# 2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Erkan Akçay (MHP, Manisa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim
- **Tarih:** 22 Aralık 2010
- **Gündem:** 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/erkan-akcay-23-2010-12-22-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi

> Erkan Akçay (MHP), 22 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 968 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın gelir bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi partim ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Vergi, bir ülkenin en sağlıklı finansman kaynaklarından birisidir ancak vergi gelirlerinin sağlıklı, düzenli ve yeterli olabilmesi ve iyi bir vergilemenin yapılabilmesi için bazı önemli şartlar vardır. Bunları, adaletli bir vergi sistemi, eşitlik, genellik, verginin tabana yayılması, vergi mevzuatında sadelik, kayıt dışılığın önlenmesi ve en önemlisi de, canlı ve istikrarlı bir ekonomi olarak sayabiliriz. Sağlıklı ve üretken bir ekonomik ortam yoksa, sağlıklı, yeterli, düzenli ve adil bir vergi toplamak da mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, vergi ekonominin aynasıdır. Bu aynaya yansıyan görüntüye baktığımızda ortaya çıkan manzarai umumiye şudur: Başta ara malı üretiminde yaşanan sorunlar olmak üzere üretimsizlik, işsizlik, yoksulluk, gelir dağılımındaki adaletsizlik, vergi adaletsizliği, kayıt dışı ekonomi, kamunun ve vatandaşın içinde bulunduğu borçluluk, tasarruf açığı, cari işlemler açığı, dış ticaret açığı, sosyal güvenlik sistemi açığı, bütçe açığı ve kayıt dışılık ülke ekonomisinin en karakteristik özelliklerinden bazılarıdır.

Sekiz yıllık iktidar dönemi göstermiştir ki AKP hükûmetleri bu sorunların altından kalkamamış, çözüm üretememiş, birçok sorunun daha da büyümesine yol açmıştır. Bu arada, ülkemizi âdeta sömürge ülkesi hâline dönüştüren yabancılaşmayı da gözden uzak tutmamak gerekmektedir. Borsamız, bankacılık ve sigortacılık sistemimiz büyük şirketlerimizin önemli bir kısmı, perakendecilik ve bilgi iletişim sektöründe yabancılaşma oranı çok yüksek bir duruma gelmiştir. Bankalarımızın yüzde 42’si, sigorta şirketlerinin yüzde 63’ü yabancıların eline geçmiş, başta elektrik dağıtım şirketleri olmak üzere kamu varlıkları satılmış, vatandaşlarımız dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanmak zorunda bırakılmıştır. Hükûmet ise yükselen enerji ve akaryakıt fiyatlarında iki kuruşluk indirim için özel sektöre âdeta yalvar yakar olmuştur.

AKP hükûmetlerinin sekiz yıldır uyguladığı ekonomi politikaları, Türkiye’yi üretmeden tüketen, kazanmadan harcayan bir ortama sürüklemiştir. Bunun üstüne, adaletsiz, eşitsiz, yerel ve küresel ekonomik ilişkiler ağı, kaynakları ve sermayeyi kendine çekmiş, milletimizin payına ise işsizlik ve yoksulluk düşmüştür.

Bu ahval ve şerait içinde Türkiye'nin gelir kaynakları ve vergi gelirleri de bu sorunlarından nasibini almakta ve karşımıza çarpık bir gelir tablosu ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde üretimin temel girdileri üzerinden yüksek düzeyde vergi, resim, harç ve fon alınmaktadır. Yüksek reel faizle istikrar sağlanmaya çalışılmaktadır. Tasarruf oranının artırılması hedeflenmemektedir.

Hane halkı borçlarının hane halkı geliri içindeki payı 2007’de yüzde 31 iken, 2008’de yüzde 34’e, 2009’da yüzde 37,7’ye yükselmiştir.

Yurt içi tasarruf oranları da 1998’de yüzde 24 iken, 2008’de yüzde 17’ye gerilemiş, 2009 yılı içinde bu yurt içi tasarruf oranının yüzde 14,4’e gerilediği tahmin edilmektedir.

“Serbest kur politikası” adı altında gerçekte baskılanmış bir kur politikası uygulanmaktadır.

Cari açık ile büyüme arasında yüksek olan ilişki daha da artırılmakta ve krizlere açık bir yapı oluşturulmaktadır. Hâlâ esaslı bir sanayi politikamız yoktur.

Enerji sektörü özelleştirilirken devletin uzun vadeli planlayıcı ve yönlendirici rolü terk edilmiş, enerjide dışa bağımlılık cumhuriyet tarihinin rekorlarına ulaşmıştır.

Tarım sektörünün modern ekonomiye kazandırılması yönünde bir girişim yoktur.

Sosyal güvenlik açıklarının her yıl giderek artmasının önüne geçilememektedir.

2011 yılı bütçesinin Hükûmet tarafından iddia edildiği gibi büyümeyi hedefleyen, yatırımı yapan, reel kesimi destekleyen, ekonomik ve sosyal kalkınmaya odaklanmış, toplumsal refahı gözeten bir bütçe olduğuna ilişkin söylemleri kesinlikle doğru değildir. Sekiz yıl boyunca benzeri hedefleri dillendiren AKP İktidarının bunların hiçbirisine ulaşamadığını üzülerek görüyoruz.

