# Kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 28. Dönem)
- **Konuşmacı:** Erhan Usta (İYİ Parti, Samsun)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim
- **Tarih:** 20 Ekim 2026
- **Gündem:** KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=149123
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/erhan-usta-2026-10-20-kanun-teklifleri-ile-komisyonlardan-gelen-diger-isler

> Erhan Usta (İYİ Parti), 20 Ekim 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER); konuşma 2.965 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, bu fonların tasfiyesine ilişkin kanun teklifi üzerinde İYİ Parti Grubumuz adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başından itibaren, ilk günden itibaren söylüyoruz; bu organize bir soygundur, bu nitelikli bir dolandırıcılıktır. Bunu öylesine söylemiyoruz, bunun kanıtlarını defalarca dile getirdik fakat bugün biraz daha kanun teklifi üzerinde duracağım için ama sadece bunları nitelemeyi hatırlatarak burayı geçmek istiyorum.

Tabii, bu soygun bile bile geldi. Biliniyordu, bilinmeyen hiçbir şey yoktu, bunu piyasa iki yıldır konuşuyordu. İşte, Bakan da on-on bir ay önce konuştu, söyledi ama buna rağmen o kadar pervasız davrandılar ki vurgun olduğu gibi devam etti. Mehmet Şimşek'in açıklama yaptığı gün eğer işe müdahale edilmiş olsaydı mağduriyet 297 milyar lira olacaktı ama gecikti, 822 milyar liraya çıktı tasfiye edilen fonlardaki para. Tabii mağduriyet bunun çok daha üzerinde. Konuşmadığımız şey: Borsa yatırımcıları var. Borsadaki şirketlerin değeri toplam 6,5 trilyon lira civarında düştü arkadaşlar bu arada. Reel sektör inim inim inliyor, vaktim olursa onları da anlatmak istiyorum. Yani, dolayısıyla, mağduriyet sadece 455 bin kişi filan da değil. 455 bin kişi, evet çok büyük bir rakam, çok önemli bir rakam ama bunun dışında bütün Türkiye'yi etkileyen bir soygundan, bir vurgundan bahsediyoruz.

Şimdi, bunun üç ayağı olduğunu söyledik; bürokrasi ayağı var, siyaset ayağı var, özel sektör ayağı var. Üçünün de kesişim noktası, kesişim kümesi AK PARTİ'li olmaları. Buradaki özel sektör de AK PARTİ'li, bürokrasi AK PARTİ'li -bakın, ben normalde bürokrata partili demem ama bu bürokratlar gerçekten partili, partili bürokratlar; bu işin içerisinde olanlar için söylüyorum- siyaset kısmında zaten AK PARTİ'liler var, onu net olarak görüyoruz.

Tabii, Türkiye'nin 2021 yılında sonra yaşadığı yüksek enflasyon da böyle bir dolandırıcılık için zemin hazırladı. Hem bir yerden tabii bundan nemalanmak isteyen açgözlüler, suça bulaşanlar var ama öbür taraftan insanlar yüksek enflasyonda parasını değerlendirmek için, parasının erimesini engellemek için bir kısım arayışlara girdiler ve bu fonlara o yüzden para yatırma konusunda istekli oldular.

Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonunda kanun teklifi görüşüldü, özetini söyleyeyim: Bürokrasi dökülüyor, kurumlar dökülüyor. Gerçekten Türkiye'nin kurumları çürümüş, her yönüyle çürümüş yani bilgi vermiyorlar, çoğu zaman bilmiyorlar, bildiklerini gizliyorlar, Parlamentodan da çekinmiyorlar; böyle bir manzara var.

Biz mesela MASAK var biliyorduk -SPK, BDDK, zaten onları söyleyeceğim de- MASAK'ı gerçekten Maliye Bakanlığımıza bağlı bir kurum olarak var biliyorduk, MASAK açık açık söyledi yani "Biz bunları izleyemiyoruz, biz para gittikten sonra ancak görürüz." şeklinde ifadeleri oldu yani özeti oydu. İfadeler birbiriyle çelişkili, kurumlar birbirini suçladı. Meğer sanki ortada hiçbir sıkıntı olmamış, böyle bir soygun olmamış, bütün dünyanın dikkatini çeken bu soygun olmamış gibi, böyle, efendim, bu şekilde davrandı bu şeyler ve birbirlerini bir anlamda suçladılar.

