# Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Enver Öktem (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim
- **Tarih:** 26 Şubat 2004
- **Gündem:** KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/enver-oktem-22-2004-02-26-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349

> Enver Öktem (CHP), 26 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 1.324 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ENVER ÖKTEM (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa tasarısının 24 üncü maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Konuşmama başlamadan önce, Sayın Bakanın, Sayın Meral'in bir sorusuna yönelik verdiği cevapla ilgili bir tespitte bulunmak istiyorum. Sayın Bakan, Başbakan Müsteşarıyla ilgili, "çok iyi bir bürokrattır, profesör unvanına sahiptir; böyle nitelikli, kaliteli eleman bulmak her zaman mümkün değildir" gibi bir ifade kullandı. Yine, bu yasa tasarısının iki üç gündür süren müzakereleri boyunca da, her seferinde, gerek Sayın Bakan gerekse Komisyon Başkanı, Sayın Müsteşarın görüşlerinin hiçbir şekilde bu tasarıya yansıtılmadığını ifade etmişlerdir.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Makale... Makale...

ENVER ÖKTEM (Devamla) - Madem ki, bu müsteşar, çok iyi, nitelikli, verimli, üretken bir insandı, neden o zaman düşüncelerini tasarıya yansıtmadınız ya da yasa tasarısına düşüncelerin yansıması kadar tehlikeli bir şey yoksa, neden o müsteşara sahip çıkıyorsunuz diye bir soruyu kendisine yöneltmek gerektiğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi, tasarının 24 üncü maddesiyle ilgili görüşlerimi açıklayacağım. Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, görüşmekte olduğumuz bu tasarı, hazırlayıcılarından hazırlanışına, içeriğinden savunucularına kadar ayrı ayrı değerlendirilebilecek bir özellik taşımaktadır. Bu tasarının nasıl bir zihniyet tarafından hazırlandığını, bu zihniyetle cumhuriyetin süreç içinde sürekli erozyona uğrayacağını, CHP olarak, sürekli dile getirdik.

Yine, devletin işleyişini kökten değiştirecek böyle kapsamlı bir tasarının, hiçbir devlet tecrübesi bulunmayan ve bu anlamda Türk yönetim kültüründen de bihaber olan bir kadro tarafından nasıl alelacele hazırlandığını da belirtmiştik; tasarının içeriğinden de zaten anlaşılmaktadır. Bu tasarının, hangi kesimlerin özel ısrarı ve dayatmasıyla gündeme alındığı da bellidir. Bu kesimlerin, Türk toplumsal gerçekliğini dikkate almadıkları, tamamen küresel piyasanın kâr güdüsüyle hareket ettikleri ve hâkim olmasını istedikleri yönetim kültürünün asla ulusal olmadığı ve olmayacağı tasarının gerekçesinde de net bir biçimde yer almaktadır.

Bütün bu ön tespitleri bir kenara bırakalım. Tasarının maddelerini incelediğimizde de, getirilmek istenen sistemin, bu topraklara yabancı, dayatılmış bir sistem olduğu çok net bir şekilde anlaşılmaktadır. Yani, aslında hükümet, takdire şayan bir cesaretlilik içerisinde, cumhuriyetin yapı taşlarını ortadan kaldıracak böyle bir tasarının yasalaşması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmasına seyirci kalabilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde böyle bir komedi, böyle bir garabet, böyle bir çaresizlik yaşanmamıştır.

Önümüzde bir metin var, yasalaşması istenen bir metin. Bu metin yasalaşırsa, cumhuriyeti ayakta tutan temel kurumlar sarsılacak. Bunu herkes söylüyor, saygın bilim adamları söylüyor, devlet tecrübesi olan siyaset adamları söylüyor, demokratik kitle örgütleri söylüyor, siyasî partiler söylüyor, biz söylüyoruz; ama, şu komediye bakın ki, bu yasa tasarısını hazırlayanlar da aynı şeyleri söylüyorlar, tasarının gerekçesi de aynı şeyi ifade ediyor, tasarı da söylüyor. Yani, biz de, onlar da yasanın getirecekleri konusunda aynı şeyleri söylüyoruz.

Yasa tasarısını hazırlayanlar, aslında, bizim söylediğimiz her eleştiriyi, uyarıyı aynen kabul ediyorlar; ama, bu tasarıdaki düşünceleri bir tehdit olarak algılamıyorlar, tam tersine, savunuyorlar. Tasarının teknik hazırlayıcısı olan bürokratın düşünceleri, aynı bürokrat tarafından yazılmış olan ve Başbakanlık bünyesinde hazırlanmış olan gerekçeli kitaptan ve yasanın resmî gerekçesinden de anlaşılıyor.

