# Amme alacaklarının tahsil usulü hakkında kanunda ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.220)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Erkan Akçay (MHP, Manisa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim
- **Tarih:** 4 Haziran 2008
- **Gündem:** AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUNDA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.220)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/erkan-akcay-23-2008-06-04-amme-alacaklarinin-tahsil-usulu-hakkinda-kanunda-ve-bazi-kanunlarda-de

> Erkan Akçay (MHP), 4 Haziran 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUNDA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.220)); konuşma 1.898 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 220 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, vergi, devlete gelir sağlamanın ötesinde ekonomiye ve sosyal hayata müdahalenin bir yöntemi olduğu kadar, bazen de siyasi amaçları gerçekleştirmenin de bir aracı hâline gelmiştir. Vergileme yöntemleri gelir dağılımını düzenleme, yatırımların dengeli dağılımı, enflasyonun önlenmesi, ekonomik istikrarın sağlanması gibi hususlarda da etkin bir fonksiyona sahiptir.

Uygulanan vergi politikasının ekonomideki üretim seviyesinden, enflasyon ve faizin belirlenmesine kadar etkileri vardır. Yurt içindeki mali piyasalarda ve reel sektörde güven tesis edilmesi, ekonomik krizlere karşı istikrarın sağlanması için yapılacak programların vergi politikası tedbirleriyle desteklenmesi ve yönlendirilmesi gerekmektedir.

Vergi kamu gelirleri içinde ve bütçe politikası bakımından en sağlıklı gelir kalemidir. Bütçe gelirlerinin yaklaşık yüzde 85’i vergi gelirlerinden oluşmaktadır. Ancak, vergi sistemimizin vergileme ilkeleri çerçevesinde üretimi teşvik eden, büyümeyi hızlandıran, asgari gelirin üstünü vergilendiren, ülkenin ekonomik potansiyelinin taşıyabileceği vergileme kapasitesini aşırı zorlamayan, vergi kültürü ve bilincini geliştiren, dengeli ve caydırıcı hukuki ve cezai sistem ile donatılması gerekmektedir. Mevcut vergi sistemimiz ekonominin gelişmesine, tasarruf, yatırım ve istihdamın artırılmasına maalesef yardımcı olamamakta, kayıt dışı ekonomiyi ve kayıt dışı istihdamı artırmaktadır.

Kayıt dışılık hâlen çok büyük bir sorun olmaya devam etmektedir. Yıllardır tartışması yapılan kayıt dışı ekonomik faaliyetler, kayıt dışı ekonomiyle mücadele, kayıt dışılığın önlenmesi, vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi gibi kavram ve ifadeler uzun yıllar toplumun hissettiği ve bizzat yaşadığı gerçeklerdir. Kayıt dışılık konusunda çok yazılıp çok söylenmiştir ancak Türkiye bu konuda sözün bittiği yere gelmiştir. Artık büyük bir siyasal kararlılık ve siyasi iradeyle kayıt dışılık konusu kararlı bir devlet politikasına dönüştürülmek zorundadır.

Kayıt dışıyla mücadelede sadece Maliye Bakanlığının gayretleriyle bir yere varmak mümkün değildir. Bu konuda bütün kurumlar harekete geçirilmeli, toplum duyarlı ve bilinçli hâle getirilmeli ve topyekûn bir çalışma başlatılmalıdır.

Vergi yasalarımızda çok sık değişiklik ve düzenlemeler yapılmaktadır. Çok sık yapılan değişiklikler her mevzuatta olduğu gibi vergi mevzuatında da çeşitli sorunlara neden olmaktadır. Elbette bu değişikliklerin önemli bir kısmı ekonomik, sosyal ve siyasal hayatın hareketliliğinden, dünya şartlarından ve toplumsal dinamizmimizden kaynaklanmaktadır. Bu, anlaşılır bir durumdur. Ancak bu kadar sık değişiklik yapılmasında politik ve teknik özensizliklerin rolünü de ihmal etmemek gerekmektedir. Sürekli ve sık yapılan değişiklikler vergi mevzuatını olması gereken sadelikten ve basitlikten oldukça uzaklaştırmıştır.

