# İş kanunu, sendikalar kanunu ile basın mes.çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki münasebetlerin tan.hak.kan.değişiklik yapılmasına ilişkin (ss.82)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Enver Öktem (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim
- **Tarih:** 16 Mart 2003
- **Gündem:** İŞ KANUNU, SENDİKALAR KANUNU İLE BASIN MES.ÇALIŞANLARLA ÇALIŞTIRANLAR ARASINDAKİ MÜNASEBETLERİN TAN.HAK.KAN.DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (SS.82)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/enver-oktem-22-2003-03-16-is-kanunu-sendikalar-kanunu-ile-basin-mes-calisanlarla-calistiranlar

> Enver Öktem (CHP), 16 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUNU, SENDİKALAR KANUNU İLE BASIN MES.ÇALIŞANLARLA ÇALIŞTIRANLAR ARASINDAKİ MÜNASEBETLERİN TAN.HAK.KAN.DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (SS.82)); konuşma 988 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ENVER ÖKTEM (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; dünden beri birbirimizi oldukça hırpaladık; o nedenle, bugünkü konuşmama oldukça yumuşak olarak başlamak istiyorum. (AK Parti sıralarından gülüşmeler, alkışlar[!])

Özellikle, bu salonda bulunan, gerçekten işçilerin dostu olan, gerçekten ülkesini seven ve ülkesinde yatırım yapan, devletine karşı bütün sorumluluklarını yerine getiren, vergisini ödeyen, sigortasını ödeyen, namuslu işverenlerin de dostu olan bu Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, birkaç gündür tartıştığımız bu kanun tasarısıyla ilgili vardığımız nokta, öyle görüyorum ki, bugün, yerini daha da aklıselime teslim etmiş. Geçmişe döndüğümüz zaman -hep birlikte hatırlayacağız- Türkiye'de grev yasasının çıktığı dönemde, yine oldukça tartışmalar yaşanmıştı ve o grev hakkı verildiğinde de, Türkiye'nin önü kapanacak, birçok işadamımızın işyerleri kapanacak, ülke ekonomisi zarar görecek gibi anlayışlar, görüşler tartışılmıştı; ancak, aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, dönüp geriye baktığımızda, hiç de böyle bir şeyin olmadığını gördük. Hele hele, bugün, birkaç gündür tartıştığımız İş Kanunu Tasarısıyla ilgili getirilmek istenen iş güvencesini yok edecek hükümleri ortaya koyduğumuz zaman, gerçekten, üzerinde uzun uzun düşünmemiz gerekiyor. Bilesiniz ki, ben, -sendikal bir kökenden geliyorum, işin pratiği içerisindeyim- bu İş Güvencesi Yasası, kesinlikle, iddia edildiği gibi, hiçbir şekilde işverenlerin elini kolunu bağlayan bir yasal düzenleme değildir; bundan emin olunuz ve gerçekten, okuduğunuz zaman, bunu çok rahat göreceksiniz. Bu düzenlemenin getirdiği tek şey, işverenlerin, keyfî olarak işçi çıkaramayacağı hükmüdür; onun dışında, bu İş Güvencesi Yasasında, işverenlerin her türlü şekilde işçiyi işinden çıkarma hakkı mevcuttur. Bu yasaya göre, işveren, sadece, sendikalaştığı için kişinin iş akdini feshedemez; onun dışında, işyerindeki bir işçinin davranışlarından kaynaklanan bir hatası söz konusuysa, bir olumsuzluğu söz konusuysa, işyerine bir zarar vermesi söz konusuysa, bunu ispat etmesi koşuluyla, her türlü tasarrufa sahiptir.

Değerli arkadaşlarım, bunu söylemeye gerek yok; ama, bir kez daha tekrarlamak istiyorum; demokrasileri ayakta tutan yegâne güç örgütlü toplumdan geçer. Örgütlü toplumun, hiçbir zaman, bu Meclisi engellemesi söz konusu olamaz; tam tersine, bu Meclise ve bu ülkeye katkısı söz konusudur. Geçmişte hep birlikte yaşadık, demokrasinin dönem dönem kesintiye uğradığı günler olmuştur. Düşünebiliyor musunuz, bugün, ülkemizde, milyonlarca işçinin var olduğu bir ülkede örgütlü işçi sayısı 500 000'le ifade edilmektedir; yani, orana vuracak olursanız, Türkiye'de örgütlü işçi sayısı yüzde 5 civarındadır, yüzde 95'lik bir kitlemiz ise örgütsüzdür. Şimdi, bu kadar örgütsüzlüğün olduğu bir ülkede, demokrasiyi kökleştirmemiz mümkün müdür Demokrasinin kökleşmediği bir yerde, siyasal hareketleri yürütmek mümkün müdür; partileri yaşatmak mümkün müdür Yarın, Allah korusun, başımıza bir iş geldiğinde, demokrasiyi de rafa kaldırmaya kalktıklarında, biz, hangi örgütlü gücümüzle bunun karşısında dikileceğiz?! Dolayısıyla, bu olayları değerlendirirken, lütfen, meseleyi sadece bir işçi ve işveren cenahı olarak düşünmeyelim.