Yani, biraz dramatize ederek söylersek, tasarının hazırlayıcılarıyla aramızda, sanki şöyle bir diyalog geçmektedir: Biz "cumhuriyet kurumları tehdit altındadır" diyoruz; onlar "zaten bu tehdit her zaman vardır" diyorlar. Biz "bu tasarı yasalaşırsa ulusal bütünlük sarsılır" diyoruz; onlar "tam üstüne bastınız, demek ki, bu tasarıyla bütünlüğü sağlayacağız" diyorlar. Biz "bu yasayla birlikte devletin sorumluluğu diye bir şey kalmayacak" diyoruz; onlar "maalesef, ulusal güvenlik, dışpolitika gibi bazı konularda da devlet hâlâ yetkili, bunu aşamadık" diyorlar. Biz "bu yasayla kamu sorumluluğundaki hizmetler özelleştiriliyor, paralı hale getiriliyor, kamu hizmeti diye bir kavram kalmıyor" diyoruz; onlar "en kısa zamanda, özelleştiremediklerimizi de özelleştirmeye devam edeceğiz" diyorlar. Biz "bu yasa yerel yönetimlerin değil, yerel oligarşinin, rantiyeciliğin güçlendirilmesine hizmet eder" diyoruz; onlar "bırakın da buna onlar karar versin, yerel demokrasinin gereği budur" diyorlar. Biz "ulusal devlet gidiyor" diyoruz; onlar "sorumlusu biz değiliz" diyorlar. Biz "laiklik tehlikede" diyoruz; onlar "o kadarını biz de beklemiyorduk, sahi mi" diye, karşı soruyla kaçamak cevap veriyorlar. Biz "bu yasayla, kamu hizmetiyle birlikte planlama düşüncesinden vazgeçildiğini, her şeyin, piyasaya, kâr-zarar mekanizmasına havale edildiğini, bu durumun ekonomik adaletsizliği, sosyal çöküntüyü ve idarî çarpıklığı daha da artıracağını" söylüyoruz; onlar "doğrudur, ama, piyasa tanrısına müdahale edemeyiz" diyorlar. Biz "bu yasayla, sosyal devlet tarihe karışacak" diyoruz; onlar "karıştıracağız inşallah" diyorlar. Biz "vatandaş, cumhuriyetin varlık nedenidir; bu yasa, vatandaş kavramı yerine müşteriyi getiriyor" diyoruz; onlar "iyi anlamışsınız, aynen öyledir" diyorlar. Üstelik, bu düşüncelerini, gerekçe kitaplarında da aynen yazmışlardır.

Peki, biz, burada, neyi konuşacağız; neyi tartışacağız?! Aslında, tartışmaya açılanın, basit bir tasarının maddelerinin olmadığı o kadar açık ki, her şey o kadar uluortada oluyor ki.

Değerli milletvekilleri, AKP İktidarı, ilk defa, burada, takıyye bile yapmamaktadır. Alenen, cumhuriyetin temel ilkelerini ve kurumlarını tartışmaya açmaktadır. Devrimle kurulan bir cumhuriyetin temel niteliklerini, temel bir yasayla, dönüştürmeye çalışmaktadır. Bu tasarının "Değişimin Yönetimi İçin Yönetimde Değişim" isimli gerekçe kitabının 159 uncu sayfasında, kamu kurumlarının vatandaşa müşteri olarak bakmalarının zorunluluğundan bahsediliyor; aynen bu ifadeler kullanılıyor. Zaten, tasarının temel felsefesi de, kamu hizmetinin ticarî ilişkiye, kamu alanının piyasalara, vatandaşın müşteriye dönüştürülmesi üzerine kurulmuştur.

Şimdi "bu tasarı, cumhuriyeti dönüştürüp, şeriat düzeninin veya piyasa otonomlarının yolunu açacak" denildiği zaman küplere binen milletvekillerine soruyorum: Vatandaşın müşteriye dönüştüğü bir ülkede, cumhuriyetten söz etmek mümkün müdür? Cumhuriyetin varlıksal temeli vatandaş değil midir. Bu tasarı, en önce, vatandaş kavramını değiştirmeyi amaçlamıyor mu?! Bu anlayış, gerekçe metinlerinde çok açık bir şekilde ifade edilmiyor mu?!