Vergi mevzuatına ve uygulamaya, asıl kanun maddeleri yerine ek ve geçici maddeler ile hatta tebliğler ve muktezalar yoluyla yön verilir hâle gelmiştir. Çok sayıda tebliğin çıkması, mukteza dediğimiz uygulamaya yön veren yazılı görüşlerin yaygın ve mutat hâle gelmesi sağlıklı bir vergi sistemine işaret etmemektedir. Bu durum devlet-vatandaş münasebetleri çerçevesinde mükellef ile vergi idaresi arasında ihtilafa yol açmaktadır. Ayrıca gereksiz zaman ve iş kaybı olmaktadır.

Ortaya çıkan hukuki ihtilafların çokluğu ve sıklığı hızlı işleyen bir vergi yargısı ihtiyacını da her geçen gün artırmaktadır.

2007 yılında maliye idaresi aleyhine vatandaş tarafından 47.925 adet dava açılmıştır. Bu davalardan 4.420’si idare lehine, 3.990’ı ise mükellef lehine olmak üzere toplam 8.411 dava sonuçlanmıştır; 39.514 dava ise devam etmektedir. Yine, 2007 yılında vergi inceleme elemanlarınca düzenlenen raporlara dayanılarak ortaya çıkan vergi ve cezalarla ilgili olarak yargıda 16 bin dava açılmış, bu davalardan 3.160’ı idare lehine, 2.130’u ise mükellef lehine olmak üzere 5.300 dava sonuçlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, toplam vergi mükellefi sayısının azami 3,5 milyonu bulduğu ülkemizde bir yılda 63.900 davanın açılması hiç de iyiye işaret eden bir durum değildir. Burada bir sıkıntı olduğu açıktır. Bu durum bize mükellef idare ilişkilerinin, devlet vatandaş münasebetlerinin düzenli ve uyumlu işlemediğini göstermektedir. Burada ilk dikkat etmemiz gereken adres vergi sistemimizdir. Yoksa ne bizim munis vatandaşımız devletiyle davalık olmaya meraklıdır ne de mali idare çalışanları vatandaşa eziyetten ve davalarla uğraşmaktan zevk almaktadır. İdare ile vatandaş bir elmanın iki yarısıdır.

Vergi sistemimiz ve hatta ekonomik yapımız bu ihtilafları beslemektedir. Vergi sistemimizi bütün boyutlarıyla yeniden ele alma zamanı gelmiş geçmektedir. Vergi politikalarının belirlenmesi, bu politikaların uygulanması için vergi yasalarının hazırlanması sırasında ve yasama süreçlerinde vergileme ilkelerine ve hukuki normlara uyulması gerekmektedir. Vergi yasaları toplumun irade ve beklentilerine cevap vermelidir. Yasalarımız ekonomik ve toplumsal yapımıza uygun olmalıdır.

Anayasa’mızın 73’üncü maddesine göre vergi konusuna egemen olan temel kurallar ana hatlarıyla şu şekilde öngörülmüştür: Vergi herkesin mali gücüyle orantılı olmalıdır. Vergi kamu giderlerini karşılamaya yönelik olmalıdır. Vergi yükü adaletli ve dengeli dağıtılmalıdır. Vergi genel olmalıdır. Vergi yasal olmalıdır. Bu temel hükümler bir vergi reformunun içeriğinin de nasıl olması gerektiğini bize göstermektedir. Vergi kanunlarımız, vergi sistemimizi basit, açık, anlaşılır ve kolay uygulanabilir hâle getirmek için mükellefin vergiye uyumunu sağlayacak bir şekilde yeniden yazılmalıdır.

