# Vııı.tur. (dışişleri bak.,kültür ve turizm bak.,çalışma ve sosyal güv.bak.)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Erkan Mumcu (Isparta)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim
- **Tarih:** 22 Aralık 2003
- **Gündem:** VIII.TUR. (DIŞİŞLERİ BAK.,KÜLTÜR VE TURİZM BAK.,ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜV.BAK.)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/erkan-mumcu-22-2003-12-22-viii-tur-disisleri-bak-kultur-ve-turizm-bak-calisma-ve-sosyal-guv

> Erkan Mumcu, 22 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VIII.TUR. (DIŞİŞLERİ BAK.,KÜLTÜR VE TURİZM BAK.,ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜV.BAK.)); konuşma 1.494 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Bakanlığımızın bütçesi üzerine değerlendirmelerde bulunmak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Yine, bu vesileyle, Bakanlığımızın bütçesi üzerinde söz alan ve değerli düşüncelerini bizimle ve Heyetinizle paylaşan değerli milletvekili arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.

Genellikle, hem kültür alanında hem turizm alanında zaman zaman Parlamentoda, zaman zaman Parlamento dışında çok sık içine düşülen bir algılama sorununa işaret ederek, müsaade ederseniz, sözlerime başlamak istiyorum.

Genel olarak insanlar, kültürel alana ait ne varsa, kültür alanında olup biten ne varsa, bunu doğrudan doğruya Kültür ve Turizm Bakanlığının, Kültür Bakanlığının sorunu olarak, en azından yetki alanında bir konu olarak görmek ve değerlendirmek eğiliminde oluyorlar. Yine, turizm alanında da böyle; turizm alanında sorun çerçevesinde oluşan ne varsa, insanlar, bunu, yine, hemen bakanlıkla, bürokrasiyle ilişkilendiriyorlar; ama, bu, çok da böyle değil. Tabiî, bunun böyle olması da gerekmiyor zaten. Birincisi, kültür, sosyal hayatın bütün şubelerinde yaşanagelen bir şey; canlı bir süreç ve dolayısıyla bir bürokratik kademede, bir siyasal kademede yönetilebilir bir alan değil, yönetilmemesi gereken de bir alan; turizm de bir piyasa alanı ve bu alanda, aşağı yukarı tüm aktörler, piyasa aktörleri... Devletin buradaki rolü, kültür alanında, bir tür kuluçka rolüdür; yani, bir kuluçka sağlamak, gelişmeyi, canlanmayı sürekli destekleyecek, teşvik edecek birtakım imkânları seferber etmekle ilişkilidir; turizm alanında da, daha çok düzenleyici, denetleyici bir işlev yüklenmiştir kanunlarla.

Bu alanda ne olup bitiyorsa "Bakanlığımız uyuyor mu" tarzında eleştiriler, Türkiye'de esas itibariyle, sivil alana dair ne varsa, hatta hayata dair ne varsa, her şeyi bir biçimde devletle irtibatlandırma geleneğimizin, alışkanlığımızın bir parçasıdır. Bundan dolayı kimseyi, kimsenin tutumunu yadırgıyor da değilim. Tabiî, yüzyıllar boyunca sivil hayatın her alanına devletin müdahale ettiği bir kültürün içinde, düzenlemenin de, gelişmenin de devletten beklenmesi ve bürokratik kademelerden beklenmesi anlayışla karşılanması gereken bir durum; ama, artık 21 inci Yüzyıldayız ve 21 nci yüzyılda, gerek piyasa kavramı gerek sivil alan kavramı, sivil kültür kavramı yerli yerine oturmuş gibi gözüküyor. Demokratik kültüre ilişkin birtakım teamüller bizde de oluştu. Bunları, biraz daha sağlıklı, doğru bir çerçevede görmenin yararlı olduğunu düşünüyorum.

