# 1959'da kaldırılan karaköy camiine ilişkin(6/128),çorum ve alacahöyük müzelerinin kapatılmasına ilişkin(6/136)sözlü sorularda

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Erkan Mumcu (Isparta)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim
- **Tarih:** 19 Mart 2003
- **Gündem:** 1959'DA KALDIRILAN KARAKÖY CAMİİNE İLİŞKİN(6/128),ÇORUM VE ALACAHÖYÜK MÜZELERİNİN KAPATILMASINA İLİŞKİN(6/136)SÖZLÜ SORULARDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/erkan-mumcu-22-2003-03-19-1959-da-kaldirilan-karakoy-camiine-iliskin-6-128-corum-ve-alacahoyuk

> Erkan Mumcu, 19 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 1959'DA KALDIRILAN KARAKÖY CAMİİNE İLİŞKİN(6/128),ÇORUM VE ALACAHÖYÜK MÜZELERİNİN KAPATILMASINA İLİŞKİN(6/136)SÖZLÜ SORULARDA); konuşma 947 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

KÜLTÜR BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Çorum Milletvekili Sayın Feridun Ayvazoğlu'nun, Çorum ve Alacahöyük Müzelerinin kapatılmasına ilişkin sözlü soru önergesini cevaplandırmak istiyorum; daha sonra, diğer soru önergesini cevaplandırmaya çalışacağım; bu vesileyle, Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Çorum Müzesi, 8.11.2000 tarih ve 5887 sayılı makam onayıyla, teşhir, tanzim ve yenileme amacıyla, Alacahöyük Müzesi ise, 21.8.2001 tarihinde 1365 sayılı makam onayıyla, onarım yapılmak üzere kapatılmıştır. Söz konusu müzelerin teşhir, tanzim ve onarımları devam etmekte olup, 2003 yılında her iki müzenin de hizmete açılması planlanmıştır. Zannediyorum, Sayın Ayvazoğlu'nun sorusunu cevaplamak için, bu malumat kifayet edecektir.

Değerli milletvekilleri, elbette, hükümetler, devlette devamlılık prensibi gereği, ülkenin tüm işlerini, tüm meselelerini birbirlerinden devralırlar ve aynı sorumluluk yaklaşımıyla, toplumun taleplerine, toplumun beklentilerine dönük olarak hizmet üretmek sorumluluğundadırlar. Bu manada, cumhuriyet hükümetlerinin tamamı, sayısı, numarası kaç olursa olsun, başbakanı ya da kabine üyeleri kimler olursa olsun, cumhuriyetin hükümetleridir, Türkiye'nin hükümetleridir. Dolayısıyla, Türkiye'nin hükümetine düşen sorumlulukları paylaşırlar

Ancak, ben, ne yazık ki, Kültür Bakanlığının mevcut bilgileri, birikimleri, dosyaları arasından sayın milletvekilimizin sorusuna net bir yanıt veremeyeceğim; zira, 7044 sayılı Kanunun 14 üncü maddesine göre, aslında vakıf eseri olan, ancak, mimarî ve kültürel değeri dolayısıyla koruma altına alınmak amacıyla, o zamanki adıyla Vakıflar Umum Müdürlüğüne devrini öngören kanunun hükmü gereği, anılan vakıf eser, Vakıflar Genel Müdürlüğünün sorumluluğunda ve yetkisinde. Zannediyorum, sayın milletvekilimizin soru önergesi, Vakıflar Genel Müdürlüğünden sorumlu devlet bakanlığına yöneltilmiş olsa idi, burada belki daha ayrıntılı bir malumat sunma imkânı buluna-bilecekti.

Ancak, bu vesileyle, sayın milletvekilinin duyarlılığına çok teşekkür etmek istiyorum. Zira, kültür varlıklarımızın korunması konusunda, özellikle, mevzuattaki çeşitliliğin, yetkilerin paylaşılmış olmasının, bölüşülmüş olmasının ve gölgeli alanlar bulunmakta olmasının, zaman zaman kurumlararası kurumsal taassuptan kaynaklanan yetki yarışmalarının, ilgisizliğe de dönüşebilen tutumların, maalesef, sorunlar yarattığı hepimizin bildiği ve hepimizi üzen bir gerçektir.

Elbette, bununla, valiliklere, Vakıflar Genel Müdürlüğüne, vakıflara, belediyelere ve bazı özel kanunlarla, bazı kurumlara verilmiş yetkilerin tek elde toplanmasını önermiyorum; bunun çok doğru olacağını, çok sağlıklı olacağını da düşünmüyorum. Bizim ihtiyacımız, bu konuda, yetkileri ve kaynakları bir elde toplamak yerine, ortak bir bilinci üretmektir diye düşünüyorum. Kültür varlıklarımızı, tarihî eserleri korumak konusunda ortak bir bilince ulaşmak ve bu bilinci yaygınlaştırmak, her ölçekte yaygınlaştırmak, özellikle yerel yönetimlerin, yerinden yönetim otoritelerinin yetkilerini, imkânlarını zenginleştirerek, bunları, ortak anlayışla korumak zorundayız.

