# Bayburt iline üniversite kurulmasına ilişkin

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Erkan Mumcu (Isparta)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim
- **Tarih:** 4 Mart 2003
- **Gündem:** BAYBURT İLİNE ÜNİVERSİTE KURULMASINA İLİŞKİN
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/erkan-mumcu-22-2003-03-04-bayburt-iline-universite-kurulmasina-iliskin

> Erkan Mumcu, 4 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAYBURT İLİNE ÜNİVERSİTE KURULMASINA İLİŞKİN); konuşma 1.239 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, sizleri yeniden, saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, soru önergesine cevap vermeden önce, bir hususu, Meclis Başkanlığının ya da Başkanlık Divanının dikkatine arz etmek istiyorum. Bu soru önergesinde de görüldüğü gibi, 8 ayrı soru -ki, her biri çok uzun sunuşlarla ancak izah edilebilecek konular- bir tek soru önergesine sıkıştırılmış ve bütün bu sorulara cevap vermek için de İçtüzüğün bana tanıdığı süre 5 dakika.

Süre talep etmeyeceğim; ancak, Başkanlığımız, belki, geçmiş dönemlerde de uygulanan bir yaklaşımı yeniden gündeme getirebilir. Sorular, ayrı ayrı önergeler biçiminde düzenlenmek suretiyle, konunun, Heyeti bilgilendirecek bir genişlikte arz edilmesi imkânı sağlanabilir diye düşünüyorum.

"Millî eğitim kavramı, Bakanlığınızca nasıl algılanmaktadır" sorusunun cevabı çok uzun; ama, şunu söylemek durumundayız ki, eğer, bu soru "Millî Eğitim Bakanı olarak siz nasıl algılıyorsunuz" sorusu ise, benim nasıl algılamam gerektiği, her şeyden önce Anayasa ve yasalarda tayin edilmiştir. Demokratik irade, elbette, Anayasanın çizdiği sınırlar içerisinde bir politika ortaya koymak durumundadır; ancak, bu politikaların tamamı, hukukun üstünlüğü prensibi çerçevesinde, hukukun üstünlüğüne bağlı olarak, hukukla çizilmiş, sınırlandırılmış alan durumunda olacaktır. Benim, bu konuya ilişkin algılamam, Anayasa ve yasalarda belirtilen çerçeve içindedir. Bunun ötesine geçecek bir cevap, bunu açacak bir cevap elbette verebilirim; ama, biraz önce arz ettiğim sebeple, bunu, şu an, burada yapabilme imkânından ne yazık ki mahrumum.

"Eğitimin millilik vasfının sağlanması için ne gibi bir strateji takip edeceksiniz?" Bu strateji, zaten, Tevhidi Tedrisat Yasasının benimsendiği günden bu yana, Türkiye'de uygulanıyor; ama, anladığım kadarıyla, bunun kavranılmasına ilişkin bir problem var, daha doğrusu, net olarak kavranılmamış olduğu yolunda, sayın milletvekilinin bir kaygısı var; bu kaygıyı açıklığa, netliğe kavuşturmak lazım.

Millî Eğitim Bakanlığına "millî" unvanının verilmesinin arkasında yatan neden, eğitimin milliliği kavramının Türk eğitim sistemine kazandırılmasının arkasında yatan temel neden, Tevhidi Tedrisat Yasası çıkıncaya kadar Türkiye'de cari olan düzendir. Cari olan o düzen içerisinde, eğitim, çoğunlukla yabancı vakıflar tarafından, özellikle kilise vakıfları tarafından açılan okullarda yürütülmekteydi; bir taraftan da, medrese geleneğinin takipçisi durumunda, din eğitimi veren kurumlar vardı. Bunların yanı sıra, devletin eğitim verdiği kurumlar da, bir biçimde eğitim vermeyi sürdürüyorlardı. Üçlü, hatta çoklu bir yapı vardı demek daha doğrudur. Tevhidi Tedrisat Yasası, bunlara ilişkin olarak, bütün bunları devletin tekeline alan bir düzen getirdi ve amacı da -bunu açık seçik ortaya koymak lazım- üniter bir devlet yapısı altında yaşayacak bir ulus kültürünü ortaya çıkarmaktı. Bunun amacı da buydu.