Müsaade ederseniz, bu nedenle, Bakanlığımızın, hem bugüne kadar hem bundan sonrasına ilişkin perspektiflerini ana hatlarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum. Bütçeye ilişkin, rakamlara ilişkin verileri, zaten milletvekili arkadaşlarımız biliyor, bunların değerlendirmeleri de çok sık yapıldı; benim, burada, bu konuya tekrar değinmemin bir yarar sağlamayacağını düşünüyorum.

Bizim önceliklerimizden bir tanesi, hiç şüphesiz, ulusal kültürel mirasın korunmasıdır. Ulusal kültürel miras denilince akla birçok şey geliyor; ama, dil de ulusal mirasın en önemli öğelerinden bir tanesi. Sayın Livaneli'ye çok teşekkür ediyorum; dil sorunlarına ilişkin, burada, son derece önemli şeyler söyledi, son derece önemli vurgularda bulundu; ama, bir şey var ki, dil alanı canlı bir alan ve bir kez de ben ifade etmek istiyorum ki, bu alanda herkesin aynı sorumlu tavrı takınması gerekiyor.

Sayın Livaneli'ye sevineceği bir şey söyleyeyim. Yeni bir program başlattık; bir tür antropolojik arşiv oluşturuyoruz. Yapmaya çalıştığımız şey şu: Bugün yaşayan insanlardan, kendi yaşamlarından aktardıkları birtakım tecrübeleri, gelecek nesillere aktarabilecek biçimde, saklayabilecek biçimde, dijital ortamda, elektronik ortamda saklayacağız.

Neyi anlatmak istiyorlarsa onu; bir şehre trenin ilk kez gelişini, babalarının Kore'den dönüşünü, ne bileyim, kendi yakınlarının düğün hikâyelerini, her şeyi; kendi dilleri, kendi anlatımları, kendi deyişleri, kendi söyleyişleri içinde, kültürel çeşitliliği yansıtacak ve hiçbir müdahalede bulunmadan, olduğu gibi gelecek nesillere aktarabilecek, tabiî, araştırmacıların, yazarların, kültür adamlarının da hizmetine sunacak bir şekilde çok büyük bir antropolojik kütüphane oluşturuyoruz. Bunu da üniversitelerimizle birlikte başlatıyoruz. Buradan amaçladığımız şey, dilin çok değişik söyleyiş kalıplarını, vurgularını, ağızları, lehçeleri, nesi varsa, dilimize ifade zenginliği kazandıran ne varsa, özellikle yaşayan Türkçe içinde ne varsa, geçmiş nesillerden bize doğru yansıyan ne varsa hepsini kayıtlı hale getirmek.

Bu çerçevede yaptığımız önemli işlerden bir tanesi, diğer Türk dilli ülkelerin birikimlerini de Türkiye'ye bir biçimde kazandırmaya çalışıyoruz, Türkiye'nin birikimlerini de onlara kazandırmaya çalışıyoruz. Bu anlamda bir yazılım programını devreye alıyoruz. Bu, alfabeleri birbirlerine uyumlu hale getiren bir elektronik ortam projesi.

İkinci yaptığımız iş, bunun, Türk dilleri fonetik sözlüğünü oluşturmaya çalışıyoruz ki, dilin, Ortaasya'dan Türkiye'ye hem coğrafî hem zaman içindeki yolculuğunu daha algılanabilir, daha görülebilir hale getirmek ve bir taraftan Türk dilli toplumlar arasındaki iletişimi daha güçlü hale, daha mümkün hale getirirken, diğer taraftan da dilbilimciler için de, etnograflar için de, araştırmacılar için de önemli bir veri tabanı oluşturmaya çalışmak.