Tabiî, Türkiye, öyle bir ülke ki, üzerinde, bin yıllar boyunca onlarca medeniyet kurulmuş, toprağın her metre katında bir tarih var, her metre katında insanlığın geçmişini, dolayısıyla geleceğini aydınlatacak son derece önemli bilgiler, bulgular var. Toprağın üzerinde, şu ya da bu ölçekte koruyabildiğimiz ya da koruyamadığımız tarihî varlıklarımız var ve hiç şüphesiz, bunlar, Türkiye'de bir ulusal bilincin oluşmasında, gerçekten anahtar rol oynayan varlıklar; bunları korumak zorundayız. Korurken de, bunları, bir koruma çemberinin içine alıp, dokunmadan, hiç kimsenin dokunmasına izin vermeden, zamanın içinde öylece saklı kalabilirmiş gibi yapmaktan da vazgeçmemiz gerekiyor. Galiba, ortak bilinç arayışımızda varmamız gereken en önemli uzlaşılardan bir tanesi, özellikle mimarî varlıkların, tarihî mimarî varlıkların korunmasında, bunların korunmasının, ancak bunlar yaşatılarak mümkün olabileceği konusunda bir mutabakat olduğu kanaatini, ben, sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunların, hem yaşatılması hem korunması gerekiyor. Özellikle, yaşatılmayan yapıların korunabilmesinin son derece güç, hatta, neredeyse imkânsız olduğunu biliyoruz. Tabiî, her eser için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Bu söylediğim, genel bir yaklaşım değeri ancak ifade ediyor; ancak, tek tek bazı eserlerin, kendine özgü tutumları, politikaları gerekli kılabileceğini, hiç kuşkusuz, hatırdan çıkarmamamız gerekiyor.

Diğer yandan, kaynakları da çeşitlendirmemiz gerekiyor. Kaynakların çeşitlendirilmesi noktasında, tarihî kültürel varlıklarımızın korunması çerçevesinde ulaştığımız ortak bilincin, ürettiğimiz ortak bilincin ve mutabakatın hayata geçirilmesinde, sadece kurumlara değil, kişilere de inisiyatifler verebilmemiz gerekiyor, sorumluluklar verebilmemiz gerekiyor. Dolayısıyla, bu yönde katkıda bulunmak anlamında insanları teşvik etmemiz gerekiyor, şirketleri teşvik etmemiz gerekiyor, gerçek kişileri teşvik etmemiz gerekiyor, bilim adamlarını teşvik etmemiz gerekiyor. Bu çerçevede, benden önce bu görevi yürüten değerli arkadaşımızın başlattığı bir hazırlık var; daha doğrusu, benim Millî Eğitim Bakanı olarak, onun da Kültür Bakanı olarak, birlikte oluşturduğumuz bir çerçeve var; şimdi, nöbet değişimiyle aynı şeyi sürdürmeyi düşünüyoruz. O da, tarihî varlıkların korunması ve eğitim yatırımlarına dönük, bir tür, adına "sponsorluk yasası" diyebileceğimiz, bir teşvik mevzuatı getirmek. Kendi özel kaynaklarından eğitim yatırımlarında bulunan kimseleri özendirecek birtakım düzenlemeler getirmek; tabiat kültür varlıklarının, özellikle tarihî varlıkların korunması, geliştirilmesi, yaşatılması yönünde kaynak ayıran, çaba ortaya koyan insanların teşvik edilmesi, özendirilmesi yolunda bir yasal çerçeve hazırlıklarımız sürüyor. Bunlar, umuyorum ki, değerli milletvekillerimizin ve bu konuda uzman sivil toplum kuruluşları ya da üniversitelerin de katkıları alınarak, bu yasama yılının sonuna kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi gelebilecektir. Genel Kurul sürecinde de, milletvekillerimizin katkılarını alarak, bu ortak bilincin, ortak yaklaşımın bir numunesi olmak üzere, bu yasayı üretebileceğimizi ve bununla önemli bir merhale, özellikle kaynakların çeşitlendirilmesi bakımından bir merhale kazanabileceğimizi umuyorum.

Biraz önce, Sayın Gazalcı'nın sorusu okundu. Tabiî, Sayın Gazalcı bu soruyu yönelttiklerinde ben Millî Eğitim Bakanıydım; dolayısıyla, bu soru, müsaade ederseniz, bana sorulmuş sorudur. Bu soruyu defaatle cevaplandırdım; ama, tabiî ki, milletvekillerinin soru sorma hakları var ve yürütmede bulunanların, bakanların da bunları cevaplandırma, bu konuları açıklığa kavuşturma sorumlulukları var. Benim bakanlığım döneminde, bakan imzasıyla, sadece 8 atama gerçekleştirilmiştir. Bu, cumhuriyet tarihinde, bugüne kadar yapılan en az sayıda atamadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

KÜLTÜR BAKANI ERKAN MUMCU (Devamla) - Hele hele, yeni gelen bir hükümetin, özellikle üst düzey yöneticiler açısından takınması kaçınılmaz olan tutum dikkate alındığında, bunun eleştirilebilir bir şey olduğunu da, belki, arkadaşlarım söyleyeceklerdir.

Ancak, bir şey çok önemli; biz, şunu yapmaya çalıştık: Eğitim alanının -bundan sonra da bunun böyle devam edeceğine inanıyorum- toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bir ortak mutabakat alanı olduğunu, doğrudan öğrenci velisi olsun ya da olmasın, eğitim sektörünün içinde olsun ya da olmasın, herkesin, eğitimin ülkenin geleceğini inşa eden bir alan olmaktan doğan bir hakkının olduğuna inandığımız için, en geniş mutabakatı oluşturmaya çaba sarf ettik ve bu çaba, bundan sonra da sürdürülecektir; ancak, bunun -daha önce de söyledim- bir hükümetin yasa ve anayasalardan kaynaklanan...

---

**Kaynak gösterme:** Erkan Mumcu (Isparta). “1959'da kaldırılan karaköy camiine ilişkin(6/128),çorum ve alacahöyük müzelerinin kapatılmasına ilişkin(6/136)sözlü sorularda”. TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim tutanağı, 19 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-mumcu-22-2003-03-19-1959-da-kaldirilan-karakoy-camiine-iliskin-6-128-corum-ve-alacahoyuk (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