Değerli milletvekilleri, artık, şu gerçek kesinlikle bilinmeli ve kabul edilmelidir ki, bu tasarı, bir idarî reform tasarısı değildir; çünkü, idarî reformun dayanağı olan kamu yönetimi parçalanmaktadır. Hükümet, sorunu kökten halletmeyi düşünüyor. "Şu mektepler olmasa, Millî Eğitimi ne güzel idare ederim" diyen Millî Eğitim Bakanının misalini andırmaktadır. Etkin yönetim için, yönetimin felsefesi ve kurumlarıyla birlikte ortadan kaldırılması gibi bir mantaliteyi radikal bir idarî reform zannediyorsunuz. Vatandaşı da müşteri kılığına sokarak piyasalara havale etti mi, ortada ne yönetim ne sorumluluk, tabiî, ne de sorun kalacaktır. İşte, Hükümetin reform anlayışı budur.

Sayın milletvekilleri, tasarının kamu yönetimi yapısını âdeta ticarî bir işletme gibi düşündüğünü, devletin kamu hizmeti sorumluluğunu piyasada satın alınabilir bir ticarî hizmete dönüştürme amacı taşıdığını söylemiştik. Tasarı, bununla yetinmeyip, bunun doğal sonucu olarak, kamu çalışanlarının statü, görev ve hizmet tanımlarını da değiştirmektedir; kamu personelinin kamu hukukunun işleyişi bakımından önemli olan çalışma güvencesini de büyük oranda ortadan kaldırmaktadır. Tasarının esas mantığı, kamu hizmetlerinin yerelleştirilmesi ve özelleştirilmesidir. Bu, aslında, devlet memuru kavramını da, klasik anlamıyla, ortadan kaldırmaktadır ve niteliği ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, devletin iş gördüğü, hizmetli anlamında devletin memuru kavramı önplana çıkarılmaktadır. Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan tarafından sık sık tekrarlanan "bu yasayla birlikte, kamu çalışanları üstlerine hizmet etmek yerine, halka hizmet eder hale gelecektir" sözü de burada anlam kazanmaktadır. Burada, bu tasarının felsefesinin de gereği olarak, "üstler" kelimesini nitelikleriyle, görev, sorumluluk ve gelenekleriyle birlikte "devlet" olarak, "halk" kelimesini de, vatandaş ortadan kaldırıldığına göre, "piyasa" olarak algılamak mümkündür. Tayyip Erdoğan'ın ve onun düşüncelerini taşıyan bu tasarı, kamu çalışanlarının devlet hizmeti, kamusal hizmet yürütümünden rahatsızdır; bu hizmetlerin piyasa aktörleri tarafından yapılması gerekmektedir.

Sayın Erdoğan'ın yukarıdaki sözünün Türkçesi şudur: Bu yasayla birlikte, kamu çalışanları vatandaşa kamu hizmeti üretmek yerine, parası olan müşteriye hizmet eder hale gelecektir. Bu sözde kamu reformuyla birlikte, kamusal çalışma yaşamında taşeronluğun, sözleşmeliliğin ve bu çerçevede hizmetlerin özelleştirilmesinin de önü açılacağına göre, artık, devlet memuru, devletin hizmet sorumluluğuna göre değil, yasayla birlikte, piyasanın talep yoğunluğuna göre çalıştırılan piyasa memuru özelliği taşıyacaktır. Böyle bir yapılanmadan, nasıl ki, İş Kanunu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Öktem.

ENVER ÖKTEM (Devamla) - Bu yasada memur sendikacılığının yapı taşları ortadan kaldırılmaktadır. Tasarı, kamu personeli rejimini düzensizleştirmekte, ücret sistemini dengesizleştirmekte, hizmet sunumunda yerelliği önplana çıkardığı için bölgesel dengesizliği de derinleştirmektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarıda çoğu maddenin içeriğinde karşılaştığımız gerekçede de, daha açık bir biçimde gördüğümüz çok çarpık bir kamu hizmeti anlayışı tanımlaması vardır. Kamu yönetimi sisteminin fonksiyonu ve kamu çalışanlarının bu sistem içerisinde pozisyonları da çarpık anlayışa göre belirlenmiştir. Tasarıda kamu hizmeti sanki kamunun, kamu yönetiminin yapmak zorunda olduğu işler, görevler değilmiş gibi, hizmeti verenlerde hizmetin kendisi önplanda tutulmuştur. Bu yerel alanın başka nelerle, hangi iktidar odaklarınca doldurulacağını, genişletileceğini ve nasıl yerel iktidarlar oluşturulacağını şimdilik bilemiyoruz. Bildiğimiz bir şey var, bu yerel iktidarlar meşruiyetini vatandaştan değil, piyasadan alacaklardır ve bu iktidarlar güçlendikçe, halk iktidarı, yani demokrasi, yani cumhuriyet zayıflayacaktır. Bu kara düzenin mimarı da AKP Hükümeti olacaktır.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Enver Öktem (CHP, İzmir). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim tutanağı, 26 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enver-oktem-22-2004-02-26-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
