# Kültür ve turizm bakanlıklarının birleştirilmesine ilişkin kanun ( s. sayısı : 112 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Enis Tütüncü (CHP, Tekirdağ)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim
- **Tarih:** 16 Nisan 2003
- **Gündem:** KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIKLARININ BİRLEŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN KANUN ( S. SAYISI : 112 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/enis-tutuncu-22-2003-04-16-kultur-ve-turizm-bakanliklarinin-birlestirilmesine-iliskin-kanun-s

> Enis Tütüncü (CHP), 16 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIKLARININ BİRLEŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN KANUN ( S. SAYISI : 112 )); konuşma 809 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yüce Meclisin değerli milletvekilleri, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Aslında, bir yığınak hatası yapılmakta; İsmet Paşanın deyimiyle bir yığınak hatası yapılmakta. Rahmetli İsmet Paşa, deneme yanılma yöntemiyle Osmanlı İmparatorluğunun o çöküş döneminde bir gerçeği yakalamış. Eğer yığınakta bir yanlış yapılırsa, yani, muharebe öncesinde, harekât öncesinde yığınak hatası yapılırsa, o yığınak hatasının tahribatını, yanlışını, sakıncalarını muharebenin sonuna kadar, harekâtın sonuna kadar ortadan kaldırmak mümkün değil. İsmet Paşa, bu yığınak yanlışıyla, yığınak hatasıyla, stratejik yanlışın önemine işaret etmek istemiş.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, bir yığınak hatası, bir stratejik hata yapılmaktadır iki bakanlığın birleştirilmesiyle. Kültür Bakanlığının, Turizm Bakanlığı içinde eritilmesiyle, bir stratejik hata, stratejik yanlış yapılmaktadır; bunu, dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Bilindiği gibi, Türkiye, uluslaşma sürecini tamamlayamadan, 1950'li yıllardan itibaren, hem içten hem de dıştan olumsuz siyasî ve ideolojik saldırılara maruz kaldı. Bu saldırıların öncelikli hedefi, oluşum sürecindeki ulus devleti ve onun anlayışını, onun yurttaşlık bilincini sarsmak ve yıpratmaktı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz konusu değerler, ne yazık ki, belli ölçüde yıpratılmış durumdadır. Türkiye, ulus devlet anlayışıyla, onun yurttaşlık bilincinde meydana gelen tahribatı, Avrupa Birliği standartlarını esas alarak, yeni bir anlayışla onarmak zorundadır; çünkü, küreselleşme sürecinde, dünya genelinde kimi yeni haklar, yeni olanaklar ve talepler ortaya çıkmaktadır. Ne var ki, anılan yeni olanaklar, haklar ve talepler ile ulus devletin gerektirdiği görevler, sorumluluklar arasında uyumsuzluklar, hatta sürtüşmeler meydana gelmeye başlamıştır. Bu bağlamda, örneğin, farklı etnik grupların kendi alt kimliklerini ve kültürlerini geliştirmeye yönelik işlemleri, istemleri giderek yükselmektedir. Geniş halk yığınlarının daha özgür ve daha eşitlikçi bir dünyada, daha temiz bir doğada, daha yüksek yaşam standartlarında yaşama özlemleri ve iddiaları her geçen gün artmaktadır.

Uluslaşma sürecini 19 uncu Yüzyılda tamamlamış olan gelişmiş ülkelerde, söz konusu değişim sürecinde ortaya çıkan uyumsuzlukların sorun yaratmadan aşılmakta olduğu gözlenmektedir. Ne var ki, söz konusu olgular, esasen, zayıflamış ulusçuluk bilincinin yarattığı kargaşa ortamında, mevcut ekonomik ve toplumsal sıkıntılarla bir arada, özellikle, Türkiye'nin sorunlarını daha da ağırlaştırmaya başlamıştır.