Bilhassa istihdam üzerindeki vergi yükünün ağırlığı dikkate alınarak, vergi oranları tedricen düşürülmelidir. Ücretliler üzerindeki vergi yükü ve sosyal güvenlik primi oranı yüzde 42,7’dir. Bu yükün ağırlığı kayıt dışı ekonomiye yol açmaktadır. Kurumlar vergisi oranı yüzde 20, gelir vergisi ilk dilim yüzde 15, katma değer vergisi yüzde 18. Bu oranlar, oldukça yüksektir. Bilhassa katma değer vergisinin kademeli olarak indirilmesi gerekmektedir. Vergiler, yatırım ve istihdamın önünde engel olmamalıdır.

Vergi denetim mekanizması, etkin ve rasyonel olmalıdır. Vergi denetimleri vatandaş ve idare için ilave bir eziyete dönüşmemelidir. Toplanan vergilerin harcanmasında kamu vicdanını rahatlatacak bir yol izlenmelidir. Harcamalarda şeffaflığa önem verilmelidir. Vergisini zamanında ve düzenli ödeyen mükellefler ödüllendirilmelidir.

Teşvik sistemleri yeniden gözden geçirilmelidir. Mevcut teşvik uygulamaları iller arasında adaletsizliğe sebep olmaktadır. Teşvik uygulamasında, kademeli oranlarda, ilçeleri de içine alacak tarzda, ülke ihtiyaçları ve coğrafi şartlar da dikkate alınarak, her sektör için ayrı ayrı teşvik unsurları belirlenmelidir. Mükellefin yapmış olduğu eğitim, sağlık, sosyal ve kültürel harcamalarını ve işle ilgili harcamalarının tamamını kazançtan indirme imkânı getirilmelidir.

Özellikle resmî kurumlarla iş yapan mükelleflerimizin en önemli sorunlarından birisi de resmî kurumlardan alacaklarının zamanında ödenmemesidir. Pek çok mükellef devletten alacağını zamanında alamadığı için vergisini ve sigorta primini de zamanında ödeyememektedir. Bu sorunu ortadan kaldırmak için özellikle KDV ve SSK borçları için mahsuplaşma işleminde kolaylıklar getirilmelidir. Vatandaşın vergiye bakışı ve devletten beklentileri iyi analiz edilmelidir. Vatandaşımızda kayıtlı ve düzenli mükellef için vergi sisteminin bir azap, kayıtsız ve kaçak çalışan için ise bir cennet olduğu anlayışı, maalesef yerleşik bir kanaattir. Vatandaşların önemli bir bölümü Türkiye’de vergi kaçırmanın çok kolay olduğunu düşünmektedir. Mükelleflerimiz vergilerin sayısının azaltılarak, vergi sisteminin sade, açık, basit ve kolay uygulanabilir olmasını istemektedirler. Vatandaş gelirine, göre vergi alınarak adaletin sağlanmasını, vergi yüklerinin yaşam standardını düşürecek kadar yüksek olmamasını beklemektedir.

Vergi adaletinin olması için dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı dolaysız vergilerden yüksek olmamalıdır. 1980 yılında Türkiye’de dolaylı vergilerin oranı yüzde 37 iken, 2007 yılında bu oran yüzde 70’lere varmaktadır. Dolaylı vergiler ülkemizde yüksektir. Bu durum geniş kitlelerin, fakir fukaranın ezilmesine yol açmaktadır. Dolaylı vergilerin oranının çok daha aşağılara çekilmesi gerekmektedir. Dolaylı vergilerin etkisini, önemini ve vahametini, görüşmekte olduğumuz bu tasarıda da görmek mümkündür. Yapılan bu düzenlemelerin neredeyse tamamına yakın kısmı dolaylı vergilere ilişkindir.

Anayasa’nın vergilendirme ile ilgili hükmünde, 73’üncü maddesinde “Herkes, ödeme gücüne göre vergi öder.” denilmektedir. Hâlbuki, dolaylı vergiler, özelliği itibarıyla bireylerin ödeme gücünü dikkate almayan vergilerdir.