Şimdi, ne beklersiniz böyle bir şeyde? Organize bir suç var, kurumlar tamamen bunun içerisinde. Bakın, buna ilişkin kaç tane delili bizzat biz de ortaya koyduk. Mesela, işte, Teranın bir tane fonunun, en büyük fonunun, 268 milyar liralık fonunun nasıl hukuksuz bir şekilde sisteme konulduğunu, TEFAS'a konulduğunu apaçık bir şekilde ortaya koyduk, bu, Plan ve Bütçe Komisyonunda da kanıtlandı. İşin içerisinde hem Takasbank var hem SPK var, iki kurum da işin içerisinde yani milletin soyulmasının müsebbibi hâline gelmişler. Veya banka lisansları...

Yine, Teraya son güne kadar likidite sağlanması... Hem İstanbul Borsası para piyasasından Teraya... Bakın, bu milleti dolandırsın diye, manipülasyon yapsın diye Teraya son güne kadar İstanbul Borsası para piyasasından ve Takasbank para piyasasından fonlama yapıldı, likidite sağlandı. Bunu biz ortaya koyduk, baştan inkâr ettiler ama sonra kabul etmek durumunda kaldılar. Daha sonra Komisyonda kabul ettiler hani "Karakolda doğru söyler, mahkemede susar." misali, ondan sonra birileri talimat vermiş olmalı ki tekrar Takasbank açıklama yapıyor ama açıklaması da aslında yine itiraf mahiyetinde.

Şimdi, ne beklersiniz? Bütün bu kurumlardaki bu kişilerin görevden alınmasını beklersiniz değil mi, tabii olarak. İlk günden itibaren zaten hep bunu söyledik, el çektirilmesi lazım. Hem soruşturmanın selameti açısından hem de bu işin doğru yürümesi açısından bu işten sorumlu olan kurumlardaki üst düzey yöneticilerin, sadece başkanların değil yönetim kurulu üyelerinin, başkan yardımcılarının, karar mercisinde olan insanların el çektirilmesi lazım. Hiçbir şey olmadı, en sonunda gele gele 2 tane istifa geldi veya görevden alma geldi. Şimdi, şaka gibi! SPK'de 1 Başkan Yardımcısı var arkadaşlar bu işlerle ilgili. Bakın, halka arz onaylarını veren, fonlara onay veren, GYO'ların onaylarını veren, aracı kurumlara yetki veren dairelerden sorumlu Başkan Yardımcısı -o gün de bize yanlış bilgi veren Başkan Yardımcısı- bu tasfiyeden sonra -17 Eylülde tasfiye oluyor- görevden alınması gereken bu şahıslar -şaka gibi- 21 Eylülde MKK Yönetim Kurulu Başkanlığına atanıyor ya! Olacak iş değil, ödüllendiriliyor bir de. Yani bunları kabul etmek mümkün değil.

Şimdi, isimlerin açıklanması meselesi hepimizin gündeminde. Haksız kazanç sağlayan isimler açıklanmalıdır. Bunları da iki türlü düşünebiliriz. Bir, suça bulaşmış olanlar yani bu işin tamamen içerisinde olan isimler var. Zaten onların sadece isminin açıklanması değil, onların yedi sülalesinin burnundan getirmemiz lazım; hem paramızı almamız lazım hem de bunun için hapis, şu bu, ne gerekiyorsa onların yapılması lazım. Bunun dışında bir de suça bulaşmamış ama ciddi miktarda fahiş kazanç elde etmiş insanlar var yani zamanında girmiş, sonradan da çıkmış. Şimdi, mesela bunları kapsamıyor kanun, bunlardan iadeyi kapsamıyor, sadece isteğe bağlı olarak... Bu olmaz arkadaşlar. Yani eğer burada adil olacaksak ve bu fon havuzuna para gelmesini istiyorsak, mağduriyetin az olmasını istiyorsak, evet, hiçbir şekilde suça bulaşmamış olanlardan bile, bir emsal artış hesabı var zaten kanunda, onun üzerinde kazanç elde edenlerin de parasının cebren bu havuza gelmesini sağlamamız lazım çünkü işin kökü haksız, işin kökü hukuksuz ama hukuksuzluktan suç işlemeden faydalanmış insanlar var, buralardan da elde edilmesi lazım.