Tabiî, ulusal mirasın içine girebilecek pek çok şey var, ulusal mirasın içinde son derece önemli değerler var, özellikle mimarîye ilişkin değerler var, gerek anıtsal mimariye gerek sivil mimariye ilişkin değerler var; ama, bütün bunların nasıl korunması gerektiği konusunda, korunma araçlarının neler olması gerektiği konusunda bir ulusal stratejiye ihtiyacımız olduğu fikrinden hareketle, ulusal mirasın korunması için bir ulusal strateji oluşturulmasına doğru bir arama konferansları zinciri başlattık ve bu alanda ilgisi ve bilgisi olan herkesle bir masa etrafında çeşitli periyotlarda bir araya geliyoruz, herkesten görüşlerini istiyoruz, herkesten katkılarını istiyoruz. Tam anlamıyla tartışma ortamları demek doğru mu bilmiyorum; ama, çok farklı görüşlerin ve katkıların aynı potaya dökülebileceği bir iletişim sürecini başlattık. Bu sürecin sonunda, ulusal mirasın korunmasına ilişkin bir ulusal strateji yaklaşımının benimseneceğini ve bu ulusal strateji doğrultusunda da daha tutarlı, daha geleceği kuşatan ve daha az itirazla karşılaşan, üzerinde daha az tereddüt bulunan bir uygulama alanı yaratılabileceğini düşünüyoruz.

Bu anlamda, tabiî, dünya birikimini Türkiye'ye kazandırmayı son derece önemsiyoruz ve dünya birikimini Türkiye'ye kazandırmak bağlamında özellikle, müzeler, ören yerleri ya da tarihi SİT alanlarının korunması ve yönetilmesine ilişkin UNESCO birikiminin Türkiye'ye kazandırılması yolunda bir çabamız var. Bu arama konferansları zinciri içinde bunu da tartışma ve değerlendirme konusu içine aldık. Amacımız, UNESCO'nun bize her zaman yönelttiği, alan yönetimi konusundaki mevzuatın yetersizliği eleştirisini bir an önce en geniş ölçekte bir mutabakata bağlayıp, bir yasa değişikliğiyle, mevzuat değişikliğiyle, dünya normlarıyla, dünya uygulamalarıyla Türkiye'yi barıştıran, buluşturan bir uygulama yapmak.

Aktüel bir örnek olarak, güncel bir örnek olarak, arkadaşlarımızın daha çok gazetelerden okuduğu haberlerden haberdar olduğu bir konu olarak açıklamam, izah etmem gerekirse, şu örnekleri vermeliyim: Sık sık görüyorsunuz işte, Mardin dünya miras listesine alınmadı veya dosyası geri çekildi, İstanbul dünya miras listesinden çıkarılıyor, Pamukkale'nin dünya miras listesine alınması konusu gündemdışı bırakıldı gibi haberlerle, genellikle, konu ayrıntılarına vâkıf olunmadan gölgeli, anlaşılmaz bir tartışma alanı yaratılmış oluyor. İşin esası şudur arkadaşlar: Türkiye'de arkeolojik alanların, tarihî SİT alanlarının yönetilmesine dair mevzuat, her şeyin devlet mülkiyetinde olduğu ve devlet inisiyatifinde olduğu yaklaşımından hareketli olduğu için, bir alan yönetimi yaklaşımını beraberinde getirmiyor. Halbuki, UNESCO, dünya miras listesine alacağı bütün projelerden, korumaya ilişkin perspektifi, finansmana ilişkin perspektifi isterken, mutlaka, alan yönetimine ilişkin bir proje de istiyor; ama, alan yönetimine ilişkin bir projeyi biz mevzuatımız gereği sunamadığımız için, bunlar kabul görmüyor. Yoksa, bunlar, bizim ulusal mirasımızın dünya mirası olarak değerini inkâr etmek değil; daha çok, devlet olarak tutumumuzu reddeden, alan yönetimi konusunda daha çağdaş bir yaklaşımı bize telkin eden tutumlardır. İşte, bu mevzuat hazırlıkları sürecinde, bunları da çok hızla yürütüyoruz.

Bütün bunlara dair, tabiî ki, bir fikrimiz, yaklaşımımız var; ama, dediğim gibi, ilgili tarafların tümünün mutabakatını alarak Parlamentoya getirmiş olmanın, bunun, bir ulusal strateji olarak değerini daha çok artıracağını düşünüyoruz. O bakımdan, belki zaman alsa bile, böyle bir mutabakatı oluşturmak gibi bir olumlu yanı olduğu için önünüze birkaç ay gecikmeyle geleceğiz. Ancak, bu konuda çok ciddî ve çok kalıcı çabalarımızın olduğunu söylemek istiyorum.

