# Bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi (s.s.744)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Erkan Akçay (MHP, Manisa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim
- **Tarih:** 6 Nisan 2011
- **Gündem:** BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.744)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/erkan-akcay-23-2011-04-06-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun-teklifi-s-s-744

> Erkan Akçay (MHP), 6 Nisan 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.744)); konuşma 2.013 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 744 sayılı Kanun Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi partim ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12 Haziran tarihi için seçim kararı alındı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi 23’üncü Dönem çalışmalarının son günlerini yaşıyoruz ancak Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinde bir telaştır gidiyor, sürekli yeni teklifler getirerek Meclisi Yüksek Seçim Kuruluna listelerin verileceği son güne kadar çalıştırmak istiyor. Burada amaç nedir, doğrusu merak ediyorum. Eğer bu düzenlemeler gerekli idiyse bu zamana kadar neden getirilmemiştir?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun teklifi, Plan ve Bütçe Komisyonunda İç Tüzük’e aykırı bir şekilde görüşülmüştür ve bu kanun teklifi bütçe prensiplerine de aykırıdır. Ayrıca bu kanun teklifi, vergileme ilkelerine de aykırıdır. Bu kanun teklifi, vergi istisnalarını ve vergi yükünü kamunun üzerinden alıp vatandaşın üzerine yıkmaktadır. Bu teklif, AKP Hükûmetinin seçim kokan bir düzenlemesidir.

Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ, bu kanun teklifini Meclisin huzurunda görüşmeden önce, Sağlık Bakanlığındaki ve sağlık hizmetlerindeki skandallar hakkında önce yüce Meclisi bilgilendirmesi gerekmektedir. Buradan Sayın Akdağ’a soruyorum: Ne oldu şu domuz gribi aşıları, ne oldu kuş gribi aşıları? Kimler ne kazandı bu işlerden, kim ne kaybetti? Kuş gribi hastalığı korkusunun Türkiye’yi, hatta tüm dünyayı sardığı günlerde Avrupa ve Orta Doğu’nun en büyük aşı üretim merkezi olan, kuş gribi dâhil 250 milyon doz yedi çeşit kanatlı aşısı üreten, Türkiye’deki ilk ve tek aşı merkezi olan Manisa Tavuk Hastalıkları ve Aşı Üretim Enstitüsünü kapatan sizin Hükûmetiniz değil mi?

Her seçim döneminde AKP milletvekilleri tarafından dile getirilen dört yüz yataklı Manisa Bölge Hastanesine Manisa Belediyesi tarafından yer tahsis edilmesine rağmen, yıllardır hâlâ neden başlanmamıştır?

Afyon’da özel bir hastanede katarakt ameliyatı olan 7 kişi ameliyattan sonra kör olmuştur. Sayın Bakan inceleme başlatıldığını, hastanenin mühürlendiğini söylemişti ancak bu beyanattan bir iki gün sonra televizyonlar hastanenin çalışmalarına devam ettiğini gösteriyordu. Son durum nedir?

Bir hastanede 37 yeni doğan bebek ölmüştü. Merak ediyorum Sayın Bakan, ne işlem yaptınız ve bu işlemler nasıl sonuçlandı? Sayın Bakan bu ve benzeri pek çok konudaki sağlık skandallarını aydınlatmak ve sonuçları hakkında bilgi vermek durumundadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin genel gerekçesinde “Sağlıkta dönüşüm programı çerçevesinde daha iyi ve kaliteli hizmet sunumunun sağlanması, iş ve işlemlerin hızlandırılması ve ihtiyaç olduğu hâlde kanuni tanzimi bulunmayan sağlık mesleklerinin düzenlenmesi amacıyla…” bu teklifin hazırlandığı ifade edilmektedir. Ancak bu teklifle günün koşullarına göre tüzük ve yönetmelikle yapılması gereken bilimsel gelişmelere ilişkin birçok düzenleme kanunla yapılmaktadır. Örneğin, Tıpta Uzmanlık Tüzüğü, uyumu kolaylaştırmak bakımından, Tıpta Uzmanlık Yönetmeliği hâline gelmişken şimdi aksi bir hareketle kanuna dönüştürülmektedir.

