# 2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Enis Tütüncü (CHP, Tekirdağ)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim
- **Tarih:** 22 Aralık 2010
- **Gündem:** 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/enis-tutuncu-23-2010-12-22-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi

> Enis Tütüncü (CHP), 22 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 856 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bütçe Kanunu Tasarısı‘nın 3’üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu madde Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 15’inci maddesiyle ilgilidir. 15’inci madde bütçe açıklarının nasıl kapatılacağı hakkındaki hükmün bütçe kanununda bulunmasını öngörmüştür. O nedenle, bu 3’üncü madde, denge maddesi bütçe kanunlarında yer almaktadır. Bu maddeyle olası bütçe açığının net borçlanma ile karşılanacağı öngörülmüştür.

Bütçe açığı nedir? Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe kapsamına giren kamu idarelerine tahsis edilen ödenekler toplamıyla bütçe gelir tahmini arasındaki farktır. Bu fark, net borçlanmayla kapatılacak. Açığın 2010 yılı sonu gerçekleşme tahmini ne olmuştur diye bakarsak, 44 milyar Türk liralık bir açıkla 2010 yılı bütçesinin kapatılacağı tahmin ediliyor. Öte yandan, 2011 yılı bütçesindeki açık 34 milyar Türk lirası olarak programlanmış. Yani 2010’a göre mutlak olarak, hem de gayrisafi millî hasılanın oranı olarak daha düşük oranda bir bütçe açığı programlanmış.

Şimdi, bunları şunun için söylüyorum Sayın Başkan, değerli milletvekilleri: Bütçe dengesindeki gelir, gider ve açık ile ilgili makro değerlerin ancak bir dereceye kadar anlamı vardır. Neden? Örneğin konuştuğumuz bu bütçedeki harcama miktarının millî gelire oranı yüzde 25,7’dir, böylesine gerilemiştir. Yani millî gelirin dörtte 1’i kadar bir büyüklüğü burada konuşuyoruz. 2002’de bu büyüklük yüzde 34 idi. Yanlış anlaşılmasın, burada ben millî gelir içindeki bütçe payının düşük ya da yüksek olduğu konusundaki bir tartışmaya girmek istemiyorum. Tabii ki o tartışma yapılır, yapılmalıdır da. Bizim gibi bir ülkede millî gelir içinde bu kadar düşük bir bütçe payının ne anlama geldiğini herkesin bilmesi lazım, ekonominin “e”sini bilen insanların bilmesi lazım. Buna girmiyorum. Ancak 2011 yılı bütçesindeki bu millî gelirin dörtte 1 oranındaki düşük payının ne anlama geldiğini size söyleyeyim: Sosyal devletin giderek tasfiye edilmekte olduğunu gösteriyor, birinci anlamı bu.

İkinci anlamı: Zengin-fakir ayırımı yapılmadan herkesten aynı ölçüde vergi alınmakta olduğunu ifade ediyor. Öyle değil mi? Dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 70’lerin üzerinde. Türkiye’nin de dâhil olduğu OECD ülkeleri içinde, dolaylı vergilerin -ki adaletsiz vergilerin- gelir dağılımını daha da adaletsiz hâle getiren bu vergi oranlarının hangi OECD ülkesinde yüzde 70’lerin üzerinde seyrettiğini siz bana söyleyebilir misiniz? Yok böyle bir şey. Yani dar gelirlilerin, vergi sopasıyla AKP tarafından dövüldüğünü gösteriyor.

Yine ne anlama geliyor? İşsizlikle mücadelede AKP’nin gerekli sorumluluğu göstermediğini, işsizlikle mücadelede AKP’nin kaçak güreşmekte olduğunu gösteriyor. Bunu daha da somutlaştırayım. Bakınız, kamuya personel alıyorsunuz ancak kamu istihdamının artışını, yükü iş güvenliği daha az olan sözleşmeli personele kaydırıyorsunuz ya da geçici işçi istihdamına kaydırıyorsunuz. 2008’e göre -somutlaştırayım- 2010’da sözleşmeli personel harcamaları yüzde 72 yükselmiş, memur için yapılan harcamalar yüzde 27 yükselmiş. Geçici işçi harcamaları yüzde 34 yükselmiş, 2008’e göre 2010’da, işçiler için yani kamunun daimî işçileri için yapılan harcamalar yüzde 3 artmış. Yani istihdam dokusunu sözleşmeli personel ya da geçici personele doğru kaydırıyorsunuz, bu anlama geliyor. Ne anlama geliyor? Birçok anlama geliyor ama bu on dakikalık sürede asıl Türkiye'nin ekonomisi açısından, ekonomi gemisinin omurgasını oluşturması gereken tarım ve hayvancılığın ne anlama geldiğini, nasıl darbe yediğini göstermesi açısından da anlam ifade ediyor.