Şimdi, bu isimleri bilelim yani belli bir miktarın üzerinde buralara para yatıran, para çeken, bu haksız kazançları elde eden insanlar kim? Şimdi, bunu, anladığımız kadarıyla AK PARTİ Genel Merkezi biliyor, bürokrasi de biliyor, Akın Gürlek de bir miktar biliyor. Bunu kamuoyu niye bilmiyor? Bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi niye bilmiyor? İşte, araştırma komisyonunu o yüzden istedik burada ama reddedildi. Bunu bilmemiz lazım. Bu artık böyle hani lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi filan veya yatırımcı mahremiyeti filan diye bir şey değil. Doğrudan doğruya bu ülkeye kastedilmiş, bu ülkenin ekonomik bekasına kastedilmiş bir durum varsa bu kişileri hepimiz bilmek durumundayız. Şimdi, kamuoyunun önünde birkaç kişiyi attılar, birkaç siyasetçi, birkaç bürokrat; onlar da magazinleştiriliyor, "Onlarla siz yetinin..." Olmaz. Bu sadece bir Fatma Betül Sayan Kaya meselesi filan değil veya sadece Mahmut Sütcü meselesi filan değil, bu işin içerisinde çok daha fazla insan var, kamuoyu bunları bilmek durumundadır.

Az önce ifade ettim, şimdi, bir havuz oluşturmamız lazım ve bu havuzda bir kaynak olması lazım ki bu mağduriyetleri en aza indirelim. Şimdi, bu havuza gelecek kaynak... Siz o haksız kazançları isteğe bağlı hâle getirirseniz -kanun onu söylüyor- olmaz. Yani insanlar niye verecek? "Kardeşim, ben bir suça bulaşmamışım. Paramı koymuşum; bir koymuşum, bin almışım, çıkmışım. Mağdur da değilim, bilgi de almadım, 'insider information'ım da yok." filan deyip bu adamlardan olmaz. Dolayısıyla, buralardan da bu paralar cebrî olarak alınmalıdır ki havuzun kaynağı artsın. Listenin yayınlanması bir toplumsal baskı oluşturacaktır, yine havuza girecek kaynakları artıracaktır.

Şimdi, eğer bunu yapmazsak ne olacak? Bir borsa oluşacak. Nasıl FETÖ borsası oluştu bu ülkede, şimdi fon borsası oluşacak. Senin orada haksız kazancın var. Kim bilecek bunu? AK PARTİ yetkilileri bunu biliyor veya başka insanlar da bunları mutlaka öğrenecekler, ondan sonra onların üzerine gidilecek "Kardeşim, 1.000 kazandıysan 100'ünü git oraya yatır isteğe bağlı olarak, ondan sonra 500'ünü bana ver, 400'ü de sana kalsın." gibi bir borsanın oluşması kaçınılmaz bu ülkede. Arkadaşlar, bunları yaşayarak gördük ya! FETÖ gibi bir darbede bile bu işin borsası oluştuysa bu memlekette, bu fon borsası oluşacaktır. Dolayısıyla bu cebrî olmak durumundadır. Devlet alsın; kimse haksız hukuksuz yere, mafyadır, şudur budur, buradan nemalanmasın, devlet bu parayı alacaksa alsın. Almayacaksa da isteğe bağlı da olmasın.

