahakküm kurduğunu iddia ve ısrarla söylüyorlar. Bu, Cumhurbaşkanlığından üniversitelere kadar, sivil toplum örgütlerinden derneklere kadar ve diğer muhalefet partilerine varıncaya kadar yaygınlaşmış, oturmuş bir kanaattir. Şimdi, bunun üzerine, yürütmenin yargı üzerindeki bu büyük tahakkümü üzerine bir de yasama yargıya ayrıca bir baskı ve tahakküm kurmaktadır. Bir ilin bir ilçesinin bir adliyesindeki bir dosya, dosya içindeki sanıklardan birinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olması nedeniyle, yıllarca, yıllarca, yıllarca bekleyebilmektedir. Anayasanın kuvvetler ayrılığı prensibinden hareketle, Parlamentonun yargının önünde bir engel teşkil etmesini, bir set oluşturmasını da kabul etmek düşünülemez, parlamenter sistemin gereği de değildir, doğru da değildir.

Adalete, sayın milletvekilleri, altını çizerek söylemek istiyorum ki, adalete siyaset el koymamalıdır; adalete siyaset müdahale etmemelidir. Bilirsiniz ki, mahkemeler, Yüce Millet adına, Yüce Türk Milleti adına hüküm veren kuruluşlardır; bir an önce, biraz sonra, bu saatte, hemen bir tarih yazmalı 22 nci Dönem Parlamentosu ve Türkiye'yi bu ayıptan kurtarmalıdır. Türkiye'nin başına 1950'lerden itibaren musallat olan tarikat-ticaret-siyaset üçgeni ve üçgenin içindeki devlet ve bürokrasi çarkı var olduğu sürece, Türkiye'de, herkes bilmelidir, milletimiz bilmelidir, Türkiye kamuoyu bilmelidir ki, bu devlet ellibeş yıldır soyulduğu gibi, bu millet ellibeş yıldır ezildiği gibi soyulmaya ve ezilmeye devam edecektir. Tarikat-ticaret-siyaset üçgeni ve içindeki bürokrasi çarkını kırmanın yegâne yolu da dokunulmazlıkları derhal, derhal kaldırmaktır.

Son olarak, Çorum Belediyesinde yaşananları basından izliyoruz, üzüntüyle takip ediyoruz. Bu iş de tarikat-ticaret-siyaset üçgeninde ve içindeki bürokrasiyle oluşmuş bir talanın yeni göstergesidir. Kuşadası Galataport, TÜPRAŞ, eminim ki, 23 üncü dönem parlamentosunun ilk icraatı olacaktır.

Değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanı, haklı olarak, Anayasal yetkilerini kullanarak dokunulmazlıkların kaldırılmasının gereğini bir vesileyle kamuoyuyla paylaşıyor. Bu kürsüden bir değerli arkadaşımız "yemezler Sayın Cumhurbaşkanı" diyebiliyor. Yemezsen, gargara yaparsın!

Gene, daha dün, Plan ve Bütçe Komisyonunda Parlamento Başkanı bir açıklama yaptı ve dedi ki: "İsteyenlerin dokunulmazlığı kaldırılmalıdır." Yani, bu, şuna benzer: Pantolon veremedik, gömlek verelim! İsteyen, zaten, Sokrates gibi, haklılığına, aklanacağına inanıyordur da onun için istiyordur. Siz, isteyeni istemeyeni, bir kaldırın da görelim…

FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Sokrates aklandı mı?!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bir kaldırın, hükümet düşer, hükümet! Türkiye üç ay sonra hükümetsiz kalır, dokunulmazlıklar kaldırılırsa; yenisi kurulur. Şu grupta pırıl pırıl da insanlar var. Yok mu içinizde pırıl pırıl insanlar; elbette var.

FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Sokrates aklandı mı?!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Değerli arkadaşlar, milletvekili seçildiğim yıl anlattığım bir anıyla konuşmamı bitirmek istiyorum.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Sokrates'tan mı?..

ENGİN ALTAY (Devamla) - Yahu, gel de bir gün konuş Sayın Vekilim, komşu ilimizin milletvekilisin; gel, burada konuş. Samsunlular, niye konuşmuyor diye merak ediyor seni.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı İsmet İnönü, Nazilli Basma Fabrikasında yapılan denetleme neticesinde -çok iyi dinlerseniz, iyi olur- 25 kuruşluk bir usulsüzlük tespit edildiğini öğrenir. Usulsüzlüğün hepsi 25 kuruştur ve Türkiye Cumhuriyetinin ikinci Başbakanı, tabiî ki, Cumhuriyet Halk Partisinin de ikinci Genel Başkanı İsmet İnönü, uykulardan mahrum, kimseyle görüşmez, içine kapanmış bir haldedir. Durumu fark eden Gazi Mustafa Kemal Paşa, cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakana son günlerdeki durgunluğunun sebebini sorar ve İsmet Paşa, Başbakanlıktan istifa etmeyi düşündüğünü Cumhurbaşkanına bildirir. Büyük Atatürk, konuyla ilgili olarak ayrıca bir tetkik yaptırır ve İsmet Paşanın bu hususta hiçbir kusurunun olmadığını da tespit ettikten sonra, ilgililerle ilgili gerekli soruşturma ve cezalandırma işlemi yapılır ve İsmet Paşadan, görevde kalmasını rica eder. Biz, öyle bir partinin mensupları olarak ve elli yıldır, devlet soyuluyor, millet eziliyor diyen bir zihniyetin temsilcileri olarak, şimdi, sizi, son kez uyarıyoruz. Siz de, bu milletin ferdisiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Engin Altay (CHP, Sinop). “Chp grup önerisinde”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 9 Kasım 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/engin-altay-22-2005-11-09-chp-grup-onerisinde (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