Hatırlanacak olursa, 2010 yılı bütçe görüşmelerinde ekonomik krizin etkilerini azaltmaya yönelik politikalara yer verilmediğini vurgulamış ve eleştirmiştik ancak bu eleştirilerimiz Hükûmet tarafından dikkate alınmamıştır.

Orta Vadeli Program ile 2011 yılı bütçe gerekçesinde, bütçe gelirlerinin enflasyon ve büyüme hedeflerine paralel artırılacağı söylenmektedir. Orta Vadeli Program’a göre, 2011 yılı büyüme hedefi yüzde 4,5; enflasyon hedefi ise yüzde 5,3’tür.

AKP Hükûmeti tarafından halka sürekli büyüme masalları anlatılmaktadır. İşsizlik artmış, cari açık artmış, dış ticaret açığı artmış, kamunun ve halkın borçları artmış, halk daha da yoksullaşmış, yurt içi tasarruf oranları azalmış ama “Büyüdük.” diyoruz. Büyüdüysek bu büyüme nereye ve kime gidiyor? Halka yansımayan, kâğıt üzerinde kalan sanal bir büyüme söz konusudur. Bu büyümenin ülke ekonomisine ve vatandaşa bir faydası olmamaktadır; halkın yoksulluğuna, işsizliğine çare olmamaktadır.

Yanlış politikalar, ülkenin sanayisini, üretimini, rekabet gücünü baltalamış ve istihdamı bir virüs gibi eritmektedir. Ülkeyi sıcak paraya, yabancı finans güçlerinin kısa vadeli menfaatlerine mahkûm etmiştir. Ülkemizi bir ithalat cennetine çevirmiş, tüketimi körüklemiştir. Ülkenin yetersiz tasarruflarının birikimine engel olmuştur. Rekor düzeyde cari işlem açıklarına yol açılmıştır. Ülkenin kaynaklarının satılıp çarçur edilmesine, borçlarımızın günden güne artmasına yol açmıştır. Ülke ekonomisini bir kısır döngünün içerisine hapsetmiştir.

Vergi gelirlerindeki artış beklentisi yüzde 10,5’tur. Üretimde ve istihdamda ciddi bir artış beklenmeyen ülkemizde enflasyon ve büyüme oranının üzerinde vergi artışı öngörmek mantıklı ve inandırıcı değildir. Vergi gelirlerindeki 10,5 puanlık artış öngörüsü 2011 yılında dolaylı vergilerde ciddi artışların olacağına işaret etmektedir.

Vergi gelirlerine detaylı olarak bakıldığında, vergi gelirlerinin artış oranının yüzde 2,8 ile yüzde 18 oranı arasında değiştiği görülmektedir. Dâhilde alınan katma değer vergisinin yüzde 2,8; özel tüketim vergisinin yüzde 7,7; kurumlar vergisinin yüzde 10,7; ithalde alınan katma değer vergisinin yüzde 15,3; banka ve sigorta muameleleri vergisinin yüzde 18 artacağı öngörülmüştür.

Gelir vergisinin vergi gelirleri tahsilatı içindeki payı 2008 yılında yüzde 22,6 iken bu oranın sürekli düşerek 2011 yılında yüzde 20,4’e gerileyeceği görülmektedir. Buradan da kayıt dışılığın arttığı ve istihdamın azaldığı anlaşılmaktadır. Hükûmet büyümeyi ithalata, sıcak para ve cari açığa dayandırdığı gibi vergi gelirlerini de ithalat üzerinden alınan vergilere dayandırmıştır. Gerçek usulde, gerçek kazanç üzerinden beyana dayalı vergi tahsil edemeyen, kayıt dışılığın önüne geçemeyen Hükûmet milyonlarca vatandaşın üzerindeki dolaylı vergi yükünü artırmaya devam edecektir. Nitekim bu uygulamanın sonucunda 2008 yılında beyana dayalı gelir üzerinden alınan vergiler ile mülkiyet üzerinden alınan vergilerin toplamı olan dolaysız vergilerin vergi gelirleri içindeki oranı yüzde 35 iken bu oran 2010 yılında yüzde 31’e düşmüştür. Buna paralel olarak dolaylı vergilerin vergi gelirleri içindeki payı da yüzde 64,8’den yüzde 69’a yükselmiştir. Bu durum ülkemizde verginin tabana yayılmadığını, verginin adaletli toplanmadığını göstermektedir. Dolaylı vergilerin dolaysız vergilere oranına dünya örnekleri itibarıyla da baktığımızda Türkiye'nin tam tersi durumu görürüz. Örneğin, Fransa’da dolaysız vergiler yüzde 75, dolaylı vergiler yüzde 25.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Sözlerime burada son verir, muhterem heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Erkan Akçay (MHP, Manisa). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-akcay-23-2010-12-22-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