Şimdi, Fon Kurulu var. Ya, bu iş yönetilmiyor değerli arkadaşlar, bunu görmek lazım. Yönetilmiyor bu iş. Fon Kurulu -işte, hep eleştirdik burada- 3 AK PARTİ'li var yani orada komünist parti temsilcisi gibi... Ne demek ya? Niye partili var orada? Veya işte işe karışmış, bu işin zanlısı durumunda olan kurum başkanları var. Bunlarla Fon Kurulu ne yapabilir? Doğru düzgün bir bilgilendirme yok. Dolayısıyla, bir strateji ortada yok. Bu iş bu Fon Kuruluyla olmaz, bu Fon Kurulunun değiştirilmesi lazım. Denetime ilişkin düşüncelerimi de birazdan ifade edeceğim.

Şimdi, adil, şeffaf, hukuki anlaşmazlıkları en aza indirecek düzenleme yapılması lazım. Bakın, orada SPK Daire Başkanı söyledi "Yüz binlerce davayla karşılaşacağız." dedi. Bu ne demek arkadaşlar ya? Yüz binlerce davayla karşılaşacak bir formülasyonu niye yapıyorsunuz? Göz göre göre bu yapılır mı? Böyle bir şey olabilir mi? Bakın, milyonu geçer bu dava sayısı, Türkiye'nin bunun altından kalkması mümkün değil. Dolayısıyla, bazı şeylerin davaları en aza indirecek şekilde yapılması lazım.

Rakamların kamuoyuyla paylaşılması lazım. Efendim, SPK Başkan Vekili -ki en az kusurlu olandır bence- daha yeni geldi oraya. Başkan yardımcıları var, kurul üyeleri var, onların hiçbirisi gelmedi; karar mercisinde olan veya icraatın içerisinde olan insanlar. Bir kişiyi kurban seçmişler, gönderdiler. Rakam istiyorsunuz "Ya, bir alt kırılımlarını verin bakalım, hangi baremde ne kadar yatırımcı var, miktarları bir görelim. PBLK miktarı ne kadar, bakalım, bunları bir görelim." diyoruz. "Rakam yok efendim, çalışıp gelelim." Ya, siz ne yaptınız arkadaşlar? Bir buçuk ay oldu ya, ne yaptınız ya? Hadi önceden çalışmadınız, hadi önceden bakmadınız, ya insan yemez içmez hiç olmazsa şu otuz üç günde -otuz üç gün oldu değil mi kabaca?- gelir bu işe bir bakar, bir eder, bir rakam şey yapar ama maalesef, işte, bürokrasi bu hâle geldi veya bu rakamların paylaşılmasını istemiyor siyasi irade. O daha da kötü.

Şimdi, piyasalara güven verecek bir sistem kurmak durumundayız. Bakın, piyasalarımız bozuluyor, MSCI'nın Türkiye'yi ikazları ortada. Bakın, bu işin üzerine düzgün gidilmezse Türkiye bir alt kategoriye düşecek, düşürecekler, haklı olarak düşürecekler. Şu andaki dondurmalar da zaten aslında başlı başına bir sorun, bir kısım dondurma yaptılar ama daha fazlası, Haziran 2027'ye kadar bu işin olması durumunda Türkiye açısından bir felaket olur çünkü bizim çarklarımız yabancı sermaye olmayınca dönmüyor. Hani, cari fazlanız olur, paranız bol olur "Yabancı yatırımcıya ihtiyacım yok, ben kendi bildiğim gibi ülkemi yönetirim." dersiniz, hadi, olur mu olur belki ama Türkiye için olmaz. Bu kadar açık veren bir ülkede bizim yabancılara da güven verecek şekilde davranmamız lazım. Ya, bu ülkede takas garantisi, takas kesinliği ihlal edildi. Böyle bir şey olamaz. Böyle bir ülkeye yabancı gelemez. Takasa girmiş, her şey belli olmuş, ona "Sen şimdi satmadın, senin paran yok burada. Seni satılmamış pozisyonuna alıyorum." diyorsun. Takas kesinliği, takas garantisi diye bir şey vardır, bütün dünya buna bakar. Şu anda yapılan, getirilen bu kanun teklifinde bu ihlal ediliyor ve bu ihlâl edilirken de SPK'nin de böyle çelişkili çelişkili ifadeleri var. Bir yandan ilk açıklamasında "Bu takasa girmiş olanları, satılmış olanları öncelikli olarak ödeyeceğim." diyor, sonradan birileri bir şey söylüyor -kim söylüyor, nasıl oluyor, onu bilmiyoruz- ondan sonra diyor ki: "Bunlar da öncelikli olarak ödenecek olan..." Artık bunlar alacak hâline gelmiştir. Bakın, şimdi bir hissedarlık vardır, bir fonun hissedarı olursunuz, o fonda paranız vardır; bir de o fonu satmışsınızdır, artık o portföy yönetim şirketinden alacaklı pozisyonuna geçmişsinizdir. Tasfiyede alacak önce gelir, hissedar sonra gelir ama şimdi alacaklı olanı tekrar hissedar pozisyonuna geri iten bir durum var; bunların kabul edilmesi mümkün değil. Ha, bunları siz yaparsanız yaparsınız, bu kanunu buradan isterseniz geçirirsiniz ama bütün dünya bizi seyrediyor ve Türkiye'ye karşı ciddi bir güvensizlik oluşacaktır, bunun altından da kimse kalkamaz.