Eğitimciler, eğitimin laik niteliğini özellikle vurgulaya gelmişlerdir. Bunun da nedeni, çok değişik etnik ve dinî pratiklere ya da kökenlere sahip bir topluluğun, bir üniter devlet yapısı altında, bir ulus kimliğiyle yaşabilmesini sağlamanın yollarından bir tanesinin, onlara, çeşitli pratikler arasında bir çatışma önermeyen, herkesin din ve vicdan hürriyetini teminat altına alırken, devleti bu konuda taraf kılmayan bir eğitim düzeninin Türkiye'ye kazandırılması, hâkim kılınmasıdır. Sorularınız arasında bunun başarılı olup olmadığı yönünde yorumlar var, daha doğrusu, bana ima gibi gelen şeyler var. Bu, yetmişbeş yılı aşkın cumhuriyet pratiğimizin bir muhasebesini yapmayı gerekli kılar. Bilmiyorum, bu 5 dakikalık süre içinde, ben, bu muhasebeyi yapabilir miyim; ama, zannediyorum ki, hem sayın milletvekili hem Yüce Meclisin değerli üyeleri bu muhasebeyi yapabilecek yetkinliktedirler. Benim onlara -tabiri bağışlayınız- buradan bu konuda bir ders vermem çok yakışık almaz. Herkes bunu yapabilir diye düşünüyorum; ama, sorularınızın en önemlisi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ERKAN MUMCU (Devamla) - Sayın Başkan, çok özür diliyorum...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ERKAN MUMCU (Devamla) - Diyorsunuz ki: "Bakanlığınız bünyesinde yabancı danışmanlar istihdam edilmiş midir?" "Edilmektedir" demem daha doğrudur; ama, bu, Bakanlığımız bünyesinde değil. Bu, çok uzun yıllardan beri uygulanagelen bir şey. Benim Bakanlığa başladığım dönemde başlamış bir uygulama söz konusu değil.

"Bunlar kaç kişi" diye soruyorsunuz. Bakanlığımızda, Avrupa Birliği Akdeniz Programı (MEDA) kapsamında, eğitim alanında üç proje üzerinde çalışılmaktadır. Bu projelerin toplam tutarı 177 190 000 euro olup, sadece Katma Değer Vergisi karşılığı olan 11 690 000 eurosu hükümetimiz tarafından karşılanmaktadır, geri kalan 165 500 000 euro Avrupa Birliği katkısıdır, hibe katkısıdır. Projeler kapsamında, uzun ve kısa süreli olmak üzere, 5'i Danimarka, 5'i Hollanda, 4'ü İngiltere, 1'i de İsveç orijinli olmak üzere toplam 15 yabancı uzman çalışmaktadır. Bunlar, günlük olarak 800 ile 880 euro arasında ücret almaktadırlar. Bu hibe anlaşmaları protokolleri çerçevesinde burada yetkili taraf Avrupa Birliği tarafıdır; bizim öneride bulunma hakkımız saklı kalmakla beraber, danışmanları tayin eden taraf onlardır. Kaldı ki, bu araştırma, danışmanlık ödenekleri, özel olarak, tamamen Avrupa Birliği inisiyatifinde bırakılmıştır.

"Hem millî olmak hem de yabancı danışmanlarla çalışmak nasıl açıklanabilir" diyorsunuz. Doğrusunu isterseniz bu sorunuzu çok yadırgadım; çünkü, biliyorum ki, siz, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilisiniz; hem Yüce Meclisin hem Cumhuriyet Halk Partisinin kurucusu olan Büyük Atatürk, millî eğitim sistemimizin de kurucusu olan Büyük Atatürk, daha sonra, 1936-1937 yıllarında, Amerikan eğitim sistemini reforme eden Kolombiya Üniversitesi profesörlerinden John Dewei'i, daha 1924 yılında görevlendirmiş ve size gösterdiğim şu Türk maarifi hakkında raporu kaleme aldırmış ve bu, uygulamaya geçirilmiştir. Sadece bununla da yetinilmemiştir. 1925'te Alman Ticaret ve Sanayi Müşaviri Kohnen, 1927'de Belçika teknik tedrisat mütehassıslarından Omer, yine, üniversite ıslahatı için 1938'de İsviçreli Albert Malshe ve yine, 1933-1934'te Amerikalı Walker ve arkadaşlarından oluşan bir grup, bizzat Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifleriyle, Türk millî eğitiminin reforme edilmesi konusunda danışmanlık hizmetleri yürütmüşlerdir.