Başka bir sorun ise, herkesin ödeme gücüne göre vergi ödemesi gerekirken, Türkiye’de ödeme gücü olanların vergi ödememesidir yani vergi tabanındaki darlıktır. Bu, kayıt dışı ekonominin ortadan kaldırılamaması nedeniyle Türk vergi sisteminin yıllardır aşamadığı yegâne çıkmazdır. Seçmen sayısıyla orantılı olması gereken mükellef sayısı, maalesef, Türkiye’de çok düşük seviyededir. 70 milyon nüfusu olan Türkiye'de sadece 3,5 milyon kişi mükelleftir. Bu sayının az olması, mükellef olması gerekenlerin olmamasından değil, müteşebbislerin, girişimcilerin azlığındandır. Oysaki İngiltere’de ve Almanya’da seçmen sayısının yarısı, Japonya’da ise üçte 1’i vergi mükellefidir.

Değerli milletvekilleri, bir vergi politikasının başarısı biraz önce ifade etmeye çalıştığımız adalet, eşitlik, genellik, açıklık, uygunluk, iktisadilik gibi vergi ilkelerine uyulması kadar idari ve organizasyona ilişkin tüm düzenleyici tedbirlerin alınmasına da bağlıdır.

Vergi kanunu tasarılarının hazırlanması ve sunulması, verginin konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı zamanın tespiti ile verginin tarh, tahakkuk, tahsil ve denetimi vergi tekniği ile ilgili hususlardır. Verginin tarhı ile hazine lehine yaratılan vergi alacağı tahakkuk ettikten sonra kesinlik kazanır yani ödeme aşamasına gelir. Bu safhada vergi alacağının veya vergi borcunun tasfiye edilmesi gerekir. Bu hususta geçerli olan normal kural, vergi borcunun ödeme veya tahsille ortadan kalkmasıdır. Verginin tahsili, özel kesimden kamu kesimine vergi miktarı kadar paranın hesaba geçmesi için gerekli bütün idari ve teknik usulleri ve işlemleri kapsar.

6183 sayılı Kanun başta vergi olmak üzere amme alacaklarının tahsili usulünü düzenleyen genel bir kanundur. Görüşmekte olduğumuz mevcut tasarının 2’nci maddesiyle 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’a, 22’nci maddeden sonra gelmek üzere düzenlenen 22/A maddesinde amme alacağı ödenmeden yapılmayacak işlemler ile işlem yapanların sorumlulukları düzenlenmektedir. Buna göre, çeşitli mevzuatlar uyarınca yapılacak devlet yardımı, teşviki ve desteği nedeniyle yapılacak ödemeler ile ticaret sicili kayıt ve tescil harcı, noter, mukavele ve kâğıtlardan alınan harçlar, tapu işlemlerine ilişkin harçlar, trafik harçlarına mevzu işlemler ile bina inşaat harcı ve yapı kullanma izin harcına konu işlemlerde Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine vadesi geçmiş borcun bulunmadığına ilişkin belge aranılması zorunluluğunu getirmeye dair, Maliye Bakanlığı yetkili kılınmaktadır. Söz konusu yetkinin, bir vergi güvenlik müessesesi olarak vergileme ilkelerine uygun kullanılması ve Anayasa’mızda ifadesini bulan, mülkiyet, seyahat ve teşebbüs hürriyetlerine de uygun olması, temel hak ve özgürlükleri engellememesi gerekmektedir.

Tasarının 3’üncü maddesiyle, 6183 sayılı Kanun’un 35’inci maddesinde yer alan “şirketten tahsil imkânı bulunmayan” ibaresi, “şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan” şeklinde değiştirilmiş ve bu değişikliğe paralel olarak 6183 sayılı Kanun’un “Kanundaki terimler” başlıklı 3’üncü maddesine “Tahsil edilemeyen amme alacağı” terimi ile “tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı” terimi ilave edilmiştir.

