# 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Tümü münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 28. Dönem)
- **Konuşmacı:** Erhan Usta (İYİ Parti, Samsun)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim
- **Tarih:** 21 Aralık 2025
- **Gündem:** 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Tümü münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=140654
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/erhan-usta-2025-12-21-2026-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-teklifi-ile-2024-yili-merkezi-y

> Erhan Usta (İYİ Parti), 21 Aralık 2025 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Tümü münasebetiyle); konuşma 1.340 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) - Değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen büyük Türk milleti; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, iki ay süren bütçe maratonunun son günündeyiz. Ben bu konuşmamda biraz daha, daha yapısal, daha genel meseleler üzerinde durmaya çalışacağım. Zira geçen altmış gün boyunca, yaklaşık iki ay boyunca teknik analizler yaptık, grafikler gösterdik, işte, rakamlar verdik hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem Genel Kurulda. Şimdi, biraz daha bu yaşadığımız sorunların kök nedenlerine inmenin daha faydalı olacağını düşünerek o konuda sizlerle değerlendirmelerimi paylaşacağım. Tabii, bunlar aynı zamanda da bizim iyileştirmemiz gereken alanlar olarak öne çıkıyor. Şimdi, tabii, bu alanların, bana göre, doğrudan veya dolaylı olarak Türkiye'nin bugün yaşadığı yoksulluğun, sıkıntıların, özellikle ekonomik sıkıntıların temelinde bu kök nedenlerin yattığını düşünüyorum.

Şimdi, birinci mesele değerli arkadaşlar, Türkiye ekonomisi yeterince üretmiyor yani ülkenin üretim kapasitesi maalesef zayıf. İmalat sanayisinin millî gelir içerisindeki payı... İyi örnek ülkelere baktığımızda, Avrupa ülkelerine veya işte Uzak Doğu'da Güney Kore, Çin gibi ülkelere baktığımızda, imalat sanayisinin millî gelir içerisindeki payı bizde son derece düşük çünkü biz yeteri kadar üretken alanlara kaynak ayırmıyoruz. Bunun nedeni ne? Bunun nedeni, özellikle AK PARTİ hükûmetleri döneminde ortaya çıkan bu rant ekonomisidir, beton ekonomisidir. Bakın, yirmi üç yıl boyunca Türkiye yurt dışından yaklaşık 677 milyar dolar dış kaynak kullandı, kendi kaynaklarımız da var. Allah aşkına, şöyle bir bakın bakalım, Türkiye'nin üretim kapasitesi bu kadar arttı mı? Hiç olmazsa... Dış kaynak nedir? Yatırım tasarruf farkıdır. Yani kendi tasarruflarımızın yetmediği yerlerde yatırımlarımızı finanse etmek için dışarıdan kullandığımız paradan bahsediyoruz ama baktığınızda Türkiye'nin yatırım kapasitesinin bu kadar artmadığını görüyoruz. Bu paralar nereye gitti? Betona gitti artı yolsuzluğa gitti. Şunu çok net bir şekilde iddia ediyorum: Kayıt dışı olarak Türkiye dışına çıkan paralar da bu rakamların içerisinde yer alıyor. Şimdi, bunun için ne yapılması lazımdı? Kentsel rantların vergilendirilmesi gerekiyordu. Bu konu çalışıldı ama bununla ilgili olarak -neredeyse on yıldır bu çalışmalar bitti, biz ta devletteyken bunları çalıştık ama- bu çalışmalar bir şekilde neticelendirilmiyor çünkü buradan nemalanan bir iktidar ve yandaşları var.

Şimdi, üretimle ilgili diğer sorunumuz ne? Üretimin teknoloji seviyesi düşük. Şunu elbette kabul ediyoruz: Yani AK PARTİ hükûmetleri döneminde alt, daha doğrusu düşük teknoloji seviyesinden orta teknoloji seviyesine doğru bir geçiş oldu ancak orta teknolojiden yüksek teknolojiye geçişi sağlayamadığımız gibi, hatta 2002'yle mukayese ettiğimizde yüksek teknoloji ürünlerin üretimdeki ve ihracattaki payının da düştüğünü görüyoruz. Bu, şu anda bize nasıl bir sıkıntı olarak çıkıyor? Şu anda, işte, özellikle emek yoğun sektörlerde ya firmalar kapanıyor rekabet edemediği için ya da yurt dışında emeğin, iş gücünün daha ucuz olduğu ülkelere gidiyor. Türkiye bugüne kadar, AK PARTİ hükûmetleri döneminde şu yanlışı yaptı: Emek üzerinden, daha doğrusu ücret üzerinden rekabet etmeyi seçti. Hâlbuki daha yüksek teknoloji, daha yüksek katma değerli ürünler üretmemiz gerekiyordu; bu, maalesef becerilemedi, buraya yeteri kadar kaynak ayrılamadı.