Bilginin milliyeti yoktur sayın milletvekilim. Bilgi evrensel bir şeydir. Bilgi evrensel bir şeydir ve her nerede bulunursa alınır ve millî eğitim düzenini kurmak üzere yola çıkan bir büyük önder, bize, bilginin evrenselliği ve bilgi nerede bulunursa alınmalıdır konusunda önemli bir ibret vermiştir. Sizin bunu biliyor olduğunuzu varsayıyorum. Biliyor olduğunuz halde bu sorudan maksadınızın ne olduğunu anlayamadığımı da dürüstlük ve açıklıkla ifade etmek istiyorum.

Sonuç itibariyle, bilgi neredeyse alınır; önemli olan, bu bilginin bizim insanımızın ihtiyaçlarına karşılık gelip gelmediğine karar vermektir, o irade de bizim irademizdir. Bilginin milliyetle hiçbir ilgisi olmaz diye düşünüyorum.

"Çocuklarımızın ancak müstemleke ülkelerinde görülecek şekil ve yoğunlukta yabancı dilde eğitim görmelerini Millî Eğitim Bakanı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?"

İşte, millî eğitim sisteminin millileştirilmesinin arkasında yatan nedenlerden bir tanesi buydu. Özellikle kilise vakıflarının ve yabancı vakıflarının yabancı dilde eğitiminin bir parça önlenmesiydi. Ben, müsaade ederseniz, özel olarak bir şeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Millî eğitim sisteminin en önemli amaçlarından bir tanesi de, cumhuriyetin sınıfsız ve imtiyazsız bir ulus yaratmak idealine hizmet etmektir. Sınıfsız ve imtiyazsız bir ulus yaratmak ne demektir; şu demektir: Eğitim sisteminiz, bir kariyer sistemi olarak, sistemin elitlerini hangi mekanizmalar içinde, kimlere fırsat sunarak ya da kimlere fırsat sunmayarak çıkarmaktadır... Dolayısıyla, hangi elit üreten kariyer mekanizmalarından -ki, onlar eğitim mekanizmalarıdır- kimler gelir ve sistemin elitleri haline gelirler sorusuna cevap vermektir.

Eğitimin millileştirilmesindeki maksatlardan bir tanesi, başından beri bu olagelmiştir ve sorunuza ilişkin olarak, Türkiye'de yapılmış en doğru işlerden bir tanesi Anadolu liselerinin kurulmasıdır. Memleket sathına yayılmış esnaf çocuklarından, işçi çocuklarından, köylü çocuklarından, bu milletin has unsurlarının çocuklarından da, bu sistemin elitleri, yani, teknokratları, bürokratları, yöneticileri, akademisyenleri çıkabilsinler diye, bu düzen kurulmuştur ve şimdi, Millî Eğitim Bakanlığı olarak, bunu, daha da etkin, daha da verimli hale getirecek çalışmalar içerisindeyiz.

Amacımız şudur: Maalesef, bugün, yükseköğretim sisteminde sistemden yararlananların yüzde 70'i, orta sınıfın üstündeki gelir gruplarından gelmektedirler ve önemli bir kısmı, daha önce ebeveynleri yükseköğretimde tahsil görmüş olanlardan oluşmaktadır. Bu, bizim, sınıfsız ve imtiyazsız bir toplum olmak yolundaki iddiamıza, idealimize halel getiren bir durumdur. Bunu ortadan kaldırmak durumundayız, kapasiteleri genişleterek bunu yapmak zorundayız, yoksul çocuklara da fırsatlar sunarak bunu yapmak zorundayız; bütün çabamız, bütün yoğunluğumuz bunun üstünedir.

Bu sistemi, özellikle bu Anadolu liseleri sistemini Türkiye'ye kazandıran değerli devlet adamlarından, siyaset adamlarından bazıları Hakkın rahmetine kavuştular, onlara da, bu vesileyle rahmet diliyorum. Merhum Cumhurbaşkanımız Özal'a rahmet diliyorum; bu kaliteyi Türkiye'ye kazandıran önemli devlet adamlarından birisidir. Onun dışında, Türk millî eğitimine hizmet eden herkese de, huzurlarınızda yeniden teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Erkan Mumcu (Isparta). “Bayburt iline üniversite kurulmasına ilişkin”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 4 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-mumcu-22-2003-03-04-bayburt-iline-universite-kurulmasina-iliskin (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