Tasarının 8’inci maddesiyle Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 72’nci maddede, teknik direktör, antrenör ve sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden, lig tasnifine göre, yüzde 15, 10 ve 5 oranlarında gelir vergisi tevkifatı yapılması öngörülmektedir. Bu hükümler, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde ifadesini bulan eşitlik ilkesine aykırıdır. Yine Anayasa’nın 73’üncü maddesi, herkesin mali gücüne göre vergi ödemesini öngörmektedir. Getirilen düzenleme vergileme ilkelerine aykırı olduğu gibi, toplumdaki adalet duygusunu zedeleyici niteliktedir. Bu tür uygulamalar vergi sisteminin daha da bozulmasına yol açmaktadır. Spor, devletin tanıdığı imtiyaz ve istisnalar ile ekonomik ve rasyonel bir zemine oturamaz. Bir taraftan sporda özerklik ve bağımsızlığı savunmak, diğer yandan ayrıcalık istemek ve getirmek bir çelişkidir.

Esnaf, sanatkâr, serbest meslek mensubu, tüccar, sanayici, kira geliri elde edenler ve ücretliler yüzde 15 ila yüzde 35 oranında gelir vergisi ödeyecekler. Bilimsel eser sahipleri ve telif geliri elde edenlere yüzde 17 vergi tevkifatı yapılmaktadır. Bunlardan yüzde 18 KDV’yle birlikte yüzde 35’lik vergi alınmaktadır. Bu, vergi adaletini ziyadesiyle zedeleyen bir hükümdür.

Tasarının 11’inci maddesinin (d) fıkrasında Harçlar Kanunu’nun 63’üncü maddesinde yapılan düzenlemeyle, mevcut uygulamaya göre kişiler gayrimenkul devir ve iktisaplarında emlak vergisi değerinden az olmamak üzere beyan ettikleri değer üzerinden harç öderken, yapılacak yeni uygulama ile kişiler gayrimenkul devir ve iktisaplarında emlak vergisi değerinden az olmamak üzere devir ve iktisap bedeli üzerinden harç ödeyeceklerdir. Oysa kişilerin devir ve iktisap bedellerinin tespiti çok zordur. Bu durumda çok fazla inceleme istenecek ve dava konusu yapılacaktır. Kişilerin beyan ettikleri değere itirazlar olacaktır. Tapuda emsal bedeller oluşacak ama bu bedellerin dayanağı olmayacaktır.

Tasarının 18’inci maddesiyle Karayolları Trafik Kanunu’na eklenen 15’inci ek maddede, trafik cezalarının ödenmesi için trafik cezalarının tebliğinde ödenek yokluğunu gidermek üzere ek ödenek kaydetmeye imkân getirilmektedir. Oysa ihtiyaç duyulan ödenekleri bütçe sistemi içinde talep ve temin etmek mümkündür. Tebliğ ve ulaştırmaya ilişkin ödenek sorunları bütün devlet kamu işlemleri için geçerlidir. Bu sorun adli tebligatlarda, kamu alacaklarına ilişkin tebliğlerde ve ulaştırma işlerinde ve devletin diğer asli ve sürekli hizmet, iş ve işlemlerinde de geçerlidir. Maliye Bakanlığının bu sorunu bütçe sistemi içinde daha pratik bir şekilde çözmesi mümkündür.

Tasarının geçici 4’üncü maddesinde, kamu kurumları ve yeşil karta ilişkin sağlık giderleri için devlet üniversitesi hastanelerine olan borçların yüzde 85’i, belediyelerin borçları için yüzde 75’inin ödenmesi durumunda geriye kalan miktarının terkin edileceği öngörülmektedir. Alacaklının kamu, borçlunun kamu olduğu bu durumda; bütçe kanunu, bütçeleme ilkeleri, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, devlet muhasebe sistemi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Erkan Akçay (MHP, Manisa). “Amme alacaklarının tahsil usulü hakkında kanunda ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.220)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 4 Haziran 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-akcay-23-2008-06-04-amme-alacaklarinin-tahsil-usulu-hakkinda-kanunda-ve-bazi-kanunlarda-de (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