Sağlık Bakanlığının “Avrupa Birliği normlarına uyum” adı altında yaptığını ifade ettiği uygulamaların aksine sonuçlanacak bu kanun teklifi, Avrupa Tıp Uzmanları Birliği ile iş birliğinde de ciddi sorunlar yaşanmasına neden olabilecektir.

Bu kanun teklifi Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilmiştir. Doğrudur, bu kanun teklifinde mali hükümler bulunmaktadır ancak tasarıdaki birçok madde Plan ve Bütçe Komisyonunun alanı dışındaki teknik düzenlemelerdir. Bu düzenlemelerin Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesinin uygun olmadığı ve teamüllere aykırı olduğu Komisyonda defalarca dile getirilmiştir. Bu eleştirilerimiz karşısında Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ilgili maddeleri tali komisyon olarak görüşmüştür.

Teknik konularda meslek mensuplarından Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerine düzenlemelerde yeni değişiklikler yapılması konusunda yoğun bir talep gelmektedir. Bu durum meslek mensupları arasında büyük huzursuzluklar olduğunu ve meslek mensupları arasındaki rekabetin ötesinde uygulamada büyük anlaşmazlıklar bulunduğunu göstermektedir. Teklifteki mali konular dikkate alındığında iktidarın bütçe disiplininden tamamen ayrıldığı, yeni modeller icat etmeye çalıştığı görülmektedir. Hükûmet hem yerelleşmeyi savunmakta hem de onlara güvenmemektedir. Bir taraftan onlarca harcama yetkisi verirken diğer taraftan yerel idarelerin elindeki paya saldırmaktadır.

Teklifin 1’inci maddesiyle il özel idarelerince harcanamayan paralar Toplu Konut İdaresine aktarılmaya çalışılmaktadır. Bu hüküm mali disipline uymamaktadır. Hükûmetin yapmak istediği bu düzenleme yerine il özel idarelerine aktarılan fakat amacı doğrultusunda harcanmayan nakdin hazineye dönüşünün sağlanması ve bu iş için ayrılan ve kullanılmayan ödeneğin izleyen yıl bütçesine ödenek kaydedilmesine imkân veren bir düzenlemenin yapılması daha doğru olurdu.

Teklifin 2’nci maddesiyle 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Rehabilitasyon Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun’un 3’üncü maddesine eklenen bentler döner sermaye gelirlerini artırmaya yöneliktir. Bu düzenlemeler 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 3’üncü, 5’inci, 6’ncı ve 13’üncü maddelerine aykırıdır.

Teklifin 3’üncü ve 4’üncü maddeleri Sağlık Bakanlığı döner sermayeli işletmelerin dava ve icra takibinin Kamu İhale Kanunu’nun 22’nci maddesindeki doğrudan temin usulüyle avukatlık hizmet alımı suretiyle yapılması ve dava ve icra takiplerinde 4353 sayılı Kanun kapsamı dışına çıkılması uygun görülmektedir. Bu düzenleme soru işaretleriyle doludur. Bildiğimiz kadarıyla bu düzenleme kapsamına giren yaklaşık yüz bin dava bulunmaktadır.

Merak ediyorum, AKP hükûmetleri döneminde bu madde kapsamında kaç dava açılmıştır ve bunlardan kaçı idarenin aleyhine sonuçlanmıştır? AKP Hükûmeti döneminde neden bu kadar çok dava açılmıştır? Demek ki ortada büyük bir yanlışlık var. Bunun gerekçesi, acaba hükûmetlerinizin keyfî uygulamaları olabilir mi?

Yine merak ediyorum Sayın Bakan: Bu davaları konuları itibarıyla tasnif ettiniz mi? Bu davaların açılma tarihleri nedir? Kaçı sizin döneminizde açılmıştır? Döner sermayeli işletmelerin dava ve icra takibi işlerinde yaşanan tereddütlerin ve problemlerin giderilmesini teminen döner sermayeli işletmelerin dava ve icra işlerinin takibinin doğrudan temin usulüyle avukatlık hizmeti alımı suretiyle yapılması, AKP İktidarı döneminde devletin kendi hukukunu koruyamadığını ve devletin hukukunun kamudan özele doğru parça parça yönlendirilmeye başlandığını göstermektedir. Nitekim, daha önceki torba yasalarda da benzer düzenlemeler yapılmıştır. Bu uygulamalar ile yandaş avukatlara iş dağıtma imkânı da ortaya çıkacağı düşünülmesi gereken hususlardan birisidir.