Şimdi, büyük yatırımcı-küçük yatırımcı meselesi var. Tabii, elbette küçük yatırımcıları koruyalım yani kredi kartını yatırmış, okulunun taksitini yatırmış veya kirasını iki günlüğüne orada... Bakın, şu yüksek enflasyonda bütün kabahatli bu Hükûmettir, bu Hükûmetin yarattığı ekonomik ortamdır. Para eriyor ya, para gözümüzün önünde bildiğin eriyor. Adam, erimesin diye parasını üç günlüğüne oraya yatırmış işte "Bir kazanç elde edeyim." diye. Bu insanların parasının ödenmesi lazım, o 1 milyonun altı... 1 milyon neye göre yapıldı, onu da bilmiyoruz. Bu rakamların bizimle paylaşılması lazım. Peki, 1 milyonun üzerinde olanlar ne olacak? Bunların hepsi böyle milyoner, aşırı zengin insanlar değil. Bakın, bizi hep arıyorlar, "Bütün birikimimizi yatırdık." diyorlar. "Ya, evimi biraz daha iyileştireyim diye sattım, buraya yatırdım." diyor. Şimdi, bu insanlara "Al, sana da sadece 1 milyon lira." dersek bu adaletsiz olur, hukuksuz bir çözüm olur. Bakın, işte bunların hepsi davaya gider. Bir kısım para ödediklerinizi de bunların parasıyla ödüyorsunuz. Nihayetinde fonda bir para var, değil mi? Herkese hissesi oranında vermiş olsan, işte, ben yüzde 10'unu alacaksam 10 milyon olan 1 milyon alacak, 1 milyon olan da 100 bin lira alacak ama şimdi "Herkese 1 milyon lira vereceğim." dediğiniz zaman 10 milyonu olan adamın 9 milyonunu yakıyorsunuz demektir ve bunun parasıyla öbür tarafı fonluyorsunuz demektir. Eğer illaki bir yerle fonlayacaksan o zaman hazineden fonla kardeşim, kimsenin parasıyla başkasını fonlama; bu adaletsizliktir, bu hukuksuzluktur, bunu görmek lazım. Eğer bu yapılmaz ise burada da ciddi mahkeme olaylarıyla karşı karşıya kalacağız.

Bu takas garantisi meselesini söyledim.

Sermaye piyasalarımız bundan sonra çok daha kötü duruma gelecektir. "Kim denetleyecek peki bunu?" diyeceksiniz.

Ha, bir de şu var: Bu şahsi mal varlığının fazlası alındı ya, şahsi mal varlığı alınacak suçlu olanlardan, bunun fonlara nasıl dağıtılacağına ilişkin burada, kanunda bir ifade yok, orası muğlak. Yarın bir gün oradan bir sürü problem çıkacak çünkü çözüm fon bazında. Şimdi, ben Teranın sahibiyim, benim şahsi mal varlığım var, bir sürü de fonum var orada, bu fonlara bu parayı nasıl dağıtacaksın? Bir kanunda bu olmaz mı arkadaşlar ya? Yok, yok. Komisyonda söyledik bunu niye yapmıyorsunuz diye, hep kendi bildiklerini okuyorlar. Niye? Keyfî davranacaklar, orada bir sürü kriter koymuşlar, kriterler birbiriyle çelişiyor.