Diğer bir sorun üretimle ilgili olarak, ülkemizin verimlilik seviyesi çok düşük değerli arkadaşlar. Hem iş gücü verimliliği açısından düşük hem de ekonominin genelindeki toplam faktör verimliliği açısından. Bunun içerisinde ne var? Firma ölçeği var, hukuk sistemi var, adalet sistemi var, iş ortamı var, belirsizlikler var, ekonomideki beklentilerin kötüleşmesi var, mülkiyet güvencesi var. Buradaki bozulmalar da ekonominin genelinde bir verimsizlik olarak karşımıza çıkıyor ve bu da Türkiye'nin rekabet gücünü azaltıyor.

Mal ve hizmet açısından -yine üretimle ilgili olarak devam ediyorum- Türkiye'nin yurt dışına bağımlılığı arttı. Hâlbuki, yirmi üç yıllık bir iktidarda, uzun bir iktidarda -bu bağımlılık geçmişte de vardı, onu kabul ediyoruz ama- bu bağımlılık bu dönemde azalmadığı gibi arttı hem finansman açısından hem de mal açısından. Yüksek teknolojili birçok ürün olmadığı zaman Türkiye'de biz yatırım yapamıyoruz, üretim yapamıyoruz veya bir kısım ham madde ithalatını da zorunlu olarak yapıyoruz, hâlbuki bunların bir kısmı bugüne kadar düzeltilebilirdi.

Şimdi, ihracatçıların ve sanayicinin sorunlarının son dönemde çok fazla arttığını görüyoruz, buradan bir yıldır biz ikaz ediyoruz. Bakın, geldi yani esnafın yaşadığı, çiftçinin yaşadığı, memurun, emeklinin yaşadığı sıkıntının daha da fazlasını ihracatçı, sanayici yaşayacak dedik, kulaklar tıkandı, şimdi bu evrede bunu görüyoruz. İhracatın millî gelire oranı -bakın, efsaneler yazıldı ihracatla ilgili değil mi- 2002 seviyesine düşecek diyor 2028 OVP'si arkadaşlar yani o efsane bitti, tılsım bozuldu, ihracat gerçekten çok zor durumda, sanayici gerçekten çok zor durumda.

Şimdi, öyle bir ekonomik program uygulanıyor ki "Talebi kısacağız." dediler. Üretimi kısan, üretimi köstekleyen, üretimi cezalandıran bir ekonomik programa dönüştü; bunun detayları daha önceki bütçe konuşmalarımızda ifade ettik, sorduk. O yüzden biz Maliye Bakanına şunu sorduk konuşmalarımızda: "Uyguladığınız ekonomik programı güçlendirecek, kapsamını genişletecek uygulamaları yapacak mısınız?" dedik, "Kentsel rantların vergilendirilmesi için niye adım atmıyorsunuz, bunun için ne yapacaksınız?" diye sorduk hem Cevdet Yılmaz'a hem Maliye Bakanına hem de Tarım Bakanına. Efendim "Tarımda üretimin daha fazla artırılması için tarımsal desteklemeye ayrılan kaynağın artırılması gerekiyor, bunu artıracak mısınız?" diye sorduk, hiçbirinden olumlu bir cevap alamadık.

Şimdi ikinci sorun alanı arkadaşlar, üretim az olunca tabii, iş ve istihdam kapasitesi de ülkenin yetersiz, burada da artırılma ihtiyacı var. Yaklaşık her yıl 500 bin kişi, iş gücü çalışma çağına giriyor. İnsanımıza iş bulmak durumundayız, piyasanın talep ettiği insanı yetiştirmek durumundayız. Kapsamlı bir eğitim-istihdam planlamasına ihtiyaç var, maalesef bir beceri uyumsuzluğu var. İstihdam piyasasının talep ettiği insan ile bizim eğitim sistemlerimizden çıkan insan arasında "..."[5] var, bir uyumsuzluk var, bunu görmek gerekiyor. Tabii, iş ortamı olabilmesi için büyümenin olması lazım. Büyümemiz fena değil, yüzde 5'lerde ortalama büyümemiz var son dönemde düşmüş olmakla birlikte ama bu, aslında Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılayacak yüksek bir büyüme değil. Biz geçmişte yüzde 7'li büyümeleri hedefleyerek plan, program yapmıştık ama şu anda büyüme, uzun süredir, bakınız, son dört yılda büyüme -projeksiyonla birlikte- yüzde 3'ler civarında olacak. Bu büyüme istihdamdaki sıkıntıları daha da artıracak.