Teklifin 6’ncı maddesiyle, Sağlık Bakanlığı kurum ve kuruluşlarının kiralama işlemleri 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’ndan istisna edilmektedir.

Yine teklifin 7’nci maddesiyle Sağlık Bakanlığına bağlı hastane, klinik, dispanser, sanatoryum gibi kurum ve kuruluşların yapacağı, Gelir Vergisi Kanunu’nun 70’inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması işlemleri Kurumlar Vergisi Kanunu’ndan istisna edilmektedir. Bu uygulamalar vergide eşitlik ve genellilik ilkelerine aykırıdır.

“Ben yaptım oldu.” mantığına dayanan bu düzenlemelere Maliye Bakanlığının bakış tarzı, konuyu yakından bilen uzmanları hayrete düşürmektedir. Vergi istisna ve muafiyetleri dâhil, bir taraftan şeffaf bir mali yönetim arzu edilirken, diğer taraftan rekabeti bozan unsurları uygulamaya koymak kesinlikle doğru değildir.

Ayrıca, bu düzenlemelerden büyük kiralama işlemlerinin yapılacağı anlaşılmaktadır. Mevcut düzenlemeler bu kiralamalara asla mâni değildir, ancak bu kiralama gelirleri hastanenin, kamu sağlık birimlerinin kasasına girmeyecek, daha doğrusu giriyor gibi görünüp aslında özel firmaların kasasına girecektir.

Teklifin 9’uncu maddesiyle birçok yeni meslek ihdas edilmekte ve sağlık mensuplarının görevleri tanımlanmaktadır. 9’uncu maddede klinik psikoloğun tanımı yapılmaktadır. Psikoloji bölümü lisans mezunu dışında hiçbir lisans mezunu yasalara göre “psikolog” olarak adlandırılamaz, klinik psikoloji yüksek lisansı ve doktorası yapmış olsa bile psikolog unvanını alamaz. Ancak bu kanun teklifinin 9’uncu maddesinin (a) bendinde psikolog unvanı psikolojik danışma ve rehberlik mezunlarına da verilmektedir.

Kanun teklifinin 11’inci maddesinde psikologlardan söz edilmesine rağmen, psikologlar sağlık mensubu olarak sayılmamıştır. Yani psikologların Sağlık Bakanlığı birimlerinde çalışıp çalışamayacağı belirsizdir.

Hükûmet tarafından hazırlanan bu kanun teklifinin münhasıran 9 ve 11’inci maddeleri psikologları yakinen ilgilendirmektedir. Bu maddeler Danıştay 5. Dairesinin 239 no.lu Kararlarına aykırıdır. Danıştay 5. Dairesi vermiş olduğu kararda “Ülkemizde bir meslek ve bu mesleğin unvanını alabilmenin, ancak o meslekle ilgili lisans eğitimi yapmakla mümkün olacağında kuşkuya yer bulunmamaktadır. Diğer bir deyişle, bir meslek veya meslek unvanını ancak lisans öğretimi sağlayabilmektedir.” ifadesine yer verilmiştir. Ayrıca, YÖK’ün psikolog tanımında “Üniversitelerin fen-edebiyat fakültesi psikoloji bölümü mezunları psikologdur.” ifadesi yer almaktadır. Fakat, Hükûmetin çıkarmak istediği bu yasada psikologluk unvanının tanımı boşlukta kalmakta ve rehber öğretmenlerle psikologlar aynı meslek mensuplarıymış gibi tanımlanmaktadır.

Ayrıca, psikolog unvanının tam anlamıyla kullanımı yüksek lisans eğitimi sonrasında alınacak “klinik psikolog” unvanına bağlanmaktadır. Diğer taraftan, klinik psikolog unvanını yüksek lisans şartına bağlamaktadır.

Yine, Danıştay 5. Dairesinin ilgili kararında, yüksek lisans öğrenimi, söz konusu bent hükmünde de belirtildiği gibi, “Belirli bir konuda uzmanlaşmanın ilk basamağını oluşturmakta ancak kişilere bu eğitime göre bir meslek veya meslek unvanı sağlamamaktadır.” denilmektedir.