Şimdi, kim denetleyecek? DDK'nin denetiminin olmayacağı belli. Yani kendi yönetimini... İstanbul Borsası Yönetim Kurulu üyesi olacaksınız, DDK Başkanı olarak tutacaksınız, kendi döneminizi denetleyeceksiniz, böyle bir şey olmaz, bu, bütün yönetim ve denetim ilkelerine ters bir durumdur. Dolayısıyla, kamu-özel sektör temsilcilerinden bu işi bilen çok nitelikli insanlar var, gelin bu kanunla bir yetki alalım, böyle bir denetim mekanizması bir defalık bu olaya özgü kuralım ve denetim işini buraya verelim arkadaşlar, buraya verelim. Yine siz seçeceksiniz bunları ama olması gereken budur. Bu yapılmazsa zaten yani bu denetimden hiçbir şey çıkmaz. Bir şey çıksın istenmiyor zaten. Bu iş AK PARTİ'ye sıçramasın çünkü bunun her tarafı AK PARTİ, AK PARTİ'ye sıçramadan bu iş olsun, 3-5 kişiyi magazinleştirelim, toplumun önüne atalım, onlarla bu iş avutulsun. İşte, biraz da o kütlenin içerisinde, mağdur kütlenin içerisinde de adalete, hukuka, bilmem neye bakmadan en fazla sayıyı nerede tutturuyorsak onların da işini görelim, bu işi kapatmaya çalışalım mantığıyla bir iş olmaz.

Şimdi, borsa yatırımcılarının kaybı var, bunlara bile bakmamız lazım. Reel sektörde ciddi sıkıntı var, buna bakmamız lazım. Bakın, reel sektör borçlanma araçları... Ciddi şekilde reel sektöre tahvil çıkarma izinleri verildi. Şu anda 1 trilyon liranın üzerinde reel sektör borçlanma araçları var. Şimdi teker teker temerrüde düşmeye başladı reel sektör firmaları; isim vermeyeceğim, Türkiye'nin en büyük elektronikçisi bile borcunu ödeyemedi, bir mağduriyet de oradan yaşanıyor. Mesela, bunu çözüm önerisi olarak, fikir olarak ortaya atıyorum, şunu yapalım: Şimdi ben tahvilini tutuyorum özel sektörün, zaten ödeyemeyeceksin, temerrüde düşeceksin, hiç olmazsa o borcu sermayeye ilave edelim, o şirketin hisse senedini verin, hissedarı olsun o şirketin. Bakın, çözüm adına söylüyoruz bunları. Bunları işin uzmanları da paylaştı fakat bunların hepsine kulak tıkanıyor. "Reel sektörün problemleri var." dedik.