Türkiye'de siyasetin önündeki en önemli mesele, kanımızca, böylesine karmaşık ve güç koşullar içinde Türkiye'nin, esenliğe nasıl çıkarılabileceğinin gösterilmesi, halka inandırılması ve gereğinin yerine getirilmesidir. Bunun yolunun, öncelikle, kültürün yeni bir anlayışla ele alınmasından, kültürel gelişmenin ve düşünce üretiminin önünün açılmasından geçtiğine inanmaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; neden inanmaktayız; çünkü, kültür, bir toplumun yaşam ve doğa karşısında ortaya koyduğu tavır ve davranışlarla, bunların belirlediği düşünsel, maddî ve manevî değerler bütünüdür. Bu bütünün içinde din, dil, tarih, edebiyat, folklor, musikî, mimarî, plastik sanatlar, sahne sanatları, sinema gibi değerler ön plana çıkmaktadır. Bu çerçevede kültürü, toplumun üzerinde yükseldiği, beslediği ve toplumun beslendiği muhteşem bir temel taşı olarak düşünmeliyiz. Toplumu ayakta tutan ve onun gelişmesini sağlayan söz konusu düşünsel maddî ve manevî değerler, süreklilik içerisinde değişim ve gelişim halindedir. Bugün, kültürün önemi açısından tartışılmayan bir gerçek şudur: Eğer, bir toplumda kültürel gelişme ve düşünce üretimi yeterli değilse, o toplumun bilgi ve teknoloji üretiminde ilerlemesi kesinlikle mümkün değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kültürel ve düşünsel üretimde gelişme esastır. Bu gelişme, uzun zaman sürecinde, gözle görülemeyen, pek fark edilemeyen; ama, süreklilik arz eden, sayısız ve üst üste binen değişimler sonucunda olur ve bu gelişmenin dinamosu, bu gelişmenin özü, insan ve yaratma edimidir, insan ve yaratma melekesidir. İnsan, yaratma edimini; insan, yaratma melekesini kullanarak, kendini belirleyen; yani, tamamen insansal olan bir yapıt ya da bir sanat eseri meydana getiriyor. Yaratma edimi, yani, melekesi sürecinde, insan, kendi sınırlarını, hatta, evrenin boyutlarını aşıyor, evrenin değerlerini çoğaltıyor ve büyütüyor ve böylece, sonuçta, her insan, kendisinde, evrenin bir boyutunu yansıtmaya çalışıyor. İşte, bu nedenle, insan, evrende yaratılmış en yüce varlıktır; işte, bu nedenle, Ahi şeyhi Şeyh Edebali "Ey oğul, insanı yaşat ki, devlet yaşasın" demiştir; işte, bu nedenle, Hacı Bektaş Veli "benim Kâbem insandır" demiştir; yine, işte, bu nedenle, Hacı Bektaş Veli "düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu" demiştir; işte, bu nedenle, Yunus Emre "Bir kez gönül yıktın ise/ Bu kıldığın namaz değil/ Yetmişiki millet dahi/ Elin, yüzün yumaz değil" demiştir. (Alkışlar)

İşte, bu nedenle -yani, insan en yüce varlık olduğu için- yine, Yunus Emre "Çalış, kazan, ye, yedir/ Bir gönül ele getir/ Bin Kâbe'den yeğrektir/ Bir gönül ziyareti" demiştir. İşte, bu nedenle, Şeyh Galip, insanı, âlemin özü, yaradılışın gözbebeği olarak kabul etmiştir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; değindiğim bu dizeler, Anadolu hümanizmasının insan, sevgi ve bilgi odaklı düşünce akımının özünü yansıtmaktadır ve bu öz, Anadolu ve Rumeli İslamiyet yorumunu oluşturmuştur. Şimdi, bu gerçeğin ışığı altında insanı nasıl yücelteceğiz, insandaki yaratma edimini nasıl besleyeceğiz, nasıl destekleyeceğiz; kültürel üretimi ve düşünsel üretimi desteklemekle, geliştirmekle, çağdaşlaşmakla, çağdaşlaştırmakla. Bunun yolu ise, turizm hizmetini daha iyi pazarlamak için Kültür Bakanlığını Turizm Bakanlığı içinde eritmek değildir; aksine, kültürü, tüm değerleriyle, yeni bir anlayışla ele almak, çağdaş, kültürel gelişmenin ve düşünce üretiminin önünü açmaktır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir daha düşünmeye davet ediyorum. Eğer, insan, evrende yaratılmış en yüce varlıksa, Kültür Bakanlığına Türkiye'de her zamankinden daha fazla, her zamankinden daha fazla, her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.

Hepinizi en iyi dileklerimle, sevgiyle, saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Enis Tütüncü (CHP, Tekirdağ). “Kültür ve turizm bakanlıklarının birleştirilmesine ilişkin kanun ( s. sayısı : 112 )”. TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim tutanağı, 16 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enis-tutuncu-22-2003-04-16-kultur-ve-turizm-bakanliklarinin-birlestirilmesine-iliskin-kanun-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