Hükûmetin psikologlarla ilgili getirdiği bu düzenlemeler, Danıştay 5. Dairesinin vermiş olduğu kararla uyuşmamaktadır. Bu düzenleme, Sağlık Bakanlığında çalışan psikologlara yüksek lisans yapma şartı getirirken psikoloji mezunu olmayanlara “klinik psikolog” unvanı verilmesinin önünü açmaktadır. Bu tanıma göre, psikolog ve psikolojik danışman aynı statüde yer almaktadır ve aralarında bir fark görülmemektedir. Oysa rehberlik ve psikolojik danışmanlık bölümü, üniversitelerin eğitim fakültesinde yer almaktadır. Bu fakültelerin amacı, öğretmen yetiştirmektir. Psikolog ve psikolojik danışman meslekleri farklı eğitimlere tabi ve ayrı mesleklerdir.

Yine, 9’uncu maddede fizyoterapist ve fizyoterapist teknikerinin tanımı yapılmaktadır. Bu tanımlamalarda bazı sakıncalar görüyoruz. Birey ve toplum sağlığını ilgilendiren son derece önemli bu maddelerdeki sakıncaların bilimsel normlar ışığında düzeltilmesi gerekmektedir.

Yine, bu maddeye göre, fizyoterapistlerin hastalık durumlarında fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzman hekimleri veya fiziksel tıp ve rehabilitasyon alanında rotasyon yapmış diğer uzman hekimlerle birlikte çalışıp, uygulama yapacağı ifade edilmektedir. Fizyoterapistlerin diğer tıp branşlarıyla çalışabilmesi amacıyla konulduğu yetkililerce öne sürülen bu tanımlama, amacını bir ölçüde aşmaktadır.

Fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzman hekiminin uzmanlık eğitim süresi dört yıldır. Uzmanlık eğitimi sırasında fiziksel tıp ve rehabilitasyon branşında rotasyon yapan diğer branş hekimlerinin rotasyon süresi bir ila altı aydır.

Dört yıllık uzmanlık eğitiminde kazanılan fiziksel tıp ve rehabilitasyon alanında uygulama yapma yetki ve yeterliliği fiziksel tıp ve rehabilitasyon kliniklerinde bir ila altı ay rotasyon yapan diğer uzman hekimlere devredilmektedir. Oysa tıpta yan dal ve ana dal olmak üzere yetmiş üç uzmanlık alanı eğitim sırasında, bir ile on arasında değişen sayıda farklı branşlarda rotasyon yapmaktadır. Bu maddenin aynen yasalaşması hâlinde tıp alanında bir kaos doğacak ve uzmanlık eğitimi yapmadıkları hâlde hasta tedavi yetki ve yeterliliği elde edebilme durumu da doğabilecektir. Eğer bu madde yasalaşırsa başka uzmanlık alanında meslek uygulaması yalnızca fiziksel tıp ve rehabilitasyon alanı ile sınırlı kalmayacaktır, yetmiş üç alanın rotasyon gördüğü yüzlerce alanda faaliyette bulunmasına kapı açılacaktır. Bu durum, bilimsel olarak mümkün olamayacağı gibi, bir alanda uzmanlık eğitimi almadan o alanın tedavi yetkilerinin insan üzerinde kullanılması hastalar açısından onarılmaz tehlike ve zararlara yol açabilecektir.

Yine, teknikerin tanımlamaları yapılırken hepsinde “…yapan meslek mensubu” olarak tanımlanmıştır. 9’uncu maddenin (o) bendine göre fizyoterapi teknikeri tanımlanırken “…yardımcı olan meslek mensubu” olarak tanımlanmıştır. Diğer tekniker tanımlamalarında “…yapan meslek mensubu” tanımlaması yapılırken fizyoterapi teknikerinin tanımında “…yardımcı olan” ibaresinin yer almasının gerekçesinin Sağlık Bakanı tarafından yüce Meclise anlatılması gerekmektedir.