Şimdi, bir konu var, onu bu ilk kez Türkiye gündemine getireceğim. Bakalım, biraz da karışık bir konu ama anlatmayı becerebilirsem anlatmaya çalışacağım. Şimdi, bu Pusula Holdingin -biliyorsunuz, Katılımevim Pusula Holdingin- ondan sonra... Kim? Serdar Turhan, buranın Yönetim Kurulu Başkanı. Pusula Holdinge bir de İktisat Katılım Bankası Anonim Şirketi kurulma izni veriliyor. Ne zaman veriliyor? İzin Aralık 2024'te veriliyor, faaliyet izni de 26 Şubat 2026'da veriliyor. Arkadaşlar, Pusulayla ilgili her şey ayyuka çıkmış, banka faaliyet izni veriliyor; izin önceden verilmiş, faaliyete başlama izni de Şubat 2026'da veriliyor. Şimdi, bunu aklımızın bir kenarda tutalım. Şimdi, 30 Temmuz 2026'da BDDK bir düzenleme yapıyor. Düzenlemenin özeti şu: İşte, birtakım sıkıntılar var, sektörü disipline edici birtakım tedbirler orada koyuyor. Fakat öyle bir madde koyuyor ki yani aslında bu düzenlemeye tam ters bir iş yapıyor. Yapılan şey ne biliyor musunuz orada? Yapılan şey şu: Bütün riskler bilinirken BDDK tasarruf sahiplerinin... Bu Katılımevim gibi tasarruf şirketleri var ya, şimdi bakın, Pusulanın bir Katılımevimi var, bir de İktisat Katılım Bankası kuruyor. Şimdi, bu Katılımevim paralarının Serdar Turhan'ın kendi adına, bakın, banka adına değil, kendi adına kurduğu portföy şirketlerinde nemalandırılmasına ilişkin 30 Temmuz 2026'da BDDK karar alıyor arkadaşlar. Bütün riskler biliniyor, Katılımevim işte, o yüzden göçüyor, o yüzden göçüyor Katılımevim. Şimdi, banka kurma izni veriliyor, tanımlama nasıl biliyor musunuz? Bankalara sahip olanlar veya işte, bankalara sahip olup da kendi adına portföy yönetim şirketi kuranlar. Şimdi, ben mesela, "Bu Katılımevime niye faaliyet izni verdin?" diye BDDK Başkanına sordum, faaliyet iznini niye verdiğini söylemedi de "Efendim, faaliyete geçmedi zaten." dedi. Faaliyete geçmiş esasında, illaki para toplaması gerekmiyor. O banka üzerinden Katılımevimin paralarını, milletten toplanan o paralar var ya, o paraları riskli fonlara yatırmanın yolunu açtı BDDK. Şu kurumlar nasıl işin içerisinde, bu dolandırıcılığın içerisinde, görüyor musunuz arkadaşlar? Şimdi de Katılımevimi Emlak Katılım aldı, hazineden finanse edilecek, 40 milyar lira civarında zaten bir aktarım yapıldı, daha ne kadar geleceğini de bilmiyoruz. İşte, o yüzden diyoruz kurumlar bu işin içerisinde. Bu işin temizlenmesi için bütün şu andaki bu işle ilgili kurumların yöneticilerinin görevden alınması gereği net bir şekilde ortadadır arkadaşlar, başka türlü bu iş olmaz ve az önce ifade ettiğim gibi, bir denetim mekanizması oluşturmamız lazım. Olabildiğince iktidar bu işte şeffaf olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

ERHAN USTA (Devamla) - Bitiriyorum.

Hani, Sayın Cumhurbaşkanı dedi ya "Ucu nereye dokunursa dokunsun biz bu işe gideceğiz." Gerçekten o sözünde durması lazım, ucu nereye gidiyorsa gitsin bu işin üzerine gidilmesi gerekir. Bu da şeffaflıkla olur, hukuk içerisinde kalmakla olur, adil davranmakla olur ve dediğimiz gibi, bir de düzgün denetim mekanizması kurarsınız, düzgün bir AK PARTİ'li temsilcilerin olduğu veya bu işe bulaşan kurul başkanlarının olduğu değil, bu işi düzgün yönetecek, bir de strateji geliştirecek kurul oluşturursunuz ancak bu işler böyle olabilir ama çözmek isteniyorsa. Şu ana kadar üzülerek söylemek istiyorum ki çözülme yönünde bir irade yok ve ciddi mağduriyetler olacak. Bakın, daha paraların nereye, ne kadar yeteceğini bilmiyoruz ama öyle 1 milyonun altında olanlar da paralarını tamamen alacak falanmış gibi görünmüyor, şu andaki gidişat bu şekilde. O yüzden bu kanun teklifinde çok ciddi eksiklikler var, onu da ifade etmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, Yeni Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Erhan Usta (İYİ Parti, Samsun). “Kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler”. TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim tutanağı, 20 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erhan-usta-2026-10-20-kanun-teklifleri-ile-komisyonlardan-gelen-diger-isler (erişim: 21 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=149123

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