Bir şeyin altını çizmek istiyorum; öyle işyerlerimiz vardır ki, yan yanadır. Bir örnek vermek istiyorum; Ankara Hilton Oteli vardır, hemen bitişiğinde de Sheraton Oteli vardır. Bir tanesinde sendika vardır, bir diğerinde yoktur; her ikisi de beş yıldızlı oteldir. Bir işveren Anayasaya uygun davranıyor, yasalara uygun davranıyor, hukukun tüm kurallarına riayet ediyor ve buna göre, bir işçi maliyetiyle karşı karşıya kalıyor; hemen yanı başında, aynı şartlara sahip bir başka otel, bu şartların dışında bir avantaj elde ediyor. Şimdi, söyler misiniz, bu iki işveren birbiriyle nasıl rekabet edecek?!. Nasıl, birbiriyle bu rekabette üstün kalite, üstün hizmet sunacak? Acaba, biz, burada hukuka uyan, Anayasaya uyan, yasalara uyan işverenimize haksızlık yapmış olmuyor muyuz?

Bizim burada karşı çıktığımız olay şudur. Namusuyla bu ülkeye hizmet eden işverenlere karşı değiliz, onların, başımızın üstünde yeri vardır; biz kime karşıyız, biz kayıtdışında olanlara karşıyız. Bu ülkede yatırım yaptığı halde, bu ülkenin ekonomisine katkı sunmaktan kaçınan insanlara karşıyız. Öyle umut ediyorum ki, sizler de onlara karşısınız. Aslında aynı şeyi düşünüyoruz da neden farklı yollardayız, bunu merak ediyorum ben.

Değerli arkadaşlarım, bu gidişin sonu şudur : Bizi, birileri, biz hiç istemesek de, bir yerlere taşımaya çalışıyorlar. Burada 3 Kasım seçimlerinde hepimiz şu veya bu oranda bu işçilerden, bu köylülerden, bu memurlardan oy alarak geldik. Şimdi, sanki görünmez bir el, bizi iktidara taşıyan ve halkın yüzde 95'ini oluşturan bu kitleyle çatışır hale getirmeye çalışıyor; bizi, kendi doğal tabanımızdan, doğal seçmenimizden ve bu ülkenin gerçek sahiplerinden koparmaya çalışıyorlar. Aslında koparılmak istenen, hem sizlersiniz hem de bizleriz. Neden biz bindiğimiz bir şeyi dinamitleyelim? Kimin bizden bunu isteme hakkı vardır?

Birileri, bizim sanki fildişi kulelerinde yaşıyormuşuzcasına, halka tepeden bakmamızı sağlamaya çalışıyor. Ben öyle inanıyorum ki, AKP'li arkadaşlarımız da Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız da fildişi kulelerde yaşamıyorlar, onlar da bu emekçi dünyasına hizmet etmek istiyorlar, halka hizmet etmek istiyorlar; ama, yanlış yapmayalım, doğruyu, tartışarak bulma olanağımız vardır. Emin olunuz ki, bu yasayı ertelediğiniz zaman, bir şekilde Anayasa hükmüne de ters düşmüş olacağız. Geçmişte de oldu; yani "Anayasayı bir kez delersek ne kaybederiz" denildi. Sanki birileri, bizi, Anayasayı bir kezcik de olsa delmeye zorluyor. Geçmişte insanlar bunu yapmış olabilirler; ama, ben inanıyorum ve umut ediyorum ki, bu Parlamento, Anayasayı bir kez de olsa delmeyecek ve deldirtmeyecektir. Bu anlayışa hep birlikte sahip olursak, sonuç alma şansımız vardır.

Değerli arkadaşlarım, 12 Eylül harekatından bu yana, geriye dönüp baktığınız zaman göreceksiniz ki, çalışanların elinden, peyderpey, birçok hakları alındı. Bunu alan siz de değilsiniz biz de değiliz; ama, bir gerçek, bir realite karşımızda; bugün, işçilerin sığınacağı hiçbir yer yoktur, işçilerin sahipleri de yoktur. Parası olanlar, gücü olanlar, işçilerin karşısında devasa bir noktaya gelmişlerdir. İşçilerin gücü nedir, sahibi kimdir; ben inanıyorum ki, onlardan oy alan sizler ve bizleriz. Onun için, buradan çıkacak karar sonucunda, gerçek sahiplerinin, Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu ve onun parlamenterleri olduğu hissini onlarda yaratmak, bizim, tarihsel bir görevimizdir ve inanıyorum ki, bu inanç, AKP'li arkadaşlarımızda da mevcuttur. (AK Parti sıralarından "AK Parti" sesleri) Gelin, elbirliğiyle, güç birliğiyle bu insanlara sahip çıkalım, onlara, yalnız olmadıkları duygusunu verelim. Bundan kaybedeceğimiz hiçbir şey söz konusu değildir.

Değerli arkadaşlarım, yine diyeceksiniz ki, dinî bir konuya girdiniz... Hz. Muhammedimiz ne diyor; "İşçinin alınteri kurumadan, onun hakkını veriniz. " (Alkışlar)

Şimdi, birileri -sizi bundan tenzih ediyorum- görünmez bir el, görünmez bir güç, sanki, bu sözün tam tersine, işçilerin hakkını veriniz değil de, işçilerin hakkından bir an önce geliniz noktasına bizi taşımaya çalışıyor. İşçilerin hakkından gelmek bizim görevimiz değil, onlara sahip çıkmak, kollamak, onları kucaklamak bizim görevimiz. Öyle inanıyorum ki, bu güç, bu inanç, bu Parlamentoda mevcut.

Bu düşüncelerle, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Enver Öktem (CHP, İzmir). “İş kanunu, sendikalar kanunu ile basın mes.çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki münasebetlerin tan.hak.kan.değişiklik yapılmasına ilişkin (ss.82)”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 16 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enver-oktem-22-2003-03-16-is-kanunu-sendikalar-kanunu-ile-basin-mes-calisanlarla-calistiranlar (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
