# Sosyal güvenlik kurumu teşkilatının kuruluş ve görevleri hakkında (s.s.222)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Enis Tütüncü (CHP, Tekirdağ)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim
- **Tarih:** 16 Temmuz 2003
- **Gündem:** SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TEŞKİLATININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.222)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/enis-tutuncu-22-2003-07-16-sosyal-guvenlik-kurumu-teskilatinin-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-2

> Enis Tütüncü (CHP), 16 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TEŞKİLATININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.222)); konuşma 802 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 10 uncu madde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun bir maddesidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun neleri içermelidir; bu yasada, sosyal güvenlik sistemiyle ilgili hangi konular yer almalıdır; konuşmamı bu çerçevede sürdürmeye çalışacağım.

Bu yasada da açıkça görüldüğü gibi, bundan önceki konuşmamda da dile getirmeye çalıştığım gibi, sosyal güvenlik alanında, ulusal sosyal güvenlik sistemi henüz Türkiye'de kurulmamıştır. Gelmiş geçmiş tüm cumhuriyet hükümetlerinin burada kusuru var. Tabiî ki, en az kusur Adalet ve Kalkınma Partisinde. Öyle sanıyorum ki, Adalet ve Kalkınma Partisi, bu gelmiş geçmiş hükümetlerin kusurunu en kısa sürede ortadan kaldırıcı bir çaba ve etkinlik içerisinde olacaktır. Konuşmam, daha çok, öneriler çerçevesinde olacak. Konuşmamın bu açıdan değerlendirilmesini özellikle rica ediyorum.

Bilindiği gibi, sosyal güvenlik uygulamaları iki alanda yürütülmeye çalışılıyor. Birincisi, sosyal sigorta programları ki, sosyal sigorta programları, genelde, çalışan nüfusun sosyal güvenliğiyle ilgili programlardır. Dört uygulaması var; Sosyal Sigortalar Kurumu, daha doğrusu SSK uygulaması, Bağ-Kur uygulaması, Emekli Sandığı uygulaması ve bir de, 506 sayılı Yasanın geçici 20 nci maddesi çerçevesinde uygulanmakta olan, banka reasürans şirketlerinde, bankalarda ve sigorta şirketlerinde çalışanların sosyal güvenliğiyle ilgili.

Tabiî, bu yasalar çerçevesinde, Bağ-Kur Yasası kapsamında, tarımda kendi hesabına çalışanların sosyal güvenliği çözülmeye çalışılmaktadır. 506 sayılı SSK Yasası çerçevesinde ise, tarımda tarım işçisi olarak çalışanların sosyal güvenliği çözüme kavuşturulmaya çalışılmaktadır.

Şimdi, primli sistemdir bu az önce dediğim; çalışanların Sosyal Sigorta Kurumlarıyla ilgili alan, primli sistem. Öte yandan, primsiz sistem var. Primsiz sistem, çalışma gücünden yoksun, özürlü, her yaştan, çocuk-yaşlı her yaştan yurttaşımızın sosyal güvenliğinin sağlanması gereken alandır, sosyal yardım ve sosyal hizmetler alanı.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; şimdi, rica ediyorum; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun... Yani, sosyal güvenlik alanının ikinci temel taşı, ikinci ayağı neden hiç düşünülmüyor; böyle bir şey olur mu?! İşte, sistemsizliğin bizi nerelere götürdüğünü anlatmaya çalıştım bundan önceki konuşmada. Sistemi düşünemezseniz, sistemsizliğe prim veren uygulamalara yönelirseniz, makro ölçüde ulusal sosyal güvenlik sisteminin nasıl olması gerektiği konusunu düşünemezseniz, böyle, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda, sosyal güvenlik uygulamalarının ikinci alanı olan sosyal hizmet ve sosyal yardım alanını es geçersiniz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu konudaki önerilerimizi size sunmaya çalışacağım; ancak, bu önerilere geçmeden önce, çok kısa olarak, çalışanların sosyal güvenliğiyle ilgili, yani, istihdamda bulunanların sosyal güvenliğiyle ilgili kapsam hakkında sizleri bilgilendirmek istiyorum; çünkü, bu konuda, hem Devlet Planlama Teşkilatının yayınları hem Devlet İstatistik Enstitüsünün yayınları hem akademik çevrelerde, üniversitelerdeki konferanslarda, konuşmalarda söylenenler, aslında, olayı çalışanların bağımlılığı çerçevesinde de alarak, olduğunun çok ötesinde göstermeye çalışmaktadır. Yani, yanıltıcı bir analiz yapılmaktadır, yanıltıcı bir tablo gözler önüne serilmeye çalışılmaktadır, sosyal güvenlik şemsiyesinin çalışanlar açısından anlamı bakımından.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; gerçek şudur: 2002 yılı başlangıcı itibariyle istihdamda olanların ancak yüzde 56,9'u, yani yüzde 57'si sosyal sigorta kapsamında. Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur'un sağladığı sosyal sigorta uygulamalarının kapsamı, toplam çalışan nüfus, istihdamdaki nüfus dikkate alındığında, yaklaşık yüzde 57; yani, çalışan nüfusun yüzde 43'ü sosyal güvenlik şemsiyesinin dışında. Konuya, esas bu açıdan bakmak lazım. Devlet Planlama Teşkilatının ve diğer kurumların yayınlarında "çalışan 1 kişiye şu kadar bağımlı nüfus vardır" hesabından hareket edilmektedir ve neredeyse, Türkiye'deki toplam nüfusun tamamına yakını sosyal güvenlik şemsiyesinin altındaymış gibi bir durum ortaya çıkmaktadır. Gerçek şudur: Çalışmakta olan nüfusun, istihdamdaki nüfusun yüzde 43'ü herhangi bir sosyal güvenlik şemsiyesi altında değildir.