Demografik fırsat penceresi kapanıyor arkadaşlar; son şansımızdı, maalesef, yirmi iki, yirmi üç yılda AK PARTİ Türkiye'nin bu şansını bitirdi. Bunun ne olduğunu daha önceden anlatmıştım; şimdi, zamanım olmadığı için detaylarını anlatamayacağım.

Bakın, çalışma çağındaki nüfusun erkeklerde sadece 2/3'ü çalışıyor, kadınlarda sadece 1/3'ü çalışıyor. Böyle bir ekonominin yüksek gelir seviyesine çıkması mümkün değildir. Yüksek gelir seviyesi olarak verilen rakamların tamamı yanlıştır. İddia ediyorum, bunları delillendirdik. Bu delillerimize karşı, bu iddialarımıza karşı da herhangi biri çıkıp mantıklı, teknik bir izahatta da bugüne kadar bulunamadı. Atıl iş gücü oranı yüzde 30'a dayandı. Bu artık burada kemikleşti, bu çok tehlikeli bir durum. Gençler ülkeyi terk etmek istiyor, eğitimlisi de eğitimsizi de terk etmek istiyor.

Değerli arkadaşlar, üçüncü yapısal sorun alanı, Türkiye'nin bir nüfus stratejisi yok, bir nüfus politikası yok. Böyle büyük bir ülkenin, nüfus politikası olmayan, nüfusu gelişigüzel başına bırakmış bir ekonomi olabilir mi? İşte, az önceki istihdam sorunlarını söyledik. Bunun devamı olarak Türkiye'de doğurganlık hızı keskin bir şekilde düşüyor. 1,48 çocuk, 2024 yılı rakamı. Daha da büyük problem, bölgesel dağılımda da müthiş bir farklılık var yani doğurganlık hızının 3,28 olduğu illerimiz de var; 1,12 olduğu illerimiz de var. Buna ilişkin de herhangi bir politika yok, herhangi bir işlem yok. Şimdi Aile Bakanına soruyoruz, diyoruz ki: Sayın Bakan yani bu doğurganlık hızının artırılması için Sayın Cumhurbaşkanının "3 çocuk yapın." hamasetinden başka uyguladığınız ne politika var? Herhangi bir politikayla karşılaşamıyoruz. Kaynak ayırmadığınız şeyde gidişatı değiştirme imkânınız elbette olmayacaktır.

Kreşlerle ilgili meseleleri söyledik, kreş yapılması lazım dedik. Kadınların hem iş gücüne katılabilmesi için hem çocuk yapabilmesi için bu imkânların, bu altyapının hazırlanması gerekir dedik. Bununla ilgili hiçbir işlem yapılmıyor.

Boşalan köylerimiz var, ekilmeyen arazilerimiz var. Mesela, İçişleri Bakanına -yani artık kendi vatandaşımız o arazileri terk etti- sorduk: "Hiç olmazsa bu ekilemeyen alanlara, boşalan köylere, bu işte meziyetli olan Uygur Türklerini getirme gibi bir politikanız var mı? Böyle bir şey hiç aklınıza geldi mi?" Maalesef, hiç düşünmemişler bile.

Sığınmacılar meselesini zaten konuşmaya gerek yok. Bir nüfus politikası olmayan bir ülkede sığınmacılarla ilgili de bir şey yapılmıyor. Memleketin en ücra köşelerine kadar sığınmacılar gitmiş durumda ve bu da büyük bir sorun olarak da zaten karşımıza çıkıyor.

Şimdi, dördüncü sorun alanı kayıt dışılık değerli arkadaşlar ama ben burada "kayıt dışılık" derken özel sektördeki kayıt dışılıktan bahsetmeyeceğim. Özel sektördeki kayıt dışılığı çok konuşuyoruz ama esas kayıt dışılık bu ülkede kamu sektöründe, devlette kayıt dışılık var. Şimdi size onlardan bahsetmek istiyorum ki devletteki kayıt dışılığın sonuçları çok daha yıkıcı. Yani özel sektörde bir miktar vergi kaçırır, o firmaya bir avantaj sağlar, belki biraz daha üretim yapar, ihracat yapar, insan çalıştırır ama devletteki kayıt dışılık, devletteki kayıt dışılık son derece yıkıcı.

Türkiye Varlık Fonu var, değil mi? 50 milyar...

(Uğultular)

---

**Kaynak gösterme:** Erhan Usta (İYİ Parti, Samsun). “2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Tümü münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2025. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erhan-usta-2025-12-21-2026-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-teklifi-ile-2024-yili-merkezi-y (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=140654

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