Bakınız, tarımın millî gelir içindeki payı 2002 yılında yaklaşık yüzde 12, 2009’da yüzde 10’un altına düşmüş, yüzde 9,8, 2011’de de yüzde 9’un da altına düşecek. Tarım Kanunu’nu çıkardınız. Ne söz verdiniz? 21’inci maddesinde “Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak millî gelirin yüzde birinden az olamaz.” dediniz. Bu açık hüküm burada duruyor. Soruyorum: Tarım için hangi yıl verdiğiniz sözü tuttunuz? Tarımsal desteklemeleri çıkardığınız Kanun uyarınca ne zaman yüzde 1’e çıkarttınız? 2001’de ne oluyor biliyor musunuz? Yüzde yarımın bile altında. Yazık, günah!

Konuyu daha da netleştireyim, bu “denge” maddesinde çok önemli. Vermezseniz, dengeyi de tabii tutturmaya çalışıyorsunuz. Söz ağızdan çıkar. Söz veriyorsunuz, tutacaksınız. Siz sözü ağızdan veriyorsunuz, bir de yasa çıkarıyorsunuz, buna rağmen sözünüzü tutmuyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Sonra “denge” maddesinde, işte “Açık miktarı düştü…” Ne kadar güzel! Kimi kandırıyorsunuz?

Bakınız, eğer sözünüzü tutmuş olsaydınız 2011 yılında ulaşılacak millî gelir tahminine göre Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 12 milyar 149 milyon lira tarıma destekleme vermeniz lazımdı. Ne veriyorsunuz? 6 milyar 10 milyon lira, yüzde 50’den az. Biz Plan ve Bütçe Komisyonunda tarıma verilen ödeneklerin artırılması konusunda önerge verdik, AKP’nin oylarıyla reddedildi.

Siz bana söyler misiniz, dünyanın hangi ülkesinde tarım sektörü serbest piyasa koşullarına bırakılmıştır? Hiçbir ülkede. Türk çiftçisine tarihinde görmediği sıkıntıları yaşattınız. AKP’nin sekiz yıllık devri saadetinde ayçiçeğinde yüzde 45 fiyat artışı oldu, pancarda yüzde 50 fiyat artışı oldu, buğdayda yüzde 100 fiyat artışı oldu. Tebrik ederiz. E peki girdiler ne oldu? Gübrede yüzde 400, mazotta yüzde 140, sulama ücretlerinde yüzde 230. Ne oldu? Çiftçi yoksullaştı. Bizim hesaplarımıza göre çiftçinin yoksullaşma oranı AKP İktidarı öncesine göre yüzde 40, yüzde 50 dolayındadır. Tabii ki ekonominin sırtında bir kambur olarak görürseniz tarım ve hayvancılığı böyle yaparsınız, ondan sonra da “denge”, “Dengeyi tutturacağız.”, “Açık düşüyor.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; en büyük darbe bu çerçevede tasarrufların düşüklüğü, düşük olmasından kaynaklanmaktadır. Tasarrufların düşük olması kamunun ve özel sektörün olağanüstü düşük yatırım düzeylerinde dahi tasarruf-yatırım dengesinin açık vermesine yol açmaktadır. Dolayısıyla millî gelir düşük olmaktadır, düşük millî gelirde düşük gelir olmaktadır, düşük gelirde düşük harcama olmaktadır. Ondan sonra “denge…”

Bu duygu ve düşüncelerle yine de hayırlı olsun diyorum bütçe. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Enis Tütüncü (CHP, Tekirdağ). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enis-tutuncu-23-2010-12-22-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