Tabiî, Bakanlığımızın en önemli işlevlerinden bir tanesi, kültürel yaşamın desteklenmesi, kültürel yaşamın canlılığının korunması; kültür üretimi ve kültür tüketimi dediğimiz olgunun her düzeyde, tüm çeşitliliği içinde, hiçbir müdahaleye konu olmaksızın, en yaygın ölçekte desteklenmesi; Bakanlığımızın temel görevi bu. Dolayısıyla, bizim işimiz kültür politikası yapmak değil, bizim işimiz doğrudan doğruya kültür üretmek değil; ama, doğası gereği, sosyal hayatın her zerreciğinde kendiliğinden üretilen süreci, kültür üretimi ve kültür tüketimi sürecini, hiçbir müdahale konusu etmeden, tabiî ki, her kamu kurumuna Anayasanın yüklediği sorumluluklar saklı kalmak üzere, desteklemek, teşvik etmek; bunu yapmaya çalışıyoruz.

Bu anlamda, önemli bir projeyi şimdi devreye sokuyoruz, harekete geçiriyoruz; bunun da büyük bir memnuniyet yaratacağını, büyük bir yankı uyandıracağını düşünüyorum. Özellikle sivil kültürü desteklemek, sivil örgütlenmeyi desteklemek, sivil toplum örgütlerini desteklemek anlamında bir proje getiriyoruz. Getirdiğimiz proje, Bakanlığımızın imkânlarını, gerek araç gereç bakımından gerek finansman bakımından gerek insan kaynakları bakımından Bakanlığımızın imkânlarını sivil toplum organizasyonlarına tahsis etmek, sivil projelere tahsis etmek. Neyi kastediyorum; şunu kastediyorum: Sözgelimi, bir kentte, kent konseyi, çeşitli sivil toplum kuruluşlarını da içerisine alarak, ortak bir inisiyatif geliştirmiş; sözgelimi kültürel mirasın korunması alanında bir proje, sözgelimi çocukların eğitimi alanında bir proje, sözgelimi yoksullarla dayanışma anlamında bir proje, sözgelimi korunmasına inandıkları bir çevre parçasının korunmasına ilişkin bir proje... Projenin niteliği ne olursa olsun, özelliği, sivil toplum organizasyonlarının, sivil toplum kümeciklerinin birlikte bir ortak inisiyatifi olarak, ortaklaşa bir inisiyatif yaratma ve onu hayata geçirme girişimi olarak bizim karşımıza gelmiş olması koşuluyla, bunları destekliyoruz.

Dolayısıyla, amaçladığımız şey, toplum, ilgi duyduğu, ilgi duymanın ötesinde, üzerinde mutabakat sağladığı, duyarlılık gösterdiği her meselede, örgütlü ölçeklerde bir araya gelebilsin; ortaklaşa, ortak inisiyatifler üretebilsin; ürettiği inisiyatifleri gerçekleştirebildiği, sonuçlandırabildiği konusunda bir tecrübeye sahip olsun ve böylece, medenî bir toplum olmanın, çağdaş bir toplum olmanın, sorunlarını teşhis etme, birlikte tartışma, değerlendirme ve çözümü konusunda, ortak inisiyatif geliştirebilmek konusunda, bir yetenek, donanım, birikim ve tabiî ki, kültür sahibi olsun; bütün amaçladığımız şey bu. Dolayısıyla, bizim, önümüzdeki döneme ilişkin en önemli projemiz bu.

Bu arada, arkadaşlarımız değindiler, telif hakları konusunda, gerçekten, Türkiye'de vahşi bir düzen devam edip gidiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Erkan Mumcu (Isparta). “Vııı.tur. (dışişleri bak.,kültür ve turizm bak.,çalışma ve sosyal güv.bak.)”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-mumcu-22-2003-12-22-viii-tur-disisleri-bak-kultur-ve-turizm-bak-calisma-ve-sosyal-guv (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