Bu teklifin aynen yasalaşması hâlinde, diğer teknikerler grubu ile aynı süre eğitim alan bir yüksekokul mezunu gruba haksızlık yapılmış ve eş değer oldukları hâlde fizyoterapi teknikeri grubuna diğer tekniker grupları gibi uygulama yapma hakkı verilmemiştir.

Yine, teklifin 10’uncu maddesiyle, diş hekimliği mesleğindeki uzmanlık alanları sekiz dala çıkarılmakta ve eğitim süreleri düzenlenmektedir.

Teklifin gerekçesinde, tabiplikte ve diş hekimliğinde uzmanlık dalları ve eğitim ile ilgili uygulamada yaşanan sorunların giderilmesi için tabiplikte ve diş hekimliğinde uzmanlık dalları ve yan dallarıyla eğitim sürelerinin belirlendiği yazmaktadır. Oysa teklifin bu şekilde gerçekleşmesi hâlinde mesleki ve toplumsal birçok sorunla karşılaşılacaktır. Diş hekimliğinin sekiz ana dalında uzmanlığa karar verilirken diş hekimliği mesleğinin bazı gerçekleri maalesef göz ardı edilmiştir. Genel sağlığı bir bütün olarak algıladığımızda diş hekimliği zaten bir uzmanlık alanıdır. Diş hekimleri, göz hastalıkları uzmanı veya kulak, burun, boğaz uzmanı gibi vücudun belirli bir bölümüyle ilgili eğitim almış uzmanlardır. Diş hekimleri uzmanlıklarının bu şekilde gerçekleşmesi durumunda bir dişin kanal tedavisini ayrı, üzerinin dolgusunu ayrı bir uzmanın yapması söz konusu olacaktır. Diş çekimine giderse üçüncü bir uzmanın devreye girmesi ve dördüncü bir uzmanın yapacağı protezle de tedavinin tamamlanması gerekecektir. Bunun karşıtı, uzmanlar uzmanlık alanları dışında da hasta tedavi etmek zorunda kalacaklardır ki bu da uzmanlaşmanın felsefesine tamamen aykırı bir durum meydana getirecektir.

Tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlıkların saptanması dinamik bir sürecin sonucunda gerçekleşmektedir. Toplumun ve bilimin gelişim ve değişimine bağlı olarak ortaya çıkan gereksinimlerin karşılanması amacıyla uzmanlık alanları ile uzmanlık eğitim süreleri belirlenmektedir. Bu nedenle tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlıkların saptanması bugüne kadar yasayla değil alt düzenlemelerle belirlenmiştir. Uzmanlık alanlarının yasayla belirlenmesi uzmanlıklar ile eğitim sürelerinin durağanlaştırılmasına da neden olabilecektir.

Değerli milletvekilleri, kamu sağlık hizmetleri finansmanı maalesef sürekli açık vermektedir. Uzman tedavilerinin maliyetleri daha fazla olacağı için sağlık harcamaları artacak, böylece açık daha da artacaktır. Ayrıca rutin diş hekimliği hizmetlerinin de uzmanlar tarafından görülecek olması nedeniyle kaynak israfı ve verimsiz iş gücü kullanımı körüklenecektir. Toplumda var olan uzmana başvurma alışkanlıkları nedeniyle uzmanlık gerektirmeyen konularda bile uzmana başvurma sonucu uzmanlarda verimsiz çalışma sorunu yaşanırken diş hekimleri hasta kaybına uğrayacaktır.

Teklifin 19’uncu maddesiyle Gümrük Müsteşarlığına eleman alınmaktadır. Bu düzenleme bir seçim yatırımıdır. Bu teklifle hiç ilgisi olmayan, komisyonda bulunan gümrük teşkilatının yeniden yapılandırılmasına ilişkin tasarıdan bir kısmının çıkarılıp kaçırılarak Meclis Genel Kurulunda usule aykırı olarak verilen önergeyle reddedilen ve giderayak işe yandaş yerleştirme mantığına uygun olarak 2 bin kadronun usule uygun olmayan bir şekilde tahsis edilmesine imkân veren bir düzenlemeye yer verilmesini doğru bulmuyoruz.

Bu düşüncelerle muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Erkan Akçay (MHP, Manisa). “Bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi (s.s.744)”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-akcay-23-2011-04-06-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun-teklifi-s-s-744 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
