# Grup önerisi hk.

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Enis Tütüncü (CHP, Tekirdağ)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim
- **Tarih:** 30 Kasım 2010
- **Gündem:** GRUP ÖNERİSİ HK.
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/enis-tutuncu-23-2010-11-30-grup-onerisi-hk

> Enis Tütüncü (CHP), 30 Kasım 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ HK.); konuşma 413 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Mevlânâ Haftası 2 Aralık günü başlıyor. Bu nedenle ben Mevlânâ Haftası arifesinde, Mevlânâ, Anadolu felsefesi ve onun insancılık, yani hümanizma anlayışı konusunda gündem dışı söz aldım. Sözlerime başlarken hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan kimdir; nereden gelmiş, nereye gitmektedir? Doğa, tabiat, yaşam, dünya, ay, güneş, evren nasıl oluşmuştur? Devran nasıl dönmektedir? Böylesi sorular tarih öncesi çağlardan itibaren insanın iç dünyasının ana sorununu oluşturmuş.

13’üncü yüzyıl Anadolu düşünürleri, yani Mevlânâlar, Hacı Bektaş Veliler, Ahi Evranlar, Yunus Emreler, Şeyh Edebaliler, Nasreddin Hocalar bu soruna insan, sevgi, bilgi ve aklın üstünlüğü bütünlüğünde eğilmişler, insan sevgisini neredeyse Allah sevgisi gibi görmüşler, insana hizmetin en büyük ibadet olduğunu ileri sürmüşler; bu nedenle insana ve Allah’ın yarattığı her şeye, ama özellikle de kimsesize, yoksula, ezilene sahip çıkmasını sürekli savunmuşlardır.

Bakınız, Mevlânâ insanın yüceliği konusunda ne demiş: “Ey Allah’ı arayan, aradığın sensin.”

Anadolu’nun bir diğer düşünürü Hacı Bektaş Veli aynı konuda “Benim Kâbe’m insandır.” demiş ve eklemiş: “Hiçbir milleti ve hiçbir insanı ayıplamayınız.”

Yunus Emre “Yaradılanı severim yaradandan ötürü.”, “Bir ben vardır bende benden içeri.” diye insanın yüceliğini kendi iç dünyasını yansıtarak dile getirmiş.

Yine Mevlânâ söylemiş:

“Gönlümdeki iç ve dış odur, bende can o.

Gövdem, damarım, ruhum odur, bende kan o.

Tek tanrıya çok tanrıya tapmak bir midir?

Bak, benzeri yok varlığımın, var olan o.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işte, bu dizelerle, bu söylemlerle Anadolu düşünürlerinin Kur'an’ı yorumlarken nereden hareket ettikleri, hangi felsefe sistemine dayandıkları bize göre açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu felsefe sistemi milattan sonra 2’nci yüzyılda ünlü filozof Plotinos tarafından geliştirilen Yeni Eflatunculuk felsefe sistemidir. Bu sistem, vahdetivücut yani varlık birliği düşüncesini ortaya atmıştır. Anadolu’ya göçler, tasavvuf ve düşünce akımları gelmeye başlamadan önce Plotinos’un vahdetivücut düşüncesi Anadolu’daki Hıristiyanlığın ve Museviliğin o zamanki tasavvuf ve düşünce açılımlarını esasen şekillendirmişti ve yoğurmuştu.

Öte yandan, Ahmed Yesevi’den önce yaşamış -Maveraünnehir’de, İran’da- olan Farabi ve İbni Sina bilindiği gibi eski Yunan felsefesi ile İslam düşüncesini bağdaştırmaya çalışmışlardır, yorumlarında özellikle Eflatunculuk, Aristoculuk ve yeni Eflatunculuktan etkilenmişlerdir.

Yine bilindiği gibi, Farabi ile İbni Sina’nın yaptığı yorumlar zamanın Hıristiyanlık dünyasını çok derinden etkilemişti ama onun ötesinde ve de her şeyden önce Maveraünnehir’deki düşünce ve tasavvuf akımlarını şekillendirmişti.

Ahmed Yesevi’nin sözünü ettiği bilginlerin Farabi, İbni Sina, Beyazıdi Bestami ve Hallacı Mansur gibi bilgin ve mutasavvıflar olduğunu düşünüyoruz.

Şöyle demiş Ahmed Yesevi:

“Sünnet imiş, kâfir de olsa incitme sen;

Huda bizardır katı yürekli gönül incitenden.

Allah şahit, öyle kula hazırdır siccin.” Yani cehennem.

“Bilginlerden duyup bu sözü söyledim işte.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Enis Tütüncü (CHP, Tekirdağ). “Grup önerisi hk”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 30 Kasım 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enis-tutuncu-23-2010-11-30-grup-onerisi-hk (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