Şimdi, biraz daha ayrıntıya girmeyi yararlı görüyorum. Sosyal sigorta programlarındaki uygulamaların etkinlik durumuna sanayi, tarım ve hizmetler olarak bakarsak, yani, sektörel ayrımda bakarsak, o zaman, kapsamdaki yetersizliğin çok ötesinde bir adaletsiz durumun, bir çarpık durumun ortada olduğunu teşhis ediyoruz.

Bu ayrıma göre, en büyük adaletsizlik tarım sektöründeki durumdan kaynaklanmaktadır. Tarım sektörüne, çiftçilerimize baktığımızda, tarımda çalışanların yalnızca yüzde 14,3'ü sosyal güvenlik şemsiyesi altında. Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; dikkatinizi çekiyorum, tarımda çalışanların ancak ve ancak yüzde 14,3'ü sosyal güvenlik şemsiyesi altında. Sayısal olarak 1 031 000 kişi. 2002 yılı başlangıcında, bunlardan 142 000 kişi Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamı içerisinde, 889 000 kişi ise Bağ-Kur sigortalısı olarak gözüküyor.

Diğer sektörlere bakıyoruz, tarımdaki kadar olmasa da, buralarda da sosyal sigorta kapsamı açısından çok ciddî yetersizlikler olduğu ortaya çıkıyor. Sanayi sektörüne baktığımızda, yani, enerji, imalat, madencilik ile hizmetler; yani, inşaat, ticaret, ulaştırma ve genel hizmetler sektörlerine baktığımızda, çalışmakta olan nüfustan yaklaşık 3 000 000'unun sigortasız olarak çalıştığı acı gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Sanayi ve hizmetler sektöründe çalışıyor olmasına rağmen sigorta kapsamı dışında kalan söz konusu nüfusun önemli bir bölümü Sosyal Sigortalar Kurumunun kaçak çalışanlarıdır; yani, kaçak işçilerdir. Kaçak işçi sorunu, hepimizin bildiği gibi, kayıtdışı ekonomiden kaynaklanıyor ve bu kayıtdışı ekonomideki etkinliklerin genişlemesine paralel olarak da kayıtdışı istihdam artıyor. Ne yazık ki, burada zabıtlara bir daha geçirmek mecburiyetindeyiz, kaçak işçi sorunu, Türkiye'deki emek piyasasındaki emek sömürüsünün giderek yaygınlaşan tipik bir örneğini oluşturuyor ve Türkiye'nin ayıbını oluşturuyor. Avrupa Birliğine mensup ülkelerin hiçbirinde, bu kadar geniş bir kayıtdışı ekonomi yoktur, bu kadar geniş bir kayıtdışı istihdam yoktur ve bu kadar da acımasız bir emek sömürüsü yoktur.

---

**Kaynak gösterme:** Enis Tütüncü (CHP, Tekirdağ). “Sosyal güvenlik kurumu teşkilatının kuruluş ve görevleri hakkında (s.s.222)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 16 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enis-tutuncu-22-2003-07-16-sosyal-guvenlik-kurumu-teskilatinin-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
